'Kadınca Ne Nedir' Kategorisindeki Yazılar

Kızlık Zarı Hakkında Genel Bilgiler

Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Kızlık zarı ülkemizde ve dünyanın belli bölgelerine halen sosyal ve kültürel önemini korumaktadır.  Kızlık zarının henüz bozulmamış olması hatalı olarak kadının bekaretinin, yani bir erkekle birlikte olmadığının sembolü ve yine hatalı olarak ilk ilişkide kanama olmaması kadının daha önceden bir erkekle cinsel ilişkide bulunmuş olduğunun kanıtı olarak görülmekte ve birçok masum genç kız bu yüzden tüm yaşamlarını etkileyecek olaylarla karşılaşabilmektedir. Bu durum yalnız bizde değil, birçok kültürde geçerlidir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanları ne yazık ki genç kadınların "kızlık zarı muayenesi" için kliniğe getirilmelerine ve böylece bazen küçük düşürülmeye varacak kadar aşağılanmalarına tanık olmaktadırlar.  Bu yazı kızlık zarı hakkındaki bazı yanlış bilinenleri düzeltmek veya bilinmeyenleri açıklığa kavuşturmak için basitliği korumak açısından soru-cevap şeklinde hazırlanmıştır.

Kızlık zarı tam olarak nerededir?

Kızlık zarı, vajina girişinin 1-1.5 santimetre iç kısmında yer alan ince bir yapıdır.

Neden böyle bir yapı var?

Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen bir işlevi yoktur. Genital sistem enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir işlevi olduğu düşünülmesine karşın, ortada delik olan bir yapının nasıl olup da enfeksiyonlara karşı koruyucu olacağı tartışma konusu olduğundan bu görüş tam olarak geçerli değildir. Aslında enfeksiyonların bakire olanlarda daha ender oluşmasının nedeni bu kızların cinsel yolla bulaşan hastalıklara maruz kalmamış olmalarıdır. PID (pelvik enfeksiyon) ve vajinit gibi enfeksiyon hastalıkları aktif cinsel yaşam başladığında, önemli bir kısmı cinsel yolla bulaşan bakterilerle başlatılan enfeksiyonlardır.

Kızlık zarları yapısal olarak farklılıklar gösterebilir mi?

Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, en sık görülen şekliyle ortasında adet kanının ve vajinal salgıların akmasına yarayan ufak bir delik bulunan yarı esnek, ince bir yapıdır. Bazı kadınlarda bu yapı çok sert veya çok esnek olabilir. Bazı kadınlarda ortada bir yerine iki veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Ender durumlarda zarın ortasındaki delik o kadar büyüktür ki, muayenede neredeyse zar hiç yok sanılabilir.

Bazı çok ender durumlarda ise zarda hiç delik yoktur (imperfore himen). Bu durumda adet kanaması genç kızlıkta görülen ilk kanamadan itibaren sürekli genital kanal içinde birikir ve her adet döneminde kız "adet olamamaktan, ancak aşırı ağrı duymaktan" yakınır. Kanama öyle ileri boyutlarda birikebilir ki, tüm rahim ve tüm vajina kanla dolmuş ve genç kızda halen ilk adet kanaması gerçekleşmemiş olabilir. Bu ciddi bir durumdur ve kadının genital sisteminin zarar görmemesi için ameliyatla kızlık zarına delik açılarak içerideki kanın boşalması sağlanmalıdır.

Bu resim kızlık zarının kişiler arasında yapısal farklılıklarını göstermektedir. Üstteki resimlerde cinsel ilişki öncesinde en sık görülen kızlık zarı tipleri görülmektedir. Altta solda yer alan resim delik içermeyen ve bu nedenle kız çocuğunda ciddi sorunlar yaratabilen kızlık zarı yapısını göstermektedir. Doğum sonrasında kızlık zarı yalnızca kalıntılar şeklinde varlığını sürdürebilir.

Kızlık zarı cinsel ilişkide mutlaka kanar mı?

Kızlık zarı nispeten esnek olmasına karşın, vajinanın içine girme denemelerinde (cinsel ilişkiyle, parmaklarla veya muayene aletleriyle) kolaylıkla yırtılan ve kanayan bir anatomik yapıdır. Ancak kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak az sayıda damar bulunması durumunda ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir. Bunun sıklığını belirleyen bir çalışma olmamakla beraber deneyimler kadınların muhtemelen %1-2’sinde kızlık zarının ya aşırı esnek olması, veya damarlanmasının az olması nedeniyle ilk cinsel ilişkide kanamadığını göstermektedir.

Bakire bir kadının jinekolojik muayene olması mümkün müdür?

Jinekolojik muayenenin en önemli aşamalarından biri vajinanın ve rahimağzının gözlenmesi için yapılan spekulum muayenesidir. Günlük tıp uygulamalarında bakire olanların muayenesinde çoğunlukla bu işlem uygulanmamakta ve elle muayene makattan yapılmaktadır.

Doktorlar arasında yaygın olan diğer bir eğilim de bakire birinin yalnızca ultrasonografiyle değerlendirilmesidir. Bu yaygın eğilimin nedeni, halk arasında "muayenenin ultrasonografiye göre daha az gelişmiş bir yöntem olduğu" şeklindeki yaygın görüş nedeniyle kadınların doktorlarını "yalnızca ultrasonografiyle tanı koyan doktor"lar arasından seçme eğilimleridir.

Bakire bir kadının değerlendirmesinde yalızca karından yapılan ultrasonografi yeterli değildir. Akıntı, kasık ağrısı gibi şikayetlerin değerlendirmesinde kızlık zarına hiç bir zarar vermeden makattan muayene yapılması mümkündür ve ihmal edilmemelidir.

"İlk gecede" nelere dikkat etmek gerekir?

İlk gecede veya daha geniş anlamıyla ilk cinsel ilişkide hem kadına hem erkeğe düşen önemli görevler vardır. Bu ilk deneyimin güzel ve hatırlandığında iyi duygular uyandıran bir deneyim olması için kadının kendini bu ilk deneyime psikolojik olarak hazır hissetmesi gerekir. Ön sevişmeyle vajinada yeterli kayganlaşma sağlanmalı, eğer bu sağlanamazsa kayganlaştırıcı jel şeklinde eczanede satılan ve reçetesiz alınabilen ilaçlar kullanılmalıdır

İlk cinsel deneyimin mutlaka ağrılı olması gerekmez. Kadın kendini yeterince gevşettiğinde, erkek de yumuşak davrandığında ağrısız bir ilk deneyim gerçekleşmesi çok muhtemeldir.

Kadınların ilk deneyimlerinde en önemli korkularından biri gebe kalmaktır. Bu yüzden erkeğin prezervatif kullanması veya kadının doktoruna danışarak uygun bir korunma yöntemini kullanmaya başladıktan sonra ilişkide bulunması en idealidir.

İlk cinsel ilişkide zar aşırı kanayabilir mi?

Özellikle erkeğin çok aceleci ve sert davranması durumunda ufak yapılı kadınlarda zarla birlikte vajina dokusu da yırtılabilir. Bu durum çok aşırı kanamayla seyreden ve büyük olasılıkla dikiş atılarak tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Kızlık zarının çok aşırı sert yapısı olması da bu duruma katkıda bulunabilir.

Normalde ilk ilişkide oluşan kanama birkaç dakika içinde en geç yarım saatte durur. Eğer kanama çok şiddetli olursa veya uzun süreler geçmesine rağmen durmazsa böyle bir durum söz konusu olabileceğinden doktora başvurmak gerekir.

Bazı durumlarda ilk ilişkide kanama olur, yırtık yeri iyileşir, daha sonraki ilişkilerde tekrar kanar. Bu da kızlık zarının aşırı sert veya fazla "damarlı" olmasından kaynaklanır. Kanama miktarı fazla değilse, her ilişkide oluşan kanama kısa süreliyse endişelenecek bir durum yoktur.

Kızlık zarının tamiri mümkün müdür?

Kızlık zarının tamiri mümkündür ve tüm dünyada bunu uygulayan doktorlar ve uygulamayı talep eden kadınlar vardır. Bu tamirin başarılı olup olmayacağının en önemli belirleyicisi yırtılmanın ne zaman olduğudur. Kısa zaman önce (günler önce) olan bir yırtılma kolaylıkla tamir edilebilir. Çok sayıda cinsel ilişkide bulunmuş, doğum yapmış kadınlarda ise kızlık zarının parçaları azalmış olduğundan tamiri çok zor olabilir, başarısız olabilir.

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının tümü bu tamiri yapar mı?

Hayır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlarının çok önemli bir kısmı etik sorunları göz önünde bulundurur ve bu tamiri yapmaz.

Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşabilir mi?

Evet. Gebelik oluşması için kızlık zarının bozulması şart değildir. Yukarıda anlatıldığı gibi esnek olan bir zar tam bir cinsel ilişkide bozulmamış olmasına karşın gebelik oluşabilir. Diğer bir yol da yine ender görülmesine karşın erkeğin kızlık zarına çok yakın bir yere boşalmasıdır. Spermler oldukça hareketli hücreler olduklarından vajinanın girişinden rahimağzına ve buradan da iç genital sisteme geçerek gebeliği başlatabilirler.

Muayenede Kızlık zarının sağlam olup olmadığı anlaşılabilir mi?

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının yaptığı bir muayenede kızlık zarının yırtılmış olup olmadığı, yırtılmışsa bunun eski bir yırtık mı, yeni bir yırtık mı olduğu anlaşılabilir. Ancak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları resmi bir kurumda adli tabip olarak görevli olmadıkları sürece bu muayeneyi yapmamayı tercih etme veya muayene sonucunda rapor vermeyi reddetme özgürlüğüne sahiptirler. Dahası Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları hastanın kendisi dışındaki birine muayene sonucunu bildirmek zorunda da değildirler.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Kadınlarda Cinsellik

Kadınların cinselliğe bakışını yansıtan bir araştırma, özellikle Suudi kadınlarla ilgili çarpıcı sonuçlar ortaya koyarken, bu kadınların yüzde 97’sinin eşlerinin tatminini ‘’vazgeçilmez'’, yüzde 93′ünün ise kendi tatminlerini aynı derecede önemli gördüğü belirlendi.  Bir ilaç firması tarafından 14 ülkede 14 bin kadın üzerinde gerçekleştirilen ‘’Cinsellik ve Modern Kadın Araştırması'’na göre, Suudi Arabistan’da ve diğer Arap toplumlarıının çoğunda cinselliğin evlilikte önemli bir rol oynadığı, ‘’tadına varılacak bir armağan'’ olarak görüldüğü bildirildi.

Söz konusu toplumlarda bu zevki paylaşmanın eşler için bir görev olduğuna işaret edilen araştırmaya ilişkin yapılan değerlendirmede, Müslüman dünyada genel olarak cinselliğin, evli çiftler için yaşanacak bir olay olduğu kaydedildi.

Kur’an-ı Kerim’in bu konularda inananlara yol gösterirken, modern bir yaklaşım sergilediğine dikkat çekilerek, buna göre ‘’Kadınlara saygı gösterilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması'’ gereğine işaret edildiği bildirildi.

Hazreti Muhammet’in ‘’Ola ki hiçbiriniz karınızın üzerine bir hayvan (deve) gibi çullanmayınız. Eylemden önce bir haberci yollamanız (kucaklaşmalar, sarılmalar) daha uygundur'’ hadisine yer verilen değerlendirmede, Kur’an-ı Kerim’deki, ‘’Kadınların adil bir şekilde yükümlülükleri olduğu gibi hakları da vardır'’ öğretisi, Muhammed Asad’ın ise ‘’Hakkaniyete göre kadının (kocasına göre) hakları, kocanın karısına göre haklarına eşittir'’ görüşünün de ‘’ilginç'’ olduğu kaydedildi.

Değerlendirmede, ‘’O zaman Suudi kadınların, cinselliğin kendileri için önemini vurgulamaları şaşırtıcı değildir'’ ifadesine yer verildi.

Araştırmaya katılan kadınların yüzde 29′u cinselliğin kendilerine zevk verdiğini düşünüyor.

Türk kadınlarının yüzde 36’sı cinselliğin ilişkiye katkıda bulunduğunu, Suudi ve Güney Amerikalı kadınların yüzde 54-55′i cinselliğin, ilişkiyi inşa edici bileşeni olduğunu söyledi.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Feminizm Nedir

Toplumda kadınlara, erkeklerle aynı hakların tanınmasını sağlamaya çalışan fikir akımıdır. 18. yüzyılın başarına kadar kadınların siyasal, toplumsal hakları hemen hemen hiç yoktu. Kadınların yapı bakımından erkeklerden geri olduğuna inanılmıştı.

Gerek dini mezhepler, gerekse kanunlar, kadınları birçok haklardan yoksun bırakıyordu. Ayrıca kadınlar kendi başlarına mal sahibi olamıyorlar, hiçbir işe giremiyorlardı.Mary Wollsonecraft, ilk kez İngiltere’de kadınların toplumsal hakları üzerine bir kitap yayınladı. Böylece feminizmin temelleri atılmış oluyordu. Amerika’da 1920′de kadınlara oy hakkı verildikten sonra diğer konularda da erkeklerle eşit haklar kazanıldı.

Yorum ekle 5 Kasım 2006

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nelerdir

Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri ,virüs, parazitlere bağlı ) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yanlızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vaginal akıntı,erkekte üretradan akıntı,her iki cinste genital bölgede ülser gibi) ,diğer bir kısmı vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B, AIDS gibi)

Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması (genital siğil,herpes simpleks,vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B’nin virüs taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi ,anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir. (anneden bebeğine doğum esnasında doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil ,herpes simpleks ve hepatit B gibi ,aile içi günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi)

Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki koşul olmadığı gibi , bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyon taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir.(genital siğil gibi).Cinsel yoldan bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yeralırlar.

Aşağıda anlatılacak hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini ,ya da partnerli hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası cinsel yoldan bulaşan hastalıklarda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yanlızca belirtilere dayanarak , tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması ,tedavi bitene kadar ,doktorun belirlediği süre içersinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR BAŞLIĞI ALTINDA TOPLANAN HASTALIKLAR

Gonore ve Klamidyalara bağlı jinekolojik enfeksiyonlar

Genital ülser hastalıkları

Herpes Simpleks enfeksiyonu

Sifilis (Frengi)

Genital Kondilomlar (Genital Siğiller)

Hepatit B

AIDS

Yumuşak Şankr

Lenfogranüloma Venereum

Granuloma Inguinale

Molloskum Kontagiosum

Uyuz ve Bitlenme

Her hastalıkta tedavi yöntemleri farklı olmakla beraber ,korunmada ortak yol cinsel eş seçiminde titiz olmak ve cinsel birleşme sırasında kondom(prezervatif=kaput) kullanmak önemlidir.

GONORE (BELSOĞUKLUĞU)

Neisseria gonrrhea adlı bir tür bakterinin neden olduğu gonore en sık rastlanan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir.Halk arasında belsoğukluğu olarak ta bilinmektedir.Özellikle cinsel yönden aktif gençleri hedef alması ve tedavi edilmez ise ilerleyerek kısırlığa yol açmasından dolayı oldukça önemlidir.
Düşük sosyoekonomik düzey,çok eşli cinsel yaşam,cinsel aktivitenin erken yaşta başlaması,hastalığın saklanması bazen de hiç belirti vermeden seyretmesi nedeniyle yayılımı oldukça fazladır.Hastalık en sık Güney ve Güneydoğu Asya ‘da görülmektedir.Son yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan Bağımsızlıklarını Yeni Kazanmış Devletler de hastalığın giderek arttığı bildirilmektedir

Gonore’nin belirtileri nelerdir?

Gonore kadın hastaların % 80 inde herhangi bir belirti vermez.Belirti vermeyen kişilerin çoğu tedaviden yoksun kalır ve hastalığı bilmeden sağlam cinsel eşlerine de bulaştırırlar.Gonore’nin hasta bir kadından cinsel eşine bir tek ilişki ile %20,daha fazla ilişki ile % 60-80 bulaşma riski ile hasta bir erkekten cinsel eşine bir tek ilişki ile % 50, daha fazla ilişkide % 90 bulaşma riski vardır. Cinsel ilişki ile kastedilen vajinal, anal ve oral ilişkilerdir.

Kadınlarda belirtilerin ortaya çıkması 1-3 hafta kadar zaman alabilir.Belirti veren kadınlarda ,ilişki esnasında kanama ,vajinadan fena kokulu akıntı olabilr.İdrar yaparken yanma ve ağrı vardır,sık sık az miktarda idrara çıkılır.İki adet arasında kanama şikayetleri vardır.Ayrıca gebe kadında gonore düşüklere ve erken doğumlara neden olabilir.Doğum sırasında bebeğe bulaşabilir ve bebeğin gözlerinde iki taraflı akıntı ile başlayan ,körlüğe kadar varabilen Gonore göz hastalığına yol açar. Bu yüzden bütün yeni doğan bebeklerin gözlerine antibiyotikli damla damlatılır.

Erkeklerde belirtilerin ortaya çıkması ,ilişkiden 2-14 gün sonra kendini göstermeye başlar.Önce idrar yolunda sızlama ,ardından ağrılı idrar yapma gibi şikayetler ortaya çıkar. İlk olarak süt kıvamında olan akıntı daha giderek koyu cerahat görüntüsünü alır.

Gonore’nin anal ilişki ile bulaşması halinde anüs bölgesinde ve dışkılama sırasında rahatsızlık duyulur.

Oral sex de bulaşma yolu olabilir. Böyle hallerde boğazda ve bademciklerde kızarma ,iltihaplanma,yutkunurken ağrı gibi şikayetler görülebilir.

Gonore’nin tanısı çok basittir.Hastalık belirtileri ile gelen kişilerin akıntılarından alınacak bir örnek mikroskop altında incelenir.Kültürde bakteri üremesiyle ilgili antibiyotik kullanılarak tedavi edilir.Doktorun belirleyeceği bu antibiyotikler ,yine doktorun belirleyeceği doz ve sürede kullanılarak hastalıktan kurtulmak mümkün olmaktadır.Cinsel eşinde muayenesi ve gerekirse tedavisi gerekmektedir.Gonoreli hastalar ve cinsel eşleri hastalık tam tedavi oluncaya kadar cinsel ilişkiden kaçınmalıdır.

Doktorlar genellikle gonore tedavisi için Ceftraxone – Cefixime – Ciprofloxacin ve Ofloxacin kullanırlar

Gonore zamanında ya da etkisiz ve tam tedavi edilmediğinde kadınlarda önemli sağlık sorunlarına neden olur. Yumurta kanallarının iltihaplanması sonucu kısırlık,dış gebelik gelişebilir.Karnın alt kısmında kronik ağrı şikayeti olabilirErkek hasta tedavi edilmediğinde sperm yollarında iltihap ve bunun sonucunda kısırlık ortaya çıkabilir

Gonoreden nasıl korunulur

Cinsel ilişkde kondom kullanılmasıen önemli koruyucu güvenlik önlemidir.
Cinsel eş sayısının artması hastalık bulaşma riskinide arttırır
Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceği akıldan çıkmamalıdır.
,

KLAMİDYALARA BAĞLI JİNEKOLOJİK ENFEKSİYONLAR

Klamidya bakterisi gerek kadında ve gerekse erkekte ürojenital sistem(idrar yolu ve üreme sistemi) iltihabına neden olabilir. Vaginal ya da anal ilişki ile bulaşabilir.Belirtileri belsoğukluğuna benzemekle birlikte daha hafiftir.

İdrar yaparken ağrı ve yanma
Kadınlarda vajinal akıntı
Erkeklerde üretral akıntı
. Hiçbir belirti vermeme gibi semptomları olan bir hastalıktır.

Mikroplu salgı bulaşmış ellerin gözlere sürülmesiyle hastalık gözlere de bulaşabilir.Hastalık mikrobu taşıyan annelerin vajinal salgılarının doğum sırasında bebeklerin gözlerine bulaşması gözlerde körlüğe kadar götürebilen ciddi iltihaplanmalara yol açar.Özellikle sosyoekonomik gelişmesini tamamlamamış ülkelerde en çok körlük nedeni klamidya enfeksiyonlarıdır.

Hastalığın teşhisi için kadınlarda idrar yolu yada vajinal akıntının tahlili ,erkeklerde ise idrar yolu akıntılarının ya da spermin tahlili gerekir.

Tedavi antibiyotiklerle yapılır.1-2 hafta içersinde enfeksiyon kaybolur.Reenfeksiyonu önlemek için eşlerin birlikte tedavileri şarttır.

HERPES SİMPLEKS ENFEKSİYONU (Genital Uçuk Hastalığı)

Dudaklarda ve dudak çevresinde görülen uçuğa benzer lezyonların çok sayıda ve gruplaşmalar şeklinde ve çok daha şiddetli belirtilerle genital bölgelerde ortaya çıkmasıdır.Dudak uçuğuna yol açan Tip 1 herpes Simpleks virüsü tarafından oluşturulabileceği gibi daha sık olarak cinsel temasla da HSV 2 tarafından oluşturulur.

Virüs bir kez vücuda yerleştiğinde belli dönemlerde tekrarlayıcı enfeksiyonlara yol açar.İlkk enfeksiyon oldukça ağrılı ve kaşıntılıyken ,ikinci ve sonraki enfeksiyonlarda daha hafif belirtiler gözlenir.

Bu enfeksiyonun kadın açısından en önemli özelliği ,gebelik döneminin sonlarında ortaya çıktığında ,doğum kanalından bebeğe ulaşarak bebeğin hayatını tehdit eden enfeksiyonlara yol açma riski olması ve bu nedenle sezeryan doğumu gerektirmesidir.

Primer yani ilk kez ortaya çıkan bir genital herpeks enfeksiyonu ,genital bölgede hafif bir kaşıntı ile birlikte kızarık bir döküntü şeklinde başlar. Çok kısa bir süre içinde (saatler içinde) bu kırmızı zemin üzerinde gruplaşmış su kabarcıkları (veziküller) şeklinde kabartılar ortaya çıkar,Bu kabarcıklar çok ince duvarlı olduklarından bazen hastalar tarafından hiç farkedilmeden yüzeysel yaralara dönüşebilirler.

Lezyonlardan önce ortaya çıkan kaşıntı ,karıncalanma ve bacaklardaki ağrılar tipiktir. Deri belirtilerine bölgesel bezelerde şişme ve sistemik bulgular(ateş,halsizlik gibi) da eşlik edebilir.

Lezyonlar çok çabuk patladığından tanı için klinik görünümün yanında immünolojik kan tetkikleri ,yara sıvısının incelenmesi ve kültürü gerekebilir.

Rekürran(tekrarlayıcı) genital herpes enfeksiyonları genellikle tedavi edilmemiş primer herpes enfeksiyonlarından sonra görülür.,Primer herpes enfeksiyonlarına göre daha hafif seyreder ve daha kısa sürerler.

Tedavi ve aşısı yoktur.

Uçukları temiz ve kuru tutmak ayrıca antiviral ilaçlar (Acyclovir) iyileşmeyi hızlandır.Çok inatçı tekrarlayıcı enfeksiyonlarda düşük doz antiviral ilaçlar uzun süre (3,6,12,24 ay) kullanılabilir. Aktif ataklar sırasında cinsel temaslardan kaçınılmalıdır. Özellikle kadınlarda genital herpes’in serviks ve vajen kanseri riskini arttırdığı bilindiğinden bu hastalığa gerektiğinden daha da fazla önem verilmelidir

GENİTAL SİĞİLLER (Genital Kondilomlar)

Genital siğiller human papilloma virus (HPV) adı verilen virüsün cinsel temasla genital bölgeye yerleşmesi sonucu oluşan değişik sayı ve büyüklükte kitlelerdir.Virüs vücuda yerleştiğinde zaman zaman tekrarlayıcı enfeksiyonlara ve yeni kitlelerin oluşmasına neden olur.Kadında erkeğe göre daha sık belirti verir.Kitleler mikroskopla tanınabilecek kadar ufak olabilecekleri gibi ,çok sayıda kitlenin yan yana gelmesiyle karnıbaharı andıran bir büyüklükte olabilirler.HPV olağanüstü bulaşıcı bir virüstür ve gerçek cinsel birleşme olmaksızın yalnızca genital bölgelerin teması ve hatta umumi tuvaletlerden bile bulaşabilir.

Genital siğillerin tedavisinde kitlelerin cerrahi yöntemle çıkarılması, koter yardımıyla yakılması ya da kriyoterapi ile dondurulması, ,ya da krem şeklinde ilaçlarla eritilmesi yöntemlerinden biri veya birkaçı birden uygulanabilir. Burada amaç görünen lezyonların tümüyle ortadan kaldırılarak kitlelerin tekrar oluşma riskinin ve bulaştırıcılığının azaltılmasıdır.

Genital siğillere bağlı olarak ortaya çıkan estetik problemler dışında HPV’nin en önemli özelliği virüsün bazı alttiplerinin kanserojen özellikler taşımasıdır. HPV’nin çok sayıda alttipi arasında Tip6ve Tip11 dışında çoğu alttipin kanserojen özelliği vardır. Bu alttipler genellikle siğil yapmadan sessiz bir şekilde vücuda girer ve hücrelerde kanserojen etkilerini başlatırlar.Bu virüsleri taşıyan erkeklerde penis kanseri oluşma riski ,kadınlarda da serviks kanseri oluşma riski artmıştır.

En sık enfeksiyon yapan alttipler kanserojen etkileri olmayan daha çok kitle oluşumu şeklinde belirti veren 6 ve 11 tipleri olmasına karşın HPV tanısı konmuş bir bireyde diğer alttiplerin de bulunma ihtimali çok yüksektir. Bu yüzden enfeksiyonu taşıyan erkeklerin üroloji uzmanlarının tavsiyalerine göre hareket etmeleri,kadınların ise yıllık pap-smear testine ek olarak kolkoskopik incelenmeleri gerekmektedir.

YUMUŞAK ŞANKR (ULKUS MOLLE)

Epidemiyolojik olarak tüm dünyada yaygın olan bu hastalık yurdumuzda da zaman zaman küçük salgınlar yapmıştır.

Hemen hemen daima cinsel temasla bulaşan yumuşak şankr nadiren kaza ile oluşan dokunmalar sonucu yakın kimseler ve sağlık personelinde de görülebilmektedir.

Cinsel temastan genellikle 2-3 gün sonra genital bölgede önce kızarıklık ardından sivilce benzeri bir oluşum ve sonuçta ağrılı ülser şeklinde yaralar oluşur ,zeminleri yumuşaktır. Sayıları genelde birden fazladır. Ülserler erkeklerde tüm genital bölgede ,kadınlarda da yine tüm genital bölge ,makat ve idrar yolları ağzında(üretra) yerleşebilir.

Hastaların yaklaşık % 30 ila % 50 ‘sinde her iki kasık bölgesinde ağrılı şişlikler oluşabilir,bunlar zamanla dışarıya akıntı yapabilirler.

Tanısı için yara kenarından alınan sıvının mikroskopik incelenmesi, bu sıvıdan kültür yapılması ve kan tetkikleri gerekebilir.

Uygun antibiyotikler ile 2-3 haftada tam iyileşme sağlanabilmektedir.

LENFOGRANULOMA VENEREUM

Cinsel temastan 1 ila 3 hafta sonra genital bölgede su kabarcıkları ya da sert kabarcıklar şeklinde başlayıp ülserleşen yaralar görülür.Ağrısızdırlar.Yaralar erkekte tüm genital bölgede ,makat ve idrar yolları ağzında , kadında da yine tüm genital bölge makat civarı ve idrar yolları ağzında görülebilir.

İdrar yaparken yanma ve makattan kanlı,iltihabi bir akıntı yapabilir.Tedavi edilmeyen hastalarda lenf damarlarının da tutulmasına bağlı olarak genital bölgelerde kalıcı şişliklere ,makat iltihaplarına ve makatta darlıklara neden olabilir.

Genellikle tek taraflı ,nadiren çift taraflı kasıklardaki bezelerde şişmeler görülebilir. Bu belirtilere ateş ,kilo kaybı, eklem ağrıları , karaciğer ve dalakta büyümeler eşlik edebilir.

Tanı için özel deri testleri ,immunolojik kan tetkikleri gerekebilir.

Tedavi uygun antibiyotiklerle iki haftada mümkündür.

GRANÜLOMA İNGUİNALE

Özellikle erkeklerde ve homoseksüellerde daha sık görülen bir hastalıktır.

Cinsel temastan yaklaşık 6 hafta sonra genital bölgede ağrısız, kırmızı kabartılar ortaya çıkar ve bunlar büyüyerek ülserleşir,Ülserler tüm genital bölge ,makat civarı ve kasıklara yayılırlar. Lezyonlar iz bırakarak iyileşirler.

Kasıklarda şişlikler ve bu şişliklerde gelişen karnabahar benzeri deri kabartıları da görülebilir.Bazen mide barsak sistemi ve kemiklerde de sorunlar oluşabilir.

Tanı yaradan alınan materyalin mikroskopik incelenmesi ve kültürü ile konulur.

Tedavisi uygun antibiyotiklerle 10-15 günde gerçekleşebilmektedir.

MOLLOSKUM KONTAGİOSUM

Bir virüs enfeksiyonu olan molloskum kontagiosum bir zamanlar en çok çocuklarda görülürken,daha sonra gitgide artan cinsel temasla bulaşan bir hastalık haline gelmiştir.

Her iki cinste,özellikle kasıklar,genital bölgeler ve makat civarında,inci taneleri gibi ,sivilce benzeri ama sivilceden daha sert ,göbekli kabartılar şeklinde görülür.Hızlı bir şekilde tüm vücuda yayılabilirler.

Kabartılar pensetle tek tek toplanarak ,elektrokoter ile yakılarak ya da kriyoterapi ile dondurularak tedavi edilebilirler.

SİFİLİZ (FRENGİ)

1500’lü yıllardan 1900’lü yılların başına kadar batı dünyasını kasıp kavuran ve dolaşım sistemi ile sinir sisteminde kalıcı harabiyetlere sebep olan frengi 2. Dünya Savaşından sonra keşfedilen güçlü antibiyotikler sayesinde büyük ölçüde önemini yitirmişken AIDS hastalığının yaygınlaşması ve frengii le HIV enfeksiyonu arasında yakın ilşkisi olması nedeniyle yeniden ilgi odağı haline gelmiştir.Özellikle Kuzey Amerika’da görülme sıklığı giderek artmaktadır.

Hastalık Treponema Pallidium adı verilen bir bakteri tarafından yapılır. Yapılan onca araştırmaya rağmen hala daha bu mikroorganizmayı üretebilecek bir kültür ortamı bulunamamıştır. Görülme sıklığı konusunda çok değişken raporlar vardır. Sosyoekonomik düzeyi düşük topluluklarda daha sık görülür. Vakaların çoğu 15-30 yaş arasında , birden fazla partneri olan kişilerdir.

Hastalık bulaşma yolları AIDS ile aynıdır.En sık heteroseksüel ya da homoseksüel ilişki ile bulaşır. Bir diğer bulaşma yolu ise enfekte kan kan ürünleri ile temastır.Birden fazla kişinin kullandığı iğneler ,uyuşturucu bağimlılarında hastalığın kolayca yayılmasına olanak sağlar.Plesantadan kolayca geçtiği için hasta bir gebe mikrobu karnındaki bebeğine bulaştırabilir.

Hastalık evreler halinde ilerler ve her evrede değişik bulgular verir.

Primer Sifiliz: Hastalık etkeni ile temastan sonra genital bölgede ağrısız bir ülser belirir. Bu lezyona şankr adı verilir. Yine kasık bölgesindeki lenf düğümlerinde büyüme olur ancak bu lezyonlarda da ağrı görülmez.Ciddi şkayet yaratmadığı için hastaların çoğu bu belirtileri önemsemez. Lezyonlar tedavi edilmediği takdirde 6-8 haftada kendiliğinden kaybolur. Tedavi görmeden yaraların kaybolması hastalığın iyileşmesi anlamına gelmez Bu devrede tedavi edilmeyen hastalarda hastalık ilerler.

Sekonder Sifilliz: Hastalık şankr döneminde tedavi edilmez ise ,yaraların ortaya çıkışından 3-6 hafta içinde ellerde ayaklarda ve vücudun diğer kısımlarında kırmızılıklar (döküntüler) oluşur. Bu kırmızılıkların olduğu bölgelerde de bakteriler bulunmaktadır. Bakteri fiziksel temas sonucu ,bu bölgelerdeki yara sıyrık gibi kısımlardan sağlam kişiye bulaşabilir. Bu döküntüler 4-12 hafta içinde kaybolur. %1 civarındaki vakada karaciğer iltihabı, böbrek hastalıkları,menenjit görülebilir. Genital bölge civarında nemli,düz kondiloma lata adı verilen yüksek bulaşıcılığa sahip lezyonlar ortaya çıkar. Kısmi saç dökülmesi, ağız,boğaz ve vajinada ülser ortaya çıkabilir.Tedavi edilmeyen vakalarda dahi ,bu belirtiler kendiliğinden kaybolabilir.

Gerek Primer ,gerekse sekonder dönemde tedavi edilmeyen frengi vakalarının üçte birinde ,hastalık uzunca bir dönem sessiz kaldıktan sonra daha ileri bir döneme girer .Bakteri kalp,gözler, beyin,sinir sistemi ,kemikler,eklemler başta olmak üzere vücudun birçok yerinde hasarlara sebep olur.

Latent Sifiliz: Tedavi edilmediği takdirde sekonder sifilizin belirtileri de kendiliğinden kaybolur ve sessiz enfeksiyon halini alır. Bu durumda hastalık sadece yapılan kan testlerinde saptanabilir. Bu süre zarfında mikroorganizmalar yavaş yavaş çoğalmaya devam etmektedir. Zaman geçtikçe kişin hastalığı bulaştırıcılığı giderek azalır.

Tersiyer Sifiliz: İlk enfeksiyondan yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkar .Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen vakaların %35 inde tersiyer sifiliz ortaya çıkar.Tersiyer bulgular üç kategoride saptanır
Kardiyovasküler lezyonlar: %10 vakada görülür. Aortta balonlaşma, kalp kapakcıklarında yetmezlik gibi bulgular olur.
Nörolojik lezyonlar: Göz,beyin zarları gibi sinir sistemi organlarına hasar verir.
Diğer Sistemik lezyonlar: Diş,dişetleri ,kas ve iskelet sistemi ve iç organlarda lezyonlar görülür.
Hastalık kalıcı sakatlıklar bırakabildiği gibi tedavi edilmezse öldürücü olabilmektedir.

Frenginin etkeni olan mikroorganizma kültürlerde üretilemediği için tanıda en yaralı yöntem kan testidir. Kanda yapılan serolojik testler ile antijen ve antikorlar aranır. Taze yaralardan alınan örneklerin özel floresanlı mikroskoplar altında incelenmesi ile Treponema Pallidium görülebilir. Beyin omurilik sıvısından alınan örneklerle serolojik testler yapılabilir.

Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler ve penisilin kullanılır.Tedaviye başlandıktan sonra hasta 24 saat içinde hastalık bulaştırıcılığını yitirir.

Frengiden korunma yolları:
Cinsel ilişkide kondom kullanmak
Cinsel eş sayısının artması ile birlikte hastalık bulaşma riski de artacağından ,partner seçiminde titiz davranmak
Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmamak.
Kan nakillerinde gerekli testlerin yapılıp yapılmadığının kontrolünü unutmamak

Frenginin tedavisi ve bu çağda hastalığın yokolması için halen aşı ve tek dozluk antibiyotik tedavisi çalışmaları yapılmaktadır.

UYUZ(SCABİES) VE BİTLENME(PEDİKÜLOZ)

Her nekadar yanlızca deride ,özellikle geceleri ve sıcakla artan kaşıntı ve eller ,karın,kalçalar,göğüs ile bacak iç yüzlerde kaşıntılı döküntülerle karekterize olmasına karşın ,uyuzun en tipik ve muhtemelen en erken bulguları özellikle erkeklerde genital bölgede yerleşen deriden kabarık şeffaf ,sivilce benzeri kaşıntılı kabartılardır. Çok kaşıntılı olmaları nedeniyle kısa sürede ülser yaralar haline dönerler. Zeminleri sert olan bu ülserler uyuz şankrı adı verilir ve bazen frengi ile diğer cinsel temasla bulaşan hastalıkların ülserleriyle karıştırılabilir.

Bitlenme de özellikle kasık bitleri yakın temas ile karşı tarafa bulaşır.

Hasta kaşıntısı olsun olmasın tüm yakın aile bireylerinin tedavisi ile kişisel ve ortak kullanılan eşyaların dezenfeksiyonunu gerektirdiğinden tedavisi oldukça zahmetlidir. Fakat kurallara uyulduğunda iyileşme tamdır.

HEPATİT- B (B TİPİ SARILIK)

Hepatit B aynı adlı virüsün karaciğere yerleşip orda çoğalarak karaciğeri tahrip etmesi ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır.

Hepatit B virüsü bir DNA virüsüdür. Bu virüsün üç adet antijenik yapısı mevcuttur. Virüs dış kısmında yani zarf kısmında eskiden Avustralya antijeni denilen Hepatit B Surface Antigen mevcuttur. Virüsün nükleoplasit denilen merkez kısmında ise iki önemli antigenic yapı vardır. Bunlar Hepatit B Core Antigen ve Hepatit B Antigenidir.

Hepatit B Türkiyede ve Dünyada önemli bir sağlık sorunudur. Bugün dünyada yaklaşık iki milyar kişinin Hepatit B’ye yakalandığını biliyoruz. Bunun yanında 350 milyon kişi bu virüsü kronik olarak taşımaktadır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Türkiyede bugün yaklaşık her üç kişiden yaklaşık biri Hepatit B virüsü ile karşılaşmıştır. Yine her 10 kişi,den biri Hepatit B virüsünü taşımakta ve bulaştırmaktadır. Hastaların % 75-80’inde hiçbir belirti görülmez.

Hepatit B belli başlı üç yolla bulaşır.
Virüsü taşıyan kişilerle cinsel temasta bulunma.
Virüsü taşıyan kişilerin kan ve vücut sıvıları ile temas etme.
Virüsü taşıyan hamile kadınlardan doğum sırasında bebeklerine bulaşmasıdır.

Hepatit B virüsü AIDS’ten 50 ila 100 kat daha bulaşıcıdır. Derideki bir çatlak ya da açık yara ile temas eden bir damla kan ya da tükürük bile hastalığın bulaşmasına yeterli olabilmektedir. Kan ve Kan ürünlerinin kullanımı ,kirli enjektörler, cerrahi müdahale, manikür pedikür setleri,traş bıçaklarıHepatit B virüsünün bulaşmasına aracılık edebilmektedirler.Steril olmayan aletlerle yapılan sünnet ve kulak delme gibi işlemler de Hepatit B’nin bulaşması için önemli risk oluştururlar.

Bu virüs ile temas eden her 10 bebekten 9’u ve her 10 erişkinden 1 ‘i belli bir süre sonunda (yaklaşık 6 ay) mikrobu vücudundan atmayı başaramaz. Bu durumda kişi virüsü yaşam boyu vücudunda taşıyacak ve etrafa yayacaktır. Ayrıca taşıyıcılarda hastalık durumu farklılıklar gösterir. Bazı kişilerin karaciğerlerinde önemli değişiklikler meydana gelmezken, bazılarının karaciğer hücrelerinde ağır hasrın ortay çıktığı tablolar oluşabilir.Bu gruptaki bireylerde ,yıllar sonra siroz ve karaciğer kanseri görülebilir.

Hepatit B ‘de risk birçok bulaşıcı hastalıktan çok farklıdır. ,çünkü kronik hepatitlilerin %25’i primer karaciğer kanseri ve siroz nedeniyle ölmektedir.Çünkü Hepatit B tüm dünyadaki primer karaciğer kanserlerinin %60-%80’inden sorumludur. Ve primer karaciğer kanserleri kanser ölümleri içinde ilk üç sırada yer almaktadır. Hepatit B virüsü sigaradan sonra bilinen en yaygın kanser nedenidir.

Kronik Hepatit B taşıyıcıları tamamen sağlıklı görünürler .Taşıyıcılığı saptayabilmek için kanda Hepatit B yüzey antigeni saptanmasıyla taşıyıcılar ayırt edilebilirler.

Taşıyıcıların % 50’si belirtisiz olarak sadece virüsü taşır. Karaciğer biyopsisi yapılırsa bu kişilerin bir kısmında Kronik Persistan Hepatit adı verilen bir tablo görülür. Bu hastalık nisbeten selim seyretmekle birlikte herhangi bir zamanda kronik aktif hepatit haline dönüşebilir.

Taşıyıcıların %50 ‘sinde Kronik Aktif Hepatit adı verilen kronik karaciğer hastalığı gelişir. Bu hastalığın geliştiği kişilerin % 25 ‘inde karaciğer kanseri ortaya çıkar.

Kronik taşıyıcılar cinsel eşlerine Hepatit B bulaştırabilirler.

Kronik taşıyıcı annelerden doğan bebeklere Hepatit B bulaşır.

Kronik taşıyıcılarla aynı evi paylaşanlarda Hepatit B’ye yakalanma oranı ,normal popülasyona kıyasla 2-4 kat daha fazladır.

Hastalığa yakalanan kişilerin ancak yarısında sarılık ortaya çıkar .Hastaların % 65 ‘inde grip benzeri belirtiler görülür. Geriye kalanlarda hastalık belirtisiz seyreder. Klinik olarak sarılık gelişse de gelişmese de hastaların %90 ‘ı tamamen iyi olur. İyileşen kişiler yaşamlarının sonuna kadar hastalığa bağişiklı kalır.

Kesin tedavisi olmayan bu hastalığa karşı en etkili korunma yolu aşılanmadır. 1980’li yıllarda çıkan Hepatit b aşıları ,bu virüsü taşıyan kişilerin kanından elde edilirken,günümüzde kullanılan aşılar genetik mühendislik yöntemleriyle bakteri hücrelerinden elde edilmektedir.

Her iki tipteki Hepatit B aşısının da güvenilirliği tamdır. Aşıya bağlı karaciğer hastalığı meydana gelmesi veya başka bir hastalık bulaşması söz konusu değildir. Sık görülen yan etki ,aşının yapıldığı bölgede birkaç gün sürebilen ağrı ,kızarıklık ve şişliktir. Çok nadiren halsizlik bildirilmiştir.

Aşının tam etkili olabilmesi için 0,1.6 aylarda toplam 3 doz yapılması gerekir.Üç doz uygun aşılamadan sonra aşının koruyucu etkisi ortaya çıkar.

KAZANILMIŞ BAĞIŞIKLIK YETMEZLİĞİ SENDROMU (AIDS)

AIDS (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) virüs yoluyla bulaşan bir hastalıklar bütünüdür. Bireye HIV(İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) bulaşması sonucunda ,vücudun savunma gücü zayıflar ve birey bazı mikrop ve hastalıklara sağlıklı kişilerden daha duyarlı hale gelir. Sonuçta birden fazla hastalık ve kanserlerin ortaya çıkması ile AIDS tablosu oluşur ve hastalık mutlak ölümle sonuçlanır.

HIV nasıl bulaşır?

HIV kandan başka erkeğin sperminde,kadının vajina salgısında bulunur ve cinsel ilişki sırasında vajinadan, penisten, anüsten ve ağızdaki zedelenmiş doku ve çatlaklardan vücuda girerek ,erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe,kadından kadına bulaşır.
HIV ,hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine, gebelik, doğum ve emzirme sırasında bulaşır.
HIV taşıyan bir kişiden ,taşımayan diğerine , prezarvatif kullanmadan yapılan her türlü cinsel ilişki ile mikrobun geçme riski vardır.
HIV taşıyan kan yoluyla mikrop bulaşabilir. Kan ve kan ürünleri ,organ ve doku nakli ile ,traş bıçağı ,diş fırçası ve enjektör paylaşımı ile ,kesici ve delici aletlar yolu ile bulaşır.

HIV bulaşmadığı durumlar

HIV günlük yaşamda aynı odada,aynı büroda ,sınıfta bulunmakla ,aynı havayı solumakla bulaşmaz.
Masum öpüşme ,dokunma,sarılma ,öksürük ,aksırık,tükürük ve el sıkışmayla bulaşmaz.
HIV sağlam deriden geçemez
Yiyecek içecek çatal kaşık bıçak tabak telefon,çeşme musluğu ,tuvalet,duş ortak kullanımıyla bulaşmaz
AIDS günlük yaşamdaki olağan davranışlarla bulaşmaz.
Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması ve hayvanlarla temasla da bulaşmaz.

AIDS’ e yakalanan insanın vücuduna AIDS virüsü (HIV) yerleşir.Vücutta HIV’e karşı 2-3 ayda antikorlar oluşur. Bu antikorlar kan serumunda antikor testi (ELISA) yapılarak saptanır.Test yaptırmak isteyen AIDS Danışma Merkezine başvurarak bilgi almalı ve kendi iradesi ile test yaptırma kararı vermelidir. Test anonim yapılır,ad ve adres alınmaz .Testin pozitif oluşu ,kişinin AIDS ‘e yakalandığını gösterir. Bu kişiye seropozitif veya HIV pozitif denir ve yaşamının sonuns kadar virüs taşıyıcısı olarak kalır. HIV pozitif kişi hastalık belirtileri yıllar sonra ortaya çıkıncaya kadar sağlıklı görünür., fakat virüsü başkalarına bulaştırabilir

HIV virüsü insanın vücuduna girdiğinde en çok T4 adı verilen beyaz kan hücrelerine yerleşerek çoğalır.HIV T4 hücrelerinin ölümüne sebep olur.Bu hücrelerin ölümü vücut direncini azaltır ve sonuçta AIDS hastalığının belirtileri ortaya çıkar.

AIDS hastalığının başlıca belirtileri şunlardır:

Gece terlemeleri
Sürekli ishal ve aşırı kilo kaybı
Koltuk altı, kasık boyun ve lenf bezlerinde şişlik
Öksürük ve akciğer şikayetleri
Uçuk ,zona ,ağizda pamukçuk
AIDS hastalarında yukarıda sayılan çeşitli belirtiler yanında:
Merkezi Sinir Sistemi hastalıkları
Kanser (Karpoksi Sarkomu,Lenfoma)
Bazı mikropların sebep olduğu enfeksiyonlar görülebilir.

AIDS tanısı konulan hastalar birkaç yıl içinde ölmektedir.Hastalığın başlangıcında tedavide AZT(Zıdovudıne) ve DDI gibi ilaçlar kullanıldığında yaşam süresi yıllarca uzayabilir.

AIDS ‘e karşı aşı henüz bulunamamıştır.

AIDS ‘ten Korunma:

Cinsel ilişkilerde koruyucu Latex kondom kullanmak
AIDS virüsü taşımayan kişi ile karşılıklı sadakate dayalı ilişki kurmak.
Kan naklinde AIDS testi yapılmamış ,kontrolsüz kan asla kullanılmamalıdır.
Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga ,iğne,cerrahi aletlar,jilet kesinlikle kullanmamalıdır.
Kuaför ve berberlerde traş,manikür ve pedikür sırasında kullanılan aletler yoluyla hastalık bulaştırabilirler. Bunun için işi yapanların çalışırken eldiven kullanmaları en iyisidir. Ayrıca ellerin bol su ve sabunla yıkanması mikroplardann arındırmanın en iyi yoludur. Eller yıkandıktan sonra Hibisel ve Sporocıdın Losyon gibi bir antiseptik madde kullanılması uygun olur. İşlem sırasında yaralanan ellere Batticne,Betadine, Isosol ,Polyod gibi antiseptik maddeler uygulanmalıdır.

AIDS virüsünü öldüren diğer dezenfektan maddeler:

Çamaşır suyu, Bacteranios D, Cidex, Mikrozid Liquıd, Hibisel,Setridif, klorheksol, Lysoformin, Hylox, Presept, Betadine Gargara, Kodan Tinktur Forte. Bu maddeler eczanelerde ,kullanışları prospektüslerinde yazılı olarak satılırlar.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar eski çağlardan beri varolan ve güncelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş hastalıklar grubundandır. İlerleyen değişik dönemlerde bu grupta yeni hastalıkların güncellik kazanmalarıyla da halen giderek artan önemli bir tıbbi ve halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedirler.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların artış nedenlerine göz atıldığında :eğitim yetersizliği,toplumun sosyoekonomik yapısında meydana gelen bozukluklar(ahlak kavramındaki değişiklikler, göçler,iç ve dış turizm,gittikçe zorlaşan,bazı çevrelere göre de gittikçe kolaylaşan hayat şartları,uyuşturucu ve alkol alışkanlıklarının artması gibi),fahişelik,gizli fahişelik, eşcinsellik,genelev ve gizli buluşma yerleri ile mücadele ve kontrollerin yetersizliği,ilaçlar ile gebe kalma korkusunun ortadan kalkması gibi nedenler yer almaktadır.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLARDAN KORUNMA
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler ,çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli görünmeyen birinden de hastalık bulaşabilir. O yüzden hakkında tam bir bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle ne kadar temiz görünürse görünsün ilişkide prezervatif kullanmak şarttır.Prezervatifler arasında latex yapılı olan ve spermisid içerenler tercih edilmelidir. (çünkü spermisidlerde aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır)Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlamıştır. Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması ,hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Bireyin cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer alan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazla olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.

Erkekler için: Genital akıntı Genital bölgede siğil ,ülser tipi lezyonlar İdrar yaparken yanma
Şüpheli biriyle ilişkiye girmiş olmak
Kadınlar için: Kasık ağrısı ve beraberinde akıntı Tek başına akıntı İdrar yaparken yanma
Genital bölgede siğil,ülser tipi lezyonlar Şüpheli biriyle ilişkiye girmiş olmak

Yorum ekle 3 Kasım 2006

Saç Dökülmesi Nedir

Saç dökülmesi bir çok kişinin şikayetçi olduğu bir problemdir. Problemin saç dökülmesinde bir artış mı, yoksa saçlarda seyrelme veya kelleşme mi olduğu muhakkak belirlenmelidir. Saç dökülmesi en çok tarama ve yıkanma esnasında belirginleşir. Günde 100 kadar yıkama sonrasında ise 200’e yakın saçın dökülmesi normaldir. Bu sayının üzerindeki dökülmeler normal değildir ve bir Dermatoloji Uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Doğum, ateşli hastalık ve ağır hastalık, yaralanma ve cerrahi girişim gibi durumlardan 2-3 ay sonra saçlarda dökülme görülebilir. Bazen de guatr tedavisinde kullanılan ilaçlar, A vitamini, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar dökülmeye neden olabilir. Bu tarz dökülmelerde saçlı deri normaldir. Tedavi gerekmez, saçlar genellikle kendiliğinden gelir. Demir eksikliğine bağlı kansızlık, guatr gibi hastalıklarda saçlar dökülebilir. Bu durumda dökülmenin durması için altta yatan hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Halk arasında saç kıran olarak bilinen, alopesi areata hastalığında ise iyi sınırlı para şeklinde saçların tamamıyla döküldüğü alanlar vardır. Tedavi de kapalı uygulama ile kortizonlu krem uygulaması, saçsız alanlara kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Bazen sistemik kortizon tedavisi uygulanabilir.

Ayrıca saç çıkışını uyaran bazı ilaçlar da tedavide kullanılabilir. Bu tip saç dökülmelerinde muhakkak bir Dermatoloji Uzmanına başvurulmalıdır. Erkek tipi saç dökülmesi, sıklıkla erkeklerde görülen, fakat son yıllarda kadınlarda da sık görülmeye başlayan, şakak ve tepedeki saçların seyreldiği veya tamamen döküldüğü bir hastalıktır. Bu tip dökülme erkeklerde daha fazla görüldüğü için erkek tipi saç dökülmesi veya kalıtsal saç dökülmesi olarak bilinir. Erkeklerde bu tip saç dökülmesi şakak ve tepe bölgesinde görülür. Kadınlarda ise saçlı derinin üst bölümündeki saçların bütününde seyrelme görülür. Saçların seyreldiği bu alanların kenarlarında olgunlaşmamış ince, kısa, uca doğru giderek incelen saçlar bulunur. Tedavide Minoksidil % 2 lik solüsyonun günde 2 kez 6 aylık süre ile uygulanması, erkeklerin %30unda, kadınların ise daha fazlasında, kozmetik olarak fark edilebilen saç çıkışı olur. En iyi yanıt, saçlarında seyrelme olup, kellik gelişmemiş hastalarda alınır. Bu tedavi saçlarında dökülme olan yaşlı kadınlarda da etkilidir.Diğer tedavi yöntemi ise erkek hastalar tarafından finasterid içeren bir hapın günde bir kez kullanılmasıdır. Finasterid kıl kökünde aktif erkeklik hormonu oluşmasını engelleyerek etkili olur. Kadınlarda dökülme ile birlikte sivilce, kıllanma artışı, adet düzensizliği problemi var ise Dermatoloji Uzmanı tarafından derin araştırma yapılmalıdır. Bu tedavilere cevap vermeyen olgularda başın enseye yakın bölgesinden alınan saç transplantları 1-2 saç kökü içeren küçük deri parçaları halinde saçın ön bölümüne ekilebilir.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Saç Boyalarının Zararları Nelerdir


Saç boyalarının, lenfoma kanseri riskini artırabildiği, kapsamlı bir araştırmada daha saptandı. Barselona’daki Katalan Onkoloji Enstitüsü’nden Dr. Silvia de Sanjose ile meslektaşlarının araştırmasında, “başta saç renklendiricileri 1980’den önce kullanmaya başlayan kadınlar arasında olmak üzere, saç boyalarının lenfoma riskini artırdığı” belirtildi.

De Sanjose, daha önceki araştırmaların saç boyasıyla kanser riski arasında bağlantı bulduğunu hatırlatarak, yeni araştırmada bu bağlantıyı, 6 Avrupa ülkesinden 4 bin 719 lenfoma hastasıyla ilgili verileri incelerek desteklediklerini söyledi. Araştırmada, hasta kadınların dörtte üçü saçlarını boyarken, erkeklerin yüzde 7’sinin boyadığı belirlendi. Araştırmada, saçlarını boyayanlar arasında bu hastalığa yakalanma riskinin yüzde 19 daha fazla olduğu belirtilirken, saçlarını yılda 12 ya da daha fazla kez boyayanların hastalığa yakalanma riskinin yüzde 26 daha fazla olduğu kaydedildi. American Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmada, saçlarını 1980 öncesinden beri boyayanlarda lenfoma kanseri riskinin yüzde 37 daha fazla olduğu saptandı.De Sanjose ve ekibi, kadınlardaki lenfoma kanserinin kabaca yüzde 10’unun saç boyası yüzünden olabileceğini bildirdi. 1978-1982 arasında, potansiyel kanser yapıcı maddeleri azaltmak için boyaların içeriğinin değiştirildiği ancak yeni boyaların risksiz olup olmadığının açıklık kazanmadığı belirtiliyor. Bu yüzden bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu kaydediliyor.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Kadınların Evlilik İlişkisinden Beklentisi Nedir


Bir çok kadının genelde evlilikten korktuğu bir gerçektir. Evlilikten değil de eşlerinden ve bu hayat tarzının kendi gelecek hayaller ile uyuşup uyuşmadığı konusunda kaygılar taşırlar. Şimdi bir gerçeği vurgulayalım ki ” Hiçbir erkek kadının istediği gibi bir eş olamaz.” Bu konu aslında kadının olduğu kadar erkeğinde evlilikten beklentilerinin olması ile alakalıdır. Kadın evde kendisine bir nevi yardımcı olacak, gerektiğinde kendi üstüne düşen sorumlulukları güvenle eşine devredecek, çamaşırları yıkayacak, ütü yapacak, bulaşık yıkayacak, evi temizleyecek, çocuklarla ilgilenecek kısacası hayatı sonuna kadar kendileri ile paylaşan bir erkek ister.

Bu bir kuraldır ve her kadın mutlaka ucundan kıyısından ya da tamamen aynı şeyleri ister. Peki erkek ne ister yada bekler. Ev işlerini tamamen kadına yıkmak ister. İşte bu noktada mutlu bir yuva nasıl olur derseniz cevabı basit. Her iki tarafında isteklerinin % 30’ u gerçekleşir ve geri kalanlar sineye çekilir. Evlilikte istek olmamalı aslında her iki tarafta içinden gelenleri yaparak yuvaya katkıda bulunsa, yapılan şeyler severek yapıldığı için ileride önünüze temcit pilavı gibi gelmez. Başınıza kakılmaz hiçbir şey. Kadın evlilikte incelik ister. Kibar, saygılı, nazik bir eş için canlarını feda edebilirler. Bir evde kadın gerçekten düzenin sağlayıcısıdır. Her başarılı erkeğin arkasındaki kadın, dağıtan erkeği toplayan kadındır. Erkek sadece ortalığı değil kafasını da dağıtır. İş hayatında stres yaşayan erkekler özellikle incelik pratik çözüm konusunda eve pek bir katkıda bulunamazlar. İşte bu eksikliği gidermek kadınlara düşmekte. Ya eşini ayıkması için uyarır yada gerek kalmadan kendisi çözüm bulup uygular. Bu çözüm bulup uygulama kısmı erkeklerin en hoşuna giden şeydir. Başta söylediğimiz sorumlulukların devredilmesi erkeklere büyük haz verir. Şöyle bir inanış vardır.

Erkek ev işlerinin kadının sorumluluğu olarak gördüğü şeylerdir ve bunlar yapıldığı zaman mutlu olup karısını daha çok sever ve bağlanır. Kadın ise bu işlerin birlikte yapılması gerektiğini düşünür ve hangi ev işini yaparsa yapsın eşinin o işte kendisine yardım etmesini ister. Bu kadının, her kocasının yardım etmediği bir ev işi yaptığında kocasından uzaklaşmasına olumsuz düşünmeye başlamasına sebep olur. Görüldüğü üzere bir evin mutluluğu huzuru kadına ve tamamen kadına bağlıdır. Kadın bu huzur ve mutluluk ortamını tek başına kurmak durumunda değildir tabii ki fakat. erkekler bu konularda çok ince düşünceye sahip değillerdir ve yine eşlerinden beklerler bir takım şeyleri. Eğer evinizde huzur istiyor ve bir kadın olarak mutlu bir ev yaşantısı istiyorsanız, eşinize yapabileceğini ve yapmaktan zevk aldığını bildiğiniz şeyleri yaptırmak, geri kalan şeyleri ise kendi sorumluluğunuz olarak değerlendirip yaparken mutsuz olmamak gibi bir yolu seçebilirsiniz.

Yorum ekle 11 Ekim 2006

Saçlara Parlaklık Kazandırmanın Yolları Nedir

Saçların bakımı oldukça kolay olmasına karşın gereken özen ve önem gösterilmediği için çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan biride saçlarda parlaklğıdır. Bu esasen saçlardaki sebum eksikliği ve beraberinde aşırı su kaybetmesi ile ortaya çıkmaktadır. Eski parlaklığına kavuşabilmesi için öncelikle saçlarınızı her zamankinden daha temiz tutunuz. Yıkarken ince bir nokta da doğru şampuan seçimi ve iyi durulamadır.

Ellerinizin saçınızı yıkarken her noktaya temas etmesine dikkat edin. Ilık su ile bütün şampuan kalıntılarını temizleyin. Daha sonra ise saç bakım ürünleri içinde yer alan ve eczanelerden yada kozmetik ürünleri satan yerlerden kolaylıkla temin edilebilecek saç parlaklığı sağlayan maskeler kullanılmalıdır. Bu uygulamayı birkaç hafta aksatmadan dikkatlice uygularsanız saçlarınız eski parlaklığına kavuşacaktır. Asla ek parlatıcı sprey gibi ürünleri bu uygulama sürecinde kullanmayın.

Yorum ekle 7 Ekim 2006

Lazer Epilasyonla Selülit Tedavisi Nedir

Selülit, genetik olarak gen aktarımı yolu ile nesilden nesile geçtiği bilinen, hormonal olarak etkilenmiş deri ve deri altı dokusundaki dolaşım bozuklukları ile kendisini gösteren ve bu dokularda ödem, elastik liflerin elastikiyet ve sıklığında bozulma sonucu dışarıdan çıplak gözle fark edilebilir değişikliklere sebep olan bir rahatsızlıktır. İlk ortaya çıkan belirtisi damar geçirgenliğindeki azalmadır.

Dokular arasındaki boşluğa sızan sıvı o bölgelerde birikerek ödem oluştururlar. Bu ödemler tedavi edilmezse deri sıkışarak gerginliğini yitirir ve esnek yapıyı sert bir tabaka ile kaplarlar. Dokular arasındaki bu boşlukların olmaması gereken bir sıvı ile dolması yerine gelmesi gereken ya da bir dokudan diğerine geçmesi gereken maddelere engel teşkil etmek sureti ile yapıyı dejenere ederler. Cilt halk arasında “portakal kabuğu” tabiri diye bilinen bir dış görünümü alır. Sellülit en çok vücudun yumuşak dokularının yoğun olduğu kalça, bacaklar, eklem yerleri, omuz ve kollarda etkili olarak ortaya çıkmaktadır. Karın ve göğüslerde diğer yerlere nazaran nadir görülmektedir. Tedavisi bundan beş yıl öncesine kadar pek mümkün olmayan (ülkemizde) selülit için şu anda Avrupa da kullanılan son teknoloji ile uygulanan pek çok yöntem vardır. Bunlar; Selülit için özel imal edilmiş kremler ve losyonlar, cihazlarda cihaz tedavisi için kullanılan ultrason, elektro-lipoliz, ozon tedavisi, mesoterapi, pressoterapi, liposuction, manuel masaj bu yöntemlerdendir.Fakat bu uygulamalar ya alerjik etkiler yapabilmekte ya da yedavi süreci uzun olduğu için devamının zor olması dolayısı ile yarım kalabilmektedir. İşte bu gibi sorunları ortadan kaldırabilmek için lazerli selülit tedavisi geliştirilmiştir. Bu tedavi selülit ile mücadelede çok büyük kolaylıklar sağlamıştır. Çok kısa zamanda neticenin alınabilmesi ve hekimlerin gözü ile pozitif sonuçlar alınmaktadır. Lazerli sellülit tedavisi için geliştirilen bir cihaz üç farklı mekanizma ile selülit tedavisi yapmaktadır. Bunlardan birincisi Lazer enerjisi kullanılarak kan dolaşımının hızını ve vücut aktiviteleri ile senkronize olmasını düzenler ,doku lar arası boşlukta biriken sıvıları etkileyerek elastik liflerin elastik yapılarını tekrar kazanmalarını sağlar.İkinci mekanizma teknik olarak etkili olduğu bilinen masajlar kullanılarak dokularda dolaşım kolaylaşır, ve yine sıvıların akışkanlığını tekrar kazandırır.Üçüncü ve son mekanizma ise müdahale edilen bölgeye soğuk kompres yapılarak yağ moleküllerinin hacim daralmasına sebep olarak ödemli bölgeye müdahale etme yüzeyini genişletmektir. Bu bölgelere ulaşılmadan önce selülitli bölge tıpkı tırnak dokusu gibi kan dolaşımının olmadığı ölü bir tabaka gibidir. Kan dolaşımı sağlanması ile oksijen o bölgelere ulaşabilmiş ve hücre aktivitesi tekrar eski haline çevrilebilmiş olur Doğal olarak kısmi rejenerasyon yeteneğine sahip hücrelerimiz sayesinde oluşturdukları dokunun aftivitelerinin normale dönmesine sebep olur ve selülitli bölgelerin dokuları tekrar normal gerginliğe ve elastikiyete kavuşurlar.
Cilt tonusu artmakta cilt sıkılaşmakta, pürüzler giderilmekte, cildin kanlanması artmaktadır. Uygulama yapılan bölgelerde ve vücudun genelinde bir zayıflama ve toparlanma oluşmaktadır.
Bu işlem diğer selülit tedavilerinin aksine hiçbir ağrı sızı vermez. Vücudun her bölgesinde kolaylıkla uygulanabilir.Örnek olarak haftada 2-3 seans 1-1,5 ay içinde uygulanan lazerli tedavi ile orta dereceli bir selülit bölgenizden kurtulmanız olasıdır.

Yorum ekle 1 Ekim 2006


Takvim

Ağustos 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mayıs    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Aylara Göre

Kategorilere Göre


LinkSeLink.Com