'Erkekçe Ne Nedir' Kategorisindeki Yazılar

Olimpizm Nedir


Olimpizm spor olayının temel özelliklerinden hareketle , ortaya koyulmuş bir dünya görüşü ve yaşam anlayışıdır. Olimpizm felsefe gibi dinamik, devinen, gelişen bir bilgi alanı değilidir. Çünkü “sporun özü nedir?” sorusuna sonsuzca yanıt verielebilir. Bu yanıtların hepsi geçerli olabilir ve soruya değişik aydınlanmalar sağlayablilir.

Oysa olimpizm belirli bir anlayıştır. Hatta Olimpik Anlaşma (Olympic Charter) ile kuralları ve ilkeleri belli edilmiştir. Değişken ve gelişken değildir. Olimpizmden hareketle olimpiyat oyunları düzenleyebilirsiniz, ama hejhangibi bir spor felsefesinden hareketle hiçbir spor müsabakası düzenleyemezsiniz. Spor Felsefesi yaparken, olimpik ilkelerden yararlanılabilinir. Olimpiyat Oyunları Olimpik İlkelere (Olimpik Anlaşmaa /Olympic Charter ‘da belirlenmiş) göre düzenlenirler. Olimpiyat Oyunları’nın amacı olimpizmin içinde bulunan dostluk, kardeşlik, mükemmellik, daha iyi ve güzele ulaşmak, her türlü dil, din, ırk , politik görüş ve benzerlerinin üzerinde yaşayabilmeyi insanlara anımsatmak ve yaşatmak amacıyla düzenlenir. Bu nedenle olimpizm , olimpiyat oyunlarının temel anlayışıdır. Bir felsefe olarak Spor Felsefesi’nin başlayışı 1950’li yıllara kadar geri gitmektedir. Avrupa’da ilk Spor Felsefesi Sempozyumu 1952 yılında Almanya’da Osnabrück’te düzenlenmiştir. Ne var ki Spor Felsefesi’ni hazırlayan çalışmaları modern çağ için Rönesans’a kadar geri götürebiliriz. Bu çalışmalar 18. yy’de üç ülkede İsveç, Almanya ve İngiltere’de önemli gelişmeler gösterirler.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda felsefede ciddi bir çalışma alanı oluşturur. Spor Felsefesi bağımsız bir felsefe disiplini olarak görüldüğü gibi Yaşama Felsefesi’nin bir alanı olarak da ele alınmaktadır. Ülkemizdeki başlayışı bu çizgide olmuştur. Ülkemizde Spor Felsefesi ilk kez 11-12 Kasım 1990 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde düzenlenen “Türk Alman Kültür diyalogunda Spor Felsefesine yeni yaklaşımlar” isimli sempozyumla başlamıştır. Böylece yapılmakta olan Spor Felsefesi çalışmaları ilk kez Doç.Dr.Atilla Erdemli’nin öncülüğünde derli toplu bir tartışma ortamına girmiş ve kitaplaştırılmıştır. Günümüzde bazı Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulları’nda Spor Felsefesi dersi lisans düzeyinde verilmektedir.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Sporun Felsefesi Nedir

Spor Felsefesi ülkemiz için yeni bir konudur. Spor Bilimi’nin ülkemizdeki tarihine göz attığınızda Spor Bilimi’nin ilk anından itibaren Spor Felsefesi konusunun da gündeme getirildiğini görebilirsiniz. Spor felsefesi spor ile ilgili olan felsefe çalışmasıdır. Dolayısıyla spor felsefesi iki disiplinli bir çalışmasıdır. İçinde : hem felsefe, hem de spor bulunmaktadır. Fakat, çalışma felsefe ağırlıklıdır. Burada öncelikle felsefenin ne olduğu üzerine aydınlanalım.

Felsefe nedir? Felsefe en genel belirleme ile bir bilgi üretme etkinliğidir. Felsefenin ürettiği bilgiler, diğer bilgilerimizden örneğin günlük yaşama bilgilerinden, bilimsel bilgiden, teknolojik bilgiden, sanat bilgisinden,dinsel bilgiden ayrıdır. Felsefe bilgileri varolan şeylerin değişmeyen, hep aynı kalan yanları ile ilgilidir. Örneğin pekçok varlık vardır. Canlı varlıklar, cansız varlıklar, manevi varlıkşar, sembolik varlıklar. Bu varlıkların birbiri ile ilişkileri vardır.Bu varlıklar değişirler.Peki bu varlıkların hepsinde değişmeyen, hep aynı olan(varlık) nedir? Felsefe bunu sorar. Bunu yanıtlayabilmek için de tek tek varolanlarla ilgili ortaya konulan bütün bilgilerden yararlanarak daha yüksek bir bilgi üretir. Bu bilgi felsefe bilgisidir.Bu bilginin alanı felsefedir. Ne var ki tek bir felsefe bulunmaz. “Varlığı değişik bakımlardan ele alan değişik felsefe tavırları, değişik felsefeler ortaya koyarlar.Ayrıca varolanlarla ilgili bilgilerimiz geliştikçe felsefe de gelişecektir.Bu iki durum felsefeyi dinamik bir bilgi alanı haline getirir. Şimdi, Spor Felsefesi ’ne bakalım. Bilindiği gibi değişik spor olayları vardır. Bunlar tek tek her spor dalı ile ilgili karşılaşmalar, olimpiyatlar , dünya şampiyonaları gibi . Bütün bunlar değişebilmekte, gelişebilmekte, tekrarlanabilmektedir. Tüm bu değişimler, gelişimler ve tekrarlar içinde değişmeden kalan şey “spor”dur. İşte bu spor nedir? Öyleki yeni sporlar ortaya konulabilir. Yeni yarışmalar düzenlenebilir.
Fakat spor dediğimiz öz hep aynıdır. Bu öz spor eğitimcisinin alanı dışındadır, spor hekiminin, spor yöneticisinin, spor bilimcisinin ve sporcunun alanı dışındadır. Sporun ne olduğunu, sporun özünü, sporun hakikatını araştıran bu alan spor felsefesi alanıdır. Kuşkusuz ki spor felsefesindeki tek soru saporun özü sorusu değildir. Bu çerçecede pek çok sorun yer alır. Bunlarla ilgili çalışmalar da spor felsefesinin içine girerler. Fakat, “spor nedir?” sorusu yani sporun özünü soran soru spor felsefesinin temel sorusudur. Spor Felsefesi için en önemli iki şeyi yapmak gerekir. Spor ve felsefe. Yalnızca felsefe yapıyorsanız, yalnızca spor yapıyorsanız spor felsefesi yapamazsınız. Spor yapmak için sporun eğitimi almış olmak gerekir, felsefe yapmak için de felsefe eğitimi almak gerekir. Yani rastgele spor yapmaya başlayan bir kişi ile elindeki birkaç felsefe kitabını okumuş kişi bu işi yapamaz. Dolayısıyla spor felsefesi yapmak için herhangibi bir spor dalında yetişmiş olmak ve felsefde eğitimi almak gerekir. Ne var ki bunlar da yetmez. Spor Felsefesi yapabilmek için kişinin fizyoloji, anatomi, endokronoloji, nöroloji, psikoloji, sosyoloji, spor tarihi, ekonomi, estetik, gibi alanlarda bilgi sahibi olması gereklidir. Bir spor felsefesi çalışması içinde bu alanlardaki bilimsel bilgilere başvurmak zorunluluğu bulunur. Çoğu zaman içinde değişik filozof yazılarından alıntılar bulunan metinler spor felsefesi metni sanılır. Bir yazının içinde felsefe metinleri buluması o yazının felsefe metni olduğunu göstermez. Bir yazının içinde filozof yazısı bulunmaması da o yazının felsefe metni olmadığını göstermez. Öyleyse neye bakmak gerekir? Sorun yazıda bir spor felsefesi sorusu sorulup, sorulmadığıdır. Eğer bir felsefe sorusu sorulup, felsefe tavrı ile yanıtlandıysa o bir felsefe metnidir. Çok zaman spor ile ilgili bazı alanlar spor felsefesi olarak algılanır. Bunların en başta geleni ise olimpizmdir.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Koşmanın Önemi Nedir


İnsan yaşamının ortalama yaş süresi uygarlığın gelişimine bağlı olarak uzamaktadır. Romalılar zamanında 20-30 yaşları dolaylarında olan ortalama yaşam süresi, 1910’lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde erkekler için 46. 3, kadınlar için 48. 3 yıla uzamıştır. 1930’lara gelindiğinde bu erkekler için 58. 1, kadınlar için de 61. 6 olduğu görülmektedir. Ülkemizde ise 1970’li yılların ortalarında erkek de ortalama yaş süresi 61. 59 iken, kadında da 68. 07 ‘ydi. 1985 yılında ise ülkemizdeki rakamların erkeklerde 65. 1, kadınlar da ise 71. 5 olarak görüyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 1983-1986 yılları arasındaki verilerine göre Türkiye 20 ülke arasında ortalama yaşam süresinin en kısa olduğu ülke. Erkekler 65. 1, kadınlar ise 71. 5 yıl yaşabilmekte. Ülkemiz dışından örnekler verdiğimizde İsviçre’de erkekler 73. 8, kadınlar ise 80. 06 yıl; İsveç’te erkekler 73. 8, kadınlar 79. 9 yıl; Amerika’da erkekler 71. 3, kadınlar 78. 5; Fransa’da erkekler 71. 8, kadınlar ise 80. 1 yıl yaşabilmekte. Bilindiği gibi uzun yaşam süresi insanoğlunun tarih boyunca ilgisini çeken, bir konu olmuştur. Tarih ve mitoloji ölümsüzlüğün yollarını arayan büyücüler, imparatorlar, krallar ve simyacılarla doludur. Görünen o dur ki insanoğlunun yaşam süresi gerek savaşların azalması, gerekse modern yaşamın getirdikleri ile daha kolaylaşmaktadır. Hareketli ve spor dolu bir yaşam tarzı insanoğlunun yaşam süresini uzatan bir faktör olarak görülmüştür. Günümüzde örneğin Kanadalı bir 30 yaşındaki kişinin fiziksel kondisyon durumu ile İsveçli 60 yaşındaki bir kişinin fiziksel kondisyon durumu eşdeğer gibidir. Kanada’da yapılan bir araştırmada halkın yüzde 40’nın haftada en az 15 saatin üzerinde televizyon izlediği , 10 kişiden sadece ikisinin düzenli spor yaptığı görülmüştür. İsveçliler için ise spor günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası gibidir.

İsveç’te bu yaşam mantığının oluşumuna büyük katkıda bulunan egzersiz fizyologu Prof. Per Olaf Astrand “Bir ülkenin sağlık durumu ancak bireylerinin yaşam kalitesi ile doğru olarak ölçülebilir ve değerlendirilebilir” demektedir.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Damat Nedir

Damat sorumlulukların ayan beyan olduğu ve resmi bir erkek adam etme operasyonun start çizgisidir. Genelde bekarlığın sultanlığı hiçbir sorumluluğun olmayışından değil o sorumluluğun tercihe göre alınıp alınmaması söz konusudur. Olsada olur olmasa da psikolojisi ile donatılmış bir yaşamdan sorumluluklar ülkesine geçmek hiçte kolay değildir elbette. Bu yüzden bir erkek eğer evlenmeyi istiyorsa bilin ki sorumluluk almayı öğrenmiş demektir. Birilerine bağlı kalmadan kendi öz iradesi ve benliği ile bir takım kararları alabilecek yetkinlikte görmektedir kendisini.

Toplumda bilinen bir istatistik verdır ki kız kardeşi ya da ablası olan erkekler evliliğe daha çabuk adapte olup sorumluluklarını daha iyi kavrayabilirler. Bu namus bekçiliğinin bekarlıkta başlamasına işater eder. Daha eşinin korumak ve bu bekçilik onun için yabancı olmadığı bişeydir ve o bunun bir sorumluluk olduğunun farkına bile varamayabilir. Sorun diğer taraftadır. Bir bayan evlilikte en çok kocasının sorumsuzlukları yüzünden zorluk çeker. Evde huzuru kadın değil erkek korur aslında. Ee nede olsa bekçilik yabancısı olmadığı bir konu doğaldır huzur bekçiliği yapması da diyebiliriz. Sadece erkek desteksiz birşey yapamaz. Bunun bilincinde olunursa bir erkekle hem mutlu olunur hemde onu mutlu etmek çok çok kolaylaşır. Örneğin damatlık alırken kesinlikle birinin yardımına ihtiyaç duyar. Bu bayanların gelinlik provası model seçimi gibi değildir. Orada bayanlar birçok modelden üztlerine en yakışanını tespit amaçlı yanında birilerini ister. (özellikle kaynanası haricindekileri) Fakat erkeğin damatlık seçiminde kriter kendine yakışma değil aileye yakışma ve adeta o sorumluluğu alabileceğinin bir göstergesi olarak düşünülür. Bu yüzden yanında evleneceği insanın olması ona gurur verir. Orada beğenilmenin karşılığının güven verici olma ile eşit olduğu anlamı çıkarılır.

Yorum ekle 26 Ekim 2006

Babalık Nedir

Babalık dünyanın en güzel duygularından biridir. Bir erkek baba olmadan hayatın ne anlama galdiğini tam anlamıyla algılayamaz. Bilimsel açıdanda baba olmayan bir erkek biyolojik olarak ölü sayılır. Sebebi erkeğin taşıdığı genleri sonraki nesile iletememesinden ileri gelmektedir. Aynı durum dişiler içinde geçerlidir. Anne olmayan bir dişi biyolojik olarak ölü sayılmaktadır. Yani soyunu devam ettirmek bir canlının temel yaşam sebebidir. Ataerkil aile tipinde erkek evlada verilen değerde bu sebepten ileri gelir. Soyadını ve sahip olunan tüm özellikleri bir sonraki nesile taşıyan bireyler erkekler olarak bilinir.

İşte baba olmakta bunun ilk adımıdır. Erkek önce annesini sonra karısını koruma iç güdüsü ile dünyaya gelmektedir. (insanlar için sosyolojik tanımlama) Bu koruma iç güdüsü beraberinde sahiplenme duygusunuda sürüklemektedir. Annesinin ve eşini sakınan bir erkek aslında bablık için bir nevi provada yapıyor denilebilir. Çünkü baba olmanın en büyük özelliklerinden biri çaçuğunu sahiplenmeden geçmektedir. Erkekler genelde duygularını saklayamazlar. İşte bu yüzden çocuk yetiştirmeyi ve ideal bir baba olmak için ek çaba sarfetmeleri gerekmektedir. Bir baba gerektiğinde yumuşamayı,bir annede gerektiğinde sertleşmeyi öğrenmelidir. Çünkü çocuk yetiştirmek ciddi ve üzerinde iyi düşünülmüş bir program gerektirmektedir. Çocuğunuzun üzerinde otorite kurmak ona babalık yaptığınız anlamına gelmez. Düşünün korktuğunuz bir şeye saygı ve sevgi beslemeniz mümkün müdür? Elbette değildir.

Kurallar çoğumuzun uymakta zorlandığı cizgilerden ve sınırlardan ibaret olduğu için kuralcı olmak yada dikdatör olmakta bir aşamadan sonra pek bir işe yaramayacak yöntemler arasına girer. İşte üzerinde iyi düşünülmesi gereken ve planlamasının hatika yapılması gereken mevzu çocuğa nerede ne zaman nasıl davranmanız gerektiğinin iyi belirlenmesinden geçer. Burada standart davranış da ön plana çıkmaktadır. Plansız programsız içinizden geldiği gibi davranır ve birden fazla gerçekleşen aynı olaya farklı tepkiler verirseniz çocuğunuzun da kafası karışır nerede ne yapacağını bilemez. Aklı ermeye başladığındaysa size dengesiz damgasının vurabilir. Babanın bir diğer vasfı güven vermesidir. Çocuk doğru ya da aynlış birşey yaptığında daima arkasında bir destek arar ki burada bu desteği göreceği kişi babasıdır. Bir erkek baba olduktan sonra eşine de anne gözüyle bakmasını öğrenmesi gerekmektedir. Çünkü çocuk önce annesini sonra eşini korumya programlıdır demiştik. Burada eşine anne gibi davranması çocuklarının gözündede değerinin artmasına sebep olacaktır.

Yorum ekle 26 Ekim 2006

Sonraki


Takvim

Ocak 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mayıs    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Aylara Göre

Kategorilere Göre