Rönesansta Sanat Nedir

31 Ekim 2006

Rönesansta İtalyan sanatı üç aşamada oluşmuş ve gelişmiştir. A. XIV. yüzyıl - Trecento (treçento) hazırlık aşaması. Primitif denilen sanatçılar. B. XV. yüzyıl Quatrocento (kvatroçento) ilk Rönesans aşaması, XVI. yüzyıl Cinquecento (çinkveçento) Klasik Rönesans aşaması.

HAZIRLIK AŞAMASI – PRİMİTİFLER
Orta çağda İtalya roman sanatın formlarını benimseyerek uygulamış, çok yaygın olan gotik mimarlığa öncelik tanımamıştır. Resim sanatında ise Bizans sanatı mozaik ve freskleri ile, uzun süre, İtalya’da geçerli olmuştur. Ravenna, Milano, Roma ve Sicilya’da ki dinsel yapılar Bizans mozaik ve freskleriyle süslenmiştir. Venedik ise belli başına bir Bizans sanatı merkezi haline gelmiştir. İnsan ve eşyayı mekan içinde değerlendirmek şeklinde tanımlanan naturalizm ve onun gereği olarak sanatta ve özellikle resim sanatında hacim, gölge-ışık ve perspektif uygulamaları Avrupalı sanatçıların orta çağ sanatlarından yavaş yavaş ayrılmalarıyla mümkün olabilmiştir. Bu basit bir sanat olayı değil, zihinsel bir gelişmenin ifadesidir. Orta çağ sanatında büyük ölçüde egemen olan listisizm ve sembolizm bu çaba ile sona erdirilmiştir. Doğa sevgisi ve doğayı daha iyi inceleyerek sanatta olduğu gibi yansıtmak isteği rönesansın karakteristiğidir. Bu sonuca yönelik çabalarda bulunan ilk sanatçılara primitifler adı verilmiştir. Ancak; primirtif deyimi ilkel anlamında kullanılmamaktadır. Bu sanatçılar İtalyan rönesans sanatını hazırlamışlardır. İtalyan primitifleri, kuzey Avrupa memleketleri primitifleri de gotik sanatın ilke ve etkilerinden sıyrılmak suretiyle yeni bir sanat aşamasına yönelebilmişlerdir.

Cimabue (Cenni di Peppo. 1240-1301)
Arezzo’daki St. Dominique kilisesinde bulunan Çarmıhta ısa tasvirinde volümü gölge-ışık oyunlarıyla belirtmeye çalışmıştır. Çizgileri uzatılmış ağız ve gözler. bütün vücut engin bir ızdırabı yansıtabilmektedir. Soyut görünüşüne rağmen bu eser plastik özellikleriyle sanatçının yeni bir sanatsal atılım içinde bulunduğunu göstermektedir. Cimabue’nin Assisi’deki iki katlı kilisenin alt bölümü duvarlarına fresk olarak işlemiş bulunduğu San Francesco tasviri de ayni ölçüde anlamlı bir eserdir. Mavi bir fon üzerinde, adeta kabartma gibi görünen Aziz, portre izlenimi verecek kadar kişisel nitelikler. psikolojik yüz iadesi göstermektedir. Kahverengi boya, gölgelerle giysinin kıvrımlarını ve vücut volümünü belirtmektedir.
Cimabue’nin çağdaşı Sienalı Duccio Bueninsegna (1255-1319) Siena katedrali için gösterişli bir Maesta (tahta kurulmuş Meryem tasviri) retablı hazırlamıştır. Detramp tekniği ile yapılmış bulunan eserin ön ve arka yüzlerinde 45 küçük pano görülmektedir. Panolarda Meryem ile İsa’nın yaşam öyküleri tasvir olunmuştur. İsa’nın Mezarında Kadınlar. Emmaus Şehrine Giriş, Zeytin dağında Dua konulu panolar dikkate değer. Birinci panoda dramatik bir ifade vardır. Renkler geniş planlar (a-plat) halindeki mavi, kırmızı ve mor renklerdir. Dirilen İsa’nın karşısında hayretle irkilen aziz kadınlar gruplandırılmıştır. Emmaus Şehrine Giriş panosunda şehrin bir bölümü sınırlı bir mekan içinde, üç ayrı olay aynı zamanda gösterilmiştir. Havarileriyle İsa, dua eden İsa, uyuyan Havariler üç ayrı olayın bölümleridir. Duccio, Cimabue’ye oranla geleneğe daha bağlı görünmektedir.
Giotto Bondone (Cotto, 1267-1337)
İlk Rönesansı haber veren sanatçı, hiç kuşkusuz. Floransalı Giotte di Bondone’dir. Giotto (Cotto,T267-1337) bir rivayete göre, Cimabue’nin yanında yetişmiştir. Sanatçı bir frek ustasıdır. Bu sanatçının freskleri Assisi’de San Francesco kilisesinde, Padua’da Scrovegni (Skrovenyi) capellasında ve Floransa’da Santa Croce (Santa Kroçe) kilisesinde bulunmaktadır Padua freskleri sanatçının sitilini yeterince ve gereğince tanıtabilir. Freskler ısa ve Meryem’in yaşamlarının öyküsüdür. Giotto olayları jestlerle nitelendirilebilmiştir. Mekan ve volüm değerlendirilmeleri denemesi gereğince yapılabilmiştir. Psikolojik ifadeler çok anlamlıdır. Mavi, pembe, kırmızı ve sarı renkler kullanılmıştır. Kendisi yaşlı, kansı kısır olan loakim (Meryernin babası) üzüntülü, çobanlar arasında bulunmaktadır. Psikolojik çöküntü umutsuzluğu göstermektedir. loakimin’in Rüyası panosunda ise pembe renkli giysisi içine büzülerek gömülmüş olan loakim’in royalı hali, benzeri az bulunur fizik ve psikolojik izlenimle yansıtılmıştır. Mezara Koyuş panosunda kompozisyon ustacadır. Panonun sağından sol alt kenarına doğru çapraz inen kayalar derinliği verebilmektedir. Acıyla İsa’nın ölü vücuduna, gittikçe eğilerek yönelen figürler sahnenin iki ucunda dikey planda yer alan figürler bu olayı hareketle dramatize etmektedir. Mavi renkli gökte uçuşan melekler tam bir raccourci denemesi niteliğindedir.
Giotto, ayni zamanda, mimardır. Florasandaki Çan Kulesi (Campanella) bu sanatçının eseridir. Giotto yeni sanat anlayışı ve uygulamasıyla İlk Rönesansı haber veren bir sanatçıdır.
2. XV. yüzyıl Quatrocenteo - İlk Rönesans
Leonardo da Vinci (1452-1519)
Leonardo da Vinci (1452-1519) çok yönlü ve evrensel.sanatçı tipinin en belirgin ve seçkin örneğidir. Leonardo bir bilgin ve mühendistir. Hydrolik, aerodinamik, botanik, zooloji, anatomi, fizik ve matematik, astronomi dallarında araştırmalar yapmış, eserler yazmıştır. Leonardo, bu yönleriyle, bilimler tarihinin konusudur. Mimar, heykel traş ve ressam olarak da güzel sanatlar alanında ün yapmış bir kişidir. Resim, sanatçının yaygın ve çok yönlü çalışmalarında küçük ve sınırlı bir bölüm tutmaktadır. Resmi zihinsel bir olay olarak nitelendirmiştir. Bu tanım sanatçının, eserlerinde açıkça ifade bulur. Tanınmış eserleri arasında yapılış sırasına göre, Verrochio ile ortaklaşa meydana getirdikleri İsa’nın Vaftizi, Muştulama, Kahinlerin Tapması, Mağarada Meryem. Cena (Son Yemek), Gioconda (Monna Lisa), Saint-Anna Grubu bulunmaktadır.
Leonardo’nun sanat çalışmaları, genellikle Floransa’da geçmiştir. Bir aralık Milano’ya gitmiş ve orada eser vermiştir. Leonardo ilk sanat çalışmalarını Verrochio’nun atölyesinde yapmıştır. Muştulama (Müjdeleme) Leonardo’nun ilk yapıtlarındandır. Simetrik bir kompozisyonla meydana getirilmiştir.
Leonardo da Vinci büyük bir ışık ustasıdır. Figürleri, volümleri ışıkla değerlendirmek onun sanatının büyük bir özelliğidir.
Monna Lisa yada La Joconda portre sanatının en ulaşılmaz sayılan örneklerindendir. Leonardo’nun sfumato tekniği bu yapıtta en üst düzeyde mükemmelliğe ulaşmıştır. Işığın zerreleşerek titreşimi seyredenle eser arasına bir atmosfer perdesi koymuş gibidir. Gülümseme yaşam hareketliliği ve ruh gizemi telkin etmektedir. Mavimsi sise bürünmüş dağlar, ova ve dere bir insan-doğa sentezi oluşturmaktadır.
Sandro Botticelli (1446-1510)
Botticelli’nin en ünlü tablolarından birisi bir Hıristiyan efsanesini değil, klasik bir mitoloji öyküsünü, Venüs’ün doğuşunu betimler. Olasılıkla, ya kendisi yada iyi eğitim görmüş dostlarından biri, ressama antik çağın insanlarının Venüs’ün denizden, çıkışını nasıl betimlediklerini anlatmış olmalıdır. Bu bilgi sahibi insanlara göre Venüs’ün doğuşunun öyküsü, tanrısal güzellik bildirisini yeryüzüne getiren gizemin sembolüdür. Ressamın, bu mitoloji öyküsünü değerince betimlemek için saygıyla işe koyulduğunu düşünebiliriz. Tablonun konusu da kolayca anlaşılabilir. Botticelli’nin figürleri daha az kütlelidir ve bunlarda Pollaiuolo’nun yada Masaccio’nun figürlerinin çizim doğruluğu yoktur. Botticelli’nin kompozisyonunun zarif hareketleri ve ahenkli çizgileri, Ghiberti’nin ve Fra Angelico’nun Gotik geleneğini, hatta belki de XIV. yüzyıl sanatının - Simone Martini’nin “Meryem’e Müjde”si yada Fransız kuyumcusunun yapıtı gibi: “vücudun zarif dalgalanışı ve kumaş kıvrımlarının ne, fis dökülüşüyle” dikkatimizi çeken - yapıtlarını hatırlatıyor. Sandro Botticelli (1445-1510) Polaiolo ve Verrochio ile XV. yüzyılın ikinci yarısının çok değerli ve güçlü sanatçılar grubunu oluşturur. Bu sanatçı gerçekten liriktir, şiir doludur. Denebilir ki, resim sanatı bu derece arı ritmli bir sanatçıyı nadiren görmüştür. Birçok dinsel konulu tablolar yapmış bulunan Botticelli’nin en tanınmış iki eseri Primavera (İlkbahar) ve Venüs’ün Doğuşu tablolarıdır. Primavera tablosunda hülyalı, kıvrak vücutlu, zarif genç kızlar, bahar saçan çiçekler, ince süsler görülmektedir. Yaşama sevincini melodileştiren bu kompozisyon bir yandan da yaşamın geçiciliğini dile getiren bir melankoliyi dile getirmektedir. Venüs’ün Doğuşu tablosu mitolojik bir konuyu lirik, şiirimsi duygular yaratan renk ve çizgilerle, çok ince bir şekilde dile getirmektedir.
Masaccio (1401-1428)
Floransa ilk rönesansının üçüncü büyük sanatçısı ressam Massaccio (1401-1428) kısa ömürlü olmuştur. Massaccio yeni sanat anlayışına paralel çalışmalarda .bulunmuştur. Bu sanatçı doğayı ve insanı incelemiş ve ifade konusunda yeniliklere yönelmiş, perspektif ve ışık etkilerini değerlendirmiştir. Massaccio’nun figürlerinde gerçek. Doğal bir röliyeflik vardır. Sanatçıda perspektif. kitle ve volümler birbirini tamamlayan öğelerdir. Işık gerçek bir kaynaktan geliyormuşcasına tasvir olunan sahneye dağılır. Resimlerinde heykel traşlık ve mimarlık birbirilerini tamamlar. Kitlelerin, volümlerin ve ışığın gereğince kullanılmış olması sanatçıda gerçek duygusunun geniş ölçüde mevcut bulunduğunu gösterir. Massaccio’nun figürleri canlıdır. gerçektir. anlamlıdır. Bütün bu sanatsal özellikler sanatçının Santa Maria del Carmine kilisesinin Brancacci capellasındaki fresklerinde görülebilmektedir. Massaccio da büyük bir fresk :ustasıdır. Capelladaki üç duvar yüzünü tümüyle örtmektedir. Konuları Aziz Petrus’un yaşam öyküsüdür. Fresklerin en önemli panosu İsa ile havarileri Kafemaum şehri önünde tasvir eden panosudur.
3. İtalya’da XVI. yüzyıl Cinquecento Klasik Rönesans
Tiziano (1485-1576)
Tiziano, Alplerin güneyinde Cadore’de doğdu. Vebadan öldüğünde doksan dokuz yaşında olduğu sanılıyor. Uzun yaşamı boyunca, Michelangelo’nun kine çok yakın bir üne kavuştu. Tiziano’nun ilk biyografilerini yazan yazarlar, İmparator V. Charles’ın, sanatçının elinden yere düşürdüğü fırçasını eğilip alarak onu onurlandırdığını hayranlık ve şaşkınlıkla anlatırlar. Üstelik Tiziano, ne Leonardo gibi evrensel ilgileri olan bir bilgin, ne Michelangelo gibi üstün bir kişilik, ne de Raffaello gibi kolay ve çekici bir insandı. O her şeyden önce bir ressamdı. Ama boyaları kullanmadaki ustalığı, Michelangelo’nun çizimde gösterdiği ustalığa denk düşen bir ressam. Bu üstün ustalık ona, kompozisyonun zamanla giderek itibar kazanan kurallarını bir yana itme ve apaçık bir şekilde uyumu yeniden kurmak için renge sarılma olanağını verdi.
Rafaello Sanzio (1483-1520)
XVI. yüzyılın en ünlü sanatçısı Urbinolu Rafaello Sanzio (1483-1520) bütün sanat ekollerinin bir tür sentezini yaparak doruğa ulaşmıştır Raphaello biraz babasından daha çok da Perugina denilen Pietro Vanticci’den yararlanmıştır. Raphello’nun ilk güzel eserlerinden olan Meryem’in Evlenmesi tablosu klasik stilin niteliği hakkında açıklıkla bilgi verebilmektedir. Meryem ve Yusuf Hahamın iki yapında yer almışlardır. Arkada. geride kubbeli bir tapınak görülüyor. Hahamın tam ekseni üzerinde bulunan tapınağa merdivenle çıkılmaktadır. Bu merdivenli düzen derin bir perspektifle mekanı genişletmektedir. İki yandaki gruplar kompozisyonu dengelemektedir. Boyalar belirgindir. Işık bütün yüze yayılmıştır. Raphaello dört yıl Floransa’da kalmıştır. Bu süre içinde onbeş Madonna (Meryem.,Çocuk İsa tasviri) resmi yapmıştır.
Mimarlık da yapan sanatçının oldukça geniş bir felsefe kültürü olduğu anlaşılmaktadır. Bu felsefe kültürünü, ihtimal. Roma’da, Vatican çevresinde edinmiştir. Resim sanatında, teknik olarak, yağlıboya ve fresk işlemiştir. Dinsel konular, mitolojik konular ve portre türleri sanatçıyı aynı ölçüde ilgilendirmiştir. Özellikle, büyük bir portre ustasıdır. Genç yaşta ölen bu sanatçının stili ince ve soylu, kompozisyonları dengeli, ifadesi zariftir. Madonnalarında Meryem çok güzel yüzlü. meleksi görünüşlü genç bir anne olarak tasvir edilmiştir. İdeal güzellik sanatçının modeli olmuştur. Güzel Bahçevan, Madonna del Granduca. Madonna del Cardellino, Madonna del Sedia ünlü eserleridir. Çok tanınmış Güzel Bahçevan tablosunda Meryem, Çocuk İsa ve Yahya (Johannes) kompozisyonu piramidal, yani simetriktir. Üçlü, kırda tasvir edildiği için tabloya Güzel Bahçevan adı verilmiştir. Mavi. kırmızı. mor renkler lokaldir. Anatomiler ideal orandadır. Yaygın bir ışık tabloya huzur vermektedir. Meryem meleksi yüzlü genç ve güzel bir kadındır.
Raphaello halı kartonları da yapmıştır. Raphaello büyük bir portre sanatçısıdır. Zamanının papalarının. tanınmış soylu kişilerinin ve bu arada. sevgilisi Margherita Luti’nin portrelerini yapmıştır. Licom’lu Kadın derin, içten bakışı, belirgin ve aydın formuyla seyirciyi etkilemektedir. Agnolo Doni portresi Leonardo’nun stili etkisini göstermektedir. Kusursuz bir sfumato konturları ve fonu yumuşatmaktadır. Kişinin psikolojik etüdü mükemmeldir.
Michelangelo Buonarotli (1475-1564)
Michelangelo Buonarotli (1475-1564) heykeltıraş, ressam, mimar ve ozandır, insanüstü bir güç ve enerji ile heykeltraşlık, resim ve mimarlık dallarında eserler yaratmıştır. Sanat; bu titan için engin ruhunun ve bütün insanlığın ifade aracı olmuştur, Michelangelo heykel sanatını Medici’lerin Floransa’daki bahçelerinde antik eserleri inceleyerek öğrenmiştir. Eski yunan barak heykel traşlığı stilindeki Laocon grubunun 1506 yılında toprak altından çıkarılarak tanınması da Michelangelo’nun heykel ve resim çalışmalarını etkilemiştir.
Michelangelo’nun sanat yaşamı Floransa ve Roma arasında bölünerek sünmüştür. Sanat dünyasında kişiliği eseriyle bütünleşen sanatçıların en. belirgin ve ileri örneğidir. Sanatçı heykeltraşlık çalışmalarında konularının yalnız birkaçını klasik mitolojiden alarak yapıtlar meydana getirmiştir. İlk eseri sayılan Kentavrlarla Lapitlerin Savaşı bir kabartınadır. Bachus heykeli de klasik mitoloji konulu bir eserdir: Michelangelonun konulan dinseldir, hıristiyanlık inançlannı yansıtır. Roma’da Senpiyer kilisesindeki Pieta Grubu ilk büyük eserlerindendir.
Michelangelo’nun resim dalındaki tanınmış yapıtı Kutsal Aile, isimli, tuvalidir. Bu eser Agnolo Doni adındaki soylu bir kişi için yapılmıştır. Tabloda Yusuf, Meryem ve Çocuk İsa tasvir olunmuştur. Kompozisyon, volumlerin çok belirgin şekilde değerlendirilmesi suretiyle meydana getirilmiştir. Heykeltraşlığa yönelik bu özelliğiyle kompozisyona resme dönmüş heykel denebilmektedir.
XVII. yüzyıl Rönesans Sanatçıları
Jan Vermeer (1632-1675)
Delft’li Jan Vermeer (1632-1675) XVII.yüzyıl Hollandaresim sanatına renk ve ünveren sanatçılardandır. Bu sanatçı tablolarında clair-obscur’e yer vermez. Açık mavi, limon sarısı renklere öncelik tanır. Resmi hafiftir, gölge (koyuluk) yer almaz. Maddeye önem verir. İpek giysiler, kürk süsler sanatçı için önemli elemanlardır. Bu sanatçıya ev işleriyle uğraşan kadınlar. günlük yaşamın arı sahneler, dantela ören genç kızlar, mektup okuyan kadınlar, küçük ve dar Delft sokakları görüntüleri tasvir konulan olmuştur.
Vermeer’in yavaş ve titiz çalıştığı anlaşılıyor. Yaşamı boyunca pek fazla tablo yapmamıştır. Bunlardan çok azı önemli sahneleri betimler. Çoğunlukla, tipik bir Hollanda evinin bir odasında duran sıradan figürleri işlemiştir. Bunlardan bazıları sıradan bir işe kendini vermiş tek bir figür içerir yalnızca. Örneğin, süt boşaltan bir kadın gibi. Vermeer ile birlikte, janr (günlük yaşam) resmi, mizahi bir çizim olmaktan tamamen kurtulmuştur. Vermeer’in tabloları aslında içinde insan figürü bulunan ölü doğalardır. Bu basit ve iddiasız tabloyu, tüm zamanların en büyük başyapıtlarından biri yapan nedenleri anlamak güç. Ama tablonun aslını görme talihine ermiş olanlardan ancak pek azı, onun mucize gibi bir şeyoldugu konusunda benimle aynı düşünceyi paylaşmaz. Bu mucizevi yönlerinden biri, tam olarak açıklanamasa da, belki de tarif edilebilir. Bu da, Vermeer’in tablonun üstünde fazla çalışılmış hissi yaratmadan, dokuların, renklerin ve biçimlerin betimlenmesinde ulaştığı kılı kırk yaran bir kesinliktir. Biçimlerin netliğini kaybetmeden kontrastları yumuşatan bir fotoğrafçı gibi, Vermeer de nesnelerin dış çizgilerini yumuşatmış ama onların kütlesel etkilerini korumayı bilmiştir. İşte bu yumuşaklığın ve kesinliğin garip birleşimi, onun en iyi tablolarını, böylesine unutulmaz yapmaktadır. Bu tablolar, sıradan bir sahneyi taze, bir bakış açısıyla görmemizi sağlıyor. Ressam, pencereden içeri süzülen ve bir kumaş parçasının rengini canlandıran ışığı gördüğünde neler hissetmişse, biz de aynı duyguları yaşıyoruz.
Paulus Rubens (1567-1640)
Katolik memleketlerden olan Flandr’da devrin barok sanatının en güçlü temsilcisi ressam Paulus Rubens (1567-1640) zamanının ve bütün Avrupa sanatının büyük eserlerini yaratmıştır.
Rubens bir yönüyle Rönesansa bağlıdır, klasik antikiteyi tanımıştır. Sanatçı, aynı zamanda koyu bir katoliktir, Roma kilisesine içtenlikle bağlıdır. Sanatçının bütün eserlerinde klasik antikitenin ve kilisenin etkileri görülür.
Anwerste yetişen sanatçı bir aralık İtalya’ya gitmiş, orada ünlü İtalyan sanatçılarını tanımıştır. Rubens resim sanatında renk, volüm ve hareket öğelerine en ileri ölçüde değer tanımıştır. Kompozisyonları hareket kompozisyonları, yani çapraz, C ve S biçimli planlar gösteren kompozisyonlardır. Volümler dolgun, abartmalıdır. Sanatçının paleti zengindir. Bütün renkler ve renk nüansları gerektiği yerlerde kullanılmıştır. Kırmızı öncelikle ve sık sık kullanılan, sevilen renktir; tablolarda kahverengini dengeler. Tuşlar oldukça kalındır. Işık da plastik öğe olarak uygulanmış, çoğunlukla belirli figürler üzerinde toplanmıştır. Rubens, sanatsal formasyonu ve dinsel inancı gereği konularını dinsel, mitolojik kaynaklardan seçmiş, profan konulara da bir ölçüde yer vermiştir. Sanatçı bütün bu konulan hep ayni estetik ve teknik elemanlara değer vererek incelemiş ve işlemiştir.
Sanatçı, portreler de yapmıştır.
Dinsel konulu eserler arasında Çarmıhta İsa, Çiçekler Çelengi İçinde Meryem, ve Mitoloji konulu eserlerden Venüs ve Adonis, Leukippes Kızlarının Kaçırılması, Üç Gratia, Savaşın Kötülükleri sayılabilir. Aşk Bahçesi, Kermes din dışı Gökkuşaklı Manzara peyzaj resimleridir.
Rubens portre olarak karısının, çocuklarıyla karısının, çocuklarının resimlerini yapmıştır. Küçük Kürk karısının yarı çıplak portresidir. Kendisinin, yaşamının sonuna doğru yaptığı portresi bütün fizik ve ruhsal özelliklerini yansıtmaktadır.
Rubens bir ara Fransa’ya gitmiş. Paristeki Luxembourg Sarayı için İtalyan Marie de Medici’nin Fransa Sarayına gelin olarak gelişini ve yaşantısını tasvir eden büyük boyutlardaki resimleri yapmıştır. Rubens’in üstün sanat gücü kendi ülkesinin sanatçılarını olduğu kadar tüm XVII., XVIII., ve hatta XIX. yüzyıllar boyunca Avrupa sanatçılarını da etkilemiştir.
Francisco Goya (1746-1828)
Büyük İspanyol ressamı Francisco Goya (1746-1828), eski konuları terk eden David kuşağı sanatçılarından biridir. Goya, El Greco’yu ve Velazqez’i ortaya çıkaran İspanyol resim geleneği konusunda iyice bilgi ve deneyim sahibiydi. Balkondaki grupta görüldüğü şekilde, Goya da tıpkı David gibi, geleneklerdeki ustalığını klasik ihtişam uğruna terk etmemişti. XVIII. yüzyılın büyük Venedikli ressamı Giovanni Battista Tiepolo yaşamının son yıllarını Madrid’de bir saray ressamı olarak geçirmişti. Goya’nın resminde bu sanatçıdan bazı yansımalar görüyoruz. Ama yine de Goya’nın figürleri tamamen farklı bir dünyaya aittirler. Goya’ya İspanyol sarayında bir yer sağlayan portreleri yüzeysel olarak Van Dyck’ın yada Reynolds’un resmi portrelerine benziyor. İpek ve altının parıltısını verişindeki becerisi, Riziano ve Velaquez’i hatırlatıyor. Ama Goya, modellerine değişik bir gözle bakıyor. Gerçi bu ustalar da güçlü kişileri pohpohlamış değillerdi ama, Goya’nın hiç acıması yok gibi görünüyor. Modellerini tüm değersizlikleri, çirkinlikleri, açgözlülükleri ve aptallıklarıyla ortaya çıkarmaktan çekinmiyor. Ondan önce ve sonra, hiçbir saray ressamı, koruyucularına ilişkin böylesi bir belge bırakmamıştır geriye. Goya, geçmişin geleneksel alışkanlıklarından bağımsızlığını yalnızca bir ressam olarak ortaya koymamıştır. Rembrandt gibi, çok sayı asitle indirme resim yapmıştır: Bunların çoğu sadece oyulmuş çizgileri değil, gölgeli alanları da veren akuatinta (leke baskı) denilen yeni bir teknikle yapılmıştır. Goya’nın oymalarının en dikkati çeken yönü, ne Kutsal Kitap’tan, ne tarihten, ne de günlük yaşamdan alınmış olmalarıdır. Hiçbiri bilinen konularda olmayan oymaların çoğu, büyücü kadınların ve esrarengiz hayaletlerin fantastik görüntülerinden oluşur. Bunların bazıları Goya’nın İspanya’da tanık olduğu aptallık ve gericiliğe, acımasızlığa ve baskıya karşı çıkışlarıdır, diğerleri sanatçının kabuslarını şekillendirirler.
Van Dyck (1599-1641)
Van Dyck Ahverste Rubensin atölyesinde çalışmıştır. Roma’yı, Venedik’i ziyaret eden sanatçı Tiziano ve Veronez’in renk ve ışığa önem veren eserlerini ve stillerini incelemiştir. 1632 yılında Londra’ya gitmiş, orada Kral Charles’ın çok takdir ettiği bir sanatçı, Saray ressamı olmuştur. Van Dyck İngiltere Kralının ve Kral ailesinin, zamanının İngilteresinin soylu kişilerinin portrelerini yapmıştır. Kral Charles’ın Louvre Müzesinde sergilenen portresinde bir av dönüşü yapan Kral, geniş bir peyzaj içinde, rastgele, fakat kibar kişiymiş gibi tasvir olunmuştur. Kralın eli, anlamlı bir jest olarak kalçası üzerindedir. Seyirciye dönük bakışı etkileyicidir.
Van Dyck İngiliz portre resim ekolünün gerçek kurucusudur. XVIII. yüzyılın ünlü İngiliz portre sanatçıları Reynolds, Gainsborough, Romney Van Dyck’ın açtığı yolda yürümüşler, onu bir az esneklilik ve incelikle taklit etmişlerdir. Van Dyck’ın tablolarında yumuşak. tatlı bir ışık renkleri okşar. Tuşları geniş, anlatımı duygusal ve zariftir. modellerinin duygusal nitelikleri yüzlerinde ve jestlerde ifade bulur. Van Dyck, kuşkusuz, portre sanatına büyük zararlar verecek tehlikeli bir emsal oluşturmuştur. Yine de bu, onun en iyi portrelerinin başarısını gölgelemez. Ayrıca unutulmaması geren bir şey de, herkesten çok onun, soyluların ideallerinin kristalleşmesine yardımcı olduğudur.

19.YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA SANAT
EDOVARD MANET – EMPRESİYONİZM
19. yüzyılın ikinci yarısının en büyük ve köklü sanatsal olayı Empresiyonizm denilen sanat hareketinin doğmasıdır. Empresiyonizm de geleneksel ve akademik sanat ile benzeri çatışmayı yapmıştır. Ancak romantizm sanatlardaki görünüşü ve özü ile devam edemediği halde Empresiyonizm diye adlandırılan sanat hareketi tutunmuş ve daha sonraki yenilikçi estetiklere sanat hareket ve akımlarına öncülük ederek 20. yüzyılın sanatlarını hazırlamıştır.
Empresiyonizm 1870 yılı dolaylarında vukua gelen bilimsel ve toplumsal değişmelerin kültür ve sanat alanlarındaki görüntüsüdür. Fotoğrafın icadı doğanın saptanması olanağını sağlamıştır. Courbet, gödüğünü gördüğü gibi yapan bir sanatın temsilcisi olmuştur. Emprestiyonist denilen sanatçılar doğa ile, peyzaşın durmadan, her an değişen görüntüleriyle formları manzarayı ve objeleri değiştiren ışıkla meşgul oldular. Manet sanata yeni bir yön göstermişti. Manetin etrafında toplanan sanatçılar yeni araştırmalara koyuldular. 1874 yılında Paris te fotoğrafçı Nadar ın atölyesinde bir sergi açılmıştır. Bu sergi grubunda Manet ve Edgar Degas (1834-1917) nın etrafında Claude Monet (1840-192…) Auguste Renoir (1841-1919), Alfred Sisley (1839-1899), Berth Morisot (1841- 1895) Camille Pissaro (1830-1903) toplanmıştır. Gruba, sonraları Paul Cezanne (1939-1906) da katılmıştır.
Emrresiyonist sanatçılar ışığın hiç durmadan değişen görüntülerini yakalamaya tutkun kişilerdir. Işığın etkinliğini içtenlikle bağlı, taze renkleri seven empresiyonistler, tablolarında en küçük detaya bile önem verilmesine, gölge-ışıkın iyi dengelenmesine değişmez sanat kuralı sayan akademi sanatçıları ve sanat anlayışları gelenekçi sanatçılar paralelinde olan eleştirmenlerce ihtilalci sanatçılar olarak görünmüşlerdir. Emprestiyonist sanatın gerçek temsilcisi Claude Monetdir. Bu sanatçı Boudin, Jonkind ve Corot’den esinlenmiştir. Monet ışığın geçici etkilerini ve renk oynaşmalarını, ışık ve renk ilişkilerini aramış ve tuvallerinde değerlendirmiştir.
XVIII. yüzyıl Rönesans Sanatçıları
Sir Joshua Reynolds (1723-1792)
XVIII. yüzyıl İngiltere’sinin seçkin sosyetesini sanatıyla hoşnut bırakan Sir Joshua Reynolds (1723-1792) adındaki İngiliz ressamı yalnızca bir kuşak sonra doğdu. Reynolds, Hogarth’tan farklı olarak, İtalya’da bulunmuştu. Ve İtalyan Rönesansı’nın Raffaello, Michelangelo, Correggio ve Tiziano gibi büyük ustalarının, gerçek sanatın tartışmasız örnekleri olduğu konusunda döneminin sanat uzmanlarıyla aynı düşüncedeydi. Carracci’nin olduğu söylenen öğretiyi benimsemişti. Bu öğretiye göre, bir sanatçının tek umudu, eski ustaların en değerli özelliklerini, örneğin Raffaello’nun çizimini, Tiziano’nun renklendirmesini ve diğer sanatçıların en mükemmel yanlarını özenle inceleyip taklit etmekti. Reynolds, daha iler ki yıllarda sanatta başarıya ulaşıp, yeni kurulan Kraliyet Sanatlar Akademisi’nin ilk başkanı olduktan sonra, bir dizi konuşmada, bu “akademik” doktrini açıkladı. Hala ilgiyle okunan bu konuşmalarda Reynolds’un, çağdaşları gibi (örneğin Dr. Johnson), beğeninin bilinen kurallarına ve sanatta eski otoritelerin önemine inandığı görülür. Eğer öğrencilere İtalyan resminin başyapıtları olarak kabul edilen eserleri inceleme olanağı verilirse, onlara, sanattaki doğru teknik, geniş ölçüde öğretilebilirdi. Reyolds sadece mükemmel ve sıra dışı olanlarla uğraşmanın Büyük Sanatın adına uygun düştüğüne inandığı için, konuşmalarında, yüce ve soylu konularda çalışmanın gerekliliğini öğütlüyordu. Reynold’s, yayımladığı üçüncü konuşmalarında şöyle yazdı: “Gerçek ressam, insanları, yaptığı taklit resmin titiz ayrıntılarıyla eğlendirmeye uğraşacağına, kendi fikirlerinin mükemmelliğiyle onları geliştirmeye çalışmalıdır.
Reynolds, Dr. Johnson ve çevresinin dostu bir aydındı, ama aynı şekilde, güçlü ve zengin kişilerin güzel kır evlerinde ve kent konaklarında da dostça karşılanıyordu. Tarihsel resmin üstünlüğüne içtenlikle inanmasına ve bu resim türünüri1ngiltere’de yeniden canlanacağını Umut etmesine karşın, bu çevrelerde gereksinim duyulan ve en ç,ok aranan sanat türünün hala portre olduğunu kabul etmişti.
Simeon Chardin (1699-1779)
Simeon Chardin birçok eviçi görüntüleri ve nature-mortelar yapmıştır. Sanatçı orta sınıf halkın yaşantısını tablolarında dile getirmiştir. Bu enteriyör ve günlük yaşam tasvirlerinde özel bir düzenleme, bir mise-en scene görülmez. Sadelik egemendir. Her obje, her hareket olduğu gibi, bir fotoğraf objektifine yansıdığı gibi tasvir olunmuştur. Sanatının temel motifi olan insanı, sanatçı, mutfakta, enteriyörlerde yakalar. Bu bakımdan, bir ölçüde, Hollanda resim sanatçılarına yaklaşır. Gölge-ışık objelerin tabiatına göre kullanılmıştır. A1ış verişten Dönen Kadın, Çalışkan Anne, Yemek Duası örnek yapıtlarındandır. Sınırlı bir şekilde uygulanan kahverengi, koyu gri ve kırmızı renkler figürlere daha anlamlı bir görünüm vermektedir.
Chardin natürnıort ve portre eserler de yapmıştır. Academi’ye kabulunu sağlayan Pisi Balığı. Şeftaliler değerli natürnıort eserlerindendir. Kendisinin viziyerli portresi türüne örnek olarak alınabilir.
NEO-KLASİSİZM VE PREROMANTİZM
1750-1800 yılları arasında Avrupa sanatı Barok ve Rokoko stillerini terk etme yoluna gitmiştir. Bir başka değişle Barok sanat çağın sosyal ve kültürel gereksinmelerine yanıt verecek güçten yoksun kalmıştır.
Arkeolojik çalışmaların ve kazılarının toprak altından gün ışığına çıkardığı eski sanatlar kalıntıları, özellikle İtalya da ki Ponpei ve Herculanım şehirlerinin bulunuşu klasik antikiteye karşı duyulan hayranlığı körüklemiştir. Alman arkeolog ve sanat tarihçisi J. Winckelmann’ın Geschichte der Kunst des Altertums adlı eseri, çoğu Romalılar tarafından Grek orjinallere göre yapılmış, o eserlerin kopyası olan sanat ürünlerini bilim ve sanat dünyasına tanıtmak, daha doğrusu sevdirmek amacıyla yazılmıştır.
Heykeltraş ve mimarların klasik antikiteyi yeniden dillendirmeleri, ortada eski sanat eserleri bulunduğundan, kolay olmuştur. İtalyan heykeltraş Antonio Canova (1757-1822) önceleri Gianlorenzo Bernini esprisinde eserler vermiştir.
Büyük Fransız ihtilalinin eşiğinde eserler vermeye başlayan Fransız Jacques Louis David (1748-1825) No-klasik sanat doktrinini benimsetmek hususunda fazla zorluğa uğramamıştır. O zamanki toplum artık fetes galantes’ları, kır eğlencelerini konu edinmiş bulunan eserleri beğenmez olmuştur. İhtilal fikri No-klasik sanatın konu ve ifadelerinde yerini bulmalıydı. Yeni sanat ilkesi sanatın herkez tarafından kolaylıkla anlaşılır olmasını, beşeri ideali ruh yüceliğini güçlendirmesini ve yaşatmasını istiyordu.
PAUL CEZANNE (1839-1906)
Gençliğinde empresyonistlerin sergilerine katılmıştır. Ona karşı gösterilen tavırdan o kadar tiksinmişti ki doğduğu kent olan Aix-en-Provence ‘a çekildi. Burada eleştirmenlerin yarattığı gürültüden uzakta sanatının sorunları üzerinde çalışmaya başladı. Cezanne bu yeni ve değişik doğada, doğaya bir başka gözle bakan yolunu tutmuştur. Sanatçı doğanın değişmeyen değerlerini araştırmış, formları dengeli planlarla yapılandırma gereğini düşünmüştür. Doğanın silindir, küre ve konilerle inşa edilebileceği ilkesini böylece oluşturmuştur. Bu ilke ve kural sonraları kübistlere ışık tutmuştur. Cezanne’nin tablolarında kompozisyona geometrik planlar sentezidir. Rönesanstan beri sanatçıları düz bir yüzeyde üç boyutun volümlerin nasıl gösterileceği problemi meşgul etmiştir. Cezanne volümlerin renk planlarıyla vermeye yönelmiştir. Kitleler tek renkle modle edilmiş, tek renkle planlarla devamlılık sağlanmıştır. Işığa baş vurulmadan, geometrik yada atmosver perspektifi uygulama gereği duyulmadan, tablolarda renk planlarıyla volüm problemi çözümlenmiş perspektifin klasik kuralları terk edilmiştir.
Özetle Cezanne; bir tablonun düşünülerek tasarlanarak yapılandırılması kanısındadır. Kompozisyon belirli bir ritme göre çizgilerin ve planların dengeli bir şekilde şekillendirilmesiyle tertiplendirilmelidir. Bu zihinsel değerlendirmelerin düşündüğü ve uyguladığı plastik değerlerle Cesanne, kendisinden sonrakilere yep yeni bir yol gösterip modern sanat çığrını açmıştır. Önemli eserleri: Saint-Victoire Dağı, Tablo Koleksiyoncusu Amboise Vollard, Kahvelikli Kadın, Kırmızı Yelekli Çocuk, İskambil Oynayanlar, Yıkanan Kadınlar ve Natünmord Tasfirleri eserlerinden örneklerdir.
VAN GOGH (1853-1890)
Hollanda’nın Zundert şehrinde doğmuştur. Bir rahibin oğludur. Çetin ve inançlı karakterinin oluşumunda bu dinsel kaynağın etkisi olmuştur. Bir galeride çalıştıktan sonra Londra’ya gitmiş, oradan da Paris’e gelmiştir. Londra’da geçirdiği umutsuz bir aşk olayı sanatçıyı olumsuz etkisi her zaman görülecek şekilde karamsar yapmıştır. Bu karamsarlığı intaharla sonuçlanan Van Gogh’a kardeşi Theo her zaman yardımcı olmuştur. Ayrıca iki kardeşin mektupları Van Gogh’un yaşamı ve sanat dünyası hakkında geniş ölçüde bilgi vermektedir.
Sanatçının ilk eseri kahverengi ve siyahla meydana getirdiği patates yiyenler tablosudur. Bu eserde millet’nin ve eski Hollanda sanatçılarının etkileri görülebilir. Kendi portrelerinde ve bazı peyzajlarında bivisionistlerin yankıları sezilir. Paris’te emprestiyonistleri tanıyan Van Gogh zamanla kendi stilini bulmuştur.
Emprestiyonizmden uzaklaşan sanatçı renklere aşırı derecede şiddetlendirerek coşturarak güçlendirmiş, böylece kırmızı, sarı ve yeşil renklerle sınırsız ve korkunç insancıl ihtirasları anlatmak istemiştir. 1888 de Arles’agelen Van Gogh Güneyin ışıklı ve sıcak atmosferinde sanatsal kişiliğini saptayan Ay Çiçekleri, Gece Kahvesi Yıldızlı, Gece kargalarla buğday tarlası, gibi önemli resimler ve portreler yapmıştır.
Van Gogh portre resimlerde yapmıştır. Kendi portreside çoktur. 1890 da ölüm tarihine yakın yaptığı auto portreyi kardeşi Theo’ya tanıtmıştır: bugün sana portremi gönderiyorum ona bir süre iyice bak fizyonomimin sakin olduğunu göreceksin. Bakışım eskisine göre biraz daha buğulu. Bu resmi oldukça basitleştirerek yaptım. Bir çok peyzaşların, portreleri sanatçının fırtınalı ruh halini dile getirir. Dramatik bir çalkalanma, umutsuz bir sesleniş, asabi tuşlarla ifade olunmuştur. Sanatçının hasta mizacının huzursuzluğu tablolarında okunur. Kullandığı sarı renk güneşin tatlı sarı rengi değil, hiddetin sembolleşmiş rengidir. Işık ise gizemli bir ışıktır.
KÜBİZM (CUBİSME)
20.yüzyılın köklü sanatsal olayı kübizm resim dalında volümü yeni yollar arayarak yeni ve gerçeğe uygun şekilde ifade ve değerlendirme iradesinden doğmuştur. Kübüzmin ilk aşaması Cezanne aşaması olmuştur. Ancak; Pablo Picasson’un yeni bir sanat değeri açan Les Demoiselles d’Avignon tablosu bu sergi açıldığında hemen hemen bitirilmiştir. Paris’de ki karmaşık ve gürültülü sanat atmosferi tablonun yeterince olumlu yada olumsuz etki yapmasına uygun düşmemiştir. Kübizmin doğmasını büyük ölçüde Cezanne hazırlamış, hiç değilse temel verileri sağlamıştır. Bu sanatçının yapıtlarında güçlü bir yapısal kuruluş vardır. Kübist denilen sanatçıların ilk sanat denemelerinde Cezanne aşaması olmuştur.
Kübizm üç sitil aşaması geçirmiştir:
1. Başlangıç aşaması, Cezanne esprisinde çalışma 1907-1909
2. Analitik kübizm aşaması 1910-1912
3. Sentetik kübizm aşaması 1913-1914
a- başlangıç aşamasını en önemli yapıtı Picasso’nun modern sanatı gerçekten bir devir açan Les Demoiselles d’Avignon (Avignon’lu kızar) konulu büyük boyutlardaki tablosudur. Barcelona şehrinin Avignon caddesindeki bir kapalı evin dört çıplak kadınını tasvir eden bu tabloda Cezanne resmi ile zenci maskelerinin etkileri özgün bir kompozisyonla birleştirilmiştir. Cezanne formları geometrik kalıplara indirgeme yolunu göstermiştir. Bir çok yapıtları bu arada yıkanan kadınlar tuvali Picasso’ya yol göstermiş olmalıdır.
b- Analitik kübizm değişik ve birçok açılardan görülen objelerin düz ve iki boyutlu bir yüzeyde tasvirini amaçlar. Objeler bütün yüzeyleri görünecek şekilde açılmış, küçük parçalara bölünmüştür. Bu parçalar bakış açılarına göre değişik yönleriyle, karşıdan, profilden yada bir başka yönden alınarak kompoze edilmiştir sanatçı böylece üç boyutuyla mekan yer tutan bir heykelin etrafında dolanıyormuş gibi hareket etmektedir. Bu bir bakıma zaman faktörünü dördüncü boyut olarak kullanma, zaman mekan verisini sanatta geçerli hale getirmektir.Picasso’nun galeri sahibi Anbroise Vollard portresi bu nitelikte bir analitik kübizm örneğidir. Analitik kübizm uygulayıcıları öncelikle natürmortlar yapmışlardır. Gri kahverengi renkler kullanılmıştır. Picasso’nun gazete okuyan adam, Braque’ım Mandora, Juan Girs’nin lavabo adlı yapıtları analitik kübizm örnekleri
c- Sentetik denilen kübizm aşamasında objelerin görünüşlerinin en yapıcı olanı bir tür attribut sayılarak tasvir olunmuştur. Bir başka ve daha açık değişle bir bardağın, bir müzik aletinin bu objeler algısının gelebilecek görünüşleri tasvir olunmuştur.
SEMBOLİZM ve NABİLER
Sanatlar alanında yapıtlar ya algıya dayanılarak, doğrudan doğruya tasvir yoluyla, yada eşyanın (doğanın) zihinsel yorumu suretiyle meydana getirilebilir. Sanatçılar genellikle ve sanat güçleri ölçüsünde algıya dayanarak eserler yaparlar. Zihinsel yorum ise hayal ve rüya gibi ruhsal olaylara, fantastik konulara form giydirme demektir. Sembolizm adı verilen sanat hareketi; bu verilerden de anlaşılacağı üzere, bir eserin zihinsel bir yorum, mistik bir duygu ile meydana getirilmesi olayıdır. Böylece, soyut bir fikir ve duyuş formlaştırılmış, anlamı gizemli bir eser meydana getirilmiş olmaktadır. 20.yy da pozitif bilimler alanlarındaki ilerlemeler edebiyat sesim sanatlarında da etkilerini göstermiş edebiyata naturalizm, resim sanatında da empresiyonizm doğmuştur. Empresiyonizmin naturalist etkisine tepki olarak doğan sembolizm 1885-1895 yılları arasında geçerli olmuştur. 1886 yılında ozan Jean Moreas sembolizmin manifestosunu yayınlamıştır. Ozan, sanatta bütün ifade türleri arasında yaratıcı zihniyeti en akılcı temsilcisinin sembolizm olduğu inancındadır.
Resim sanatı dalında sembolizmin Fransız temsilcileri Puvis de Chavanne (1824-1898) Gustave Moreau (1826-1898) ve Odilon Redon’dur (1840-1916). Arnold Böcklin (1827-1901) de aynı sitilin sanatçısıdır.
FOVİZM (FAUVİSME)
Fovizm 1905-1907 yılları arasında meydana gelen, 20. yüzyılın gerçekten değerli ve özgün bir sanat akımdır. Belirli ve kesin kuralları olan bir sanat ekolü oluşturmuştur. Ara renklerin abartılarak kullanılması istemi bir gurup sanatçıyı etkilemiştir.
Fovizm renk sanatı, sentez ve dekor sanatıdır. Henri Matisse’e göre kompozisyon; sanatçının duygularını elinde bulunan çeşitli elemanları dekoratif biçimde düzenlemesi işlemidir. Bu görüş folların kompozisyon anlayışlarını tümüyle dile getirmektedir. Tasvirlerde perspektif ve modleye itibar olunmaz. İki boyut tabloda tasvire etmektedir. Gerçek objede deforme edilebilmektedir.
Gurubun başlıca sanatçıları, Henri Matisse (1869-1954), Albert Marquet (1875-1947), Andre Derain (1884-1954), Maurice Vlaminck (1876-1958), Othon Friesz (1879-1949), Raoul Dufy (1877-1953), Van Dongen (1877-1968) dir. Georges Roulaut (1871-1958) değişik nitelikteki tasvir konuları ve renk uygulamalarıyla grupta özel bir yer alır. Kübizm kurucusu Georges Braque da, bir aralık, fovizm denemeleri yapmıştır.
PABLO PİCASSO (1881-1971)
Kübizmin kurucusu Picasso 1881 yılında Güney ispanya’nın bir kıyı kenti olan Malaga da doğmuştur. Çocukluk yaşında sanata yatkınlığı beliren Picasso’nun yetişmesinde kendiside sanatçı olan babasının bilinçli etkileri olmuştur. Barcelona güzel sanatlar okulunda ilk sanat öğrenimini yaptıktan sonra Madrid akademisine giden Picasso’nun çok başarılı çalışmaları olmuş, ancak akademiden öğrenimini tamamlamadan ayrılmıştır. Picasso oldukça kozmopolit Barcelonanın sanat çevresinde bir çok yazar ve sanatçıyla tanışmış Fransız emprisiyonistleri ve Henri Toulouse de Lautrec’i tanımıştır. Elgreco ve Goya ilk çalışmalarında izler bırakmış sanatçılardır.Bir kez Paris’e gidip dönen Picasso 1904 yılında, oraya temelli yerleşmiştir.Picasso bir devre, hatta bir yüz yıla sanat rengini vermiş, evrensel tip bir sanatçıdır. Kübizmin kurucusu ve büyük temsilcisi olarak tanınır. Ancak o aynı zamanda ve her şeyden önce sürekli araştırmalar yapan birbirinden farklı formlar ve sitiller icat eden kişidir. Hiçbir ekole girmemiş tersine bir çok özgün ve özgür ekollerin ve sitillerin yaratıcısı olmuştur. Kübizme konu ve olaylar gerektirdikçe ekstrisiyonist, sürrealist anlatımlarla değişik ve yeni formlar vermiş seramik, heykel traşlık, gravür sanatsal uğraşı dalları olmuştur.
Paris’in Montmartre semtinde Bateaulavoir’da başlayan ilk sıkıntılı ve bunalımlı yıllarda Picasso’nun bu şehirde ve Barcelona’da ki çalışmaları naturalist stilde eserler vermiştir. Bu eserler sanatçının yaşam koşullarını paralel olarak kederli hüzünlü yada aydın ve renkli olmuştur. Kederli ve gamlı eserler Mavi Devir (1901-1904) aydın ve renkli eserler Pembe Davir (1905-1906) ürünleridir. Picasso’nun büyük boyutlardaki çok tanınmış eserleri arasında 1937 yılında yaptığı Quernica, Vallauris’de barış tapınağı için yaptığı Barış ve Savaş, antibes’de gece balık avı, yaşama sevinci, Kore’de soykırımı anılmaya değer.
İTALYA’DA FÜTÜRİZM ve METAFİZİK RESİM
Empresiyonizm, fovizm, kübizm bazı sanat eleştirmenlerince bu sanat hareketlerini alaycı anlamda bir benzetmelerle verilen adlardır. Oysa fütürizm bir gurup İtalyan sanatçısının flozofik, politik ve artistik ilkelere ve kavramlara göre oluşturdukları, niteliği ve amacı belli bir sanat hareketidir.Fütürizmin kurucu ve teorisini Tomasso Marinetti 1909 yılında Figaro Gazetesinde yayınlanan ilk manifestosunun 10 maddesinde fütürizmin çok yönlü sanatsal amaç ve ilkelerini saptamıştır. Bu maddeler özetle;
Şiirde temel öğeler cesaret, cüret ve isyandır.Edebiyat durgunluktan ve uyuşukluktan sıyrılmalıdır. Edebiyatta işlenecek konular saldırgan hareketler kavga ve dövüştür. Dünya yeni bir güzellikle zenginleşmiştir. Yeni güzellik sürattir, hızdır. Motoru güçle sarsılan, homurdanan bir yarış arabası Victoire de Samotrace’dan daha güzeldir.Ancak kavga güzeldir. Saldırgan niteliksiz bir şaheser olamaz. Şiir tanınmayan ve bilinmeyen güçlere karşı saldırgan olmalıdır. Yüzyılların en yüksek noktasında bulunuluyor. Olanaksızların kapısını açmak dururken geride kalınmamalıdır. Zaman ve mekan artık ölmüştür. Sınırsız ebedi sürat elde edildiğine göre mutlak da yaşanıyor demektir.Dünyanın tek sağlık ilacı savaştır, militarizm, yurtseverlik anaşistlerin yıkıcı atılımları kadının horlanması kutlanmalıdır. Müzeler kütüphaneler yıkılmalıdır. Moralizm, feminizm fırsat kollayıcılık lanetlenmelidir. Fütürizm özetle, sanata dinamizm (hareket ve hız) getirmeyi amaçlamıştır. Hareket ve ışık maddeyi yok edecek güçlerdir. Sanatın estetik öğeleri olan ahenk ve güzel gereksiz sayılmışlardır. Hız yapan bir motor bir şahaserden daha güzel görünmüştür. Geçmişe bağlılık demek olan passeizm dinamizmi engellemektedir. Bu bakımdan geleneksel konular bırakılmalı militarizmi savaşı, şiddeti, değerlendiren dinamik konular işlenmelidir. Geçmiş değerleri saklayan müzeler ve kütüphaneler yıkılması gerekli kuruluşlardır.Fütürizmin en özgün üyesi Umberto Boccioni (1882-1916) resim ve heykel sanatçısıdır. Sanatçının madde isimli eseri fütürist teknikte, filozofik anlamlı bir yapıttır. Tablonun konusu maddenin gücü ile bu güce egemen olmak isteyen insanın savaşıdır. Kompozisyonda gerçekte güç harcayan insan temel motiftir. İnsanı çevreleyen ışınlar bu madde insan savaşına fizik ve filozofik bir anlam vermektedir.
HENRİ DE TOULUOUSA-LOUTREC (1846-1901)
19.yy sonunun değerli ve ünlü resim, gravür ve afiş sanatçısıdır. Loutrec’in sanat duygusu ve becerisini çocukluk yaşanda başladığı okul defterlerindeki desenlerden anlaşılmıştır. Güney Fransa’nın eski, soylu ve varlıklı ailelerinden birinin oğlu olan Loutrec çocukken geçirdiği kazalar sonunda sakat ve bodur kalmıştır. Ailesinin tanıdığı bir ressamın yanında desen ve sulu boya çalışmaları yaparak sanatını geliştiren Loutrec Paris’e gitmiş orada da akademik resim sanatçıları Leon Bonnat ve F. Cormon atölyelerinde çalışmıştır. 1889 yılından itibaren Loutrec’in Paris Montmartre yaşamı başlamıştır. Bu aşamada politik kargaşalar, parasal skandallar, anarşist fikirler, devlet adamlarının yolsuz hareketleri toplumu rahatsız etmektedir. Natüralist romancı Emile Zola’nın romanları bu toplumsal bunalımları zamanla konu edinmiştir. Vücut yapısı arızalı olan Loutrec’de bu bunalımlar tepkiler yaratmıştır. Ancak sanatçı yazgısına yılmadan katlanma direncini gösterebilmiştir. Hareket ve karakter etüdleri Loutrec’i sanatının temelidir. Çirkini daha çirkin göstermek, güzeli idealize yoluna gitmemiştir. Karakterleri gereğince belirtmek amacıyla figürlere karikatür görüntüsü vermiştir.
Sanatçının yağlı boya eserlerinde, gravürlerinde, afişlerinde desenin hareketi gereğince değerlendirme bakımından önemi yeri vardır. Kıvrak çizgiler genellikle düz planda renkler kullanmıştır. Artistide Bruand, May Belford afişleri güzel örneklerdendir.
DADA ve SÜRREALİZM
1916 yılında Zürihte bir gurup sanatçı ve yazar Cabaret Voltaire’i kurmuşlar ve dada adını verdikleri sanat hareketini başlatmışlardır.bu ad sözlüğün rast gele açılan bir sahifesinde, anlam aranmaksızın bulunan bir söze göre (dada çocuk dilinde ad demek oluyor), aynı ölçüde anlamsız olan sanat hareketine ad olarak verilmiştir. Voltaire kaberesi sanat galerisi, tiyatro ve toplantı salonu olarak kullanılmıştır. Dada sanat hareketi ABD’de, Almanya’da ve savaş sonrası Fransa’da sanatçılar ve yazarlar arasında geçerli olmuştur. New York’da Marcel Ducpanp, Fransa’da Picabia ve Man Ray Almanya’da Hanover’de Kurt Schwitters, Köln’de Max Ernst hareketi içtenlikle temsil eden sanatçılardır. Savaş sonunda Paris Dada’nın merkezi olmuş A. Breton, Aragon, Eluard gibi tanınmış kişilerden oluşan yazarlar gurubunca benimsenmiştir. Dada sürrealizmin öncüsü olmuştur. Dada Anti-Art ve yıkıcı bir sanat hareketidir. İdeolojik, filozofik ve moral oluş nedenleri vardır. Birinci Dünya Savaşı süresince ve savaştan sonra, yenen ve yenik düşen memleketlerde doğan köklü değerler bunalımının doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dada neden niçin sorularına yanıt bulamayan negatif bir yaşam kavramıdır. Güzel nedir? Çirkin nedir? Büyük, kuvvetli, zaif nedir? Resim sanatı dalında Dada’nın gerçek temsilcisi Marcel Duchamp olmuştur. 1913 yılında New York’da Armory Show’da eserleri de sergilenen Marcel Duchamp’ın readymade’leri (hazır eserler), örneğin bir şişe kurutacağı, bir psisivar bu sanatçının özgün yapıtlarındandır. Bunlar gösteri yapıtlardır. Sanat eseri estetik duygudan, özellikten yoksun bayağı bir şey olmuştur.
Dada ile sürrealizm arasında önemli ve köklü farklar vardır. Sürrealizm tümüyle psikolojik bir olay dada ise sanatı inkar eden niteliğiyle tümüyle negatif, yıkıcı bir sanat anlayışı uygulamasıdır. Sürrealizmin resim sanatındaki geçmiş temsilcileri Hireomymus Bosch, W. Blake, Füssli ve Goya olabilir. Bosch’un Aziz Antoin’ın denenmesi tasvirindeki yaratıkları, Blake’in fantastik duygular ürünü tasvirleri, Füssli’nin cauchmar (kâbus)ları, sağırlaştığı için çok karamsarlaşan Goya’nın Quinta del Sordo duvarlarındaki tasvirleri bilinçaltı dünyasının dışarıya vurulmak istenen imgeleridir. Ruh hastalarının resimleri de zorlamasız, meydana getirilmiş bilinçaltı ürünleridir.
SALVADOR DALİ (1904-1987)
İspanyol resim sanatçısıdır. Dali resim sanatı öğrenimini Madrid Güzel Sanatlar okulunda yapmıştır. Freudun öğretisi ve felsefe incelemeleriyle kültürünü genişleten sanatçının ilk resim çalışmaları kübizm futürizm ve metafizik resim türleri üzerinde yoğunlaşmıştır.Sanatçı 1928 yılındaki ilk Paris gezisinden kan baldan tatlıdır konulu tablosunu sürrealist espiride yapmıştır.
Sürrealist resim sanatını çok özgün bir anlayışla uygulayan Dali 20. yy sanatında kişiliğinin ve yapıtlarının yadırganan görünümü ve niteliğiyle her çeşit eleştirilere hedef olmuş bir sanatçıdır.Sanatçı psikoloji ve sanat terimleriyle birleştirerek eleştirel paranoiak metod adını verdiği sanatsal yaratma yöntemi geliştirmiştir. Bu yöntem özetle zihinsel algı yeteneklerini olabildiği ölçüde yoğunlaştırarak objektif konumları değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Salvador Dali moda dünyasını ve çeşitli yayın dünyasını geniş ölçüde etkilemiştir. Bu etkileme sinema dünyasında daha belirgin şekilde iz bırakmıştır. Dali ünlü İspanyol prodiktör Louisse Bunel ile birlikte endülüs köpeği ve altın çağı filmlerini çevirmiştir.
WASSİLY KANDİNSKY (1866-1944)
İlk soyut sulu boya resmini yapmış ve soyut sanat estetiği olan hüber das Geişitige’inder Kunst isimli kitabını yayınlamıştır. Kandinsky’nin ilk örnek soyut eserinden sonra soyut sanat Rusya da daha bilinçli ve sistematik bir gelişme göstermiştir. 1913 yılından itibaren Constructivisme, Rayonisme, suprenatisme birbirini izleyerek gelişen soyut sanat akımlarıdır.
Bunlar ihtilal yıllarında geleceğe dönük fitürist anlamda avant-garde sanatlar olarak tanımlanmış ve ihtilalin kültür politikası aracı olarak kullanılmak istenmiştir. Blaue Reiter’in fikir adamı ve teorisi yeni Wassily Kandinsky’dir. Sanatçı, Über das Geistige in der Kunst isimli kitabında özetle sanatta formun önemli olmadığını, duyguların ifadesini öncelik tanımak gerektiğini, doğanın, insanı değerlendirmek için değiştirebileceğini resim sanatının ilkeleri olarak saptamıştır. 1910 yılında sulu boya eseri ile ilk soyut resimleri örneğini vermiş bulunan Kandinsky’nin aynı yılda ve daha ileriki yıllarda yaptığı fov ve ekspresiyonist sitildeki yapıtlarında soyutlamaya önemli yer verilmiştir. Sanatçı fov renklerle şiirleşen bu tür eserlerinin müzik değimi ile emprovize olduğunu ifade etmiştir.

Kategori: Sanat Nedir

Yorum Yazın

Yorum yazabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.

Trackback  |  Bu yazının yorumları için RSS kaynağı


Takvim

Ocak 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mayıs    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Son Yazılar