Öğrenmede Geçiş Nedir
1 Kasım 2006
“Öğrenmede geçiş” (transfer), “belli bir alanda” kazanılan bilgi, beceri ve alışkanlıkların, başka bir alana geçmesi anlamına gelir. Bu geçiş az ya da çok olabilir. “Öğrenmede geçiş” ise, belli bir konu ya da derste kazanılan bilgi, alışkanlık , beceri vb.ni diğer derslere ve günlük yaşama geçmesi veya , öğrenilmesinde kolaylık sağlanması demektir.Geçiş konusunda yapılan araştırmalar, iki tip “geçiş” olduğunu ortaya koymuştur;
(1) Olumlu geçiş, (2) Olumsuz geçiş. Geçiş yoksa, buna da “sıfır geçiş” denir. Geçişin –1’den +1’e kadar derecesi vardır. A işinin öğrenilmesi daha sonra öğrenilen B işinin öğrenilmesini kolaylaştırıyorsa, bu olumlu geçiştir. A işinin öğrenilmesi dolayısıyla denek, B işinin öğrenilmesini daha zor buluyorsa bu da “olumsuz geçiş” örneğidir.Geçiş deneylerinde, birbirine eşit en az iki (deney ve denetim) grup vardır.: (1) önce A işini ve sonra da B işini öğrenen deney grubu, (2) yalnızca B işini öğrenen bir denetim grubu. Olumlu geçiş olursa deney grubu B işini, denetim grubundan daha kolay öğrenecektir. Olumsuz geçiş olursa deney grubu, B işini denetim grubundan daha zor öğrenecektir. Deney grubu ile denetim grubu B işini eşit bir zorlukta öğrenirse, A işinin B işinin öğrenilmesine hiçbir etkisi yok demektir. Otomobil sürmesini bilen bir kimse, traktör sürmesini daha kolay öğrenir. Bu, olumlu bir geçiştir.
Geçiş deneylerinden alınan sonuca göre :
1. İki uyaran için yapılacak tepki, birbirine ne kadar çok benzerse olumlu geçiş de o kadar artmaktadır.
2. Tepkiler birbirine benzerse uyaranlar ayrı olsa bile gene olumlu geçiş olur: otomobil-traktör örneğinde olduğu gibi.
3. Genellikle, uyaranlar aynı, fakat her uyaran için yapılması gereken tepki ayrı olduğu zaman, olumsuz geçiş olur. Bu durumda, uyaran ve tepki arasında kurulmuş olan çağrışım, yeni konunun öğrenilmesini engeller. İki parmakla daktilo öğrenen kimsenin, on parmakla daktilo öğrenmesinde olduğu gibi.
Okulda eğitim, geniş ölçüde, “geçiş”e dayanır. Okulda öğrenilen şeylerin kişinin yaşamda karşılayacağı sorunları çözmesine yardım edeceği görüşü, okul denilen kurumu yaratmıştır. Bu geçiş ne derecede bir geçiştir ve nasıl olmaktadır? Bu konu, şimdiye kadar, eğitimcileri epey uğraştırmıştır.
“Öğrenmede geçiş”in eğitimde önemli bir yeri vardır. Bunun, nesneleri daha iyi tanıtmaya, nesne ve olaylar arasındaki ilişkileri daha iyi öğrenmeye ve en önemlisi de, yaşam boyunca geçirilen yaşantılardan birer sonuç çıkararak (ilkelere bağlayarak), onları kavramlaştırmaya yarar. Geçiş yardımıyla, kişinin bilgi dağarcığı da artar.
“Öğrenmede geçiş” olmasaydı, birey her durum için, yeni bir tepki öğrenmek zorunda kalırdı. Bu da yaşama uyumu çok güçleştirirdi.
XX. Yüzyılın başına kadar, eğitimciler, öğrenmedeki geçişin gücüne çok inandılar. Bu nedenle, kimi derslere, diğer derslerden daha çok değer verdiler. Bu zamanda gelip geçen birçok eğitimcilere göre, bütün öğretim etkinliklerinin amacı zihni geliştirmektir. Bu görüşe göre, “zihin” geliştikten sonra, kişinin başaramayacağı iş yoktur;zihni gelişmiş olan kimse, önüne çıkan her sorunu çözebilir. bunun için de yapılacak bir iş vardır.: Jimnastik aracılığıyla kasların kuvvetlendirildiği gibi, alıştırma yaparak, zihinsel yetileri kuvvetlendirmek. Bu görüşe göre, konunun içeriği önemli değildir. Önemli olan yapılan iş, yani biçimdir. Bu nedenle, eğitim tarihinde bu görüşe, “Biçimsel (Formal) Disiplin Kuramı” adı verilir. Böyle bir eğitime de “formalist eğitim” denir.
Biçimsel disiplin kuramı taraftarları, dersler arasında sonsuz bir geçiş olduğuna inanır. Bunlar, Geometri, Dil Bilgisi, Latince, Çince gibi derslere ve ölü dillere önem verirlerdi. Bu kuram taraftarları, bu derslerin zihin geliştirdiğine, bu alanlarda kişinin kazandığı yeteneklerin diğer ders ve yaşamın türlü alanlarına aynen geçtiğine, böylece sonsuz bir geçişin olduğuna inanırlardı. Eski öğretim programlarının hazırlanmasında da bu görüş çok etkili olmuştur. Bu görüşün taraftarları bugün bile vardır.
Bugünkü görüşe göre, beyinde görme, işitme ve bellek gibi merkezler var ise de, bunların ayrı ayrı gelişmeleri, bütün bedensel, zihinsel ve toplumsal güçlerinin ortaklaşa bir işbirliği ile oluşur. Yani, zihin, bir iş için bir bütün halinde görevlenir. İşlevsel psikologların
(fonksiyonalistlerin) etkisiyle “ biçimsel disiplin kuramı” eski gücünü büyük ölçüde kaybetmiştir.
İLK GEÇİŞ DENEYLERİ
Biçimsel disiplin kuramına karşı ilk tepki XIX. Yüzyılın sonlarında Amerikalı psikolog William James tarafından yapılmıştır. Bu psikolog, önce şiir ezberlemenin belleği kuvvetlendirip kuvvetlendirmediğini, kendi üzerinde denemek istedi. Bunun için önce Viktor Hugo’dan 158 dize şiir ezberledi ve bunu ne kadar zamanda ezberlediğini bir tarafa yazdı. Sonra, başka bir yazarın şiir kitabının tamamını ezberledi .Bunun için ne kadar zaman harcadığını da gene bir tarafa yazdı. Bu deneyin sonucunda, Viktor Hugo’dan ikinci kez ezberlenen 158 dizenin daha geç ve güç ezberlendiğini gördü.
Gerçi W. James’in bu deneyi, tam ve sağlıklı bir deney değildi; fakat, zihinlerde bu kuramın doğruluğuna karşı bir kuşku uyandırdı. Biçimsel disiplin kuramı doğru olsa idi, aynı kişiden ikinci kez ezberlenen 158 dizenin daha çabuk ve kolay ezberlenmesi gerekirdi; çünkü inanışa göre, arada, bir kitap ezberlemede, belleğinde kuvvetlenmiş olması gerekirdi. bu olmamıştır. Deneyin bilimselliği de zayıftır. Çünkü, önce ezberlenen 158 dize ile sonra ezberlenen 158 dize arasında güçlük bakımından ayrım olabilir.
Bu noksanlığına karşın, W. James’in deneyi, eğitim psikolojisi için yararlı olmuş ve diğer psikologların konu üzerine eğilmesini sağlamıştır. Bundan sonra, bu konuda , birçok araştırma yapılmıştır.
SON GEÇİŞ ARAŞTIRMALARI
Psikolog Briggs 1913’te Dil Bilgisi alanında yapılan uslamlama alıştırmalarının uslamlama yeteneğini artırıp artırmadığını anlamak amacıyla şöyle bir araştırma yapmıştır:
Briggs, önce bir grup öğrenciye bir “Genel Uslamlama Testi” uygulamıştır. Bu testte şu yetenekler vardır: (1) Bir ya da birkaç neden arasından bir şeyin gerçek nedenini bulabilme yeteneği (2) Tümevarım Yöntemi ile nedenlerden mantıksal bir sonuca varabilme yeteneği, (3) “Tümevarım”, “tümdengelim” ve “benzetme” yöntemleri ile mantıksal “uslamlama” yapabilme yeteneği, (4) Sorunu çözmeye yarayacak ipuçlarını yakalayabilme yeteneği, (5)
Benzerlik ve aykırılıkları ayırt edebilme yeteneği, (6) Bir tanımı eleştirel bir gözle inceleme yeteneği.
Bu araştırmadan şu sonuç alınmıştır:
1. Dil Bilgisi çalışmaları, uslamlamayı geliştirmede “çok az” bir etki yapmıştır. Bu etki, kimi zaman “etki” sayılmayacak kadar azdır.
2. Dil Bilgisi çalışmaları, ancak, kişinin bu konudaki bilgisini artırmakta; fakat, bu, diğer dersler üzerinde de etkisini gösterecek biçimsel disiplin kuramı taraftarlarının sandığı kadar geçiş sağlamamaktadır.
Yakarıdaki araştırmada görülen ve “çok az” nitelenen geçişin artırılması çareleri de araştırılmıştır. Bu konuda çalışanlardan Fawsett’in yaptığı araştırma şudur:
Fawsett, uslamlama yeteneği bakımından, birbirine eşit dört grup üzerinde çalıştı. Bunların her birine, haftada 40 dakika süren Geometri dersi verdi. Her grup, geometrik kavramların “belli bir yönü” üzerinde çalıştırıldı. Örneğin ; ilk üç gruba, dersler, öğrenciler sırf geometri sorunlarıyla meşgul edilerek verilmiştir. Diğer grupta ise öğrencilerin dikkati, durmadan terimleri tanımlamaya, sonuçları kanıtlamaya çekildi. Bu sırada, Geometri sorunlarını çözmeye yarayan ilkeler, geometri ile ilişiği olmayan diğer derslerdeki uslamlamayı gerektiren sorunları çözmede de kullanıldı. Sonra, yeniden uslamlama testi uygulandı ve sonuçları karşılaştırıldı.
Fawsett’in deneyinden alınan sonuçlar şunlardır:
1. Yalnızca Geometri sorunları ile meşgul edilen öğrenciler, gene bu alanda gelişme göstermekte, bu alanda öğrenilen bilgi ve ilkeler, başka alanlarda işe yaramamaktadır.
2. Geometri dersinde öğrenilen bilgi ve ilkeler, günlük yaşamla bağ kurarak öğrenilirse, uslamlamada da bir artış görülmektedir. Bu “geçişin” diğerinden daha çok olduğunu gösterir.
Bu konularda daha başka araştırmalar da yapılmıştır.Geçiş konusu üzerinde yapılan araştırmalardan çıkarılan sonuçlar şöyle özetlenebilir:1. Hiçbir ders, başka bir dersin öğrenilmesine yüzde yüz yardım etmemektedir.(tam “geçiş” yoktur.) 2. Aritmetik, geometri ve fen derslerinin, edebiyat kümesine giren derslerin öğrenilmesine yardımı ya çok az ya da hiç yoktur.3. Aynı kümeye giren dersler arasında birbirine geçiş oranı %20 civarındadır. (Düşük bir oran: Matematik öğrenen kimsenin fiziği daha kolay öğrenmesi gibi.)4. Zeka, “geçiş yeteneği”ni artıran bir etkendir. Zekası yüksek olan kimseler, konular arasındaki bir bağı daha kolay gördükleri için; bunlardaki olumlu geçiş oranı biraz daha yüksektir.
GEÇİŞ DENEYLERİ VE EĞİTİM İLKELERİ
“Öğrenmede geçiş” konusunun bilincinde olan öğretmen, davranışlarını, bu bilimsel sonuca göre ayarlamalıdır. Bunları, şöyle sıralayabiliriz: 1. Öğretmen, dersler arasında bir ayırım gözetmemeli; her dersin, zihin gelişmesine yardım edebileceğini bilmelidir. Bu, bir yöntem sorunudur. Dersler, “sorun çözme yöntemi” ne göre işlenirse, zihin geliştirme oranı daha çoktur.2. Herhangi bir dersin konuları ya da bunların öğretim yöntemleri arasında ne kadar çok benzerlik varsa, “geçiş” de o kadar çoktur. Bu nedenle, öğretmen, benzer konulardan üniteler oluşturmalıdır.3. Öğretim, çocuğun zihin düzeyine de uygun olmalıdır. Bu hususu göz önünde bulundurmadan, durmaksızın “alıştırma” yapmaya yer vermek (biçime önem vermek), doğru bir yöntem değildir; çocuğu dersten ve okuldan soğutur.4. Okulda öğrenciye öğretilecek her konu, yaşam ile ilişki kurularak öğretilmelidir. Bu, öğretimin, yaşam sorunlarına geçişini sağlar. Bunun bir sonucu olarak, herhangi bir konuda ne kadar çok uygulama yapılırsa, öğretim de o kadar etkili olur. Örneğin, okulda “su” ünitesi işleniyorsa, su ünitesi aracılığıyla öğrenciye kazandırılacak bütün bilgiler, çevredeki suları inceleyerek yapılmalıdır. Gene bunun gibi, hastalıklar konusu işlenirken de çevrede görülen hastalıklar ve bunlarla ilgili kayıtlar incelenmelidir. Yalnızca “söz” ile yapılan “öğretim” in değeri yoktur. Böyle yetişen kimseler, yaşama başarılı uyum yapamazlar. Bunlar, öğrendiklerini papağan gibi yinelemekle yetinirler ve çevresindekilere karşı da yetersiz duruma düşerler; kendilerinden beklenen hareketliliği gösteremezler.
Kategori: Psikoloji Nedir
Yorum Yazın
Yorum yazabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.
Trackback | Bu yazının yorumları için RSS kaynağı