Tüketim: Bir “ara geçiş formu” olarak insan

Tüketim: Bir “ara geçiş formu” olarak insan

Korkmayın, konumuz evrim değil. Her ne kadar evrimden de beslenen bir yazı olsa da, Homo sapiens (%4 Neanderthal) biri olarak kendi türümü odağa alıp, saygıdeğer atalarımızı bu işe karıştırmayacağım. Ama yine de bu başlığı seçmemin bir sebebi var. Hadi biraz evrimden beslenelim.

Bütün canlılar kendinden bir önceki tür ile sonrası arasında bir “geçiş” formudur (evet öyle, bkz.evrim), biz insanlar da “canlı” olduğumuza göre (evet öyleyiz, bkz.ayna), hepimiz birer geçiş formuyuz (yaşasın mantık, bkz.Aristo).

Bu yazıda benim amacım, biyolojide kullanılan “ara geçiş formu” kavramını sosyolojik olarak ele almak. Kelimeyi dümdüz, bodoslama kullanmak. Varlığının tek amacı “arada” bulunmak olan insanı anlatmak.

Kendimizi, sahip olduklarımız üzerinden tanımlamak gibi aptalca ve aslına bakarsan ahlaksızca bir tavır içindeyiz. Bu bizim doğamızda var, ilkel beynimizin ta en derinlerinde. Modern insan, geçirdiği binlerce yıllık “gelişim” sonucunda ilkel beynini baskılayıp, daha akıllı ve daha ahlaklı bir yapıya ulaştı. En azından öyle görünüyor. Çünkü içinde bulunduğumuz çağı düşününce bunca teknolojinin, hayatı kolaylaştıran, keyiflendiren gelişmenin bizi üstün bir canlı kıldığını hemen fark ediyoruz. Bu üstünlüğümüzü gelişmiş beynimize, ilkellikten uzak davranışlarımıza bağlıyoruz. Peki gerçekten öyle miyiz?

Doğa ile içiçe yaşadığımız çağlarda, doğaya karşı yaptığımız her hareketin her davranışın direkt olarak karşılığını görüp hissedebiliyorduk. Bir ağaca zarar verdiğimizde artık bize meyve vermediğini, arı kovanını tamamen bozduğumuzda artık bal üretemediğini, su içtiğimiz dereyi kirlettiğimizde sağlığımızın bozulduğunu anlıyorduk. Yani “bilinçliydik”, bilinçli birer tüketiciydik.

“Geçiş”

Tüketimi bir “geçiş” aşaması olarak görmek mümkün. Tüketilen nesnenin bir önceki hali ile bir sonraki hali arasında bu geçişi sağlayan biziz. Bizler birer “geçiş” aracı, geçiş formuyuz. Yiyoruz ve dışkılıyoruz (sıçıyoruz yani düpedüz), kullanıyoruz ve işe yaramadığında fırlatıp atıyoruz (bizi sevenlere yaptığımız gibi). Bütün hayatımız bir şeyleri tüketmekle geçiyor ama en az düşünceyi de bu tüketim aşamasına harcıyoruz.

Doğadan koptuk, yarattığımız etkiyi görmüyoruz artık, mevcut sistem bizi bundan uzak tuttu. Sistem bizi bütün bu sorumluluktan kurtardı ve biz de bunu çok sevip sisteme daha da bağlandık. Seni kendine daha çok bağladığını gören sistem de giderek daha fazla izole etti seni doğadan. Fasit bir daire gibi birbirini besleyen bir düzen oluştu dünyada. Evet bu sistemi biz kurduk ama yanlışlarını görmeyip onun tutsağı olacak kadar da kör değiliz.

Gelişmişlik, modernlik sayesinde artık daha çok şeye sahip olabiliyoruz. Çok fazla ve çok hızlı üretebiliyoruz, müthiş bir artı değer oluşturuyoruz bu sistemde. Bu da aslında birçok ihtiyaç fazlası ürün demek. Bu kadar fazla ürünün ekonomiye katılması için tüketilmesi gerekli, bu tüketimin sağlanması için de bizlerin bunun etkisinden muaf olmamız ya da en azından etkisini fark etmememiz gerekli.

Yarınlar Yokmuşcasına Tüketim

Giydiğimiz kıyafetlerin ipliği için insanların hangi tarlada nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Elimizdeki cihazların uzak doğuda hangi şartlarda üretildiğini bilmiyoruz. Parmağındaki yüzüğe, altındaki demir yığını arabaya, seni ısıtan kömüre ham-madde sağlamak için, madenlerde nasıl çalışıldığını biliyor musun? Hiç bilmeden, hiç merak etmeden, yarınlar yokmuşcasına tüketiyor ve tüketiyorsun.

Kullandığın ürünün, aldığın gıdanın daha kaliteli, daha ucuz olmasından başka bir şeyi umursamıyorsun. Bunun bedeli olarak gördüğün tek şey onun ücreti. Sen sadece bu bedeli öderken, dünyanın geri kalanı, doğanın kendisi, hatta uzun vadede çocukların bundan çok daha fazla bir bedel ödeyecek farkında değilsin. Bu bedel de öyle “kağıt parçası” olarak değil, canla kanla ödenecek.

Sadece hayatta kalmak için gereken tüketim tabi ki modern insanın tüm ihtiyaçlarını karşılamayacaktır. Daha konforlu, daha keyifli bir hayat sürmek herkesin hakkı. Medeniyeti daha ileriye taşıyacak olan gelişmelerin önünde durmak doğru olmaz. Ama “gelişme” olarak gördüklerimizin perde arkasında olan biteni bilmediğimizde, umursamadığımız da modern insan olma tanımından uzaklaşıyoruz.

İşte sistem tam da bunu sağlamak konusunda inanılmaz yetenekli artık. Bizi yönlendiriyor, baskıladığımız o “ilkel” beynimizi tekrar uyandırıyor, bilinçli olmaktan çıkarmaya çalışıyor. “Sunulan her şeyi düşünmeden al, hemen al, hemen tüket ve bir sonrakine geç. Yapmazsan sen kaybedersin, bak başkası yapıyor, senden daha önde, daha üstün, daha güzel, daha güçlü. “ Nasıl? Bu cümleler seni tahrik ediyor değil mi? Aynı zamanda da seni neye benzettiğinin farkındasın değil mi? Vahşi bir hayvan gibi tamamen içgüdüsel davranıp “düşünen” bir canlı (Homo sapiens), hatta düşündüğünü düşünen bir canlı (Homo sapiens sapiens) değilsin artık. Bravo, tersine evrim yaşadın.

En İyi – En Kötü İhtimal

İsteklerimizin çok değerli olduğunu düşünüyoruz. Dolayısı ile bunları elde etmek için gözümüzü karartmaya hazırız. İsteklerimizin aynı zamanda ihtiyaçlarımız olduğunu sanıyoruz, bunlar aynı şeyler değil. Her isteğimiz bir ihtiyaç değil, bizde ihtiyaç olarak uyandırılan şeylerin farkına varmalıyız. Sürekli olarak isteyen, her şeyi isteyen olmaktan çıkmalıyız. Aksi taktirde en iyi ihtimalle “modern bir primat”, en kötü ihtimalle ise “her şeye sahip olan ama kendisi hiçbir şey olmayan” bir varlık olacağız.

 

0 0 0 0 0 0
Benzer İçerikler
  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478