'Sanat Nedir' Kategorisindeki Yazılar

Tiyatro Nedir

Tiyatro sözü, şu anlamlarda kullanılır : 1 - Tiyatro eseri, 2 - Tiyatro eserini oynama sanatı, 3 - Tiyatro eserinin oynandığı yer. Eserler, olayları, oluş halinde göstermek için yazılan eserlerdir. Bu eserlerde, olaylar yazarın ağzından değil de, doğrudan doğruya eserlerin kişileri tarafından söylenir, hareketleri, gerçekte olduğu gibi doğrudan doğruya yapılır. Tiyatro eserinde, “olay” ve “kişiler” olmak üzere iki unsur bulunur. Olay, bir didişmeden, yani iki karşıt kuvvetin çarpışmasından doğar. Çarpışan kuvvetler, insanla insan, insanla tabiat kuvvetleri olabilir. Kişiler de, aralarında didişen varlıklardır.

Tiyatro eserlerinde, “serim”, “düğüm”, “çözüm” olmak üzere üç safha vardır. Serim, eserin baş tarafıdır. Burada kişilerin karakterleri olayla ilgileri tanıtılır, eserin konusu hakkında bir fikir verilir. Düğüm eserin ortasıdır. Bu safhada karakterler, kişiler, olayın kendisi merak verici bir hal alır. Çözüm, eserin sonudur. Bu safhada olay, bir sonuca bağlanır.

Tiyatro eserlerinin başlıca üç çeşidi vardır: 1 - Acıklı tiyatro eserleri, 2 -Güldürücü tiyatro eserleri, 3 - Musikili tiyatro eserleri.

Acıklı tiyatro eserleri, insanların acıma duygularına hitap eden eserlerdir. Tragedya dram, melodram, bu cins eserlerdir.

Güldürücü tiyatro eserleri, güldürme amacı güdülerek yazıları eserlerdir. Genel olarak “Komedya” adı ile bilinirler.

Musikili tiyatro eserleri, musiki ile söylenerek oynanan tiyatro eserleridir. Opera, opera komik, operet bu cins eserlerdir.

Tragedya : Seyircilerin korku ve acıma duygularına hitap eden, belli kurallara göre yapılan eserlerdir.

Yunanistan’da, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.

Özellikleri:

1 - Tragedyalarda seyircinin “korku” ve “acıma” duygularını harekete getirmek gayesi güdülür. Eser, baştan sona kadar acıklı ve ciddî bir hava içinde geçer.

2 - Konular mitologyadan ve tarih’ten alınır.

3 - Kişiler, tabiatüstü varlıklar (tanrılar .tanrıçalar, yarı tanrılar) ve yüksek tabakadan kimseler (krallar, asiler) dir.

4 - Eserin “Üç Birlik” kuralına uygun olması lazımdır:

a. Zaman Birliği : Olayın en çok 2 saat içinde geçebilir hissini uyandırmasıdır. Bunu sağlamak için, eserin konusu olayın sonucuna en yakın yerinden alınır, daha önceki olaylar, bir münasebet düşürülerek anlatılırdı.

b. Yer Birliği : Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir. Tragedyada olay nerde başladıysa orada yürür ve sona erer.

c. Olay Birliği : Eserin bir tek ana olay etrafında gelişmesidir.

5 - Çirkin sayılan olaylar (vurmak, yaralamak, öldürmek) seyircinin gözü önünde geçirilmez. Bunlar dışarıda yapılır, sahnede haberciler, sırdaşlar vasıtasıyla sadece hikâyesi anlatılır.

6 - Manzum olarak yazılır.

7 - Mutlaka 5 perde olması lazımdır.

8 - İyi bir üslûpla yazılır. Kaba sayılabilecek sözler kullanılmaz.

9 - Tirad ve monologlara çok yer verilir.

İlk örnekleri Yunan edebiyatında görülen tragedya, daha sonra, XVII. yüzyılda, eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarının örnek tutulduğu Klâsisizm akımı devrinde, özellikle Fransa’da yeniden canlanarak XIX. yüz yıla kadar sürmüştür.

En büyük tragedya şairleri, Yunan edebiyatında Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Fransız edebiyatında Corneille ve Racine’dir.

Komedya : İnsanların ve olayların gülünç taraflarını ortaya koyan bir tiyatro çeşididir. Komedya da, tragedya gibi, Yunanistan’da, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.

Özellikler:

1 - Komedyada, gülünçlükleri ortaya koymak amacı güdülür.

2 - Konular çağdaş toplumdan ve günlük hayattan alınır.

3 - Kişiler, çoklukla halk tabakasından kimselerdir.

4 - “Üç Birlik” kuralına uygun olması lâzımdır.

5 - Çirkin sayılan olaylar dahi seyircinin gözü önünde geçirilir.

6 - Üslûpta her türlü kaba sözlere ve şakalara yer verilebilir .

7 - Manzum olarak yazılır.

8 - 5 perde olması lâzımdır. Klâsizm akımından sonra, komedya nesirle de yazılmaya başlanmış, perde sayısı da yazarın isteğine bağlı kalmıştır.

Çeşitleri:

1. Karakter komedyası : İnsan karakterinin gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.

2. Töre komedyası : Toplumun gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.

3. Entrika komedyası : Olaylar merak uyandıracak ve şaşırtacak şekilde tertiplenerek, güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedyadır. Bugün, bu yoldaki komedyalara vodvil adı verilmektedir.

İlk örnekleri Yunan ve Lâtin edebiyatlarında görülen komedya, Rönesans’tan bu yana Batılı milletlerin edebiyatlarında çok gelişmiştir.

En büyük komedya yazarları; Yunan edebiyatında Aristophanes, Fransız edebiyatında Moliere’dir.

Dram : Geniş anlamıyla, “tiyatro eseri” demek olan bu söz, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Romantik edebiyat devrinde, tragedya’nın belli kurallarını kurmak suretiyle meydana getirilen tiyatro çeşidi anlamında kullanılmıştır.

Özellikleri :

1 - Dramda, hem acıklı, hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi, bir arada bulunabilir.

2 - Konular, tarihin herhangi bir devrinden, günlük hayattan alınabilir.

3 - Kişiler her sınıf halk arasından seçilebilir.

4 - “Üç Birlik” kuralına uyma zoru yoktur.

5 - Çirkin sayılan olaylar, sahnede oluş halinde gösterilebilir.

6 - Hem nazımla, hem de nesirle yazılabilir.

7 - Perde sayısı yazanın isteğine bağlıdır.

8 - Hayatta rastlanan, ince ye kaba her türlü konuşma tarzına yer verilir.

Tiyatronun doğuşu ve gelişmesi:

Tiyatro, her ülkede din törenlerinden doğmuştur. Milletlerin dinlerine ve bu toplum şartlarına göre her memlekette ayrı ayrı özellikler taşıyan tiyatro sanatı, ilk defa Yunanistan’da büyük bir gelişme göstermiş ve bugünkü Batı tiyatrosu, Yunan tiyatrosu, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden çıkmıştır.

Yunanlılarda tiyatro yapıları bir tepenin yamacında kurulurdu. Bunlar, üstleri açık yapılırdı. Ortada “orkestra” adı verilen geniş ve daire şeklinde bir meydan bulunurdu: Koro burada dururdu. Dekor çok basitti. Aktörler yüzlerine maske takarlar, üstlerine de, kim olduklarını anlatmaya yarayacak elbiseler giyerlerdi. Tragedya oyuncuları, büyük görünmek için ayaklarına “koforne” denen yüksek nalınlar giyerlerdi.

Tiyatro, Yunanlılardan Lâtin’lere geçmiş; Ortaçağ’da, Avrupa’da “mister” adı verilen kaba komedyalarla devam etmiş; fakat Rönesans’tan bu yana, eski Yunan tiyatrosunun tesiriyle, modern tiyatro büyük bir gelişme göstermiştir.

Türk Tiyatrosu :

İslâmlıktan önceki devirlerde, Türkler arasında din törenleri sırasında, birtakım dinî temsiler verildiği tahmin edilmekle beraber, dindışı oyunların varlığı hakkında kesin bir bilgi yoktur.

Osmanlı’lar devrinde, Türk toplumunun tiyatro ihtiyacını karşılayan oyunlar Karagöz ile Ortaoyunu’dur.

Türkiye’de, Avrupa tiyatroları tarzındaki tiyatro hareketi Tanzimat’tan sonra başlamıştır. İlk piyes, Tanzimat edebiyatının kurucusu, sayılan Şinasi’nin yazdığı “Şair Evlenmesi” adlı bir perdelik bir komedyadır. Türk edebiyatının başlıca tiyatro yazarları, Ahmet Paşa, Ali Bey, Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Cevat Fehmi Başkurt, A.Kutsi Tecer, Haldun Taner, Aziz Nesin’dir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Sinema Nedir

Bir ışık kaynağından çıkan ışınları, üzerinde resimler bulunan bir film şeridinden geçirecek, gerçekte olduğu gibi hareketli görüntüler meydana getirme işi ve bu şekilde meydana gelmiş olan görüntü. Bir projeksiyon makinesi özelliğinde olan sinema makinesinde, film üzerinde bulunan resimler, saniyede en az on oniki, ortalama olarak onaltı defa değiştirmek suretiyle, bu hareketi görüntülerin meydana gelmesini sağlamış olur.

Bu hareketli görüntü, gözün aldanmasından meydana gelen bir görüntüdür. Saniyede ortalama olarak, aynı ekran üzerinde 16 defa değişen ve hareketlerinin birer devamı özelliğinde olmak kaydı ile çekilmiş filimler, sinema makinesinden geçerek, sahnede bulunan bir perde üzerine aksettiklerinde, ayrı ayrı olan bu resimlerin ayrılığı, göz tarafından fark edilmez: böylece, perdede, gerçekte olduğu gibi hareket eden görüntüler meydana gelmiş olur.

Lumiere kardeşler, ilk defa, hareket halinde film çeken makineyi yapmışlar ve 1896 yılında bu buluşlarını, ilk defa olarak halka göstermişlerdir. İlkel bir sinema görüntüsü veren bu buluştan sonra, sinema, bir hayli gelişmeler kazanmış: 1903 yılında, ilk defa konusu olan bir film yapılmış, bundan sonra olan gelişmelerle, bu görüntülere ses verilmiş, renkli olan görüntüler elde edilmiş ve bugünkü evrimleşmiş sinemaya ulaşılmıştır.

Bugün sinema, en önemli bir dinleme, bilgiyi ve görgüyü arttırma, çeşitli konuları olan olayları, gerçekteki gibi, istenildiğinde görebilme imkânlarını sağlayan resim, müzik, tiyatro gibi güzel sanat kollarının hepsini birden kapsayan önemli buluşlardan biridir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Orta Oyunu Nedir

Ortada oynayan, Karagözle tiyatro arası bir çeşit temsil. Orta oyunu, perde de oynatılan Karagöz’ün orta yerde oynanan ve canlandırılmış bir şeklinden ibarettir. Karagözdeki çeşitli tiplerin yerine insanlar rol almıştır. Orta oyununun dekoru, orta yere konulan ve “yeni dünya” adı verilen küçük bir parmaklıktan ibarettir.

 

Oyunda zenne (kadın rolünde oynayan erkek oyunucu), hırbo (taşralı, gözlemci, bekçi taklitleri yapan), balama (frenk rolleri yapan), matiz (sarhoş rolleri yapan), gaco (kabadayı erkek rolleri yapan) adlarını alan oyuncular bulunurdu. Orta oyununun temel direği “Pişekâr” dır. Bunun vazifesi hem oyunu, hem de oyuncuları idare etmekti. Pişekârdan sonra orta oyununun önemli kişisi “kavuklu” dur. Bütün orta oyunu, pişekârla kavuklu arasında geçen karşılıklı tekerlemelerle doludur.

İlkel bir tiyatro oyunumuz olan Orta oyunu, artık hemen hemen oynanmaz olmuştur.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Dram Nedir

Geniş anlamı ile “tiyatro eseri” anlamında kullanılan bir söz. Aslı, Yunanca “drama” kelimesidir. XIX. yüzyılla ilk yarısında, Romantik edebiyat devrinde tragedyanın belli kurallarını kurmak suretiyle meydana getirilen tiyatro çeşidi anlamında kullanılmıştır. Özellikleri ilkin Fransız yazarı Victor Hugo tarafından tespit edilen bu çeşidin meydana gelmesinde İngiliz ve Alman tiyatro yazarlarının önemli payı vardır.

Dramın başlıca özellikleri şunlardır: Dramda hem acıklı, hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi, bir arada bulunabilir.

Kişiler her sınıf halk arasından seçilebilir. Konular, ya günlük hayattan ya da tarihin herhangi bir devrinden alınmış olabilir. Tiyatrodaki “üç birlik” kaidesine uymak zoru yoktur, olaylar başka başka yerlerde ve çok uzun bir zaman içinde geçebilir; eserde birbiri ile ilgili bir kaç olay yürütebilir.

Olayların güzel ya da çirkin olması, sahneye konması için sebep değildir.

Yazılış şekli nazımla ya da nesine olabilir,

Üslubu, hayatta rastlanan, ince yada kaba her türlü konuşma tarzında olabilir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Aktör Nedir

Genel olarak tiyatroda herhangi bir oyunu oynayan oyuncu. Kadın olanlarına da aktris denir. Aktörler, oynadıkları eserlere göre ya konuşurlar, ya şarkı söylerler veya fikirleri hareketleriyle gösterirler. Sahnenin ilk yurdu sayılan Yunanistan’da aktörlük, şerefli bir meslekti. Eski Yunan sahnelerinde kadınlar sahneye çıkmaz, erkekler maske takarak kadın rollerinde oynarlardı.

 

Eski Yunanistan, da aktörlüğe verilen değer yüzünden piyes yazan şairler, Atina’nın en önemli kişileri arasında yer alır, en gözde yurttaşlar bile sahnede rol alırlardı. Fakat zaman geçtikçe bu önemlerini, haklarını kaybettiler. Küçük Asya ve Afrika’da gezici tiyatrolarda oynamağa başladılar.

Aktörlük, Yunanlılarda şerefli bir meslek olmasına rağmen, Romalılarda körlere mahsus bir iş olarak ve aşağılık bir meslek şeklinde görülmeğe başlandı. En ünlü aktörün bile yurttaşlık hakkı yoktu.

Orta çağda, Hristiyanlığın ilerlemesi ile aktörlük daha zor bir duruma düştü. Aktörler aforozla cezalandırıldığı gibi, çeşitli baskılar altında ezildiler. Yalnız zaman geçtikçe aktörleri koruyan bazı krallar yüzünden aktörlük saygı gören bir meslek olmaya başladı. Fransa’da Louis XIV. ün aktörleri koruması ve büyük Fransız yazarlarının e-serleri desteklemesi, modern tiyatro anlayışının doğmasına ve aktörlerin şerefli insanlar sayılmasına sebep oldu. İngiltere’de de kilisenin baskısı giderilerek ünlü aktörler yetiştirmiş oldu. Bugün medenî dünyada aktörlük şerefli, büyük kazanç getiren ve herkes tarafından iyi olarak kabul edilen bir meslektir.

Bizdeki aktörlüğe gelince, normal tiyatro anlayışının yerleşmesinden önce bir çeşit tiyatro sayılan Karagöz ve orta oyununa çıkanlar, din adamları tarafından iyi karşılanmamıştır. Avrupa’nın etkisi altında bizde tiyatro başladığı zaman ise, sahneye ilkin Ermeniler çıkmıştır. Türk ve müslüman olanlardan sahneye çıkanlar adlarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. Hattâ bu baskılar yüzünden aktörün mahkemelerde şahitlikleri tanınmazdı. Fakat, zaman ilerledikçe Güllü Agop Fasülyeciyan, Kara kaş, kız kardeşler gibi Ermeni aktörler, den sonra Necip, Fehim, Hamdi gibi Türk ve müslüman aktörlerin sayesinde sahnemiz yavaş yavaş gelişmiş Birinci Dünya Savaşından sonra Afife, Bedia gibi ilk kadın sanatçıların da sahneye çıkmaları sonucu medenî bir meslek olarak kabul edilmeğe başlanmış, Naşit ve Hazım gibi sanatkârlarla büyük geliş, meler kazanmıştır.

Cumhuriyetin kurulmasıyla da tiyatro sanatına önem verilmiş, aktörlük şerefli bir meslek olarak kabul edilmiş ve aktörler devlet eliyle yetiştirilmeye başlanmıştır.

Aktörler sahnede oynadıkları rollere göre çeşitli adlar alırlar:

Sahnede konuşarak rol yapanlara aktör ve komedyen denmektedir. Oyunlarda kuru kalabalığı meydana getirenlere figüran denir. Şarkılı oyunlarda oynayanlar, seslerin kalınlığına ve erkek veya kadın olmalarına göre: Tenor, bas bariton, meza soprano, soprano, kontralto adlarını alırlar. Küme halinde şarkı söylemeye de koro denir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Verem Nedir

Tüberküloz ya da halk arasında verem (ince hastalık) olarak bilinen ve her yaşta görülen bu hastalığın, ağır ve ciddi sonuçları olabilmektedir. Damlacık enfeksiyonu şeklinde solunum yoluyla giren mikrop, akciğerlere yerleşmekte ve oradan da beyin zarına, kemik iliğine ve lenf bezlerine yayılabilmektedir. Bu durum özellikle çocuklarda ölüme kadar gidebilen çok ağır tablolar oluşturmaktadır.

Tedavisinin çok uzun süreli olması ve bir çok ilacın bir arada kullanılmasının gerekliliği ise hastalığın bir başka yönüdür. Verem hastalığı, iyileşme sonrasında bile yaşam boyu süren solunum sistemi bozuklukları, zeka geriliği ve sakatlıklar gibi çok önemli kalıcı hasarlara neden olabilmektedir.
Verem aşısı ( BCG )
Verem aşısı ( BCG ) doğumdan sonra 3. ay içerisinde tek doz şeklinde uygulanmalıdır. Daha sonra, ilkokul 1. ve 5. sınıflar ile Lise 3. sınıflarda BCG aşısı hatırlatma ( rapel ) dozu yapılmalıdır. Aşı omuz bölgesinden cilt içine özel bir iğne ile uygulanmaktadır. Aşı yerinde 2-4 hafta sonra hafif bir yara oluşmakta ve bu yara kendiliğinden iyileşmektedir. Bu durum genellikle tedavi gerektirmemektedir, ancak bir hekimin tavsiyesinin alınmasında fayda vardır.

Yorum ekle 5 Kasım 2006

Dram Sanatı Nedir

Dram sanatının ilk klasik temel ilkelerini ortaya koyan Aristoteles, bunu “yaşamdaki bir olayın ya da hareketin yeniden yaratılması” olarak açıklamıştır. Başka deyişle, dram sanatı yaşamın kendi değil, ama yaşamdaki gerçekliğin yansılanmasıdır; gerçekliğin olduğu gibi aktarıldığı değil, gerçekliğin belli bir kimsenin yaratış özellikleri ile yansılanmasıdır.

Ayrıca, dram sanatını öbür sanat yaratılarından ayıran özellik, yansılanma işleminde yaşamın kişiler yoluyla sahne üzerinden canlandırılmasıdır. Şiir sözcüklerle, resim çizgi ve renklerle, müzik uyumlu seslerle yansılar. Oysa dram sanatında yaşamın yansılanması canlandırma yoluyla olur. bu canlandırmada, oyuncu yalnızca insan görünümünde değil, hayvan, bitki, nesne, böcek gibi görünümlerle de seyirci önüne çıkar. Ancak bunların tümünde odak noktası insan ve insanlığı ilgilendiren şeylerdir. Dram sanatının başka bir asıl ilkesini yine Aristoteles vermiştir. Aksiyon. Aksiyon’un olmadığı yerde, dram sanatı da yoktur. Bir konunun ya da kişinin sahne üzerindeki canlandırılışındaki değişiklikleri ve konunun ilerleyişini aksiyon sağlar. Aksiyon, bir nedene dayanarak değişiklik getiren ve etki uyandıran bir düşünce ya da harekettir. Bu fiziksel öğede, dram sanatını öteki sanatlardan ayıran önemli bir özelliktir. Çünkü bu fiziksel öğe canlı kişiler yoluyla var edilir. öyleyse, dram sanatının birbirinden ayrılmayacak temel öğeleri yansılama canlandırma ve aksiyondur. Bunun için, bu üç temel öğenin bulunduğu herhangi bir kısa bölüm, beş dakikalık bir konuşma, bir sözsüz oyun, bir gölge oyunu ya da kukla sinema, opera hatta bir oratorya dram sanatının sınırları içine girer. Buna dram sanatında dört temel uzam da diyebiliriz. Nasıl müzikte tiz, orta ve pes uzamlar varsa, tiyatro da vardır. tiz uzumda tragedya vardır; çok titreşimli, heyecanlandırıcı, acıma ve korku duygularına yönelik, gerilimi çok, sürükleyici, düşündürücü ve denetimlidir. Orta uzamda, ince tonda komedya yer alır; orta titreşimli, meraklandırıcı, güldürerek düşündüren, gerilimi yumuşak, sürükleyici, öğretici ve denetimlidir. Orta uzamda, kalın çizgili fars: gevşek titreşimli, eğlendirici, gülünç durumlarla güldüren, gerilimi hafif, sürükleyici, çekici ve denetimsizdir. Pes uzamda ise melodrum yer alır: titreşimi az, patetik, içli, ciddi ve gülünç ögeleri yalın, gerilim kesik kesik olanı duygusal ve denetimsizdir.
TRAGEDYA
Aristotales, tragedyayı şöyle tanımlar: (….) tragedya ahlak yönünden ciddi olan, kendi içinde bütünlük gösteren ve belli bir ölçü içine sığdırılmış, belli bir aksiyonun yeniden yaratılmasıdır. Sanat yönünden güzelleştirilmiş bir dili vardır; kapsadığı her bölümde farklı araçlar kullanır; anlatımla değil aksiyonla gelişir. Tragedyanın görevi uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu tutkulardan arınmaktadır.” Tragedya, bir kahramanın kendi çevresindeki koşullarla savaşıp yenik düşmesini anlatan bir oyun türüdür. Kahramanın yenildiği şey her zaman ondan daha büyük onun yaşamından daha anlamlı olan bir şeydir. Tragedya insanı derinlemesine ele alır ve daha önce de belirttiğim gibi tiz bir gerilim içinde, çığlık gibi yaşamı yansılar; insanın çevresiyle çatışmasını gösterirken ona kendi gerçeklerini de öğretir. Tragedyanın sonunda maddi ya da manevi bir yok oluş yer alır.

KOMEDYA
Cicero, de Re Rublika’da komedyayı şöyle betimler. “Komedya güncel yaşamın yansıması, törelerin görünüşü, gerçeğin aynasıdır!” komedya, genelde kişiyi bir aksiyon içinde gösteren ve bu aksiyou gülünç durumlar ve konuşmalarla geliştiren bir dramatik biçimdir. Komedyalar, tragedyanın seyirci üzerindeki gerilimini biraz olsun dağıtmak için yazılmaya başlandı. Başlarda yazılanlar seyirciyi gevşetmek için yazılmış konu dışı gülünç sahnelerden oluşuyordu. Komedyanın öğretici yanı ağır basar. İnsanların yanlış ve gülünç yanlarını eleştirdiği için seyirciyi yumuşak bir yolda etkiler. İnsanların zayıf yanlarını güldürerek gösterdiğinden eleştiriler seyirciye sevimli gelir. Hele seyirciyi, kendiyle değil de başkasıyla karşılaştırmaya itmesi yönünden, eleştirilerin seyirci tarafından kabulünü kolaylaştırır.

Komedyanın Belli Başlı Türleri

1- Ciddi Komedya
Ciddi komedya bir tezle karşımıza çıkar, ama bu tartışarak değil, oyundaki kişiler arasındaki ilişkilerle, konuşmalarla, seyirciyi düşündürerek ortaya koyar. Böyle bir komedyada genellikle “mutlu son” ile bitmez; mutsuz da değildir. seyirciyi düşündürecek bir aşama da bırakır; seyirci, bundan sonra ne olmalı, nasıl davranmalı, ne yapmalı, sorunlarının yanıtını ararken tiyatrodan çıkar. Bu tür komedyalar da sorun, kişilerin karakter özelliklerinden kaynaklanır ve belli ilişkiler ve karşılaşmalar ile ateşlenir, sürpriz bir haberin, bir mektubun ya da bir kişinin gelmesiyle patlama noktasına gelir.
Bu tür komedyalarda amaç güldürmekten çok, gülümseterek düşündürmektir.

2- Kahramanlık Komedyası
Biraz tragedyayı andırır, özellikle romantik tragedyaya benzer. Bu benzerlik tek bir kahramanın ötekileri peşine takıp sürüklemesinde belirir. Bu oyun kişisi hem aksiyonu geliştiren tek kahramanı, hem de serüvenlerin merkezinde olan kişidir. Kahraman abartılmış idealleştirilmiş bir oyun kişisidir. Sanki insanüstü bir varlıktır. Üzüntüsü bile gösterişli ve abartılıdır. Ancak gerçek anlamda da trajik bir figür değildir. Komik durumlara düşmesine karşın, bunu kendine güldürmeden atlatmasını bilir. Belaları esprili bir biçimde kahramanca savuşturur. Burada acı çeken, ama seyircinin acıma duygularını sömürmeyen, gerçekdışı, romantik bir kahraman vardır.

3- Romantik komedya
Şövalyelik ve serüven komedyasıdır. Bu tür komedyalarda olanak ışı olmayanı ama olabilmesi çok zor olan bir olayın inandırıcı bir biçimde sunulması yer alır. bu tür komedyalarda kılık değiştirmeler, aşklar, dövüş sahneleri vardır; masalların zengin fantezisi ile süslüdür, ancak masallardaki gibi gerçekdışı olayları kapsamaz bu komedyalar. Olaylar gerçektir, durumlar ise olağandışı değildir.
4- Töre ve Karakter Komedyası
Her yönden en yetkin ve bütünlenmiş komedya türüdür. Hareketlerin, durumların, yani dışın komiğini işleyen dolantı komedyasına karşılı, töre ve karakter komedyası insan yaşamıyla ilgili olan konuları psikolojiye yönelerek, onların kişisel yorumlarını yaparak gösterir. Bu tür komedyalar birey ve toplum taşlamasını, zaman zaman da eleştirisini amaçlar.

5- İçli Komedya
İçli komedya, töre ve karakter komedyasından çok farklıdır. Töre ve karakter komedyası ince ve üst düzeyde bir komedyadır. İçli komedya ise çocuksu ve kalın çizgilidir. Bu tür komedyaların çoğunda birbirini seven bir kızla bir oğlan vardır. seyirciyi hem ağlatan, hem güldüren bir özelliği vardır. seyircinin duygularını gıcıklayan bu tür komedya, seyredeni basit, narin bir sorun üzerine çeker.

5- Dolantı Komedyası
“Entrika Komedyası” olarak bilinen bu türde, komik öge, ustalıkla birbirine bağlanmış durumlardan ve hareketlerden sağlanır. Yüzeyde gelişen bu türün ahlaksal ya da psikolojik bir kaygısı yoktur. Aksiyon, çeşitli dolantılarla ilerler. Odak noktası kişilerin üzerinde değil, kişilerin çevirdiği dolaplardadır. Komik ögede bu çevrilend dolaplar yoluyla sağlanır.

7- Hafif Komedya
Komedya türleri içinde en gevşek dokulu ve en boş olanıdır. Tek amacı eğlendirmektir. Ancak forstan bir farkı vardır. o da, oyun kişilerinin daha iyi işlenmiş olmasıdır. Komik öge önce bir yolda verilir, gülmecenin algılanması duyarlık gerektirir.

FARS
Bütün güldürücüler komedya değildir. komedyayı biraz daha spor giydirin hareketlerini biraz daha serbest, abartılı ve gürültülü bir duruma getirin karşınıza fars çıkar. Olay dizisi mantığının gülünçlük sağlamak için zaman zaman bilinçli olarak bozulması da bu türün bir özelliğidir. Fars’ta ön planda olan durumlardır. Kişiler ise yalnızca tiplerdir. Fars tipleri bütün herkesin bildiği genel tiplerdir. Bunların kendine özgü tavırları ya dapsikolojik temelleri yoktur. Çünkü Fars tipleri durumların gülünç olmasına yarayan araçlardır. Seyirci oyun kişilerini değil, durumlardan çıkacak sonucu merak eder. Fars’ta gözlüklü doktorlar, ütüsüz pantolonlu dalgın bilim adamları, geniş omuzlu, çatık kaşlı polisler ve benzeri genel tipler karşımıza çıkar.
Farsta, tipler, durmadan abartılı durumlardan başka olmayacak durumlara atlarlar. Farsın gelişimi içinde bu abartılı ya da olmayacak durumlar seyirciye mantıksız gelmez.

MELODRAM
Fars ile melodram, ve komedya yanında daha yüzeyde dramatik türlerdir. Fars gülünecek olayları abartırken melodram duygusal olanı abartı. Farsın amacı eğlendirmekse melodramdaki duygulandırmaktır. Melodramın, tarsa benzeyen bir yanı, olay üstüne olayın yığılmasıdır. Melodram, romantik ve ahlaksal ölçüler içinde, çetrefil bir olay dizisiyle ortaya çıkarılmış bir türdür. Melodramın heyecan verici yanı, adalet ve özgürlük düşüncesini vurgulanmasıdır. Oyun kişileri birer kalıptırlar. Dramatik gelişim içinde hiçbir değişikliğe uğramazlar; başta neyseller sonda da öyledirler. İyiler oyunun sonunda da iyidirler ve hatasızdırlar; kötüler ise yine kötü… olay dizisinin gelişimi içinde herkes hak ettiğini alır; iyiler ödülendirilir, kötüler ise cezalandırılır. Oyunun kahramanı idealleştirilmiş, iyiyi temsil eden bir kişidir. Birçok acı, eziyet ve haksızlık onu yıldırmaz. Melodram Kahramanı, o günün kabul edilmiş, standart ahlak ölçüleri dışına asla çıkmaz. Modern melodram, yüzeyde bir gerçekliği kapsar. Aksiyon, dekor ve kişiler gerçekte olabilecek bir olayı sığ ve yüzeyden ele alır.

Yorum ekle 1 Kasım 2006

Hat Sanatı Nedir

Arapça’da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı olarak kullanılmaktadır. İslam Dininde tasvir yasağı KURAN’dan camiye kadar çok çeşitli yapıtların bezenmesinde, başka dekoratif ögelerin yanısıra yazının da geniş ölçüde kullanılmasına yol açmıştır.

Bundan başka, İslam inançlarına göre yazının Kutsal bir niteliği vardır, çünkü ALLAH’ın buyruğu olan KUR’AN’ın içeriğini de yazı oluşturmaktadır. KURAN’ın çeşitli ayetlerinde de yazının bu Kutsal niteliğine işaret edilmiştir. Yazıya verilen bu değer, bütün İslam kültürlerinde hat sanatının çok üstünde durulmasına, hatta hatın bir tür ‘’KUTSAL SANAT'’ sayılmasına yol açmıştır. Özellikle Osmanlı kültürü içinde hat sanatı çok ilerlemiş, işlevsel görevinin yanısıra, estetik bir düzeye yükselmiş, adeta batı resim sanatındaki tabloların yerini tutar olmuştur. Gerçek bir tablo gibi çerçevelenerek duvara asılan güzel yazı örneklerinden ünlü hattatların yapıtlarına Osmanlı tarihinde çok büyük paralar ödendiği bilinmektedir. Güzel yazı, yalnız levhalarda değil, bundan başka el yazması kitaplarda, fermanlarda, diplomalarda, cami iç ve dış duvarlarında, çeşitli yapıların yazıtlarında, mezar taşlarında, pencere kapağı ya da kapı kanadı gibi mimarlık ögelerinin üstlerinde, halı bordürlerinde, kutu, vazo, tabak gibi gündelik eşyada da kullanılmıştır.Hat sanatında yazı gelişigüzel yazılmaz, her yazı türünün kendine özgü özellikleri, inceden inceye saptanmış kuralları vardır.

Tarih boyunca ünlü hat ustaları zaman zaman yazı kuralları oluşturmuşlar ve bunları saptamışlardır. Çeşitli yazı türleri birbirlerinden, harflerin büyük ya da küçük olması, biçimi, aralıkları, bazı harflerin birbirlerine bitiştirilip bitiştirilmemesi, bazı yazı işaretlerinin kullanılıp kullanılmaması gibi özellikleriyle ayrılır.Doğal olarak yazı sanatının ilk gelişmesi Araplar eliyle olmuştur. Bilinen ilk büyük Türk hattatı ise Amasyalı Yakut el Musta’Sami’dir (13. Yüzyıl). Hat konusunda ciddi ve kapsamlı çalışmayı Amasyalı Şeyh Hamdullah (15. Yüzyıl) yapar, aklam-ı sitte, yani 6 esas yazı diye bilinen yazı türlerini, herbirinden örnekler çıkartıp yanlarına kurallarını yazarak bir murakka içinde toplar. Aynı zamanda Sultan 2. Beyazıd’ın da yazı hocası olan Şeyh Hamdullah’dan günümüze kalan en önemli yapıtlar, İstanbul Beyazıt Camii’nin cümle kapısının üstündeki yazıtla Amasya Beyazıt Camii’nin yazıtıdır. Osmanlı sanatının doruğa ulaştığı 16. yüzyılın en önemli hattatı, yazının yalnız üslubunda değil, tekniğinde de yenilikler getiren Ahmet Karahisari’dir. Altını mürekkep gibi kullanarak yazı yazmak, Altın yaldız harflerin dışını siyah çizgiyle belirlemek, harf kalınlıklarının içini çiçek motifleriyle doldurmak ilk kez onun uyguladığı yeniliklerdendir. En önemli yapıtı İstanbul Süleymaniye Camii kubbesindeki yazısıdır. Türk yazı sanatının başka bir ustası da yapıtlarıyla pekçok başka hattatı etkilemiş, 3. Ahmet ve 2. Mustafa gibi Sultanlara hocalık etmiş olan Hafız Osman’dır (17. Yüzyyl). Taş baskısıyla çoğaltılan KURAN’ları, çağında en uzak İslam ülkelerine kadar yayılmıştır. Bu yapıtlar günümüzde de yazı sanatının en değerli örneklerinden sayılır.Ünyeli İsmail Efendi, Mustafa Rakım Efendi ve İstanbul’daki pek çok yapının yazıtını hazırlamış olan Mehmet Esad Yesari, 18.yüzyılın ünlü ustalarıdır 19. Yüzyılda ise başka bir ustayla, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’yle karşılaşılır.

Ayasofya’daki 8 büyük yuvarlak levha onun en ünlü yapıtlarındandır.

Yorum ekle 1 Kasım 2006

Wassily Kandinsy Kimdir

Rus asıllı bir alman ressamdır. Anlatımcı soyutlamanın (Ekspresif Abstraksiyon) öncülerinden ve en büyük temsilcilerindendir. 4 Aralık 1986′da Moskova’da doğdu,15 Aralık 1944′te Paris yakınlarında Nuily-sur Seine’de öldü. Çocukluğu Odessa’da geçti. 1866′da gittiği Moskova’da hukuk ve iktisat eğitimi gördü.Köylülerin yargılama geleneklerini görmek için gittiği yörelerde köylü sanatı ile ilgilendi.

1985′te Moskova’da açılan Fransız izlenimcileri (Empresyonistler) sergisindeki yapıtlardan etkilenerek ressam olmaya karar verdi.Bu amaçla gittiği Münih’te önce Yusoslav ressam Anton Azabenin (1862-1907) atölyesine devam etti sonra da Akademide Franz Von Stuck’un (1863-1928) yanında çalıştı. 1901′de Phalanx adlı grubu kurdu. Hollanda,Tunus ve İtalya’yı gezdi. Bir süre Paris yakınlarındaki sevres’de yaşadıktan sonra 1908′de Münih’e döndü 1909′da Alexey von Jawlensky ve Alfred Kubin’le (1977-1959) Yeni sanatçılar Birliği’ni (Neue Künstlervereinigung) kurdu. 1911′de Franz marc ile tanıştı ve Yeni Sanatçılar Birliği’nden ayrılan arkadaşları ile çağdaş alman sanatını büyük ölçüde etkileyen Der Blaue Reiter grubunu kurdu. 1914′te 1.Dünya Savaşı başlayınca Rusya’ya dönmek zorunda kaldı.

Kandinsky Sovyet Devrimi’ni izleyen ilk yıllarda çeşitli etkinliklerde bulundu.Halk eğitimi Komiserliğinin (Narkompros) Görsel Sanatçılar Bölümü’nde (İZO) ve Sanatb Kültürü Enstitüsü’nde (İnkhuk) görevler üstlendi.Ancak bu kurumlarda dönemlerde egemen olan yapımcılara (Konstrüktivistler) karşı, sanatta ruhsal değerleri savunduğu için önerdiği programlar geri çevrildi.Benzer bir program da uygulamaya sokulmadı.1921′de SSCB’den ayrıldı ve Almanya’da Weimar’a yerleşti. Aynı yıl Bauhaus Okulu’nda öğretmenliğe başladı. bu okul 1933′te Nasyonal Sosyalist yönetim tarafından kapatılıncaya değim bu görevini sürdürdü. Daha sonra Fransa’ya geçerek ölümüne değin Neuily-sur-Seine’de yaşadı.Kandinsky’in ilk yapıtlarından 1900-1908 arasındakiler çeşitli doğa çalışmalarıdır.bunların bazısını doğrudan doğa karşısında gerçekleştirilmiş,bazısını ise gezdiği ülkelerden edindiği izlenimlerle sonradan yapmıştır.Üslupsal olarak hemen hemen tümü Foizm ve Dışavurumculuk (Eksresyonizm) gibi öncü sanat akımlarının etkisi altındadır.1908-1910 arasında,Bavyera’nın Murnau bölgesinden görüntüleri konu alan resimleri Kandisky’nin sanatında yeni ve özgün bir başlangıcı haber verir.Bundalarda Foizmin renkçilik anlayışı ile geleneksel Kuzey Dışavurumculuğu’nun etkileyici bir birleşimin arandığı izlenir.Doğa karşısında gerçekleştrilmiş olmalarına karşın,gerçek görüntüye bağlı olmayan biçimleri ve renk uyumlarının zenginliğiyle dikkati çekerler.Kandinsky’nin bundan sonraki üslupsal gelişimi üç döneme ayrılır 1910-1914 arasındaki ilk dönemlerde yeni tane büyük boyutlu Kompozisyon ve Kırk dolayında Doğaçlama yapmıştır.Bu döneminin ilk ürünleri büyük oranda soyut bir biçimcilik anlayışıyla belirğinlik kazanır.1910′da yaptığı bir suluboya soyut resmin ilk örneği sayılır. Öte yandan Komposizyonlar ve doğaçlamalar’dan bazısı figüratif öğeler içerirse de tümü ya tam anlamıyla soyut,ya da aşırı düzeyinde soyutlanmış bir biçimcilik anlayışına dayanır. Örneğin daha çok rus masal ve efsanelerinden kaynaklanan doğaçlamalar’ın tersine,Kompozisyonlar kendiliğinden bir davranışın yansıtıldığı anlık oluşumlar değildir bublar suluboya deseb yağlıboya taskaj vb gibi araştırma ve hazırlık ve araştırmalardan geçerek belli bir zaman süresinde gerçekleştirilmiş resimlerdir yine de biçimsek açıdan .Doğaçlamalar kadar taze ver canlıdırlar.
Kandisky’nin bu yıllarda yayımladığı Über Das Geistige in der Kunst (”Sanatta Tinsellik Üzerine”) adlı kitabı Komposizyonlar ve Doğaçlamalarda güttüğü estetik kaygıların bir açıklaması niteliğini taşır.Bu kitaba göre resmi yaratma istemi,evrenin yaradılışına benzer “kozmik” bir olaydır.Resim sanatçının içerdiği her biçim ya da renk onun içsel gereksinimlerinin esnek karşılığıdır.Kandinsky,buradan yola çıkarak birer “senfoni” gibi düşündüğü kompozisyonlarında zengin ve dengeli bir biçimsel sonuç elde etmeyi amaçlamıştır.Kandisky’nin üslupsal gelişiminin ikinci dönemi Bauhaus’da geçirdiği yılları kapsar,Bu dönemin ürünleri “soğuk” olarak nitelendirilirse de,gerçekte akılcı bir davranışla ulaşılmış disiplinli bir biçimcilik anlayışı ortaya koyarlar.Bütünleriyle soyut bir komposizyon kuruluşu ile yabancı ve geometrik yapı egemendir,Çoğunda,;Kandisky’nin en yetkin biçim olarak benimsediği “daire” motifi yinelenmiştir.Paris dönemini olarak anılan son yapıtlarında Kandisky’nin geometrik üslubu giderek yumuşamıştır.Gene soyut bir biçimcilik anlayışının egemen olduğu bu resimlerde,Sibirya bozkırlarının halk sanatında kullanılan bezeme öğeleri ile bilinçaltından kaynaklanan biçimleri ,yarı geometrik,yarı süslemeci bitir anlayış içinde birleştirmeye yönelmiştir.alman dışavurumculuğunun düzensizlikleri ile Rus halk sanatı öğelerinin ve Fransız öncü (avangard) sanat akımından gelen bazı tutum ve biçimlerinin bir arada kullanılmasına dayanır.Bütün bunlar tanı anlamıyla yetkin bir bireşim oluştur masada,duygu ile düşüncenin ,ölçü ile sezginin,mantık ile imgenin bir anlamıyla yetkin bir biçimde bütünleştirilmesinin ürünleridir.Dışavurumculuk (Abstre Eskpresyonizm) olmak üzere soyut eğilimlerin büyük bir çoğunluğu için çıkış noktası olmuştur.

Yorum ekle 1 Kasım 2006

Oskar Kokoschka Kimdir

Avusturalyalı ressam ruhsal durumları ve duyguları yansıttığı dışavurumcu (ekspresyonist) resimleriyle tanınmıştır.1 Mart 1886’da Pöclarm’da doğdu. 1980’de öldü. 1904-1909 arasında Viyana Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda Franz Cizek’in (1865-1946) öğrencisi oldu. Aynı yıllarda, Yeni Sanat (Art Nouveau) akımının Avusturya kolu olan Sezession’dan ve Gustave Klimt’den etkilendi.

Yapıtlarının gördüğü sert tepki nedeniyle 1909’da Viyana’yı terk ederek İsviçre’ye gitti, burada ilk kez manzara üstüne çalıştı. 1910’da Berlin’e geçti. 1914’e değin resim çalışmaları yanı sıra illüstrasyonlar da yaptı.1.dünya Savaşı’na katıldı.Ancak yaralanınca Berlin’e döndü. 1920’de Dresden Akademisi’ne girerek dört yıl öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bunu izleyen yedi yıl çeşitli ülkelerde gezerek büyük boyutlu manzaralar, dışavurumcu portreler ve kent görünümleri yaptı.
Yapıtları 1937’de Nasyonal Sosyalistler tarafından “ yoz sanat “ olarak nitelendirildi.1938’de Londra’ya kaçtı ve 1947’de İngiliz uyruğuna geçti. 1953’de Cenevre yakınlarına yerleşti. Koskoschka’nın ilk dönem özellikle taş baskıları (litografi) A. Beardsley’in, Simgeciler’in (Sembolistler) ve Die Brücke’nin etkilerini yansıtır. 1906’dan sonra yaptığı natürmortlarında ve bir dizi portresinde psikolojik iç görü (psychological insight) vurgulamıştır. Bu portrelerde, dış vurumcu bir anlatım içinde kişilerinin ruhsal durumlarının yanı sıra kendi iç dünyasını da yansıtmıştır.

Yaşamı boyunca Gelecekçilik (Fütürizm), Kübizm, Gerçeküstücülük gibi çağdaş akımlardan uzak kalmış, 1914 öncesinin Dışavurumculuk anlayışı çerçevesindeki kişisel üslubunu sürdürmüştür.

Yorum ekle 1 Kasım 2006

Önceki


Takvim

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mayıs    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Aylara Göre

Kategorilere Göre