'Ticaret Nedir' Kategorisindeki Yazılar
Küçük ve Orta ölçekli işletmeleri belirtmek amacıyla kullanılan tanımlar ve ölçütler konusunda bilimadamları ve araştırmacılar arasında görüş birliği bulunmamaktadır.KOBİ’ler kavramı daha çok göreli bir büyüklüğü ifade etmektedir. Bu kavramın ifade ettiği büyüklük; sanayileşme düzeyine,pazarın büyüklüğüne,işletmelerin çalışmalarına sürdürdükleri iş kollarına ve kullanılan üretim tekniklerine bağımlı olarak ülkeler arasında değişiklikler göstermektedir.
Hatta kimi durumlarda büyüklük ölçüsü aynı ülkede bölgeler arasında ve iş kollarına göre de değişebilmektedir. Kullanılan ölçütler ülkeler arasında farklılık göstermesine karşın yine de işletme büyüklükleri arasında sınırlar çizilmesi ve bir tanımlamaya gidilebilmesi amacıyla belli ölçütlerden yararlanılmaktadır. Bu ölçütlerin niteliksel ve niceliksel olarak iki asıl gruba ayrıldıkları görülür. Niceliksel ölçüler:İşletmelerin büyüklüklerini niceliksel olarak belirlemede kullanılan ölçülerin başlıcaları; çalıştırılan personel sayısı, personele ödenen ücret ve maaşların tutarı, belirli bir süre içinde kullanılan hammadde tutarı, işletme kapitalinin tutar, satışların tutarı, kullanılan makinaların miktarı ve güçleri, biçiminde özetlenebilir. Kimi araştırmacılar tarafından teknik ölçüler biçiminde tanımlanan bu ölçülerin içerisinde en kolay saptanabilen olması açısından çalıştırılan işçi kriteri en çok kullanılanıdır. Bununla beraber çalıştırılan işçi sayısı da dahil olmak üzere bu ölçülerin her birisinin tek başına işletme büyüklüğünü belirlemede sağlıklı bir ölçü olması oldukça güçtür.
Niteliksel ölçüler:
Bu ölçüler şöyle sıralanabilir
bağımsız yönetim
işletmenin çalışmalarını yöresel olarak sürdürmesi
iş kolu içinde küçük bir yere sahip olması
işletme kapitalinin tümünün veya bir bölümünün işletme sahibine ait olması
yönetim kademesi ile;işçi,müşteri,kredi verenler ve işletme sahipleri arasındaki ilişki türü
alım ve satımlardaki pazarlık güçlüğü
Pazar ve talep konusundaki esneklik
Bu ölçütlerin, özellikle niceliksel ölçüterin ülkeler arasında değişiklikler gösterdiği görülmektedir.
Örneğin; japonya’da 300’den az işçi çalıştıran işletmeler küçük ve orta ölçekli işletmeler olarak kabul edilirken İtalya’da 500’den az işçi öalıştıran işletmeler küçük ve orta boylu işletme olarak kabul edilmektedir. Yine işçi sayısından bakıldığında Belçika’da 50,Hollanda’da 10,Fransa da 10 ile 50 arasında işçi çalıştıran işletmeler küçük ve orta boylu işletme sınıfına girmektedirler.
KOBİ TÜRLERİ
Günümüzde işletmelerin sınıflandırılması sermayelerine, pazar alanlarına, çalışanların sayısına ve hukuki yapılarına göre yapılmaktadır. Fakat en önemli sınıflandırma çalışanların sayısına göre yapılan sınıflandırmadır. Çalışanların sayısına göre yapılan sınıflandırmada AB’ nin ölçütleri şunlardır:
1-99 arasında çalışanı olanlar küçük işletmeler
100-499 arasında çalışanı olanlar orta ölçekli işletmeler
500 ve üstü çalışanı olan işletmeler ise büyük ölçekli işletmeler
kategorisine girmektedir
Türkiye’ de ise Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) yaptığı değerlendirmelerine göre:
1-24 arasında çalışanı olan küçük işletmeler
25-100 arasında çalışanı olanlar orta ölçekli işletmeler
101 ve üstünde çalışanı olanlar büyük işletmelerdir.
Bu tanımlamaların yanısıra diğer bir takım kuruluşlara göre de şu şekilde KOBİ türleri mevcuttur.
KOSGEB : 1-50 kişi
DİE : 1-25 kişi
HALK BANK : 1-150 kişi
DTM : 1-200 kişi
Hazine müşteşarlığı’nın yeni tanımı ise mikro kobiler en çok 9 işçi çalıştıran işletmeler olacaktır. Küçük kobiler 10 ila 49 arasında işçi çalıştıran kuruluşlar olarak atnımlanıp. Orta kobiler ise 50-250 işçi çalıştıran kobiler olarak tanımlanmaktadır.
İmalat ve tarım sanayiinde faaliyette bulunan ve yasal defter kayıtlarında arsa ve bina hariç makine ve teçhizat, tesis, taşıt araç ve gereçleri, döşeme ve demirbaşların toplam tutarı 400 milyar lirayı aşmayan 1 / 250 arasında işçi çalıştıran işletmeler KOBİ olarak kabul edilecek. Bu işletmelerden 1 - 9 işçi çalıştıran mikro ölçekli 10-49 işçi çalıştıran işletmeler küçük ölçekli ve 50-250 işçi çalıştıran orta ölçekli KOBİ olacaktır.
KOBİ ‘ler kitle üretiminin elverişli olmadığı ve üretim biriminin ya da satış miktarının çok küçük olduğu sektörlerde en etkin işletme biçimidir. KOBİ’lerin tanımlarında çok şaşırtıcı sonuçlar çıkmaktadır. Bu durum özellikle KOBİ tanımları için seçilen kıstaslardan kaynaklanmaktadır. Bu kıstaslar ciro,katma değer,işletme büyüklüğü gibi ölçütlerdir. En önemli tanım sorunu ise KOBİ’lerin imalatta ağırlıklı olduklarından, tanımda imalat kriterlerine göre hareket edilmesidir. KOBİ tanımlarında işletmenin içinde bulunduğu sektördeki rakiplerine göre rekabet gücünü belirleyen makine parkı, teknoloji düzeyi ve Pazar payı gibi diğer ölçütlerinde olması gerekmektedir. Geliştirlecek KOBİ tanımı mutlaka işletmelerin piyasadaki rekabet gücüne dayandırılmalıdır. 40 kişinin çalıştığı bir imalat atölyesi küçük olabilir.Ama 40 berberin çalıştığı bir kuaför büyük olarak değerlendirilmelidir.
KOBİ’LERİN AVANTAJLARI:
Günümüz koşullarında
işveren ve işçi tipi değişmekte
toplumların sanyi toplumuna özgü,emek sermaye şeklindeki ikili yapısı yerine girişimciler toplumu denilen bir makro yapıya bırakmaktadır.Diğer yandan rekabetin yaygınlaştığı ve yoğunlaştığı dünyamızda iş ahlakı kavramı ön plana çıkmaktadır. Ekonomi ahlaki altyapının çok önemli olduğu bir yaşam boyutu olarak algılanmaya ve kabul görmeye başlamaktadır.Kalite rekabet sürecinin olmaz ise olmaz şartıdır. Müşteri odağında bir mükemmelleştirme olarak algılanmaktadır.Kıyaslamalı üstünlükler yerini rekabet üstünlüğüne bırakmaktadır. Rekabet gücünü arttıran firmalar ön plana çıkmaktadır.Tüm bu dinamik ve değişimler KOBİ lerin ekonomik kalkınmadaki önemli rolünü ortaya koymaktadır. Bu bağlamda kobilerin ülke ekonomisine katkıları ve avantajlı durumları şöyledir:
Kobiler kaynak kullanım etkinliğini sağlamakta ve ülke kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılmasına önemli derecede katkı sağlamaktadır.
Bölgeler arası dengelerin oluşturulmasında önemli derecede yarar sağlarlar ve temel taşı görevi görürler , ayrıca kişisel gelire katkıları da gözardı edilemeyecek kadar fazladır. Örneğin kobilerin yeterince desteklenmesi durumunda bir sanayi bölgesi olan Marmara ile Güney Doğu Anadolu bölgesi arasında bir denge oluştururlar.
Üretim ve sanayileşmenin tüm ülkeye yayılmasını sağlarlar.
Hayat standartlarının yükseltilmesine önemli ölçülerde yardımcı olurlar.
Kobiler bir yandan kendi başlarına büyüklerle rekabet içinde nihai ürün ve hizmet üretmek suretiyle ekonomik kalkınmaya katkıda bulunurken; diğer yandan da büyük işletmelerin kullandıkları veya yarı mamul girdileri üreterek onların gelişimini tamamlayarak ve destekleyerek katkıda bulunurlar. Böylece ekonomilerde bir yan sanayii oluşturarak büyük işletmelerle bir ortak yaşam kurarlar. Ülkemizde olduğu kadar hemen hemen tüm dünya ülkelerinde KOBİ’ler; sayısal miktar, istihdam hacmi, üretim değeri, gelişmeye olan katkıları, mülkiyetin tabana yayılması, ekonomik açıdan serbest rekabete dayalı piyasa ekonomisinin ve sosyal bakımdan toplumsal istikrarın temel unsurudur
Ülkedeki toplam istihdam oranının yükseltilmesine ve refah seviyesinin artmasına yardımcı olurlar.
Düşük yatırım maliyetleri ile yeni istihdam imkanı oluştururlar.
Ülke içindeki tekelciliği önlerler.
Daha az yatırım ile daha çok üretim ve ürün çeşitliliği sağlamaktadırlar.
Yapıları itibarı ile ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenmektedirler.
Talep değişikliliğine ve çeşitliliğine daha çabuk uyum sağlamaktadırlar.
Gelir dağılımındaki çarpıklıkları asgariye indirmektedirler.
Ferdi tasarrufları teşvik eder yönlendirir ve hareketlendirirler.
Demokratik toplumun ve liberal ekonominin ana sigortalarından biridirler.
Büyüklere oranla müşteri ve personel ile daha informal ilişkilerde bulunmaktadırlar.
KOBİ’LERİN DEZAVANTAJLARI:
Profesyonel yönetici sağlayamamak:
Küçük işletemelerin fonksiyonel yönetim biçimine sahip olabilme olanakları oldukça sınırlıdır.konularında uzmanlaşmış yönetivcilerin bulunamaması çoğu küçük işletmelerin ortak niteliğidir. Bu nitelik onların yönetimlerinde çok önemli bir sorun oluşturur. Başlangıçta işletmeler işletme fonksiyonlarına ilişkin tüm görevleri yardımcıya ihtiyaç duymadan yerine getirebilirler. Ancak büyümeyle birlikte, girişimci tek başına bu görevleri yerine getiremez veya getirmede güçlüklerle karşılaşır.
Gerekli kapitali sağlayamamak
Kobiler uzun süreli yatırım kapitali sağlamak konusunda güçlüklerle karşılaşırlar. Bunun yanında küçük miktardaki krediyi düşük faizle karşılayamazlar. Ya da krediye en çok ihtiyaç duyduklar zamanda kredi iptali olur.
Bunların yanı sıra küçük işletmeler pazardaki ilk yıllarında yeterli sermayeye sahip olmadıklarından riskleri karşılayabilmek amacı ile gerekli fonları ayırabilme olanaklarını da pek bulamazlar.
Yeterli işgücü sağlayamamak
Yetenekli ve kalifiye işgücü sağlamak işletmelerin en önemlisorunlarından birisidir. Değişik faktörler onların personel sağlamada karşılaştıkları güçlüklerde etkili olur. Büyük işletmelerin ödedikleri ücrete ve sosyal haklara eşit bir geliri küçük işletmeler genellikle sağlayamaz. Büyük işletmelerde çalışanların sağladığı güven ve prestij kişilerin bu tür işletmelerde çalışmayı tercih etmelerine neden olmaktadır.
Ekonomik yaşamı düzenleyen kanunlar
Asgari ücrete,çalışma saatlerine,işçi sağlığına çevre kirliliğine ilişkin kanunlar kimi zaman kobiler açısından önemli sorunlar oluşturabilmektedir. Ücretlilerin vergi stopajını,sigorta primlerini toplamak,bu konuda gerekli belgeleri düzenlemek,belirli aralarla primler,vergi stopajları ve katma değer vergisine ilişkin belgeleri ilgili kurumlara iletmek amacıyla yapılan giderler,büyüklere oranla daha fazla olabilmektedir.
Öte yandan sendikaların büyük küçük ayrımı yapmadan aynı iş kolunda çalışan tüm işletmelerden aynı ücret artışını ve sosyal hakları istemeleri KOBİ’leri zor durumda bırakmaktadır.
Vergi kanunları ve vergilendirme sistemi
Kobi’ler finansman konusunda genellikle kişisel birikimlerine,aile bireylerine ve yakın dostlarına bağımlı olduklarından vergiler ve vergilendirme sistemi önemli bir role sahiptir. Onlar lehine kimi hükümleri içermesine karşın vergi kanunları ve vergiler kobiler için önemli bir sorun niteliğindedir.
Araştırma ve geliştirme olanaklarının kısıtlı olması
Kobi’ler araştırma ve geliştirme konusunda büyüklere oranla önemli dezavantajlara sahiptir. Araştırma ve geliştirme önemli harcamaları ve uzmnlaşmış personeli gerektirmektedir. Öncelikle bu konuya ilişkin kaynak ayıramayacakları gibi bu iş için gerekli olan personeli istihdam edebilme olanaklarını da pek bulamazlar. Ar-ge olanaklarına sahip olan işletmeler karşısında küçük işletmelerin rekabet gücü azalacaktır.
Bu konuda izlenebilecek en akılcı yol, birkaç küçük işletmenin bir araya gelerek ortak bir ag-ge merkezi oluşturmaları olabilir. Devlet kendi ar-ge merkezlerinin kimlerini belli bir ücret karşılığında KOBİ’lerin kullanımına açarak soruna bir miktar çözüm bulabilir.
Ayrıcalıklı davranışlar
Kobi’lerin dezavantrajlarından biri de geniş çıkar gruplarına ve monopolitik davranışlara karşı mücadele edebilecek güce sahip olmamalarıdır. Aynı şekilde kobiler girişimcilerinin sendikalarla ve devlet kurumlarıyla olan ilişkilerinde ve isteklerinin çoğunda genelde etkisiz kaldıkları,için güçlüklerle karşılaşmaktadırlar.
Öte yandan ekonomik birliklerin pazarda yarattıkları haksız rekabete KOBİ’ler pek direniş gösteremezler. Onun içindir ki günümüzde birçok ülkede ekonomik birliklerin (kartel,tröst) çalışmalarını kontrol altında tutabilmek amacıyla yasalar oluşmaktadır.
Risk altında çalışmak, tüm işletmeler için sözkonusu olmalarına rağmen küçük işletmelerde daha çoktur.büyükler genellikle devamlı veya öngörülebilen talebe sahip olan malların üretimini veya dağıtımını gerçekleştirirler. Böylece, küçük işletmeler talebi az veya değişebilir nitelik gösteren mamüller üzerinde çalışmak zorunda kalırlar. Fiyat rekabeti, birçok iş kolunda özellikle sanayi sektöründeki iş kollarında kobilerin birim maliyetleri büyük rakiplerine oranla daha yüksektir.Sanayi işletmelerinde daha ayrıntılı iş bölümüne gidildikçe emeğin verimi artmakta buna bağlı olarakta birim işçilik giderleri azalmaktadır. Makinalaşma ve ayrıntılı işbölümü ise daha çok ığın üretime özgü bir niteliktir. Bunun yanısra yığın üretimde bulunan işletmeler büyük miktarlarda alımlarda bulunduklarından daha kaliteli materyali daha düşük fiyatla satın alabilmektedirler. Bu durum materyalin verimin arttırdığı gibi birim maliyet giderlerini de azaltmaktadır.Öte yandan büyük işletmeler finansman giderleri açısından önemli bir avantaja sahiptirler. Büyük işletmeler büyük miktarlarda kredi alımında bulunabilirler ve bu kredileri daha uygun koşullarda sağlayabilmektedirler.
31 Ekim 2006
Kesintisiz nakit akışı, bir işletmenin faaliyetlerini aksamadan yürütmesini sağlayan önemli bir unsurdur. Satışların artması daha fazla kar getirdiği gibi, daha fazla işgücü, hammadde, ekipman gereğini de ortaya çıkarır. Tüm bunları sağlamak ise işletmenin yaratabildiği nakite bağlı olacaktır. Bir işletme gereksinim duyduğu nakti, cari aktiflerden sağlar.
Hammadde işlenir mamule dönüşür; mamül satılır alacağa dönüşür; alacak zamanında ve tam olarak tahsil edilir ve nakit olur. İşletme, üretim-satış-tahsilat-alım zincirini kontrol edebildiği durumda ve girişler ile çıkışlar arasında zaman farkı olmadığı takdirde sorun yaşamamaktadır. Ancak bu zincirde işletmenin doğrudan kontrol edemediği bir alan vardır; Alacaklar. Alacakların alıcılar tarafından ödenmediği veya geç ödendiği durumda işletmenin nakit akışı olumsuz etkilenecektir. Bu durumda işletmenin finansmanı için nakit ihtiyacı doğacaktır. Finans dünyasına yeni bir boyut getiren faktoring, işletmelerin alacaklarını garanti altına alarak tahsilatını takip eder ve nakit yönetimi ile alacakları nakde dönüştürerek işletmelere düzenli nakit akışı sağlar. Bu kapsamlı hizmet üç ayrı başlık altında açıklanabilir:
1. Alacak Yönetimi
Faktoring şirketi (faktor), alıcı firmaların ödeyememe riskini üstlenerek satıcı firmanın vadeli satışlarından doğan alacaklarını garanti altına alır. Alacak Yönetimi ile faktor, işletmenin alacak hesabını üstlenir, yönetir ve riski sıfırlar.
2. Tahsilat Yönetimi
Faktor, riskini üstlensin üstlenmesin, temlik aldığı alacakların tahsilatını takip eder. Tahsilat Yönetimi’nin faktor tarafından gerçekleştirilmesi ile işletmeler; nakit akışlarını daha rahat düzenleyebilecek, tahsilat işlemine vakit ve eleman ayırmak yerine üretim, yatırım ve pazarlama gibi işletmenin gelişimi için gerekli olan konulara ağırlık verebileceklerdir.
3. Nakit Yönetimi
Satıcı firma, vadeli alacaklarını faktor’a temlik ederek fatura bedellerinin belirli bir yüzdesini vadelerinden önce nakit olarak kullanabilir. Nakit Yönetimi ile alacakların nakde dönüşümü hızlanır ve işletmenin büyümesi için gerekli olan nakit herhangi bir dış kaynağa gerek olmadan, tamamen işletmenin en önemli cari aktifi olan, alacaklardan elde edilmiş olur. Satışlara bağlı olarak “satışlara paralel bir seviye” gösteren bu tür finansman sadece faktoring ile mümkün olabilir. Bu şekilde yöneticiler, işletme açısından en güvenilir nakit akım tablolarını hazırlayabilirler.
Faktoring’in kapsadığı bu üç hizmet birlikte sunulduğu gibi, firmaların ihtiyacına göre her biri ayrı olarak da sunulabilmektedir.
Faktoring’in ticari işletmelere sunduğu Alacak Yönetimi, Tahsilat Yönetimi ve Nakit Yönetimi hizmetleri ile işletmelerin nakit akışı hem düzenli, hem de güvenilir bir şekilde hızlanmış olur.
Factoring’in Çeşitleri
Alacak, Tahsilat ve Nakit Yönetimi hizmetinin birlikte sunulduğu Tam Servis Faktoring yönteminin dışında dünyada uygulanmakta olan değişik faktoring yöntemleri aşağıda kısaca belirtilmiştir;
Rüculu Faktoring
Bu faktoring türünde alıcı riski üstlenilmeksizin finansman ve tahsilat servisleri verilir. Faktor, satıcının vadeli satışlarından doğan alacaklarını rüculu olarak temlik alır ve belirlenen çalışma şartları çerçevesinde bu alacakların belirli bir yüzdesini vadesinden önce satıcıya nakit olarak öder. Alacakların tahsilatını takip eden Faktor, tahsili gerçekleşmeyen alacaklar için satıcıya rücu etme hakkına sahiptir.
Toplu İskonto Yöntemi
İşletmenin elinde bulunan kısa vadeli alacakların faktor tarafından temlik alınarak yalnızca finansman sağlandığı hizmet türüdür. Bu yöntemde borçlulara faktor’a ödeme yapmaları gerektiği bildirildiği halde işlem rüculu olduğundan faktor, alacakların tahsilatından sorumlu değildir ve alıcı riskini üstlenmez.
Fatura İskonto Yöntemi
İşletmelerin sadece finansman ihtiyacını karşılayan bu faktoring yöntemi, alıcı riskini ve tahsilat işlemini tamamen satıcı firmaya bırakır ve borçlulara bildirimde bulunulmaz.
Vade (Maturity) Faktoringi
Garanti ve tahsilat hizmetlerinin verildiği bu yöntemde, işletmelere finansman hizmeti sağlanmaz. Faktor, alıcıların istihbaratına ve kredibilitesine göre alıcılara garanti limiti tahsis eder ve vadelerinde alacakların tahsilatını gerçekleştirmekle yükümlüdür.
Aracılı Faktoring
Tahsilat hizmetinin verilmediği faktoring türüdür. Faktor, garanti limiti tahsis ettiği alıcılara gerçekleşen onaylı alacakların belli bir yüzdesini satıcı talep ettiğinde öder.
Bildirimsiz Faktoring
Finansman ve alıcı riskinin faktor tarafından üstlenildiği faktoring türüdür. Bu yöntemde alıcıya Faktor’a ödeme yapması için bildirimde bulunulmaz, satıcı alacakların tahsilatını vadelerinde kendisi takip eder.
Bayi Finansmanı
Bayilik teşkilatına sahip firmalar için geliştirilen bu üründeki amaç, satıcı firmanın nakit akışını düzenli yürütmesini sağlayarak firmanın üzerinden tahsilat yükünü almak, risk takibine yardımcı olmak ve bayiyi finansal sıkıntılardan korumaktır. Özel bir ürün olan Bayi Finansmanı, satıcı firmanın çalışma koşullarına göre şekillendirilir ve bayilere gerçekleştirilen tüm satışları kapsar.
Tedarikçi Finansmanı
Genellikle düzenli ve büyük rakamlarda mal veya hizmet alan firmalar için geliştirilen bu ürünün amacı, firmanın tedarikçilerini tek noktadan idare etmesini sağlamak ve finansal gücü daha zayıf olan tedarikçileri firmanın kredibilitesini kullanarak vadeden önce fon yaratmaktır. Firmanın tedarikçileri ile girilecek faktoring ilişkisi çerçevesinde, tedarikçilerin firmaya yaptıkları satışlardan doğan alacakları temlik alarak tedarikçilere finansman sağlanır. Tedarikçinin kullandığı fon müşterinin bilançosunu etkilemez.
Yurtiçi Factoring
Faktoring işlemlerinde sisteme konu olan üç ayrı taraf vardır. Bunlar; SATICI, ALICI ve FAkTOR’dur.
ALACAK, TAHSİLAT ve NAKİT YONETİMİ’ni kapsayan tam faktoring sisteminde satıcı, alıcılarına limit tahsis edilebilmesi için gerekli bilgileri faktor’a verir.
Faktor, bu bilgilerin ışığı altında yaptığı çalışmalar ve istihbarat neticesinde her alıcı için belirlediği garanti limitlerini satıcıya bildirir.
Satıcı ile yapılacak olan anlaşma neticesinde karşılıklı olarak faktoring sözleşmesi imzalanır ve satıcı, limit tahsis edilmiş alıcılarına yapmış olduğu satışlardan doğan alacaklarının tamamını faktor’a temlik eder.
Satıcı, ayrıca alıcılarına factoring işlemlerine başladığını bildiren Tanıtım Mektubu’nu yollar ve keseceği faturaların üzerine “satıştan doğan alacağın faktor’a devredildiğini ve ödemelerin vadelerinde sadece faktor’a yapılması gerektiğini” gösteren birer temlik notu yapıştırır. Alıcılar da “temliği kabul ettiklerini ve bundan sonraki ödemeleri vadelerinde faktor’a yapacaklarını” yazılı olarak teyit ederler. Satıcı eğer alacaklarını faturanın ekinde kıymetli evrakla tahsil ediyorsa, ilgili kıymetli evrakları da faktor’a teslim eder.
İşletmenin ihtiyaç üzerine doğan talebi ile faktor, faturanın belirli bir yüzdesini satıcıya malların tesliminden sonra nakit olarak kullandırır. Böylece alacaklarının kalitesi artmış olan satıcının aynı zamanda alacakları da miktar olarak azalmış ve işletme sermayesi artmış olur. Bu nakit ile işletme peşin alışlar yapabilmektedir.
Alıcıların kredibilitesini gün bazında takip eden faktor, garanti altına aldığı faturaların satış defterlerini tutar ve bunlarla ilgili olarak satıcıya aylık raporlar gönderir. Faktor, satıcıya fatura bedelinin bakiyesini alıcıdan tahsil ettiğinde öder. Alıcının mali güçlüğe düşmesi durumunda, sözleşmenin garanti ile ilgili hükümleri işlemeye başlar. Böylece nakit akış zinciri kopmadan dönmeye devam eder.
Artık ne muhasebe kayıtlarına, ne de tahsilata zaman ayırmak durumunda olmayan işletme yöneticileri işletmeye maksimum karı getirecek yatırım, nakit akışı planlarını yapmaya ve satışı arttıracak pazarlama faaliyetlerine konsantre olabilirler. Kısaca faktoring, işletmenin yönetim kadrosunda oldukça pahalıya mal olan tahsilat, finansman işlemleri ile tahsil edilemeyen alacaklar kalemlerini ALACAK YÖNETİMİ, TAHSİLAT YÖNETİMİ ve NAKİT YÖNETİMİ hizmetleri ile üstlenir ve işletmenin büyümesini sağlayacak olanaklar sunar.
Yurtiçinde faktor, alıcı riskinin üstlenildiği ALACAK, TAHSİLAT ve NAKİT YÖNETİMİ hizmetlerini birlikte sunduğu gibi firmalara, gelen talepler doğrultusunda ve alıcıların kredibilitesine göre sadece finansman ve/veya tahsilat hizmeti de sunabilir. Bu uygulamada alacak riski faktor tarafından üstlenilmez.
Yurtiçinde satışlar açık hesap şeklinde olabildiği gibi, faturanın ekinde kıymetli evrak (çek/senet) karşılığında da gerçekleşebilir. Bu durumda satıcı, alacaklarını tahsil etmek amacıyla alıcılarından almış olduğu kıymetli evrakları fatura ekinde faktor’a cirolar.
Faktor, ilgili kıymetli evrağın istihbaratını yaparak satıcıya ek hizmet sunar. Tahsil yeteneği güçlü, istihbaratı olumlu kıymetli evrak karşılığında da satıcıya daha önce tahsis edilmiş limit dahilinde ve şartlarında ön ödeme kullandırır.
Uluslararası Faktoring
İhracat
Nakit akışı, satışlar yurtdışına olduğunda daha fazla önem kazanmaktadır. Çok geniş ve çok alıcılı olan dış ticaret pazarlarında nakit akışının tahsilat yüzünden düzensiz olma olasılığı yüksektir. Diğer taraftan farklı para birimleri, kanunlar ve dil farklılıkları gibi problemler de faktoring’in sunduğu ALACAK YÖNETİMİ, TAHSİLAT YÖNETİMİ ve NAKİT YÖNETİMİ ile giderilebilmektedir.
Alacakların tahsilatı, finansman sağlanması ve riskin üstlenilmesi açısından satıcının muhatabı kendi ülkesindeki faktor olacaktır. Faktor değişik ülkelerdeki alacakların garanti altına alınması ve tahsilatı için yaygın muhabir ağından yararlanacaktır.
Satıcı yurtdışında bulunan alıcıları ile ilgili gerekli bilgileri İhracat Faktor’una (EF) verir. EF ithalatçı ülkede bulunan muhabir faktor’una (IF) bu alıcıları inceletir ve IF tarafından saptanan garanti limitlerini EF, satıcıya bildirir. EF, bu limitler dahilinde alıcıların ödeyememe veya mali güçlüğe düşmeleri karşısında, fatura vadesini takip eden belirli bir gün sonunda (FCI kurallarına göre vadeden itibaren 90. günde) garanti hizmeti devreye girer ve satıcıya, fatura üzerindeki döviz değeri üzerinden %100 ödeme yapar.
Satıcı mallarını yükler ve bu yükleme esnasında düzenlediği faturalarına EF tarafından kendisine verilecek olan temlik notlarını yapıştırır. Bu faturanın bir kopyası ile ilgili yükleme belgesini EF’e gönderen satıcı bu ihracatından doğan alacağını EF’e devretmiş olur. EF, alacağın vadesinden önce, satıcının talebi üzerine faturanın belirli bir yüzdesini satıcıya ödeyebilir. EF ve IF satıcının alacak hesabını takip ederler. Vadede IF tahsilatı yapar ve EF’e gönderir. EF ise fatura bedeli hesabına geçtiğinde satıcıya bakiye ödeme yapar. Alıcının mali güçlüğe düşmesi ve fatura bedelini ödeyememesi durumunda (uluslararası kurallar çerçevesinde belirlenen vade sonunda) tahsil edilemeyen alacaklar satıcıya ödenir.
Uluslararası faktoring yurtiçinde olduğu gibi ALACAK YÖNETİMİ, TAHSİLAT YÖNETIMI ve NAKİT YÖNETİMİ hizmetlerini ve bunun avantajlarını yurtdışı satışları olan işletmelerde de aynı güven ve esneklikle sunar. Böylece işlemlerdeki hızı, tahsilattaki kolaylığı ile uluslararası faktoring, ülkeler arasındaki uzaklığı, dil ve ticari uygulama farklarını sorun olmaktan çıkarır.
İthalat
İthalat faktoringi’nin uygulamasında; yurtdışı muhabirinden ithalatçı firma için faktor’a garanti limit başvurusu gelir. Faktor, ilgili limit başvurusunu yurtiçinde yerleşik ithalatçı firma ile bağlantı kurarak ve istihbaratını yaparak değerlendirir. Faktor belirlenen çalışma şartları çerçevesinde yurtdışına ithalatçı firma adına garanti limiti tahsis ettiği takdirde ithalatçı firma, akreditif, vesaik mukabili gibi maliyetli işlemlerden kurtulur. Bu uygulamanın ithalatçı firmaya hiçbir maliyeti yoktur, sadece fatura bedelini vadesinde kendi ülkesindeki faktor’a ödemekle yükümlüdür.
İthalat faktoringi garantili olabildiği gibi sadece tahsilat amaçlı da kullanılabilir.
Factoring’in Avantajları
Vadeli alacaklarını faktor’a temlik ederek nakde dönüştüren işletmeler, sürekli ve kesintisiz nakit akışı ile kendilerine hızlı ve kontrollü büyüme potansiyeli sağlamış olurlar.
Vadeli alacaklarının nakde dönüşmesi ile işletmeler, hammaddeyi peşin ödeyerek alabilir ve önemli indirimler sağlayarak üretim maliyetlerini düşürürler. Böylece işletmelere karlarını arttırma olanağı sağlanır.
Alıcı riskini faktor’a devreden işletmeler, yurtiçi ve yurtdışı pazarlarını genişletebilir.
Alıcılara vade tanıyabileceği için satıcının rekabet gücü artar.
Açık hesap satışlar kolay ve güvenli hale gelir.
Alacakların tahsilatı ve fon yaratma gibi konuları faktor’a devrederek nakit akışlarını belirleyen yöneticiler ileriye dönük; üretim, yatırım ve pazarlama gibi işletmenin gelişimi ile ilgili konulara daha fazla vakit ayırabilirler.
İşletmelerin kısa vadeli ticari alacaklarının finansmanını sağlayan faktoring sistemi, banka kredisinden farklı olup, bilançonun sadece aktif bölümünde bir harekete neden olur. Alacaklar, stoklar ve ticari borçlar azalır, işletmenin yaratabildiği işletme sermayesi artar. Bilanço daha likit hale gelir ve işletmenin kredibilitesi artar.
Faktor’dan ticari alacaklara karşılık kullanılan ön ödeme, satıcının ihtiyacı ve talebi üzerine verildiği için, işletmelerin dış kaynak kullanma ihtiyacı azalır ve faiz giderlerini düşürebilir.
Faktoring ile sağlanan finansmanın maliyeti, ticari kredilere (vade farkı) göre daha ucuz olduğundan, vadeli satışlardan ilave kazançlar sağlanabilir.
Periyodik olarak yapılan güvenilir istihbarat sonuçlarına göre satışlarını ödeme gücü olan alıcılara yapan işletme yöneticileri, geleceğe dönük en önemli yatırımları olan alıcılarının mali durumundan güncel olarak bilgi sahibi olurlar.
İhracat faktoring işlemlerinde, satıcıya bütün ödemeler fatura üzerindeki döviz cinsinden ödendiğinden, satıcı için kur farkı gideri oluşmamaktadır.
İhracatta faktor’un verdiği ön ödeme döviz olacağından, kambiyo dosyası hemen kapatılabilir ve KDV başvurusu hemen yapılabilir.
Faktoring sisteminde alımlarını mal mukabili olarak gerçekleştiren yurtdışındaki alıcılar akreditif açmaktan kurtulur, ödemeyi kendi ülkesindeki ‘Muhabir Faktor’a’ yaparak zamandan ve paradan tasarruf eder, alım gücü artar.
FAKTORİNG’İN ORTAYA ÇIKIŞI
Kullanıcısına önemli ek menfaatler sağlayan bir finansal teknik olarak faktoring hizmeti, ilk kez 1300’lerde yün mamülleri ihraç eden İngiltere’de uygulanmıştır. O yıllarda konsinye olarak yün mamülleri satan İngiliz ihracatçılar, alıcıların ödeme yapacakları konusunda garanti vererek, alacaklarını, daha sonra “faktor” olarak adlandırılan finans kuruluşlarına satıyorlardı. Bu dönemde uluslararası düzeyde ekonomik ilişkilerin ve özellikle haberleşme imkanlarının oldukça sınırlı olduğu ve ayrıca dış ülkelerde yeterli ölçüde güvenilir temsilcilerin bulunmadığı göz önüne alındığında, faktor kuruluşların üstlendiği görev, dış ticaret açısından giderek önem kazanmıştır. Bu çerçevede, faktoring faaliyetleri, endüstri devrimi ile birlikte sınai üretimin ve ticaretin hızla büyümesine bağlı olarak özellikle XVIII. yüzyıldan sonra yaygınlaşmıştır.
Faktoring faaliyetleri, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da yeniden inşa döneminin önemli ölçüde tamamlandığı 1960’lı yıllarda tekrar gündeme gelmiş ve özellikle 1970’li yıllardan itibaren petrol krizlerine bağlı olarak birçok firmanın satış imkanlarını artırmaya yönelmeleri üzerine hızla yayılarak daha geniş bir faaliyet alanı kazanmıştır. Nitekim, faktoring, başlangıçta İngiltere, ABD gibi belirli birkaç ülkede ve ciddi satış problemleri olan üretici firmaların başvurduğu bir finansman tekniği olmasına karşılık, günümüzde Kuzey Amerika ve Batı Avrupa yanında birçok uzakdoğu ülkesinde bulunan ve yalnız zor durumdaki firmaların değil gerek yerel gerek uluslararası satışlar yapan birçok küçük, orta ve hatta büyük ölçekli firmalar açısından da talep edilen bir finansman tekniği haline gelmiştir.
TÜRKİYE’DE FAKTORİNG UYGULAMASI
Türkiye’de faktoring 1980 sonrası dışa açık ekonomi politikaları ve ihracata dayalı sanayileşme stratejileriyle paralellik göstermektedir. Ülkemizde son yıllarda bankacılık sistemindeki önemli değişim ve gelişmelerin yanı sıra uluslararası nitelikteki bankaların da Türkiye’de şube açmaları ve bankaların ihtisas bankacılığı eğilimlerinin giderek artışı sonucu bankalar arası rekabetin yoğunlaşması üzerine bankalar, müşterilerine; tüketici kredileri, kredi kartları, leasing, faktoring ve forfaiting gibi finansman tekniklerinden yararlanabilme olanakları sunmaya başlamışlardır. Faktoring kavramı bir finans tekniği olarak ülkemiz bankacılık terminolojisine ilk kez 1983 yılında “Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile girmiştir. Bu Kararname’ nin 3. maddesi; faktoring’i “mal ve hizmet satışlarından doğmuş veya doğacak alacakların temellük edilerek, tahsilinin üstlenilmesi ve bu alacaklara karşılık ödemelerde bulunularak finansman sağlanması” diye tanımlanmakta, bu işle uğraşmak üzere kurulan şirketleri de “faktoring şirketleri” olarak adlandırmaktadır
Faktoring, yeni bir finansman modeli olmasına rağmen ülkemizde hızlı bir gelişme göstermiş ve ülkemiz finans piyasalarının son yıllarda vazgeçilmez enstrümanı olmaya başlamıştır. Her türlü mal ve hizmet satışlarından kaynaklanan kısa vadeli alacakların faktoring şirketine devredilmesi işlemi giderek yaygınlaşmaktadır. Alacakların takibi, tahsili, garanti edilmesi, finansman sağlanması, pazar araştırması, kredi istihbaratı yapılması, ticari risklerin üstlenilmesi ve muhasebe kayıtlarının tutulması, vb. hizmetleri içeren faktoring, firmaların kısa vadeli sermaye ihtiyacını karşılamaktadır. Yurtiçi faktoring işlemleri için önemli bir potansiyelin mevcudiyetine rağmen, dahili piyasada şirketler hakkında yeterli bilgi temin edilecek bir bilgi bankasının olmaması faktoring hizmetlerinin iç piyasada arzulanan biçimde yaygınlaşmasını güçleştirmektedir. Ülkemizde faktoring hizmetlerinden en çok yan-sanayi şirketleri, küçük ve orta ölçekli şirketler, sektörler itibariyle de en çok tekstil, demir, çelik, gıda, otomotiv, makine ve teçhizat, yedek parça, büro makinaları, ticaret, sağlık ve temizlik sektörleri ile yayıncılık sektörleri yararlanmaktadır.
Faktoring şirketlerinin yukarıda belirtilen olumlu fonksiyonları Türkiye’de de çok çabuk kabul görmüştür. 1990’lı yılların başında ilk kez Türk Mali Sisteminde yer almaya başlayan ve 1994 yılında ilk kez düzenlemeye kavuşan faktoring şirketlerinin sayısı 105′e ulaşmıştır.2001 yılında yapılan faktoring işlemlerinin sektörel dağılımına bakıldığında, %77,8’inin sanayii sektörüne, %21’inin de hizmetler sektörüne ait olduğu görülmektedir.Sanayi sektörü içerisinde faktoring işlemlerinden en büyük payı %17,1 ile tekstil, hizmetler sektörü içerisinde en büyük payı ise %23,3 ile filmcilik, yayıncılık, televizyon, reklam hizmetleri almaktadır.Türkiye’nin ihracatında yer alan ürünlerin büyük bölümü, başta tekstil olmak üzere faktoringe nicelik ve nitelik olarak çok uygun ürünlerdir. İhracatımızda büyük payı olan Avrupa Birliği ülkelerinde de faktoring çok yaygın olarak kullanılmaktadır.Türkiye’de 1996 yılında 1.505 milyon euro olan bu sektörün cirosu, 1997 yılında % 102 gibi yüksek bir artışla Polonya ( % 286 ) ve Arjantin ( % 336 )’den sonra en yüksek artışı gerçekleştirerek 3.048 milyon euro’ya ulaşmıştır. Bu yüksek artışın sebebini faktoring’in Türkiye’de uygulamaya gireli henüz birkaç sene olmasına ve dolayısıyla cirosunun düşük olmasına bağlayabiliriz.Türkiye bu artıştan sonra bir daha bu denli yüksek bir artış sağlayamamış ve azalarak artan bir yapıya bürünmüştür, ancak küçülmemiştir de, ta ki cumhuriyet tarihimizin en ağır krizini yaşayana kadar…1998 yılına gelindiğinde Türkiye’de faktoring sektörü,ekonomisi kendinden çok daha güçlü olan İngiltere( %8 ) , İtalya ( %11 ) , Almanya ( %14 ) ve Fransa ( %22 ) gibi bir çok Avrupa ülkesini geride bırakarak % 33’lük bir büyüme sağlamıştır.1999 yılında ise % 30’luk bir büyüme trendi yakalayan ülkemiz faktoring sektörü, 2000 yılında da ( %22 )’lik bir büyüme sağlayarak cirosunu 6.390 milyon euro’ya taşımıştır.2001’de ülkemiz faktoring sektörü , 2001’in malüm krizlerden birinin ortaya çıkış yılı ( Şubat 2001 ), diğerinin ( Kasım 2000 ) ise etkilerinin ortaya çıkış yılı olması sebebiyle ekonominin küçülmesinden doğrudan etkilenmiş ve % 36 oranında küçülmüş ve yapılan ciro 4.100 milyon euro’ya düşmüştür.2001 yılında yapılan faktoring cirosunun 3.000 euro’luk kısmı yurt içi, 1.100 milyon euro’luk kısmı uluslararası yani ithalat-ihracat faktoring’idir.Türkiye ciro büyüklüğü açısından 2001 yılı itibarıyla Avrupa’da 13. , dünyada ise 20. sırada yer almıştır. Bunun sebebi de ülkemizde büyük ölçekli firmaların sektörde yer almaması ve genellikle küçük ölçekli olmak üzere orta ölçekli firmaların sektörde aktif durumda olmasıdır.
31 Ekim 2006
Bir dış ticaret işleminde en önemli sorunlardan birisi ihracatçı ile ithalatçı arasındaki güven konusudur.Birbirinden mal alıp satmak isteyen ihracatçı ile ithalatçı farklı ülkelerde yerleşik bulunmaktadır;birbirlerini belkide hiç tanımazlar ,farklı dilleri konuşur ,farklı paraları kullanırlar.Birbirlerinin ticari ve mali güvenirliği konusundan da yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.
Bir taraf sorumluluğunu yerine getirmediği takdirde diğerinin onu zorlamasının güç olacağı bilinmektedir.Kısacası ,tarafların birbirlerine güvenmediklerini söylemek her zaman doğru olmasa bile ,ihtiyatlı davranmalarını gerektirecek birçok neden bulunmaktadır.İşlemler uzak mesafeler arasında yapıldığından ,iç ticaretteki gibi bir taraf malı teslim ederken diğer tarafın aynı anda ona ödemede bulunması söz konusu değildir.İthalatçı ,kendisini güvenceye almak için ,önce malı devralmayı ,daha sonra ödemeyi yapmayı arzularken ,ihracatçı açısından en önemli yol ,ödemenin peşin yapılması ,malın sonra gönderilmesidir.Yabancı ülkede yerleşik karşı tarafa güvenememe sorunu ,dış ticaret işlemine bir bankanın aracılık etmesi ile çözümlenir.Normal olarak bankanın güvenirliliği bireysel ithalatçı ve ihracatçıya göre daha yüksektir.banka ihracatçıya ,ithalatçı adına ödemeyi yapacağı güvencesini verir ; ithalatçıya da ihracatçının istenen nitelikte malı kendisine göndereceğini garanti eder. Böylece ihracatçının malı güven içinde göndermesi ,ithalatçının da kuşku duymadan ödemede bulunması sağlanmış olur.O bakımdan ,bankalar adeta dış ticaretin ayrılmaz bir parçası durumundadır.Dış ticarette farklı ödeme yöntemleri vardır. Ve bunların hangisinin kullanılacağı ,mal ve sektör bazında yerleşik geleneklere ,alıcı ile satıcı arasındaki güvenin derecesine ,ülkenin genel politikasına ,nakit ödeme gücüne vb. faktörlere bağlıdır.
KARŞI TİCARET(Counter –Trade )
Karşı –ticaret ,genel anlamda bir takas muamelesidir.Özellikle merkezi ekonomili ülkeler ile yapılan ticarette yoğun biçimde uygulanmaktadır.Bununla beraber ,az gelişmiş ülkeler ve sanayileşmemiş ülkeler arasındaki ticarette de giderek artan bir önem kazanmaktadır.Ödemek için yeterli dövizi olmayan ,fakat satmak istediği malı olan ülkelerin çoğu kez başvurduğu bir yoldur.Şu halde iki ülke arasında mal ile mal veya mal +paranın ters yönde aktığı iki-yönlü bir ticaret söz konusudur. Karşı-ticaret çeşitli şekillerde uygulanabilmektedir.Bunları beş tipe ayırabiliriz:
A)Takas (Barter) : Finansal ödeme veya fon transferlerinin yer almadığı bir tek sözleşme ile gerçekleştirilen ,eşit değerde olduğu kabul edilen iki mal grubunun doğrudan ve eşanlı olarak değiştirildiği işlemdir.Takas anlaşmaları aynı müşteri ile uzun vadeli ve düzenli işlemleri değil ,genellikle bir defaya mahsus işlemleri (one-off- deals) kapsamaktadır.
B)Kliring (Clearing):Takasın biraz daha geliştirilmiş bir şeklidir.Kliring anlaşması imzalayan ülkelerde ithalatçılar ,ithal ettikleri malların bedelini kendi ülkelerinde kliring hesaplarını tutmakla görevlendirilen Merkez Bankası veya Kliring Ofisi gibi bir kuruma ulusal paraları cinsinden öderler.Bu şekilde oluşturulan hesaplar dönem sonunda karşı ülke ithalatçılarının da kendi ilgili kurumana yatırmış oldukları paralardan oluşan hesaplarla denkleştirilir.Eğer arada bir açık söz konusu ise ,bu açık önceden anlaşılan herhangi bir konvertibil döviz ile kapatılır.
C)Karşı –alım ( Counter-purchase ): Satıcının ihracat sözleşmesindeki değerin belirli bir yüzdesindeki malı karşı taraftan ya bizzat satın alması ya da satışın bir üçüncü tarafça gerçekleştirilmesini sağlamasına dayanan bir işlemdir.Karşı ticaretin en yaygın kullanılan şeklidir.İhracatçının böyle bir taahhüde girmeden önce ,üçüncü tarafla anlaşması gerekir.
D)Dengeleme (Compensation):Satıcının ihraç ettiği mal bedelinin tümünü veya bir kısmını mal karşılığı alması anlamındadır.Dolayısıyla tam dengeleme veya kısmi dengeleme şeklinde iki kısma ayrılmaktadır.
E)Geri –alım (Buy-back)
engelemenin bir başka şeklidir. Burada ihraç edilen malların (ki,bunlar sermaye malları veya anahtar teslim projeler niteliğindedir.) bedeli ,bu mallar vasıtasıyla gerçekleştirilecek üretimin satın alınmasıyla ödenmektedir.
F)Üçlü-ticaret (Switch deals) : Bir ülke tarafından ödenecek hesabın başka bir ya da daha fazla ülkeye transfer edildiği işlemdir.Mesela Türkiye ‘den Rusya’ya bir ihracat yapılmış olsun .Rusya bunun karşılığını para veya mal olarak vermek istemiyor,fakat bu ülkenin de bir üçüncü ülke diyelim Macaristan ile bir hesabı var. Bu durumda eğer Türkiye’nin alacağı ,para ve/veya mal ,şeklinde Macaristan’dan tahsil ediliyorsa ,bir switch muamelesi yapılıyor demektir.Karşı-ticaret olayı oldukça karmaşıktır.Azgelişmiş ülkeler çeşitli mülahazalarla bu yola başvurularken tekniğini yeterince bilmedikleri için aleyhte sonuçlarla karşılaşabilmektedirler.O nedenle ,anlaşma yapmadan önce ,dünya piyasaları hakkında çok iyi bir bilgi ile birlikte ,anlaşılacak şartların çok dikkatli biçimde değerlendirilmesi gerekir.
PEŞİN ÖDEME (Cash in Advance )
Peşin ödeme ön ödeme demektir. Bu yöntemde ithalatçı sipariş ettiği malın bedelini ödedikten sonra ,ihracatçı tarafından mal kendisine gönderilir.Ödeme genellikle ihracatçının hesabına bir telefon ,faks,bilgisayar mesajı veya normal bir banka havalesi ile yapılır. Kuşkusuz ki satıcıya en fazla güvence sağlayan yöntem budur. Çoğunlukla ilk kez mal alan ve tanınmayan müşterilere uygulanır.Bununla birlikte ,ithalatçı ülkedeki iç karışıklık ,ekonomik kriz , ya da kambiyo denetimi gibi nedenlerle döviz transferlerinin gecikmeli yapıldığı ,hatta tamamen durdurulduğu durumlarda da ihracatçı peşin ödeme talebinde bulunabilir.
Diğer taraftan peşin ödeme şekli ,ihracatçı açısından bir ön finansman niteliğini taşımakta ,bunun kaynağı ise alıcı (ithalatçı) olmaktadır.Uluslar arası piyasalarda genellikle satıcı tekeli olan mallarda ve bazen de alıcı bakımından peşin ödeme iskontolarının yüksekliği nedeniyle bu tür ödemeler cazip olabilmektedir.Birde Merkez Bankası ‘nca alım satımı yapılan konvertibil dövizler ,peşin döviz olarak yurda getirilebilir.Mevzuatta TL olarak ödenmesine izin verilen ihracat bedeli Türk Liralarının da peşin olarak getirilmeleri mümkündür.Bu dövizlerin alışı bir defada yapılır. İhracat bedeli peşin dövizler yetkili bankalar aracılığıyla havale şeklinde veya ithalatçı ,ihracatçı veya bunlar adına hareket eden üçüncü şahıslarca her nevi çek veya efektif olarak getirilebilir.Peşin döviz karşılığında yapılacak ihracatın 1 yıl içinde gerçekleştirilmesi gereklidir.Ülkemizdeki uygulama açısından prefinansmanlı ödemenin burada açıklanan peşin ödemeye benzediğini fakat farklı hükümlere tabi olduğunu ve bazı farklılıklar taşıdığını belirtmek gerekir.Prefinansman da 1 yıllık süre ile sınırlandırılmış olmakla beraber ,bunun için bankalarca para piyasalarındaki cari oranlar (LOBOR + spread )üzerinden faiz ödenmesine ,anapara ve faizler için geri ödeme garantisi verilmesine ve vadelerinde kaynağına geri ödenmesine izin verilmiştir; fakat bu imkanlar peşin dövizler için tanınmamış ,hatta ihracatın gerçekleşmesi halinde bu dövizlerin geri ödenmesi yasaklanmıştır.
III. AÇIK HESAP (Open Account)
Açık hesapla yapılan dış ticarette çok ender rastlanmakla birlikte , dış ticaretin en basit şeklidir. Burada satıcı önce malları gönderir ve bedelini kararlaştırılan vadelerde olmak üzere daha sonra almayı kabul eder. Bu işlemde taraflar oldukça iyi bir ilişki bulunması gerekir. Çünkü özellikle satıcı açısından beğenilmeyip geri gönderilmesi ve bedelinin tahsilinin aksaması gibi riskler söz konusudur. Ayrıca açık hesabın finansman yükünü ihracatçı taşır. Bu nedenle ,ihracatçının mali yönü oldukça güçlü olmalıdır. Çünkü muhtemel riskler karşısında ,ortaya kambiyo senedine bağlı bir işlem olmadığından ,hukuken ihracatçıyı alacağını ispat konusunda delilsiz bırakmaktadır. Açık hesap metoduyla yapılan ödemeler döviz tevdiat hesabından çek vermek ,bankadan döviz çeki almak veya döviz havalesi yaptırmak suretiyle gerçekleştirilebilir. Açık hesaplı ticarette bankaların rolü ,sadece bedellerin bir hesaptan diğerine şu yada bu araçla aktarılması ile sınırlıdır. O yüzden de masraflar çok düşüktür. Çünkü malın ithalatçı adına gönderildiğini temsil eden belgeler banka aracılıyla değil ,posta ile gönderilir.Fakat bu yol uygulamada genellikle problemler yaratır.Şöyle ki ,çoğu kez malların nakliyesi gelişmiş hava ulaştırma sistemiyle ithalatçıya posta yoluyla gönderilen ilgili belgelerden önce varırı.Bu durumda eğer ,banka garantisinin varlığı halinde belirli bir tazminat karşılığı mallar hemen alınmazsa ,ithalatçının zararı söz konusu olacaktır.
IV. KONSİNYASYON (Consignations)
Konsinye ihracat ileri bir tarihte satılmak üzere dış alıcılarla ,komisyonculara ya da dış ülkelerdeki şube ve temsilciliklere emaneten mal gönderilmesidir.Malın kesin satışı yapılana kadarda malın mülkiyetini elinde bulundurur.Mallar satılıncaya dek herhangi bir ödeme yapılmaz. Satılmak üzere gönderilen malları teslim alan kişi veya kuruluşlar malı rayiç değerinden satar, komisyon vb. giderleri satış gelirinden düşer ve kalan tutarı yetkili banka aracılığıyla döviz cinsinden ihracatçıya yollarlar. Konsinye satışta ihracatçı firmanın varlığı dış pazarda açıkça görülmekle birlikte ,satışta kesinlik olmaması dolayısıyla da risk söz konusudur. Beklemeden doğan zararlar ihracatçı hesabına kaydedilir..Ayrıca malın satılıncaya kadar her an için satıcıya,alacak ve satış masraflar dikkate alınmaksızın ,geri gönderilmesi ihtimali vardır.İhracatçının malı ,kontrolü olmaksızın ülke dışında politik nedenlerle kambiyo kısıtlamalarından ve hatta iklim sebebiyle doğacak riskler altında kalmaktadır. Bu durumda satıcının elinde bir kambiyo senedi bulunmadığı gibi ,alıcının kusurlarından doğacak zararını karşılayacak bir garantisi de bulunmamaktadır. Konsinye satışlarda bedellerin gönderilmesi ve satış türünün ortaya çıkardığı problemler açık hesaptakiyle hemen hemen aynıdır.Konsinye satışların riskli oluşu ,uygulamada “müşterek hesap “ denilen ve konsinye satışları kısmen garanti altına alan yeni bir satış şeklini doğurmuştur.Bu şekilde yapılan ihracat yine konsinye olmakla birlikte , konsinyatör tarafından ihracatçıya asgari bir satış fiyatı garanti edilir ve bu fiyatla satış fiyatı arasındaki farkın giderler düşüldükten sonra kalan kısmı ihracatçı ile alıcı (konsinyatör ) arasında paylaşılır.Konsinye veya müşterek hesap yoluyla yapılan ihracat genellikle, bir piyasaya ilk defa giren ve tanıtılmak üzere gönderilen mallar niteliği itibariyle satışı uzun süren ,çürüyebilir ve bozulabilen malları kapsar.
V. POLİÇE İLE SATIŞ / VESAİK MUKABİLİ ÖDEME
(Documantary Collections- Cash Against Documents)
Poliçe ,uluslar arası ticarette yaygın olarak kullanılan bir ödeme aracı veya belgedir. İhracatçı tarafından düzenlenen ,ithalatçının hemen ya da ileriki bir tarihte ,belirli miktarda ödeme yapmasını koşulsuz olarak emreden ,yazılı bir ödeme emri niteliğindedir.Bu ödemelerde ,ihracatçı ,malları göndererek ithalatçı üzerine bir poliçe çekip sevk ettiği mallara ait belgeleri buna iliştirir ve söz konusu vesikalı poliçeyi kendi bankası aracılığıyla ithalatçının bankasına gönderir.Satıcının bankaya vereceği “tahsil emri “nde ,ithalatçının malı teslim almasını sağlayacak belgelerin ya “görüldüğünde ödenmesi “ ya da “poliçenin kabul edilmesi “karşılığında verileceği açıkça belirtilir. Ayrıca tahsil emrinde ödeme veya poliçenin kabul edilmemesi halinde yapılacak işlemler , faiz ,komisyon vesair masrafların kime ait olacağı ve tahsil edilen paranın ne şekilde ödeneceği açıkça belirtilir. Aksi halde işlemler uluslararası ödemelerle ilgili “Yeksenak Kurallar “gereğince yapılır. Poliçeyi çeken ,normal olarak malını satan ve gönderen taraf ,yani ihracatçıdır. Kendisine poliçe çekilen ,diğer bir deyişle ,koşullara uygun olarak ödemeyi yapması istenen taraf da alıcı ya da ithalatçıdır.Poliçe ya doğrudan ithalatçının adına ya da onun bankasına çekilir. İthalatçıya çekilen poliçeye “Ticari Poliçe “,onun bankasına çekilene de “Banka Poliçe “si adı verilir. Poliçe , onu taşıyana veya ödemenin kendisine yapılması istenen kişi adına göre düzenlenebilir. Adına ödeme yapılması istenen kişi ise poliçeyi çeken olabileceği gibi başkası da olabilir. Poliçelerin , mali piyasalarda devredilebilir araçlar olmaları , bunların kullanışını yaygınlaştırır. Bir poliçenin devredilebilir olma niteliği kazanabilmesi için aşağıdaki koşullara sahip olması gerekir:Yazılı olmalı ve düzenleyen tarafından imzalanmalı ,Belli miktar paranın ödenmesiyle ilgili koşulsuz bir ödeme emri içermeli,Talep edildiğinde veya gelecekte sabit veya belirlenebilen bir tarihte ödenebilir olmalı,Belirli bir kişinin adına veya taşıyana göre düzenlenmiş bulunmalı Bu koşullara uygun olarak düzenlenen bir poliçe devredebilme özelliğine sahiptir.Bundan ötürü de çeşitli tipteki poliçeler , kişisel çekler dahil , yaygın bir kullanım alanına sahiptirler.
Poliçe Türleri :
Eğer poliçe “görüldüğünde ödemeli poliçe” ise ,sevk belgeleri ithalatçıya ancak ödemeyi yaptığı takdirde teslim edilir.İthalatçı artık ilgili belgeleri nakliye firmasına ibraz ederek malları çekebilir.Bu durumda ithalatçı mallara sahip olduğu için ,ihracatçı da parası kendisi adına diğer ülkelerdeki muhabir banka tarafından alındığı ve muhtemelen kendisine “SWIFT” (paranın elektronik araçlarla anında alıcının hesabına geçirildiği uluslar arası para transferi yöntemi ) yoluyla ulaştırılacağı için memnundur. Görüldüğünde ödemeli poliçe gereğince yapılacak ödeme ,eğer tahsil emrinde uygun görülmüşse ,transfer formalitelerinin tamamlanması amacı ile yerli para cinsinden yapılabilir.Bu durumda tahsil emrine transfer anında doğacak kur farkının ithalatçı veya bankası tarafından garanti edilmesine dair şart konabilir. Vesaik mukabili ödemenin ikinci türü “ticari kabul “ olarak bilinir.Burada belgeler alıcıya ,adına çekilen poliçedeki bedeli ödeyeceğine dair “kabul “alındıktan sonra teslim edilir.Alıcı poliçenin arkasına kabul edilmiştir diye yazar ve imzalar.Muhabir banka bu kabul edilmiş poliçeyi saklar ve süresi geldiğinde tahsil eder. Burada kullanılan kambiyo senedi “vadeli poliçe “ dir.Satıcı gönderme belgesine iliştirdiği vadeli poliçeyi “ibraz vadeli “ veya “sabit vadeli “şeklinde tanzim edebilir. İbraz vadeli poliçe mal bedelinin belgelerinin ibrazından belli gün sonra (30,60,90,180 gibi) ödenmesi anlamındadır. Sabit vadeli poliçe ise poliçe keşide edilirken belli bir ödeme tarihinin önceden üzerine yazılmasıdır.İhracatçı ,bir banka kabulünü veya ticari kabulü vade sonuna kadar tutarak bedelini şahsen tahsil edebilir. Yada bunun yerine ,bu kabulü bir bankaya veya kabul ticareti yapan bir bankere ,nominal değeri üzerinden ıskontolu olarak satar.(ciro eder)Özellikle banka kabulleri ,bankanın ödeme taahhüdü olduğundan ,mali yatırımcılar için oldukça güven duyulan araçlardır.Dolayısıyla bunlar likiditesi yüksek kısa süreli menkuller grubuna girerler.Para piyasasında belli bir iskonta ile alınır ve satılırlar.Bu yönüyle banka kabulleri ,bankaların çıkarttıkları devredilebilir mevduat sertifikaları (Certificate of Deposit-CD) ‘na benzetilebilirler. Ticari kabullerde de belirli bir tarihe kadar muhatabın ödeme taahhüdünü yansıtırla.Ancak ,muhatabın mali itibarına bağlı bulunmakla birlikte ,bunlar banak kabulleri kadar pazarlanabilme özelliğine sahip değillerdir.Ödeme tarihi geldiğinde ticari kabulü elinde bulunduran kimse ,bunu bankası aracılığıyla kabul eden firmaya tahsile gönderir. Yukarıda belirtildiği gibi ,bir poliçenin devredilebilir mali varlık niteliği kazanabilmesi için ,gelecekte ödenme tarihinin kesinlikle belirlenebilir olması gerekir.Örneğin “görüldüğünden 60 gün sonra “ gibi bir kayıt belirlenebilir bir tarihi ifade eder.Ama “malların varmasından 30 gün sonra “ şeklindeki bir kayıt ,gerçekte belirli değildir.Çünkü malların kesin varış tarihi belirlenmemiştir. Poliçeler ayrıca “temiz “ ve “belgeli “ diye ikiye ayrılırlar.Başka hiçbir belge eklenmeden sunulan poliçelere temiz poliçe denilmektedir.Bunların kullanılış alanları sınırlıdır.Örneğin çok uluslu bir işletme tarafından yurt dışındaki şubelere yapılan mal sevkıyatında kullanılırlar.Bu gayet doğaldır,çünkü aynı şirketin şubeleri arasında güvensizlik ve kredi itibarı sorunları söz konusu değildir. Temiz poliçeler ticarette kullanıldığında ,satıcı genellikle sevk evrakını alıcıya yollar, o da bir ödeme veya kabul işlemi yapmadan ,malların mülkiyetini elde eder. Temiz poliçelerin ticaret dışı amaçlarla kullanıldığı da olur ; bir borcun ana parasının tahsili gibi .Açık hesap borcunu ödemek istemeyen bir borçluya ,temiz bir poliçe çekilerek borcun ödenmesi için baskı yapılabilir. Böyle bir poliçeyi ödememe veya kabul etmeme ,muhatabın ticari ve mali itibarını zedeleyebilir. Çoğu poliçeler belgelidir. Bunun anlamı ,sevk belgelerinin poliçeye eklenmiş bulunmasıdır.İthalatçının belgeleri devralabilmesi için ,ya ödemede bulunması ,yada poliçeyi kabul etmesi gerekir.Diğer yandan ,bu belgelerle malları gemiden teslim alınır.Belgelerin poliçenin alıcıya ödenmesi üzerine verilmesine “Ödeme Karşılığı Teslim “yöntemi ,kabul etmesi üzerine verilmesine de “Kabul Karşılığı Teslim “ adı verilmektedir.Şimdi poliçe ile ödemenin nasıl olduğunu açıklayalım.
Poliçe İle Mal Sevki (Vesaik Karşılığı Ödeme )
Poliçe satıcıya ,açık hesap yoluyla satıştan daha fazla güvence sağlar.Ama akreditif kadar da güvenli değildir.Poliçeye dayalı dış ticaret işlemleri çoğunlukla bankalar tarafından yapılır.İhracatçı malını gönderdikten sonra çektiği poliçeyi sevk evrakı ile birlikte ,yabancı ülkedeki alıcıya ulaştırmak üzere ,kendi bankasına verir.Bankada bu belgeleri ihracatçının ülkesindeki muhabirine gönderir.İhracatçının ülkesindeki muhabir bankanın izleyeceği yol poliçenin türüne bağlıdır.:Eğer poliçe görüldüğünde ödenecek tipte ise ,banka ithalatçıyı çağırır ve mal bedelini ödemesini ister.İthalatçının ödemeyi yapması üzerine de ,malı teslim almaya yarayan belgeleri kendisine devreder, tersine ,eğer sevk bir vadeli poliçe ile yapılmışsa bu kez banka ithalatçıdan poliçeyi “kabul “ etmesini talep eder ve kabul üzerine de belgeleri kendisine teslim eder. Türkiye ‘de her iki ödemeye de alışılan deyimle “vesaik karşılığı ödeme “ adı verilmektedir.
VI. AKREDİTİF (Letter of Credit ,L/C)
Dış ticarette kullanılan oldukça yaygın ve güvenilir bir yöntemdir.Akreditif ,ithalatçı tarafından yurt dışındaki ihracatçı adına bir bankaya açtırılan ,malın sözleşme koşularına uygun olarak gönderilmesi üzerine ihracatçıya ödeme yapılacağını taahhüt eden, miktarı ve süresi belirli bir kredi hesabıdır..Taraflar satış sözleşmesinde ödemenin akreditifle yapılacağını kararlaştırmış olabilirler.Bunun üzerine ithalatçı firma ,işleme aracılık eden bankasına başvurarak yurt dışındaki ihracatçı lehine ,belirli miktarda ve belirli vade için geçerli bir akreditif açılmasını ister. Bunun üzerine bankada ihracatçının ülkesinde bulunan muhabirine bir talimat göndererek ,ihracatçı lehine böyle bir akreditifin açılmasını sağlar.Bundan sonra sıra ihracatçının ,sözleşme koşullarına uygun olarak malı gemiye yüklemesine ve sevk evrakı adı verilen ve malı gemiden devralmaya yarayacak belgeleri muhabir bankaya sunmasına gelmiştir.Bu belgeleri kendi ülkesindeki muhabir bankaya teslim etmesinden sonra da banka tarafından kendisine ödeme yapılır. Yabancı ülkede bulunan ve aldığı talimat doğrultusunda akreditifi açan muhabir banka belgeler üzerinde gerekli incelemeleri yapar ve ihracatçının ,sözleşme koşullarının gerektirdiği tüm bilgileri eksiksiz olarak sunduğundan emin olmadıkça ödemeyi yapmaz.Bu sistem diğer ödeme yöntemlerine göre daha pahalı olmasına rağmen ,en güvenilir olanıdır.Hem satıcıya hem de alıcıya çeşitli faydaları vardır. Mal bedelinin banka taahhüdünde olması ,transfer riskinin büyük ölçüde ortadan kalkması , satıcı ve alıcının kredi imkanı elde etmesi ,gerekli şartların yerine getirilmesinin bankaca sağlanması faydaları arasındadır.Önce farklı ülkelerdeki ithalatçı ve ihracatçı arasında bir alım –satım sözleşmesi yapılır.Bu sözleşmede malın cinsi ,vasıfları ,miktarı ,fiyatı ,döviz cinsi ,malların sevki ,satış şekli ve ödeme şekli (ki ,burada akreditiftir)yer alır. İthalatçı ,bankasından ihracatçı lehine bir akreditif açmasını ister.Akreditif metninde ,ihracatçıya ,ancak malları sevk ettiğinde tevsik eden belgeleri muhabir bankaya sunmasından sonra ödemenin yapılabileceği hükmü bulunur. İthalatçının bankası akreditifi ihracatçının ülkesindeki muhabir bankaya iletir.Muhabir bankadan ,ihracatçıya akreditifin açıldığını ve ödeme için hangi belgelerin gerekli olduğunu bildirmesi istenir.Muhabir banka ihracatçıya akreditifin metnini ileterek açıldığını bildirir.İhracatçı akreditif şartlarına uygun olarak malları sevk eder ve gerekli belgeleri hazırlar.İhracatçı belgeleri muhabir bankaya sunar.Banka belgelerin gerekli şartlara uyup uymadığını kontrol eder.Belgeler uygun bulunursa ,ödeme yapılır veya –gerekiyorsa-ihracatçının tanzim edeceği poliçeyi kabul eder. Muhabir banka belgeleri ve –varsa –ciro edilmiş poliçeyi ithalatçının bankasına iletir ve ödemeyi tahsil eder. Şimdi ithalatçının bankası belgeleri elinde bulundurduğu için ,malların mülkiyetine de sahiptir.İthalatçının –komisyon dahil- akreditif bedelinin tamamını bankasına ödemesinden sonra banka malların mülkiyetini ithalatçıya devreder. Böylece ,bir akreditif sürecinin nasıl işlediğini genel hatlarıyla görmüş olduk.Akreditif işlemleri yürürlükteyken geçerli olan kurallar Milletlerarası Ticaret Odası(ICC) tarafından standart hale getirilmiştir.Yaklaşık 160 civarındaki ülke bankaları bu kuralları kabul etmiştir.
Akreditif Belgeleri :
1 .Fatura (Invoice) :Alıcı adına düzenlenmiş mala ait miktar ,cins,özellik,fiyat ve şartları gösteren belgedir.Teklif belirten faturaya “proforma “ ,kesin olanına ise “orijinal fatura” denir.Ayrıca ,taşıma esnasında değişikliğe uğrayacak nitelikteki mallar için teslim anındaki kesin durumuna göre tanzim edilecek faturaya kadar geçen zamanda kesilen faturaya ise “ geçici “ veya “muvakkat “fatura denir. Birde ,özel ticaret anlaşmalarının sağladığı bazı muafiyetlerden istifade amacıyla ,malın gönderildiği ülkenin konsolosluğu tarafından malın kaynağını belgelendirmek için düzenlenen “konsolosluk faturası “vardır.
2.Konşimento (Bill of Lading) : Konşimento esasen emtiayı temsil eden kıymetli evraktır.Malların sevkini yapan nakliyat firması tarafından düzenlenir. Sevki tesvik eden en önemli belgedir.Çoğu durumlarda ciro edilebilir.Konşimentolar ,gönderilen adına,gönderilen emrine veya sadece yükletenin emrine göre düzenlenebilir.Aracı banka adına düzenlenip ,sonradan gönderilene ciro edile bilinir. Çeşitli konşimento tipleri vardır: Yükleme konşimentosu ,tesellüm konşimentosu ,üst üste taşıma konşimentosu gibi.Ayrıca, konşimentolarda yazılı malların kısım kısım çekilebilmelerini sağlamak üzere hazırlanan teslim emirleri vardır ki ,bunlara da “ordino “adı verilir.
3.Karayolları taşıma senedi :Uygulamada “nakliyeci makbuzu “ veya “irsaliye mektubu “ da denen bu belge sevkıyatın yapıldığını ispata yarar; mülkiyeti temsil etmez ve ciro edilemez.
4.Hamule senedi (Railway bill): Demiryolu taşımacılığında kullanılan ,ciro edilemeyen ,gönderme belgesidir.
5.Posta makbuzu : Malların postayla gönderilmesi halinde alınan gönderme belgesi niteliğinde bir makbuzdur.Mülkiyeti ansıtmadığı gibi ciro da edilemez.
6.Hava konşimentosu :Malların uçakla gönderildiği durumlarda nakliyeci firmadan alınan ,malların-gönderilmek üzere –teslim alındığını gösteren bir belgedir.
7.Menşe şehadetnamesi (Certificate of origin ):Yollanan malların üretim yerini gösteren bir belgedir.
8.Sigorta poliçesi (Insurance policy): Malların sevki esnasında kaybolması veya tahribi risklerini teminat altına alan ,sigortacı tarafından düzenlenen belgedir. Bu belgelere ilaveten ,ayrıca ,canlı hayvan ticaretinde kullanılan “sağlık raporu “ ,ithal edilen malların gayri safi ağırlıklarını ayrıntılı gösteren “tartı pusulası “ ve AET içerisinde gerekli çeşitli dolaşım belgeleri de söz konusudur.
Akreditif Türleri
1.Belgeli ve Belgesiz Akreditif (documentary and nondocumentary or clean L/C)
Uluslararası ticari işlemlerle ilgili olarak açılan akreditiflerin çoğu belgelidir.Belgeli L/C durumunda ,satıcının kendi ülkesindeki aracı bankaya bir dizi belge sunması gerekir.Bu belgelere alışılmış deyimiyle sevk evrakı denir ve bunlar kredi mektubunun üzerinde bir liste halinde gösterilir.Söz konusu belgelerin bir kısmı zorunlu bir kısmı ise ithalatçımım isteğine ve tarafların anlaşmasına bağlıdır.Konşimento ,ticari fatura ve poliçe zorunlu belgelerdir.İsteğe balı olanlar arasında örneğin sigorta poliçesi ,konsolosluk faturası ,menşe şehadetnamesi ,çeki listesi ,analiz belgesi ,paketleme listesi vb. yer alır. Belgesiz veya “temiz “ akreditiflerde ise eklenen herhangi bir belge yoktur.Bunlar genellikle ticari nitelikte olmayan işlemlerde kullanılırlar.
2.Dönülemez ve Dönülebilir Akreditifler (Revocable and Irrevocable L/C)
Dönülebilir akreditiflerde amir banka ihracatçının nam ve hesabına açtığı krediyi her an kendi isteğiyle iptal edebilir.Dolayısıyla ,burada mal bedelinin ödeneceğine dair yapılan fakat alıcı için kesin olmayan bir vaat söz konusudur.Ancak iptal mektubunun satıcının eline geçmesinden önce satıcı akreditif şartlarına uygun olarak yüklemeyi yapar ve vesaiki bankaya ibraz ederse ,o takdirde banka akreditif bedelini ödemek zorundadır. Bu tip akreditifler güvenli olmadığı için uygulamada pek kullanılmaz.Dönülemez akreditif ise ,amir banka ve akreditif amirinin onayı olmadan süresinden önce geriye alınması ,bozulması ve iptali mümkün olmayan akreditiflerdir.Gerekli şartlar yerine getirildiği takdirde ,akreditif bedelinin amir bankaca ödeneceği taahhüt edilmiştir.Dolayısıyla birincisine nazaran daha güvenlidir.Dönülemez akreditifte amir bankanın ödemesi güvence altında olmakla beraber ,ihracatçının ülkesindeki muhabir bankanın ödemeyi yapması garanti değildir.Bu nedenle ,akreditifler “teyitli “hale getirilerek daha güvenli bir yol bulunmuştur.
3.Teyitli ve Teyitsiz Akreditifler (Confirmed or Uncorfirmed L/C)
Teyitli akreditifte muhabir bankada akreditifi “teyit “ ederek bedellerin ödeneceği hususunda ilave teminat vermektedir.O halde herhangi bir ödememe durumunda ,muhabir banka amir bankanın yükümlülüğünü üstlenmiş olur.Uygulamada sadece dönülemez akreditifler teyitli olarak açılırlar .Çünkü ,dönülür akreditifler teyit edilirse ,o zaman amir banka büyük risk yüklenmiş olur.Bu akreditifler ilgili üç tarafın(amir banka ,teyit bankası ve lehdar )muvafakatı olmadan iptal edilemez.Teyitsiz akreditifte muhabir bankanın rolü sadece akreditifin açıldığını bildirmekten ibarettir.Teyitli akreditiflerde teyit bankası üstleneceği riske karşılık bir komisyon aldığı için ,tabiatıyla akreditif masrafları yükselmektedir.O nedenle ithalatçılar genellikle teyitsiz akreditifleri tercih ederler.
4.Bir defalık veya Dönen akreditif (Revolving L/C)
Bu tip akreditif genellikle belirli bir müşteriden sürekli veya yüksek tutarlı alımlarda kullanılır.Böylece hem işlemlerin tekrarlanması külfetinden kurtulma ,hem de yüksek miktarda siparişin fiyat avantajından yararlanma imkanı söz konusudur.Revolving akreditifler şartları çerçevesinde ,akreditif tutarının tamamı veya bir kısmı kullanıldıkça ,bir değişikliğe gerek olmadan aynı tutar için –vade içerisinde –kendiliğinden yenilenirler.Diyelim ki ,bir Türk ithalatçı ,bir Amerikan firmasından bir yıl içerisinde tamamını almamak üzere 100 bin dolarlık bir revolving akreditif ,bir yıl içerisinde kısmen veya tamamen 100 bin doları dolduruncaya kadar kullandıkça otomatik olarak yenilenecektir.Revolving akreditiflerde dönerlik şartı genellikle iki şekilde olmaktadır: Miktara göre ve süreye göre .
a)Miktara göre devreden akreditiflerde ,akreditif tutarı ,kaç kere dönebileceği ve böylece ödemeler toplamının sınırı belirlenmektedir.
b)Süreye göre devreden akreditiflerde ise ,her sevkıyatın yapılacağı dönem de belirlenir.Bu tip akreditifler “biriken “ veya “birikmeyen “ olmak üzere iki şekilde açılabilir.Biriken revolving akreditifte ,ilk dönemde kısmen veya tamamen kullanılmamış miktar ,müteakip dönemdeki tutara eklenerek kullanılabilir.Birikmeyen akreditifte ise kullanılmayan kısımdan onu izleyen dönemde faydalanılamaz.
5.Red-Clause ve Green –Clause Akreditifler:
“Red –Clause akreditif “’te ithalatçının açtığı akreditifin tamamı veya bir kısmı daha mal gönderilmeden ve belgeler bankaya ibraz edilmeden ihracatçıya kullandırılır.Yani peşin veya avans şeklinde olabilir.BU akreditiflere red clause denmesinin nedeni ,bunlara konulan avans şartının önceleri kırmızı şartla yazılmış olmasıdır.Ülkemizde bazı tarımsal ürünlerin bedellerinin ödenmesinde kullanılmaktadır.Türkiye ‘deki bir ithalatçının red-clause akreditifli bir ithalat yapabilmesi için ise , kambiyo mevzuatımız gereği ,dışarıdaki muteber bir bankanın garantisi gereklidir.“Green-Clause akreditifler de red clause ‘a çok benzemektedir.Bir farkla ki ,burada mallar önce bir üçüncü şahsa banka adına teslim edilmekte ve ambar teslim makbuzu bankaya verilmek suretiyle karşılığında avans alınabilmektedir.Böylece banka ithalatçının riskini bir ölçüde azaltmaktadır.Fakat yinede risk tamamen ortadan kalkmaz ve nihai sorumluluk alıcı üzerinde kalır.Görüldüğü gibi ,red –clause ve green-clause akreditifler temelde ihracatı finanse etmek işlevi görmektedirler.Böylece ihracatçı ülkedeki kredi faizlerinin ithalatçı ülkedekinden yüksek olduğu zamanlarda ,ihracatçılar için düşük maliyetli finansman imkanı sağlanmaktadır.
6.Karşılıklı Akreditif(Back-to-back L/C) :
“Karşılıklı “ akreditifler ,transit ticarette ,aracı vasıtasıyla yapılan satışlarda kullanılırlar.Transit ticarette aracı firma ,hem ithalatçı hem de ihracatçı durumundadır.Aracı firma satış yapacağı ülkede lehine açılmış bulunan akreditifi teminat göstererek ,kendisinin ithalat yapacağı ülke lehine bir akreditif açabilir.İşte bu ikincisine ,karşılık gösterilmek suretiyle açıldığı için ,karşılıklı akreditif adı verilir.
Burada ,ihracat akreditifi ile karşılıklı akreditife konu olan belgelerin çok az farklılıklarla aynı olması gerekir.Bunu ,aracı firmanın bankası ,hem amir hem de muhabir banka olması sebebiyle sağlama imkanına sahiptir.Söz konusu banka genellikle aynı zamanda teyit bankası da olacağından ,büyük sorumluluk üstlenmektedir.O nedenle ,karşılıklı akreditif,riski yüksek olduğu için komisyonu da yüksek olmasına rağmen ,bankalarca sınırlı kalan bir uygulamadır.Ülkemizde dış ticaret mevzuatı bu uygulamaya imkan tanımaktadır.
7. Devredilebilen ve Devredilemeyen Akreditif (Transferable L/C):
Devredilebilir akreditif ,Lehdarı tarafından üçüncü bir şahsa devredilebilen akreditiftir.Aslında ,karşılıklı akreditifle aynı amaca hizmet eder.Ama sadece bir defa devri mümkündür.Devir işleminin ,ilk akreditif talimatındaki esas ve şartları taşıması gerekir.Yalnız ,ikinci akreditifte akreditif tutarının ve malların birim fiyatının azaltılması ,akreditif vadesi belgeleri ibraz süresi ve en son sevk tarihinin kısaltılması ve sigorta yüzdesinin ise arttırılması mümkündür.Bu akreditifler,taşıdıkları devir şartlarına göre tamamen veya kısmen devredildikleri gibi ,kısımlar halinde birden fazla kişilere devredilmesi de mümkündür. Dünyada yaygın bir kullanımı olan devredilebilir akreditifler son yıllarda ülkemizde de çokça kullanılmaya başlamıştır.Bunda ,büyük ihracat şirketlerinin ilave teşviklerinden yararlanılması için ,küçük firmaların bu şirketler üzerinden gerçekleştirme durumunda kalmalarının önemli rolü vardır. Burada devredilebilir akreditifle karıştırılabilen fakat ondan tamamen farklı bir uygulama olan “akreditif alacağının devri “ konusuna da değinmek gerekiyor.Bu uygulamada ,aracı firmalar ,lehlerine açılan akreditif karşılığında ihraç edecekleri malların teslimini sağlamak üzere ,bu akreditifle ilgili alacaklarının teslim aldıkları mal bedellerine karşı gelen miktarını satıcıya devretmek suretiyle malları temin edebilirler. Devredilebilir akreditifte ,akreditifle ilgili bütün haklar ,fakat “akreditif alacağının devri “nde ise sadece alacak devri söz konusudur.Bu uygulama da ülkemizde ki mevzuat çerçevesinde mümkündür.Normal olarak eğer kredi mektubu (L/C) üzerinde belirtilmiş değilse akreditif devredilemez.
8.Garanti Akreditifleri (Stand-by Credits)
Garanti akreditifleri şekil yönünden diğerlerine benzemekle birlikte ,mahiyeti itibariyle akreditiften ziyade bir teminat niteliğindedir.Stand-by akreditifler ile belirli bir taahhüdün yerine getirilmesi garanti altına alınmış olur.Taahhüdün yerine getirilmemesi halinde ,bu durum bankaya tevsik edildiğinde ,akreditif bedeli tahsil edilir.Mesela bir Türk inşaat firmasının Ürdün ‘de bir yol ihalesi aldığını farz edelim.Bu durumda Türk firması akreditif amiri olarak Ürdün devleti lehine bir stand-by akreditifi açar.Eğer sözleşme şartları içerisinde firma işlerini tamamlayamazsa ,lehdar bunu belgelendirdiği zaman ,akreditif tutarını bankadan alacaktır.
Stand-by akreditifler ,ayrıca uluslararası kredi işlerinde kredilerin teminatı ,açık hesap gibi belirli bir garantiden yoksun ihracat satışlarının garantisi ve bazı tip teminat mektuplarının kontrol garantisi olarak da kullanılabilmektedir.
9.Yetki Mektupları
Ödeme yetkisi ve iştira yetkisi olmak üzere iki şekilde uygulanan yetki mektuplarının akreditif kapsamı içerisinde sayılmasının sebebi ,bunların da aynı fonksiyonu görmesidir.“Ödeme yetkisi “ nin en önemli özelliği dönülebilir bir akreditif olmasıdır.Burada ithalatçının bankasının ihracatçının ülkesindeki muhabirine ,ihracatçının mal bedeli karşılığı keşide ettiği poliçeleri ödemesi hususunda yetki vermesi söz konusudur.Ödeme yetkisi her ne kadar bir transfer riskinin olmadığını gösteriyor ve ihracatçılar açısından bir finansman aracı niteliğini taşıyorsa da dönülebilir niteliği dolayısıyla pek yaygın kullanılmamaktadır.“İştira Yetkisi” ise ,poliçelerin alınıp iskonto edilmesi için amir bankaca muhabir bankaya verilen bir yetkidir.Bunun ödeme yetkisinden farkları ,poliçelerin alıcı üzerine çekilmesi ve dönülebilir-dönülemez ,teyitli-teyitsiz olarak tanzim edilebilmesidir.
9.Ödenmesi Ertelemeli Akreditif :
Ödenmesi ertelemeli akreditif vadeli poliçe uygulamasına benzemekle birlikte ,ondan farklıdır.Burada ihracatçı bankaya kabul edilmek üzere bir poliçe keşide etmek yerine ,belirli bir süre sonra ,görüldüğü anda ödenecek bir poliçe keşide eder.Böyle bir uygulama için ,akreditif bankasının söz gelimi vesaikin ibrazından 90 gün sonra akreditif tutarını ödeyeceği şeklindeki bir soyut borç vaadi gereklidir.Ödenmesi ertelemeli akreditifte vade genellikle taşıma süresi kadardır.İthalatçı bu yolla masrafları azaltmayı amaçlar.Fakat bu yöntem hem uygulamada çeşitli problemler doğurabilecek mahiyettedir hem de banka kabullü vadeli bir poliçe de aynı işi görebilir.Uygulamada ortaya çıkabilecek problemler ithalatçının borçlu olduğunu gösteren bir vesaikin bulunmamasından kaynaklanır.O nedenle ,ödenmesi ertelemeli akreditiflerin açılması hususunda bankalar isteksiz davranmaktadır.
31 Ekim 2006