'Sağlık Nedir' Kategorisindeki Yazılar

Nabız Nedir

Atardamarlara, özellikle bilekteki atardamarlara parmakla basıldığında duyulan ve kalp vuruşunun oraya kadar yansımasından ileri gelen kımıltı. Her kalp vuruşundan sonra atardamarlardaki kanın kalp kuvveti etkisi altında basıncının değişmesi, vücudun sert bölümleri üzerinden geçen arterler üzerine batırılan parmakla duyulur. Hu durulma, arter içindeki kanın kalpten nabız denilen yere kadar gidip parmakla çarpmasından değil, kanın basınç altında kalmasıyla beraber arter duvarlarının kasılan kalp kuvvetinin etkisiyle titreşmesindendir.

Nabız, kalp vuruşuyla hemen eş zamanda değilse de bu ara, bir saniyenin 1/10 kadar olduğu için hemen eş zamanda imiş gibi sanılır. Nabız dalgasının hızının saniyede dokuz metre olduğu hesap edilmiştir. Nabız sayısı kalbin vuruşu kadardır. Kalbin vuruş sayısı üzerinde etki yapan etmenler, nabız sayısı üzerine de etki yapar. İntizamı, dolgunluğu, zayıflığı kalbin vuruş intizamı ve kuvvetiyle ilgilidir. O halde nabız sayısı da kalbin vuruş sayısı gibi yetişkinlerde 60 ? 70 arasındadır. Yeni doğanlarda 130, bir yaşında 120, çocuklarda 90 kadardır. Nabız sayısı harareti yükselten hastalıklarda, sinirlilikte, yemeklerden sonra, yorgunluklarda çoğalır, tifo hastalığında, uykuda, istirahatta yavaşlar.

Yorum ekle 13 Şubat 2007

Beslenme Hastalıkları

KANSIZLIK (Demir yetersizliği) Demir yetersizliğine bağlı :  Besinlerle vücuda alınan demir mineralinin yetersiz alımına bağlı olarak kanda demirin (hemoglobinin) düşük olmasıdır. Kimlerde sık görülür?

-Doğurganlık çağındaki kadınlarda

-Bebek ve çocuklarda Neden Görülür?

-Beslenmede demir mineralinin yetersiz alınması:

Demir yönünden zengin besinlerin tüketilmemesi sonucu oluşur.

-Demirin vücutta iyi kullanılmaması:Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demirin vücutta kullanımı daha düşüktür. Bu nedenle C vitamini kaynağı besinlerle (Turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, domates vb.) birlikte tüketilmelidir.

-Demir ihtiyacının artması

-Kan kaybı (kanama, parazitler vb.)

Belirtileri Nelerdir?

-Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi

-Nefes almada güçlük

-Bulanık görme, uykusuzluk, titreme, iştahsızlık

-Deride, göz kapaklarının iç kısmında, avuçta solukluk

-Çarpıntı -Bacaklarda ödem (parmakla basınca iz kalır)

-Kaşık tırnak

-Toprak yeme Oluşan Sağlık Sorunları

Bebek ve Çocuklarda

-büyüme etkilenir

-okul başarısı azalır

-fiziksel aktivite azalır hastalıklar sık görülür

Gebelerde

-anne ölümlerine neden olur

-bebek ölümleri artar

-düşük doğum ağırlıklı bebek doğar

-hastalıklar sık görülür

Yetişkinlerde

-işgücü azalır, yorgunluk görülür

-hastalıklar sık görülür

Önlenmesi

-Demir yönünden zengin kaynakların tüketilmesi gerekir. Et, tavuk, balık, karaciğer, yumurta, kurubaklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, tahin demir içerir.

-Kurubaklagil ve tahıl yemekleri C vitamini ile birlikte tüketilmelidir.

-C vitamini yönünden zengin turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, patates, domates, yeşil biber gibi besinler her öğün yemeklerle birlikte tüketilmelidir.

-Kansız olan gebelerin demir ilaçları kullanması önerilir.

-Demirin vücutta kullanımını engelleyen çay ve kahve yemeklerle birlikte tüketilmemelidir. Öğün aralarında, açık ve limonla birlikte tüketilmesi uygundur.

-Ekmek, diğer unlu besinler (börek ve çörekler) mayalandırılarak tüketilmelidir.

-Kişisel temizlik kurallarına uyulmalıdır.

İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARI

İyot nedir?

İyot yaşam için büyük önem taşıyan bir mineraldir. Tiroid hormonlarının yapımını sağlar. İyot vücuda yeterli iyot içeren toprakta yetişen besinler, su ve deniz ürünlerinden sağlanır. İyot neden önemlidir?

-Normal büyüme ve gelişme

-Beyin ve sinir sisteminin normal çalışması

-Vücut ısısı ve enerjisinin düzenlenmesi için tiroid hormonlarının yapımı için gereklidir. Tiroid hormonu Tiroid hormonu, boyunda tiroid bezinde yapılır. İyot vücuda yeterli alınmazsa tiroid bezi çok çalışır ve büyür. Bu duruma guatr denir. Oluşan sağlık sorunları

Bebek ve Çocuklarda

-Büyüme geriliği

-Zeka geriliği

-Cücelik görülür

Gebelerde

-Düşük ve ölü doğum görülür.

*Guatr her yaşta görülebilir. İyot yetersizliğine bağlı hastalık sorunları İYOTLU TUZ kullanmakla önlenir. İyotlu tuz kullanımı

-Zeka geriliğini önler.

-Guatrı tedavi edemez, guatr oluşmasını ve ilerlemesini önler.

-İyotlu tuz serin, kuru ve güneş görmeyen yerde saklanmalıdır. PROTEİN – ENERJİ YETERSİZLİĞİ Neden görülür? Büyüme ve gelişme için gerekli olan enerji protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin yeterince alınmamasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Oluşan sağlık sorunları

-Çocuk ölümlerinin başlıca nedenidir.

-Ateşli hastalıklar sık görülür.

-İshal oluşur. İştah azalır, az besin tüketilir. Bu durum hastalıkların ağır seyretmesine neden olur.

-Büyüme ve gelişmeyi önler, çocuğun boyu kısa kalır, ağırlığı yaşına göre düşüktür.

-Tedavi edilemezse zeka gelişimi bozulur.

Önlenmesi

-Anne sütü 4-6 ay tek başına verilmelidir.

-Büyüme izlenmeli, doğru ek besinlere zamanında başlanmalıdır.

-Çocuk hastalıklardan korunmalı, aşıları düzenli yapılmalıdır.

-Temizlik kurallarına uyulmalıdır.

RAŞİTİZM (kemik hastalığı) Raşitizm:

Vitamin D yetersizliği sonucu görülen bir hastalıktır. D vitamini yeterince vücuda alınmadığından kemikleşme bozulur ve kalsiyumdan yeterince yararlanılamaz.

Kimlerde sık görülür?

Bebek ve çocuklarda Neden Görülür?

-Çocuğun yeterli D vitamini alamaması

-Çocuğun güneşe çıkarılmaması

-Annenin güneşten yararlanmaması

Annenin gebelik döneminde yetersiz beslenmesi Belirtileri Nelerdir?

-Doğumda bebekte kasılma

-Huzursuzluk

-Baş terlemesi, başın sürekli sağa ve sola çevrilmesi

-Kabızlık

-El-bilek genişliği (ağrısız ve 6 aydan sonra)

-Kaburgalarda yuvarlak çıkıntılar (tesbih tanesi gibi)

-Bıngıldakların kapanmaması (18 aydan sonra)

-Kafa kemiklerinde yumuşama ve eğrilme (baş alın ve yanlarında çıkıntı)

-Geç oturma ve yürüme

-Bacaklarda eğrilik

-Göğüs kemiklerinde bozukluk (göğüs içe veya öne doğru çıkar)

-Kamburluk, bel kemiğinde eğrilik Raşitizmin Önlenmesi

-Çocuğun her gün kalsiyum içeren besinler tüketilmesi sağlanmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve ürünleridir (yoğurt, peynir, çökelek vb).Pekmez de iyi bir kalsiyum kaynağıdır.

-Çocuk her gün güneşe çıkarılmalıdır. D vitamininin en iyi kaynağı güneştir. Besinlerde D vitamini yeterli miktarda bulunmaz.

-Güneşlenme cam arkasından olmamalıdır.

-Güneşin az olduğu sonbahar ve kış aylarında yeni doğan bebeğe ek D vitamini, ihtiyacı kadar verilmelidir. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

-Sağlıklı beslenmemiz için gereklidir.

-Güzel görünmek ve güzel konuşmak için gereklidir.

Diş Çürükleri Nasıl Oluşur?

-Dişler iyi temizlenmez ise üzerlerinde besin artıkları ve mikroplar birikir.

-Mikroplar besin artıklarını ve şekerleri kullanıp, dişleri eriten asit oluştururlar.

-Mikropların oluşturduğu asitler ile dişlerde çürük oluşur.

Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları nasıl önlenir?

-Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Süt ve ürünlerinin tüketimi yeterli olmalıdır.

-Şeker, yemek aralarında değil yemekle birlikte az tüketilmelidir. Fazla şeker ve şekerli besinlerin tüketiminden sakınılmalıdır.

-Anne sütü 4-6 ay süre ile tek başına verilmelidir.

-Dişler düzenli olarak florlu diş macunları ile fırçalanmalıdır.

-Çocuklarda flor uygulaması yapılabilir.

-Posa içeren besinler (elma, havuç vb ) tüketilmeli ve besinler iyi çiğnenmelidir.

-Şeker içermeyen cikletlerin yemek sonrası çiğnenmesinin olumlu etkileri vardır.

-Dişler belirli sıklıkla kontrol ettirilmelidir.

-Yemek sonrası dişler fırçalanarak temizlenmelidir.

OSTEOPOROZ Osteoporoz:

Kemiklerden kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolaylıkla kırılabilir hale gelmesidir. Kemiklerin mineral içeriği ve yoğunluğu azalır.

Kimlerde Sık Görülür?

-Menapoza girmiş kadınlarda

Yaşlılarda

-Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde

-Yatağa bağımlı hastalarda

Belirtileri Nelerdir?

-Bel kemiğinde ve bacaklarda eğrilikler

-Kolaylıkla oluşan kemik kırıkları. Kırıklar sıklıkla kalça kemiğinde, el bileğinde ve bel kemiğinde görülür.

Öneriler

-Çocukluk çağında kalsiyumdan zengin besinlerin tüketilmesi ve spor yapması yetişkinlik çağında osteoporozdan korunmayı sağlar.

-Güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalıdır.

-Aşırı tuz ve tuzlu besinler tüketilmemelidir, sofrada tuz kullanılmamalıdır.

-Aşırı yağlı ve şekerli besinler tüketilmemelidir.

-Sigara ve alkolden sakınılmalıdır.

-Fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Haftada en az 2-3 kez 45 dakika yürünmelidir.

-Süt ve ürünleri her gün en az 2 porsiyon tüketilmelidir.(İki su bardağı süt veya yoğurt, 2 kibrit kutusu peynir bir porsiyondur.)

-Menapoz döneminde beden kitle indeksinin (ağırlık/boy m2) 26-27 arasında olması osteoporoza karşı koruyucudur. Aşırı zayıflıktan kaçınılmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı: Süt ve süt ürünleridir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, pekmez de kalsiyumdan zengin kaynaklardır.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Balgam Nedir

Solunum yollarında iltihap ya da tahriş sebebiyle meydana gelen, öksürerek çıkarılan sümüksü salgı. Solunum organları (akciğer, bronşlar) hastalıklarında balgam önemlidir. Muayenesi ile hastalığın tabiatı ve yeri hakkında kesin bilgiler elde edilir. Balgamın miktarı, hastalık cinsine göre değişir. Bazı hastalıklarda şiddetli öksürüğe karşılık az balgam gelir (tüberküloz başlangıcı, kuru bronşit), bazı hastalıklarda ise pek çoktur (kavernli tüberküloz, bronşektazide). Rengi ve kokusu da hastalığın cinsi ve seyri ile değişir. Renksiz, saydam, kirli yeşilimtrak, sapsarı, yeşil, sarı olabilir.

Balgam, içindeki maddelere göre çeşitlere ayrılır: a - Sümüksü Balgam yapışkan, cam gibi saydam, tükrük hokkasının dibine yapışan bir balgamdır. Bronşitin ve bazen tüberkülozun başlangıcında görülür, b - İrinli balgam, köpüksüz, irinden ibaret bir balgamdır. Solunum yollarının irinli bir hastalığında (ampiyem, bronşektazi, kronik bronşit) görülür, e - Sümüksü-irinli balgam, en çok görülen bir balgamdır. Kronik bronşitte, tüberkülozda görülür, ç - Seroz balgam, sulu köpüklü çoklukla hafif kırmızı bir balgamdır. Akciğer ödeminde görülür: d- Kanlı balgam, kanın fazla bulunduğu bir balgamdır. Solunum yolları damarlarının çeşitli aşınmaları sonucu (bronş ve akciğer damarları afetleri, ülser) kanın balgama karışması meydana gelir. Balgam bulgularının en tehlikelisi olan kan (hemoptizi) çoklukla tüberkülozda görülür. Tüberkülozun ilerlemiş devrelerinde büyücek kavernlerden gelen kan, hem çoktur, hem de gelmesi uzun sürer, Bazan da hastayı öldürecek kadar kan kaybına sebep olur. e - fibrinli balgam, cam gibi saydam, yapışkan, kabın dibine yapışan bir balgamdır. Çoklukla pnömonide görülür.

Balgama, ilkin gözle bakılarak genel bir fikir elde edilir. Balgamın gerektiğinde mikroskobik muayenesi yapılarak, bakteriyoloji ve kimyanın sağladığı usullerle muayenesi yapılır ve içindeki maddelerin miktarları anlaşılır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Cüzzam Nedir

Micobacterium leprae adı verilen bir virüsün meydana getirdiği hastalık. Tıp dilindeki adı Lepra, halk dilimizdeki adı da Miskin hastalığıdır.Şiddetli belirtileri olan salgın bir hastalıktır. Etmeni, 1879 yılında Hansen tarafından bulunmuştur. Cüzam hastalığı medeniyetin bilinen en eski hastalıklardan biridir. Antik çağlarda, özellikle Ortaçağda büyük salgınlar yaptığı ve toplum için çok ürkülen bir hastalık olduğu bilinmektedir. Ortaçağda bu hastalığa yakalananlar için özel evler ve barınaklar yapılmış, hastalar buralarda kendi kendileri ile başbaşa bırakılmıştır.

Daha sonraları, cüzamlı hastalara çıngırak takılmış böylece herkesin bunların yanına yanaşmasına engel olunmak istenmiştir. Bugün özellikle geri kalmış ülkelerde rastlanan bir hastalık özelliğindedir.

Cüzamın iki tipi vardır: Nodüler tip: Deride, nasırlı düğmeler seklinde belirtileri olan bir cüzam tipidir. Bu düğmeler, hastalığın ilerlemiş devirlerinde ülserler halinde açılırlar. Sinirsel tip: Sinirlerde kendini gösteren bir tiptir. Zamanla hasta sinirsel yeteneğini kaybeder, hissiz bir durum alır. Bunun da ilerlemiş hallerinde deride belirtiler görülür. Bunlar da zamanla ülserleşir. Katılım yolu ile geçmez. Ancak, cüzamlı olan hastaların derisine temas yolu ile insandan insana geçer. Başlangıç devirlerinde yapılacak teşhisle hastalıktan kurtulmak imkânı bugün için vardır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Çocuk Felci Nedir

Virüs cinsi bir mikroptan ileri gelen bir sinir sistemi hastalığı. Virüs, beyin ve omurilikte hareket hücrelerinde yuva kurar. Böylece hasta felce uğrar bazı ilerlemiş hallerde de ölür. Genel olarak çocuklarda görüldüğü için bu adla anılır. Tıbbî adı Polyomiyelit tir. Çocuk felcinin ilk belirtileri, hastalığa yakalanıldıktan sonra 3 ile 35 gün arasında olur Hafif ateş, mide rahatsızlığı, baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, boyunda ve sırtta ağrılar ve kuvvetsizlik görülen ilk belirtilerdir. En çok görüldüğü ay, Mayısla Eylül arasıdır.

Çocuk felcinin ilerlemiş hallerinde felç belirtileri kendini gösterir. Bu durumda en iyi tedavi çaresi, bir hekimin kontrolü altona girmektir.

Çocuk felcine yakalanıp kurtulan bir kimsede bağışıklık meydana gelir. Çocuk felcinden korunmanın, bugün içim en kesin çarelerinden biri, Amerikalı doktor Jonas Saik tarafından bulunan Salk aşısı dır. Saik aşısı, ilk olarak 1955 tarihlinde uygulanmaya başlamıştır. Aşının dozlara ayrılması ile verebildiği bağışıklık süresi uzatılabilmektedir.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Su Çiçeği Hastalığı Nedir

İltihaplı kabarcıklar dökerek belirti veren, ateşli, ağır, salgın bir hastalık. Etmeni, süzgeçleri geçen ufak bir virüstür. Bu virüs, kızamık virüsü gibi, vücudun dış tarafını (ektoderm) sever. Bu sebeple, çiçek hastalığının en karakteristik belirtileri, hastanın derisi üzerindedir. Yayılma, çoklukla, çiçek hastalığına tutulmuş hastalar yolu ile olur. Hastaların ağız ve boğazlarında bulunan çiçek yaralarındaki virüsler, öksürük damlacıkları ile çevreye yayılabilecekleri gibi, deri üstündeki iltihap ve çıbanlarla çeşitli temaslar bu yayılmaya sebep olurlar.

 

Deri üzerindeki sıyrıklarda ya da ağız ve burun yollarındaki çeşitli sıyrıklarda odak bulan çiçek virüsleri 10 - 12 gün süren bir kuluçka devresinden sonra birdenbire bir titreme ve üşüme ile kendini gösterir. Ateş kısa zamanda 39 - 40 dereceye çıkar. Hastanın başında, kollarında, bacaklarında ağrılar ve kırıklar baş gösterir. Özellikle kalça ve bel ağrıları dikkati çekecek kadar fazladır. Nabız da, ateşle beraber yükselir. İştah kesilir, dudaklar kurur ve dil paslanır. İkinci güne doğru dirseklerde, kasıklarda, bazen koltuk altlarında genişçe kırmızı lekeler ortaya çıkar (Rash lekeleri). Üçüncü günde, hastanın yüzünden başlamak üzere, deri üstünde kızamık döküntülerine benzeyen ufak kırmızılıklar belirir. Bunlar az zamanda kollara ve bacaklara yayılır.

Zaman geçtikçe bu döküntülerin üzerleri kabarır içlerinde sarımtrak renkli su toplanır, ortaları göbekleşmeğe başlar. Bir kaç gün sonra bu döküntülerin içinde sarımtrak bir sıvı cerahat haline gelir. Çok geçmeden her döküntü, içi iltihaplanmış bir çıban olur. Bu sırada ateş tekrar yükselir (cerahatlanma ateşi), vücudun her tarafını kaplayan bu çıbanlar bir süre sonra patlarlar. Bu devrede etrafa fena bir koku yayılır. Hastalar dalgın, ateşli ve fena bir durumdadırlar. Bazı çıbanların içine kan sızması ile bunlar morumtırak - kırmızı bir hal alırlar. Bu hal de hastaların durumu daha da ağırdır. Çok öldürücü olan bu durum, kara çiçek şeklidir. Hastalığın 10 - 12 gününden itibaren çıbanlar kurumağa kabuklaşmağa başlar. Hastanın ateşi düşer ve iyilik günleri başlar. Ancak, iyileşmeğe başlayan hastanın derisinde, çıbanların kuruması sebebi ile ömür boyunca devam edecek olan çöküntüler belirir. Bunlar, çiçek bozuğu lekelerdir.

Tehlikeli olduğu kadar salgın bir hastalık olan çiçekin tedavisi oldukça ilgi isteyen bir özellik gösterir. Bu bakımdan en iyi tedavi, devamlı hekim kontrolü altında olmak gerekir.

Pek eski zamanlardan beri dünya üstünde geniş salgınlar yaparak çok insan öldürmüş ve insanlığın gözünü korkutmuş bir hastalık olan çiçek, dünya kadar eski bir hastalıktır. Bu bakımdan, bulaşıcı hastalıkların en eskisidir denebilir. İsanın doğumundan 1400 yıl önce Çinde çiçeğin bulunduğuna dair belgeler bulunmuştur. Çok tehlikeli olan çiçek hastalığı nihayet 1798 yılında ünlü İngiliz hekimi Jenner tarafından aşısının bulunması ve bilimsel yolla uygulanması sonucu salgın yapma özelliğini yavaşça kaybetmiş, böylece eski tehlikeli durumunu kaybetmiştir.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Dalak Nedir

Lenfoid bir organ. Dokusu içinde bir taraftan lenfositler meydana gelir, bir taraftan da alyuvarlar (erltrosit) parçalanır ve erir. Aynı zamanda bir kan deposu vazifesini de görür.Dalak, sol geğrek (hipokondr) bölgesinde, 200 gram ağırlığında, 12 sanimetre kalınlık gösteren bir kahve çekirdeği biçimindeki maviye çalar kırmızı renkte, kıvamı gevrekçe yumuşak bir organdır.

 

Kıvamı karaciğere benzediğinden, her iki organ da dışarıdan herhangi bir etki ile kolayca yarılacak durumdadır.

Dalağın üst ucu, alt ucuna göre incedir, ön kenarının çenekli olması karakteristiktir.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Dolama Nedir

El parmaklarında tırnaklar çevresindeki yumuşak kısımların, bazen de kemiğin iltihaplanmasından ile gelen ağrılı bir hastalık. Dolama, parmakların bu çevresinin, her hangi bir çizilme sonucu mikropların deri içine girmesi sonucu meydana gelir. Dolama olan yerde ağrı ve şişlik görülür, iltihaplanmanın derinlere inmediği hallerde, önemi olmayan bir hastalık durumunda kalır.

 

Fakat, kemiğe kadar inen dolamalar, tehlikeli olabilir. Alkol pansumanı ve toplanmış olan iltihabın aldırılması ile dolamayı tedavi etmek mümkündür.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Dizanteri Nedir

Kanlı ve sancılı ishal. En önemli belirtilerini kalın barsakta gösteren bir hastalıktır. Hastalık etmeni bakımından ski türlü dizanteri vardır: a) Basilli dizanteri, b) Amipli dizanteri. Etmenleri değişik olmakla beraber, iki dizanterinin genel karakterleri aynıdır. İkisi de bulaşıcı bir hastalıktır ve organizmadaki belirtileri aynıdır. Basilli dizanteriyi yapan mikroplar, çomak şeklinde ufak mikroplardır. Schiga basili adı ile bilinirler. Sağlam insana ağız yolu ile girer ve mide, Ince barsaklar yolu ile geçerek kalın barsaklarda yerleşir.

Mikrobun alınmasından sonra bir hafta içinde hastalık belirtileri görülür. Birdenbire ateş yükselir, karında ağrı, vücutta halsizlik görülür. Çok geçmeden hastalarda ishal başlar. İshalin içinde zaman geçtikçe kan ve sümük gibi maddeler yer alır. Günde 20-30 defa dışarı çıkan hasta görülebilir. Hasta, devam eden derin halsizlik içinde yatağa düşer. Az zamanda çok su kaybı ve şiddetli zayıflık, ölüme sebep olabilir.Basiller, kalın barsakların iç zarında yerleşir. Bu yerleşmenin yaygın olması halinde dizanterinin en tehlikeli sonucu olan barsak delinmeleri meydana gelir. Devamlı hekim kontrolü ile, tehlikesi pek kalmamış olan bir hastalık özelliğindedir. Amipli dizanteri, etmeni, entamoeba histolitica adlı tek hücreli bir canlıdır. Çeşitli besin maddeleriyle ağızdan girerek kalın barsaklarda yerleşir.

Etmen alındıktan sonra, bir kuluçka devresi geçince hastalık belirtileri görülür. Basilli dizanterinin aksine, sinsî ve gürültüsüz bir şekilde başlar. Hastada kırıklık, halsizlik, iştahsızlık ve hazımsızlık gibi sıkıntılar baş gösterir. Birkaç gün sonra karında ağrılar, ıkıntı ve buruntuyla birlikte kan ve sümük çıkar. Ateş yoktur. Dışarı çıkma, yirmi dört saatte 10 defayı geçmez. Zamanında teşhis ve tedavi yapılmazsa çok uzun zaman devam eden bir hastalıktır.
Bu hastalık da devamlı hekim kontrolünü gerektiren bir hastalıktır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Difteri Nedir

Boğazda iltihap ve şiş halinde beliren ve çoklukla çocuklarda görülen tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık. Çubuk ya da çomak şeklinde difteri basili denen bir mikrobun yaptığı hastalıktır. Ilık memleketlerde ,büyük şehirlerde ve kış mevsiminde daha çok görülür. Çocuklarda .özellikle 2-5 yaş arasında fazla görülür. Soğuk algınlıkları, boğmaca, anjinler hastalığı hazırlayıcı hallerdir. Ya hastalardan ya da, hastalığı taşıyıcılardan geçer. Hastalık, basilin alınmasından 2 - 4 gün sonra meydana çıkar. Hafif, ağır ya da zehirli olmak üzere üç şekilde seyreder.

Difteri basili ,insan vücudunun çeşitli yerlerinde oturabilir. Bu bakımdan, boğaz difterisi, burum difterisi, gırtlak difterisi, göz difterisi, cilt difterisi gibi şekilleri vardır. Fakat en çok görülen şekli boğaz difterisidir.

Boğaz difterisi, çok defa bir bademcik iltihabı ile başlar. Hastada kırıklık, baş ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülür. Ateş, 38-39 dereceye çıkar. Boğaza, bademciklere bakıldığında, bademciklerin üstünde kirli beyazımtırak renkte, bir takım ufak zarların belirdiği görülür. Bu zarlar, yerlerinden ancak zorlama ile kalkar ve koptuğu yerde kanamalara sebep olur. Bu zarlar, zamanla büyüyüp genişler, küçük dile, damağa ve boğazın arka duvarına doğru uzanır. Bunlara yalancı zarlar denir. Bu arada hastanın durumu gittikçe ağırlaşır, rengi gittikçe solar. Bunun daha hafif şekilleri olabileceği gibi, öldürücü olan zehirli şekli olabilir. Bu şekilde, hastanın hali, bir iki günde çok fenalaşır, kalp böbrekler, damarlar tamamen (bozulur ve şiddetli bir zehirlenme tablosu baş gösterir.

Gırtlak difterisi ise, hastalığın en tehlikeli şeklidir. Yalancı zarların gırtlağı tıkaması ile, nefes alamama ve boğulma gibi arızalar ortaya çıkar. Göz difterisi, gözde şiddetli bir kanlanma ve göz iltihabı ile kendini gösterir. Cilt difterisi de, deride basit tedavilerle kapanmayan yaralar halinde görülür. Difteri mikrobunun bu arızalarından başka asıl tehlikeli olanı, damak ve yutakta, gözlerde solunum kaslarında felçlerin meydana gelmesidir. Bunlar, difteri mikrobunun toksini ile meydana gelir.

Eskiden geniş salgınlar halinde yayılan ve çok tehlikeli sonuçlara sebep olan difteri, bugün tıp biliminin çalışmaları ile, eski tehlikeli durumunu kaybetmiştir. Difteri serumu ve difteri aşısı, difteri tedavisinde kullanılan önemli ilâçlardandır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Önceki


Takvim

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mayıs    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Aylara Göre

Kategorilere Göre