'Fizik Nedir' Kategorisindeki Yazılar
Bir ayna ya da bir mercekte, bir cismin görünmesi haline verilen ad. Yeryüzündeki cisimler, ya çevresine ışık işıni saçan, “ışıklı cisimler” dir, ya da bu ışıklı cisimlerden çıkan ışık ışınlarını alan “ışıksız cisimler” dir. Işık ışınlarını geri gönderirler, böylece “yansıma” olayı meydana gelmiş olur. Cisimlerin görünmeleri, ancak yansıma olayı sayesinde meydana gelen fizikî bir olaydır. İşte, herhangi bir cismin yansıyan bu ışık ışınlarının, saydam olan bir cisme, bir ayna ya da bir merceğe çarpması sonunda, burada da bir yansıma olayı meydana gelmiş olur.
Bu yansıma olayının meydana geldiği yer olan ayna ya da mercekte de, o cisimlerin ters olan şekilleri belirmiş olur. Bu olay, görüntü, yansıyan ışık ışınlarının uzantılarından meydana gelmiş olduğu için, bu görüntüler birer cisim değildir.
25 Şubat 2007
Işık ışınlarının yolunu kesen bir cismin ışıklı yerde meydana getirdiği Karartıya verilen ad. Gölge, çoklukla, cismin az çok şeklini verecek durumda olur. Işık ışınları sağdan geliyorsa gölge solda, soldan geliyorsa gölge sağda olur. Gölgeler, özellikle saydam olmayan cisimler tarafından meydana getirilebilir Gölgeler, genel olarak, a - Tam gölge, b - Yarım gölge olmak üzere iki şekilde olur.
Tam gölge, yoğun olan cisimlerin,ışık ışınlarım tam tutmaları halinde, belli bir tarafa hiç ışık geçirmedikleri hallerde olur. Bu cisimlerin meydana getirdiği karartı, tam bir karanlıktır ve tam gölge meydana gelmiş olur. Bu, ışık ışını sağlayan kaynağın, gölge meydana getiren cisimden küçük olması hallerinde olur. Yarım gölge ışık kaynağının, gölge yapacak cisimden büyük olması hallerinde olur. Bu durumda, ışık kaynağının çeşitli yönlerinden gölge verecek cismi kuşatırlar, böylece bir ekrana, bir yönden gelen ışık ışınlarının öbür yönden gelen ışık ışınlan ile karşılaşması halinde, yarım gölge meydana gelmiş olur.
25 Şubat 2007
Bir sistemin iş yapabilme yeteneği. Başka bir deyimle, bir insan, bir hayvan, bir taş parçası, herhangi bir şey, hareket edebiliyor ya da başka bir cismi hareket ettirebiliyorsa onda enerji var demektir. Enerji, hareket enerjisi (kinetik enerji) ve durum enerjisi (potansiyel enerji): olmak üzere başlıca iki bölüme ayrılır. Hareket enerjisi hareket eden bir cismin verdiği enerjidir. Hareket halin de olan bir cisim, iş görebilme yetkin ligini kazanmıştır. Hareket enerjisi, cismin hızına ve kütlesine bağlıdır.Hızı (V) ağırlığı (P) olan bir cismin hareket enerjisi,
1/2. P/9,8. V2 formülü ile hesaplanır. Burada P kilogram V’misn olarak ele alındığında, enerji, kilogrammetre cinsinden çıkar.
Durum enerjisi, bir cismin içinde bulunduğu durum ya da uğradığı şekil değişikliği dolayısıyla kazandığı enerjidir. Potansiyel enerji, iş cinsinden bir büyüklüktür, aynı iş birimleriyle ifade edilir. Cismin ağırlığı (PP) düştüğü ya da çıkardığı yükseklik (h) olduğuna göre,
Potansiyel enerji = p.h dır. Çoğu hallerde, bu iki enerji, aynı zamanda, aynı cisimlerde bulunabilir. Durum enerjisi ve hareket enerjisine bir olarak mekanik enerji adı verilir.
Enerjinin sakımı prensibine göre, evrendeki enerji miktarı daima sabittir, sadece enerjinin şekli değişir. Elektrik enerjisi, ampullerde ışık, elektrik fırınlarında ısı enerjisi haline çevrilir. Fakat bu çevrilmelerde, enerji miktarı daima sabit kalır. Yani, (bir şekildeki enerjinin değeri, diğer şekildeki enerjinin değerinin aynıdır.
Ancak, Einstein’e göre madde, yoğunlaşmış bir enerjidir. Enerji maddeye, madde de enerjiye dönebilir. (M), Kütle, (E) Enerji, (C) Işık hızı olduğuna göre,
M = M/C2
E = M/C2
dir. Bu hipoteze göre, tek başına maddenin sakımı kanunundan bahsetmek doğru değildir. Evrende, maddenin ve enerjinin birlikte sakımından bahsedilebilir. Yani, evrendeki enerji ve madde miktarı toplamı sabittir. Fakat, gerektiğinde madde enerjiye, enerji maddeye dönüşebilir.
25 Şubat 2007
Mekanik enerjiyi, elektrik enerjisi çeviren makine. Esası, yumuşak, bir ( mir üzerine sarılmış bir bobin ve kuvvetli bir mıknatıstan ibarettir. Hareket edici olan bobin, durucu olan mıknatısın kutupları arasında dönmekle, kuvvetli bir manyetik alan meydana getirir. Bu manyetik alanın yarattığı akım, elektrik akımıdır.
Dinamolar, çeşitli mekanik enerjileri, özellikle hareket halinde olan su kuvvetini, elektrik enerjisine çevirmek için kullanılır. (Barajlarda, mekanik enerjiden elektrik enerjisi elde etmek gibi.)
25 Şubat 2007
Basınç yolu ile cisimleri sıkıştırmaya ya da cisimler üzerinde damgalar vurmaya yarayan âlet ve makinelere verilen genel ad. Endüstrinin hemen hemen bütün kollarında pek çok kullanılmakta olan cendereler, kullanılma yerlerine göre cisimlerin hacimlerini küçültmek ya da cisimler üzerine istenilen bir damgayı vurmak için kullanılan “asıl cendereler” ve katı cisimlerdeki yağ ve sıvıları çıkarmak için kullanılan sıkma ve ezme cendereleri olmak üzere iki bölüme ayrılırlar. Hangi çeşit olursa olsun, cenderelerin çalışma prensibi aynıdır, iş ve enerjinin korunumu prensibine göre, küçük bir kuvvetle büyük bir kuvvet elde edebilmek esasına göre yapılmıştır. Endüstride kullanılan cendereler, başlıca hareketli tablah cendereler, su cendereleri, silindirli cendereler olmak üzere üçe ayrılır. Bunlardan başka ev işlerinde kullanılan el cendereleri de (damgalama, limon, meyve, üzüm sıkma, püre yapma gibi) cendereler de vardır.
Su cenderesi: Hidrolik presler adıyla da anılan su cendereleri, Pascal tarafından düşünülmüş ve 1796 da İngiliz mühendisi Bramah tarafından yapılmıştır. Çalışma prensibi, basıncın sıvılar yolu ile nakledilmesine ait Pascal prensipine dayanmaktadır. Böylece, küçük bir kuvvetle çok büyük bir kuvvet elde edilmiş olunur. Su cenderesi, birbirine bağlı ve su ile dolu (C) ve (E) gibi iki silindirik kaptan ibarettir. Bu silindirler için de kesitleri farklı (A) ve (B) pistonları aşağı-yukarı doğru hareket ederler. (A) pistonu, kaldıraç kolu ile basılınca (C) deki su, (E) ye geçer. Böylece yapılan basınç iletilmesi sonucunda (B) pistonu yukarı kalkar.
Su cenderelerinde, tatbik edilen küçük bir (f) kuvveti, kesit (s) olan küçük piston üzerine tatbik edildiğinde f/s basıncı, sıvı vasıtası ile her tarafa aynen nakledilir. Bu basınç, kesiti S olan büyük piston üzerine etki yapınca, meydana gelen kuvvet, bu pistonun S kesiti ile F basıncının çarpımına eşit olur. F = f/s. S = S/s.f
Bu duruma göre, S, s den 10, 100, 1000 kere büyük olursa F, f den 10, 100, 1000 defa büyük olur.
25 Şubat 2007
Elektrik üreteçlerini aralarında bağlamakla meydana getirilen sistem. Bu üreteçlerin her birine sistemin elemanı denir. Bağlamalar üç türlü olur: Seri bağlama, paralel bağlama, karışık bağlama.
Seri bağlama: Bir elemanın negatif (eksi) kutbu, ondan sonra gelen elemanın pozitif (artı) kutbu ile bağlanır ve bağlama bu şekilde devam eder. Sistemin elektromotor kuvveti, her bir elemanın elektromotor kuvvetlerinin ayrı ayrı toplamına eşittir. Paralel bağlama: Bu bağlamada elemanların pozitif kutupları ile negatif kutuplan bir arada bağlanır.Yalnız, bu çeşit bağlamalarda elemanlarının elektromotor kuvvetlerinin aynı olmaları gerektir. Bu bağlamada sistemin elektromotor kuvveti, bir elemanın elektromotor Kuvvetine eşittir.
Karışık bağlama: Elemanların seri ve paralel bağlanması ile meydana gelen bir bağlamadır.Bu bakımdan böyle bağlamalara (seri – paralel bağlamalar) da denir.
25 Şubat 2007
Cisimlerin atmosfer içinde bir kaldırma kuvvetinin etkisi altında olduğunu ve Archimedes kanununun gazlara da uygulanabileceğini deneyle göstermeye yarayan bir cins terazi. Boş bir fanus içine hassas bir terazi konulmak suretiyle yapılır. Terazi okunun iki ucuna hava içindeki ağırlıkları birbirine eşit, fakat hacimleri farklı iki cisim asılır. Fanusun havası tamamen boşaltıldığında terazi dengesinin bozulduğu ve hacmi daha büyük olan cismin asılı bulunduğu tarafın aşağıya indiği görülür.
İlk defa Otto von Guericke (1602 - 1686;) adlı bir Alman fizikçisi tarafından yapılmıştır. Archimedes kanununa göre; hava içinde cisimler üzerine uygulanan kaldırma kuvveti, cisim]erin yerini almış oldukları havanın ağırlığına eşit olduğundan, hacmi büyük olan cismin etkisinde bulunduğu kaldırma kuvveti de daha büyük o] ur. Bazı sebeple havası boşaltılmış baroskop içinde hacmi büyük olan cisim aşağı iner.Bu deney, den de anlaşılacağı gibi bir cismin havadaki ağırlığı boşluktaki ağırlığından daha küçüktür.
25 Şubat 2007
Yüzeylerine düşen ışık ışınlarını yansıtabilen cilâlı yüzeylere verilen ad. Bu yansıtıcı yüzey düzlem ise bu aynaya “düzlem ayna”, bir elipsoit şeklinde ise “eliptik ayna” adları verilir. Aynalar çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. İlk insanlar, ayna olarak durgun su yüzeylerini kullanmışlar, sonraları Mısırlı’lar Yunanlılar ve Romalılar Cilâlı madenden yapılmış aynalar kullanmışlardır. Cam aynalar ilk defa XIV. yüzyılda Venedik’te yapılmıştır. Sonraları daha iyi görüntüler elde etmek için düzlem aynaların yerine küresel aynalar yapılmıştır.
Cilâlı yüzeylerdeki akisler eskiden beri insanları yansıma kanunlarını bulmağa zorlamıştır. Bir ışık ışını, cilâlı bir yüzeye rastladığı vakit iki kanuna uyarak yansır: 1 -Gelen ışın, normal yansıyan ışın aynı düzlem içindedir. 2 –Gelme açısı, yansıma açısına eşittir.
25 Şubat 2007
İnsanları ya da yükleri yüksek yerlere dikine çıkarıp indiren makine. Asansör, çok eski devirlerden beri bilinmektedir. Romalılarda ve Ortaçağda iner - çıkar dolaplar kullanılmıştır. Fakat bugün ki anlamı ile ilk asansör XVII. yüzyılda Velâyer adlı bir Fransız mimarı tarafından icat edilmiştir. Asansör, yük ve insan taşıyacak bir oda ile bu odayı yukarı çıkaran ve aşağı indiren bir makara sisteminden ibarettir. Makara sisteminin bir ucunda oda, öbür ucunda kontrpua denilen karşı ağırlık bulunur. Oda aşağıda iken bu ağırlık yukardadır.
Odanın yukarı çıkmasıyla bu ağırlık aşağı iner. Bu makara sistemi bir elektrik motörü ile işletilir. Odanın içinde bulunan ve katları gösteren düğmelere basılmak suretiyle motöre elektrik akımı verilir ve istenilen kata inilir ya da çıkılır.
Asansörler, işletme şekillerine göre el, hidrolik (su ile işleyen) hidroelektrik, aero - hidrolik (hava basınçlı), elektrik asansörleri gibi çeşitlere ayrılır.
25 Şubat 2007
İçinde, elektrik akımı etkisi ile akkor haline gelerek ışık verici bir iletkeni bulunan, havası boşaltılmış cam şişe. Elektrik gücünden, aydınlanma vasıtası olarak kullanılmasını sağlar. 21 Ekim 1879 tarihinde, ünlü Amerikalı mucit Edison tarafından, binlerce deneyden sonra bulunmuştur. Edison’un bulduğu ilk ampul, havası boşaltılmış cam bir yuvarlak içine koyduğu kömürleşmiş pamuk ipliğinden ibaretti. Bu günkü ampullerde ise tungsten teli kullanılır. 3200 derecede eriyen tungsten, elektrik akımının meydana getirdiği ısıya dayanır ve ışık verir. Elektrik ampullerinden bazılarının havası tam olarak boşaltılmıştır.
Bu halde tungsten 2100 dereceye kadar dayanır. Başka tip ampullerde ampul içinde argon ya da azot gibi gazlar bulunur. Bu durumda tungsten 2300-2700 dereceye kadar dayanır.
Piyasada satılan elektrik ampulleri, verdikleri ışık kuvvetine göre 10, 25, 40, 60, 75, 100, 150, 500 vatlık (mumluk), hallerinde bulunmaktadır.
25 Şubat 2007
Sonraki
Önceki