'Finans Para Nedir' Kategorisindeki Yazılar
Eski zamanlarda Yunanlılar’ın en büyük festivali, "Tanrıların Kralı Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır, Yunanistan ve Sicilya’dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776′da başladı. Oyunlar 4 yılda bir düzenleniyordu ve Yunan şehir devletlerinin bütünlüğünü sağlamaya yardımcı oluyordu. Yunanlılar, Yunanistan’ın batı kıyısında Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos’ta Zeus adına bir tapınak yaptırmışlardı. Kutsal oyunlar süresince, şehir devletleri arasındaki savaşlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos’a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiş imkanı sağlanıyordu.
Oyunların yapıldığı yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardı. Yunanlılar ilk zamanlarda basit bir yapısı olan tapınağın yerine, zaman içinde oyunların öneminin artmasıyla, yeni ve tanrıların kralının adına yaraşır bir tapınak yapmak istediler. Bunun için Elis’li Libon yeni bir tapınak yapmaya başladı ve M.Ö. 456′da Zeus tapınağı bitirildi.
Tapınak dikdörtgen bir platform üzerine inşaa edilmişti. Binanın yanlarında yeralan 13 adet büyük sütun, tavanı destekliyordu. Her köşede 6 adet sütun vardı. Üçgen şeklindeki tavan heykellerle doldurulmuştu. Kolonların üzerindeki pedimentler, Heracles’in heykelleriyle süslüydü. Tapınağın içerisinde tanrıların kralı Zeus’un görkemli bir heykeli yeralıyordu.
Heykeli, Atina’daki Parthenon tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias yapmıştır. Heykel tapınağın batı ucuna yerleştirilmişti. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike’ı tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus’un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yeralıyordu.
Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Tasarım, bir ahşap çerçeveye altın ve fildişi levhaların tutturulmasıyla yapılmıştı. Olimpos’un havası çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildişi levhaların çatlamaması için tapınağın altındaki özel bir havuzda bulundurulan bir yağ ile sürekli yağlanıyordu.
Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlılar, heykeli Bizans’a taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yokoldu.
Olimpos’ta 1829′da Fransızlar tarafından burada bulunan bazı heykel parçaları Paris’te Louvre müzesinde sergilenmektedir.
Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiştir. Zeus tapınağıyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir şey kalmamıştır. Heykel ise tamamen yokolmuştur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin şekli hakkında ipuçları elde edilebilmiştir.
22 Mayıs 2007
Erozyonun kelime anlamı: bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki anamateryalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
1.2-Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır.
Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86’sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.
Türkiye’nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45′ den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu’da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir.
Türkiye’de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kisımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafıği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.
Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak nemliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.
1.3- Mevcut Durum
Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46’sını % 40′dan fazla eğime ve % 80′den fazlasını da % 15′den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarıkurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir.
Erozyon bütün Dünya’da değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır.
Buna karşın Türkiye’de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuştur. Bunun sonucu olarakta toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir.
En yakın örnek olarak 1998′de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, rakamlara dökülmesi çok zor maddi zarar meydana gelmiş, insanlarımız acı çekmişlerdir.
8 Nisan 2007
Erozyon; toprak ve arazi kaybı, toprakların su depolama güçlerinde azalmalar, toprakların verimsizleşmesi, verimli tarım alanlarının taşıntı materyali ile örtülmesi, toprak işleme güçlüğü, sedimentasyon ve su kalitesinin bozulması gibi zararlar meydana getirmektedir. Bunlar canlıların yaşamları ile onların yaşadıkları ortamları olumsuz etkilemektedir. İnsanların açlık ve yaşamlarını yitirmeleri ile su ortamlarının kirlenmesi gibi.
Son yıllara gelindiğinde, gerek dünya ve gerek ülkemizde ormansızlaşma ve bununla bağlantılı olarak erozyon olaylarında bir artışın olduğu gözlenmektedir. Nitekim, tahminlere göre Dünya’daki yıllık ormansızlaşma miktarının 10-15 milyon hektar olduğu, erozyonun ise 1968-1984 yılları arasında % 50 kadar arttığı ve toprak kaynağının her yıl /o 0.7 sinin kaybolduğu belirtilmektedir (Ibanez ve Arko,l993). Ülkemizin orman ve mera alanlarında meydana gelen tahribat ve yanlış arazi kullanımı sonucunda topraklarımızın /o 86 sı erozyona uğramıştır.
Diğer taraftan hem dünyamız, hem de ülkemiz son birkaç yıldan beri sık sık sel olaylarına sahne olmaktadır. Örneğin; 1990, 1994 ve 1995 yıllarında sırasıyla Batı Avrupa, Hindistan ve Tayland’da;1998 ve 1999 yıllarında da Dünya’da 30′u aşkın ülkede sel olayları meydana gelmiştir. Ülkemizde, Dünya’dakine benzer bir olgu yaşamıştır. Örneğin; 1995 yılında Senirkent, İzmir, Düzce ve Kaynaşlı, 1998 yılında Batı Karadeniz ve 1999 yılında Marmara, Akdeniz ve Ege Bölgelerin’de sellerin meydana gelmesi gibi.
Sel olayları sırasında gerek Dünya’da ve gerek ülkemizde yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği köprü, yol, kanal gibi tesislerin ve tarım alanlarının zarar gördüğü bilinen bir gerçektir. Bu olgu, selleri, erozyonun en önemli ve üzerinde titizlikle durulması gereken bir zararı olarak algılanmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, öncelikle seller ve erozyonun doğurduğu diğer zararlarla ivedilikle savaşılmalı ve bu amaçla ormansızlaşma önlenmeli ve erozyon kontrolu çalışmaları kapsamlı olarak sürdürülmelidir.
-
Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
-
Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanları besleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçü arttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
-
Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken, gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
-
Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
-
Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklim değişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğal varlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
-
Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularını emmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarak beslenemez.
Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.
8 Nisan 2007
Bir işletmenin, bir kurumun belli bir zaman içindeki mal, para, borç, alacak sermaye durumunu gösteren cetvel. Bir müessesenin faaliyetini sırasında kıymet hareketlerini takip etmek, borç ve alacaklarını tespit etmek için birçok hesaplar açılır, birçok hesaplar kullanılır. Faaliyetler sonunda tutulan hesaplarda ya kıymet artışı kâr ya da kıymet azalışı zarar meydana gelir. Böylece, belli bir zaman içinde, o müessesenin faaliyet durumu meydana çıkmış olur. Bu durum da doğru bir bilanço ile bilinebilir.
Bir bilançonun doğru olarak sonuç verebilmesi için, bilançosu yapılacak müessesenin kıymetlerinin, bilançoda değerlendirilmesi gerektir. Bir müessesenin varlığı içine giren bütün kıymetler (para, esham ve tahvilât, işlenmiş işlenmemiş mallar, binalar, makineler, demirbaş eşya, yardımcı maddeler v.s.) mevcudat, bütün alacakları matlubat ve bütün borçları düyuna bir bilançonun esasını meydana getirir.
Bir bilançoda mevcudat ve matlubat ın bulunduğu taraf aktif taraf ı, düyunat ve sermayenin bulunduğu taraf pasif taraf ı meydana getirir. Aktif ve pasif tarafın toplamları, bilançolarda birbirine eşit olur. Belli çalışma devresinde o müessese de kâr olmuşsa, kârın, tutarı bilançonun pasif tarafı nda, zarar olmuşsa, bilançonun aktif taraf nda gösterilir.
25 Şubat 2007
Latinceden dilimize girmiş olan bu kelimenin anlamı, bir plânı gerçekleştirmek, bir hedefe ulaşmak için yapılan bir iş katılmasıdır. Bu katılma, birlik bir komite kanalı ile görülür. Consortium fikri, Dünya Bankası müdürü Eugene Blacka aittir. İlk denemesi, 1960 yılından Hindistanın planlı bir şekilde kalkınması için, yapılması gerekli birlik yardım için yapılmıştır. Hindistanın üçüncü 5 yıllık kalkınma planının uygulanması için, dış yardımdan sağlanması gerekli olan 2 milyar 230 milyon doları sağlamak için, Dünya Bankasının önderliğinde Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Almanya Kanada ve Japonyanın katılması ile ilk Consortium kurulmuştur.
Dünya Bankası, Hindistana, her devletin yapacağı yardımı tespit etmiş ve bu devletlerden gerekli taahhüdü almıştır. 1961 yılında da Pakistan, aynı yolla ve aynı devletlerden, ikinci 5 yıllık kalkınma plânı için gerekli olan bir milyardan fazla dolar yardımı sağlamıştır. NATO antlaşmasına bağlı devletler arasında, az gelişmiş ülkeler olarak durumları dikkati çeken Türkiye ve Yunanistanın, bir plân içinde kalkınmalarını sağlayacak olan ilk beş yıllık kalkınma plânları için gerekli dış yardımı sağlamak ve bu yardımın yapılma şeklini kararlaştırmak üzere, Müşterek Pazar devletleri, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Kanada İsveç ve İsviçre temsilcileri, bu Consortiumun ilk toplantısını 31 Temmuz 1962 tarihinde yapmışlar ve Türkiye ve Yunanistana yardım yapılması fikrinde karara varmışlardır.
25 Şubat 2007
Malların para ile ifadesi ya da malların kıymetlerini takdir ve tespit sonucu ortaya çıkan bir kıymet. Fiyatın varlığı, değişim esasına dayanan bir ekonomik düzene bağlıdır. Değişimin, piyasa değişimi şeklinde olması fiyatın meydana gelmesinde başlıca rolü oynar. Piyasanın olması ise para ekonomisine bağlıdır. Malın malla değişimi halinde, fiyattan söz edilemez. Verilen mala karşılık genel bir değişim vasıtası olan ve herkesçe tanınan bir malın, yani paranın olması şarttır. Böylece her piyasa malı, genel bir değişim vasıtası olan para ile, çeşitli ekonomik kayıtlar ve şartlar içinde değerlendirilmiş olur. Bu hal, fiyatı meydana getirir.
Genel ekonomi bilimi tarafından inceleme konusu yapılmış olan fiyat çeşitleri vardır. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Piyasa fiyatları (Serbest rekabet rejiminde arz ve talep karşılaşmasıyla meydana gelen fiyattır), Narh fiyatları (devlet tarafından tespit edilen batlardır), pazarlıklı fiyat (Satıcının istediği ve alıcının pazarlık sonucu vermeyi kabul ettiği fiyattır), maktu fiyat (pazarlık usulünün ortadan kalktığı ve bilirli mallar için belirli fiyatların tespit edildiği fiyattır), birbirine bağlı fiyatlar (çeşitli mal fiyatlarının birbirine bağlı bulunması yüzünden meydana çıkan fiyatlardır.)
25 Şubat 2007
Paranın, piyasada azalarak satın alma gücünün artmasına verilen ad. Enflasyonla değeri düşen paranın, tekrar eski değerini kazanması için yapılması gerekli olan tedbirlerden biridir, (öbürü) Devalüasyondur).
Fakat, para değerindeki düşüş çok olduğu zaman, deflasyon da çok güçleşir.
25 Şubat 2007
Paranın kıymetten düşmesi, Enflasyon, millî paranın iktisadi ihtiyaçları tatmin yeteneğini kısmen kaybetmesiyle kendini gösterir.Enflâsyon zamanında piyasada bulunan para hacminin artmasına rağmen, para ünitesinin alım kabiliyetinde dikkati çeken bir düşüklük meydana gelir.
Böylece, belli bir para ünitesi ile enflâsyondan önceki zamanda yapılan bir iş, enflâsyonda yapılamaz olur.
25 Şubat 2007
Para münasebetlerinde kullanılmakta olan ve bir memleket parasının kıymetinde kanunî olarak yapılan indirmeyi ifade eden bir deyim. Devalüasyon, ya da altın ve gümüş sistemi yürürlükte olan ülkelerin altın ve gümüş paralarındaki maden miktarını indirmek, ya kâğıt paranın belli bir altına karşı olduğu para sistemlerinde, belli bir altın karşılığı olan paranın miktarını çoğaltmak ya da paranın, yabancı dövizlere göre nispetini değiştirmek şeklinde tatbik edilebilir.
Devalüasyon enflâsyonla kıymetini kaybetmiş olan bir paranın değerini tespite yarayan tedbirlerden biridir.
25 Şubat 2007
Bir alacağın ödenmesi için borçlunun parasına, gelirine, maaşına ya da malına icra dairesi tarafından el konulması. Borçlu olan kimseye, alâkalı tarafından, borcunun ödenmesi için icra yolu ile bir ödeme emri gönderilir. Bu ödeme emri, süresi içinde borçlu, ya (borcunu öder ,ya da borcuna karışlık mal beyanında bulunur ya da borcunun kabul etmez.
Borcunu kabul etmemesi hali ilgili mahkemeler kanalı ile karara bağlanır. Ödeme emrinden sonra borçlu borcunu ödememişse, alacaklı, icra dairelerince, borçlunun mallarının haciz edilmesini ister. Borçlunun malları geçici olarak haczedilir. Yine belli şuleler içinde borç ödenmezse, geçici olan bu haciz, belli hükümler altında kesin hacze çevrilir ve mallar, icra yolu ile satılarak, alacaklı alacağını almış olur.
25 Şubat 2007
Önceki