'Erkekçe Ne Nedir' Kategorisindeki Yazılar

Seks ve Bilmek İstediğiniz Herşey

"Ne nedir, neden olur? Peki niye öyledir?" gibi seksle ilgili îistil kapalı sorularınız mı var? İste size açık sorulara, açık yanıttan Aklınızda soru işareti kalmasın! Cinsel yaşam, insanlığın en karanlık kalan yanlarından biri. Utanç duygusuyla korkuların birleşimi, cinselliğin her tür gerçek dışı söylentiyle birleşmesine neden oluyor. Kulaktan dolma bilgiler, uydurulmuş fantastik öyküler, cinsellik bir sır gibi fısıldandığı sürece, gerçeğin yerini alıyor.  İşte size gerçek bilgiler… Belki, merak edip soramadığınız, belki yalan yanlış bilgiler yüzünden yanlış bildiğiniz ilginç seks sorularını sizler için derledik.

G noktası nerededir?

Yüzyılın en önemli keşiflerinden birinin adı "G noktası". 1940 yılında Alman jinekolog Dr. Ernst Granfenburg tarafından adı konulan bu nokta, daha doğrusu alanın, kadının en erojen bölgelerinden biri olduğu iddia ediliyor. Vajina duvarında olduğu iddia edilen bu bölgenin, orgazmı kolaylaştırdığı söyleniyor. Niye bir söylenti gibi aktardığımıza gelince; bu bölgeyi bulmak için, Kristof Kolomb"un Amerika"yı keşfederken harcadığı enerjiyi gözden çıkarmalısınız. Çünkü, Kutup Yıldızı"nın gökyüzündeki yerini bilmeniz, onu her gece gökyüzünde görebileceğiniz anlamına gelmez. Partnerinizle birlikte bu duyarlı bölgeyi bulmak için çeşitli pozisyonlar denemekten kaçınmayarak arayışınıza başlayabilirsiniz. Vajina içinde yaklaşık 5 cm derinlikte bulunan ve bir noktadan çok, bir alan diyebileceğimiz G noktasını bulmak için neler yapmalı derseniz; öncelikle kendi parmaklarınızı kullanmanızı öneririz. Kendi vücudunuzu keşfetmek için çocukken yaptığınız küçük deneyleri hatırlayın ve bunları daha da geliştirin.

G noktası sadece kadınlara özgü bir erojen bölge midir?

Erkek de kadının uyarıldığı bölgelerden uyarılabilir. Örneğin göğüs uçları, kulak içleri, ense, kadında da erkekte de ortak erojen bölgelerdir. Erkeklerde, kadınlardaki G noktasına karşılık gelen bölge, testislerle anüs arasında bulunur. Erkeklerin G noktasını bulmak kolaydır. Ancak, çoğu zaman erkekler anüslerine yakın dokunulmasından hoşlanmadıklarından, buna izin vermeyebilirler.

Penis, gerçek büyüklüğüne ne zaman ulaşır?

Erkek cinsel organları, 17 yaşında normal büyüklüğüne ulaşır. Erkekler, 10-13 yaşlarıda ergenlik dönemine girdiklerinde, penisleri de diğer organları gibi, gelişmeye ve büyümeye devam eder. Bu büyüme 17 yaşına gelinceye kadar sürer. Bir erkeğin ergenliğe girmesiyle, cinsel gelişimini tamamlaması aynı şey değildir.

Penisin normal büyüklüğü nedir?

İşte erkeklerin daha çok küçük yaşlardan itibaren cevabını aradıkları can alıcı bir soru. Bu normal ölçü arayışının başlıca sebebi, bu çıtanın altında mı, yoksa üstünde miyim kaygısı. Bu sorunun cevabı "Partnerini mutlu eden penis, normal penistir" diye verilebilir. Bütün penisler erekte olduğunda uzar. Ancak, daha matematik bir cevap istiyorsanız, 13-15 cm kadar diyebiliriz. Şimdiye kadar tıbbi kayıtlara geçen en uzun penisin 33,5 cm uzunluğunda ve 15 cm çapında olduğu belirtiliyor. Şunu söyleyelim; çok büyük penis insana sadece problem getirebilir. Neden derseniz; 1. Vajinadan daha uzun ve geniş bir penis, acı verebilir. 2. Penis büyüdükçe, ereksiyon zorlaşır.

Uzunluk mu önemlidir, genişlik mi?

Bunu siz söyleyin! Hangisi? Erkeklerin uzun penis takıntısını boşverin. Onların takıntısı var diye, sizin de takıntılı olmanız gerekmez. Seks Terapisti Julie Gole bakın ne diyor: "Eğer ideal bir penis tasarımı yapabilseydik, bu kapı tokmağı gibi, "kısa ve kaim olurdu."

Prezervatif kullanırken bebek yağı kullanılmalı mı?

Kayganlığı arttırıcı yağlar prezervatifi olumsuz etkileyebilir. Yağ bazlı vazelin, el kremi, dudak parlatıcısı, ruj gibi maddeler, prezervatifi zayıflatabilir. Bu tip ürünler kullanmak yerine özel hazırlanmış ve prezervatifle kullanılabileceği belirtilmiş maddeler kullanın. Ya da en iyisi, ön sevişme süresini uzatın.

AIDS, oral seksle bulaşır mı?

Olabilir. HIV virüsünün bazı vücut sıvıları ve kanla bulaştığı herkesçe biliniyor. Oral seks sırasında ağzınızın içindeki mikroskobik kesikler, dişetlerinizdeki küçücük bir yara virüsün vücudunuza girmesine neden olabilir. Sadece HIV değil, herpes virüsü ve pek-çok cinsel hastalık, oral seks sırasında bulaşabilir. En iyisi henüz ülkemizde satılmayan ağız kondomlarından edinmek için yurt dışından sipariş vermeniz! Eğer işin meraklısıysanız!

Regl döneminde seks güvenli midir?

Hayır. Binlerce kez hayır. Hamile kalabilirsiniz. Yoksa siz vajina içinde spermin 5 gün boyunca canlı kalabileceğini hâlâ öğrenemediniz mi? Regl döneminin tehlikesiz olduğunu düşünüp hamile kalmak çok acı bir sürpriz olabilir. Unutmayın, bazı kadınlar, cinsel ilişki sırasında bile yumurtlayabilirler!

Bazen seks neden acı verir?

Vajinal sıvının yeterli olmadığı durumlarda, eğer bir kayganlaştırıcı da kullanmadıysanız, doğacak tahrişlerden ötürü seks acı verebilir. Seks sonrası küçük ağrılar genellikle problem yaratmayacak cinstendir. Ancak, ağrı sürekli hale geliyorsa ve her birleşme sırasında ve sonra yineleniyorsa, mutlaka doktora görünün. Çünkü bu tip ağrılar vajinal kistlerin ve yaraların habercisi olabilir. Birleşme sonrası kaşıntı ve tahriş yaşıyorsanız, belki de meni alerjiniz vardır. Siz siz olun, işinizi şansa bırakmayın ve doktora görünün.

Klitoris seksten sonra neden hassaslaşır?

Klitoris, bir aysberge benzer… Yani göremediğiniz tarafları, gördüğünüzden çok daha fazladır. Erkeklerdeki penise benzer bir yapısı vardır. Seks sırasında içindeki kılcaldamarlar kanla dolar. Dokunulmaya karşı duyarlılığı artar.

Orgazm sonrası kendimizi neden daha iyi hissederiz?

Orgazm, damarlarımızdaki kan akışını hızlandırır ve dolaşımı canlandırır. Meditasyon kadar etkili bir rahatlama yöntemidir. Bungee Jumping yapmış birinin yere ayak bastığı andaki rahatlama hissini düşünün. Orgazm, biraz da buna benzer.

Menide kalori var mı?

Evet. Bir boşalımlık menide yaklaşık 25 kilojul vardır.

Neden meni bazen koyudur?

Eğer partnerinizin menisi koyuysa buna sevinin. Çünkü bilin ki, kendisini size saklamıştır. Erkeğin ilişki sıklığına bağlı olarak menisinin kıvamı değişir.

Kadınlar da boşalır mı?

Bu da çok tartışılan ve cevabı çok merak edilen bir konu. Kimilerine göre kadınların yüzde 40"ı erkekler gibi boşalıyor. Ancak, bunun normal vajina sıvısı mı, yoksa G noktasının orgazma katkısı mı olduğu konusu henüz kesin değil. 1988 yılında Slovakya"da yapılan bir araştırmada, kadınların G noktalarına baskı uygulanmış, sonuçta bazı kadınlarda bir boşalma görülmüş. Önerimiz, çok merak ediyorsanız, kendiniz deneyin!

Neden penis bazen yana yatar?

Bazı durumlarda erekte olmuş penislerin, bir tarafa doğru yattığı görülür. Bu normal bir durumdur. Penisler de tıpkı diğer organlar gibi, her insanda farklı özellik gösterir. "Peyronie"s disease" adı verilen ve peniste nedeni belli olmayan hücre çoğalmasına sebep olan ağrılı bir hastalık da penisin çarpık durmasına neden olabiliyor. Bu durum onu rahatsız etmiyorsa, sizi rahatsız etmesi de gerekmez.

Penis kırılabilir mi?

Evet. Ereksiyon halindeki bir penis, baskı altında kırılabilir. Çok ağrı verici olan ve doktor müdahalesine gerek duyulan bu durum, erkekler için çok ciddi bir sorun olabilir. Bu tatsız durumu yaşamamak için, dikkatli olmanızda fayda var.

Erkekler orgazm taklidi yapar mı?

Evet, neden olmasın? Onun ereksiyon olması, ille de boşalacağı anlamına gelmez. Hatta belki başı ağrıyordur, çok yorgundur ya da havasında değildir. Sadece sizi kırmaktan çekindiği için, sizi geri çevirememiştir. Orgazmdansa orgazmı taklit etmeyi tercih edebilir. Niye anlatıyoruz ki, bu sebepleri siz daha iyi bilirsiniz!

Seks sırasında komik sesler mi çıkıyor?

Üzülmeyin, kimi zaman böyle şeyler olabilir. Hatta gaz kaçırmak da mümkün. Bunu seksin doğal sürecinin bir parçası olarak kabul edebilirsiniz. Dert etmeyin!

İspanyol seksi nedir?

"French Kiss"ten sonra bu da ne oluyor?" demeyin. Çok özel bir tarafı yok. Normal bir ilişkiden farkı, erkeğin, kadının göğüsleri üzerine boşalması. Her duruma isim takmak ve bir millet patenti vermek isteyen bazı dış mihrakların koyduğu öylesine bir isim kısacası.

Penis neden mavileşir?

Yüzüstü pozisyonda, penise daha fazla kan gitmesi, penisin mavileşmesine neden olabilir. Boşalma sonrası ya da ereksiyonun sona ermesi halinde, penis tekrar gerçek rengine döner. Eğer çok rahatsız oluyorsanız bakmayın. O rahatsız oluyorsa, bir doktora görünsün. En azından içi rahat eder.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Türkler Doğum Kontrolünü Sevmiyor

Nüfusunun yüzde 40′ının 25 yaş altı gençlerden oluştuğu ve her yıl 1 milyon 481 bin çocuğun dünyaya geldiği Türkiye, modern doğum kontrol yöntemlerinin kullanımında hala oldukça alt sıralarda yer alıyor. Yıllık yüzde 2.2′lik nüfus artış oranıyla tüm Avrupa’da birinci olan Türkiye’de modern kontrol yöntemlerinin tercih oranı Mısır, İran gibi ülkelerden geride bulunuyor.

Mayıs ayı başında 9. Avrupa Kontrasepsiyon (Aile Planlaması)

Kongresi’ne ev sahipliği yapacak olan Türkiye, dünyanın en gelişmiş ekonomileri içinde ilk 20 içinde yer almasına karşın genel sağlık tablosunda aynı başarıyı ortaya koyamıyor. Dünyanın en hızlı çoğalan ülkelerinden biri olan Türkiye, doğurganlık bilinci ve modern yöntemlerin kullanımı konusunda halen İran, Mısır, Suriye gibi ülkelerin gerisinde. Beş yaş altı çocuk ölümlerinde de dünya sıralamasında 77. durumda bulunan ülkede, 0-14 yaş arası çocuk nüfusunun toplamı 21 milyon 175 bin. Çocuk nüfusun büyük bir kısmı ise yoksulluk ve eğitimsizlik kıskacında bulunuyor. Ülkede çocuklarla ilgili istatistikler şöyle:

"Yüzde 44′e tekabül eden oranda 9 milyon 300 bin çocuk yoksullukla boğuşuyor. 4 milyon çocuk, işçi olarak çalışıyor. Her 100 çocuktan 21′i okuma yazma bilmiyor. Sokak çocuklarının sayısı ise 1 milyondan fazla".
Avrupa Birliği ülkelerinde ise yüksek doğurganlık bilinci ve modern aile planlama yöntemleri kullanımı sayesinde bu tür problemler yaşanmıyor. İsveç, Almanya, İngiltere, Hollanda gibi ülkelerde modern yöntem kullanımı yüzde 78′lere kadar çıkarken Türkiye’de bu oran 2001 yılı verilerine göre yüzde 51 oranında kalıyor.

Halkın %26.3′ü doğum kontrolü yapmıyor

Türk halkının yüzde 26.3′ü doğum kontrol yöntemi kullanmıyor. Türkiye’de en çok kullanılan doğum kontrol yöntemi yüzde 22 ile spiral. Bunu yüzde 20.4 ile geleneksel bir yöntem olan ve tam korunma sağlamayan geri çekilme yöntemi izliyor. Yüzde 16.1′le kondom ve yüzde 8′le doğum kontrol hapı bu yöntemlerin arkasından gelirken tüplerin bağlanması, iğne ve diğer yöntemlerle korunanların oranı ise toplam yüzde 7.2.

3-6 Mayıs tarihleri arasındaki kongrenin Bilimsel Komite Başkanı ve Türkiye Aile Planlaması Derneği (TAPD) Başkanı Prof. Dr. Haluk Şatıroğlu, Türkiye’de her 5 kadından birinin, hala, kazara gebeliklere yol açan geleneksel yöntemleri tercih ettiğini belirtiyor. Prof. Şatıroğlu, bu durumun sebeplerini şu şekilde açıklıyor:

"İstenmeyen ve kürtajla sonuçlanan gebeliklerin kadın sağlığına zararlarının bilinmemesi. Modern ve geleneksel yöntemler arasındaki farkın bilinmemesi. Kürtajın halen bir yöntem olarak algılanması. Modern yöntemler hakkında toplumda halen var olan önyargılar. Yöntemlerin gebelikten korunma dışındaki yararlarının bilinmemesi. Yöntemler hakkındaki bilgilerin yeterli bilgisi olmayan kaynaklarda alınması. Sağlık hizmetlerinden yararlanma bilincinin olmaması. Özellikle gençlerin, bu konuda aktif olmalarına rağmen bilgilerinin eksik olması".

Türkiye’de aile planlamasına karşı ön yargıların temel nedenleri; kilo artışı, kısırlık, tüylenme, adet düzensizliği, cinsel isteksizlik, depresyon, hormon içerdiği için zararlı, tekrar gebe kalamama korkusu şeklinde sıralanıyor.

Avrupa’nın en büyük aile planlaması organizasyonu

Türkiye organizasyonu Türkiye Aile Planlaması Derneği ve Türkiye Üreme Sağlığı ve Kontrasepsiyon Derneği tarafından yapılan ve Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği tarafından da desteklenen 9. Avrupa Kontrasepsiyon Kongresi, Avrupa’nın en büyük aile planlaması organizasyonu olarak nitelendiriliyor. Ergenlerde doğum kontrolü, hormonal doğum kontrolleri, yeni korunma metotları gibi konuların ele alınacağı kongredeki diğer panel başlıkları, "Kanser ve doğum kontrolü, korunma yöntemlerinde danışma, cinsel ve üreme sağlığı hizmetleri, üreme sağlığı hizmetlerinde kalite, gençlerde cinsel sağlık ve erkeklerde doğum kontrol yöntemlerinde gelinen nokta" şeklinde. Kongreye Fransa, Finlandiya, Yunanistan, İspanya, İngiltere, İtalya, Danimarka, Belçika, Rusya, Hollanda ve Çek Cumhuriyeti dahil 23 Avrupa ülkesinden ve diğer Dünya ülkelerinden binin üzerinde uzman doktor katılacak. Türkiye’den kongreye katılım oranı ise halen yalnızca 500′ün üzerinde bulunuyor. Kongre Bilimsel Komitesi, Avrupa’nın sağlık alanındaki en büyük organizasyonlarından biri olan bu kongreye Türk uzmanların daha fazla ilgi göstermesi gerektiğinin altını çizerek ilgili tüm uzman ve doktorları kongreye katılmaya çağırıyor.

17.08.2006

Kaynak : İHA

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Kısa Ayrılıklar Erotizmi Besler

Bilgi Üniversitesi’nin konuğu psikiyatrist Ester Perel, uzun süreli ilişkilerde cinsel arzuyu ayakta tutmanın yollarını anlattı ve ekledi ‘Evlilikten her şeyi beklemeyin’. Geçtiğimiz perşembe Bilgi Üniversitesi’nde bir konferans düzenlendi. Konferans’ın konusu ‘Uzun Süreli İlişkilerde Cinsellik’ti. Konuşmacı ise 20 yılı aşkın süredir New York’ta çalışan Amerikalı psikoterapist, Ester Perel. Perel, aynı zamanda New York Üniversitesi Tıp Fatültesi Psikiyatri Bölümü Aile Çalışmaları Birimi’nde görevli. Kültürel kimlik, kültürlerarası ilişkiler ve etnik dinler arası evlilikler üzerine de pek çok çalışması var. Bu arada evli ve çocuklu, üstelik 25 yıldır. Merak ettik ve konferansı izlemeye gittik. Bakalım, Perel bir ‘Amerikalı psikoterapist’ olarak cinsel hayatımızı kurtarmak için neler önerecekti? İşte "Kadın-erkek ilişkisi söz konusu olduğunda hiçbir şeyin kesin çözümü yoktur" diyen Perel’den, evlilik ve cinsellik üzerine ilginç notlar…

Oyunlar oynayın

"Herkes aslında daha iyi bir cinsel hayatı arzular, ne kadar uzun süredir beraber olurlarsa olsunlar… Ama bunun için kimse fazla çaba harcamaz. Arzuyu sürekli kılmak için üzerinde çalışmanız, evinizde bile kendinize oyun alanları açmanız gerekir. Bunlara ‘erotik oyunlar’ da diyebiliriz. Örneğin birbirinizi heyecanlandıracak sürprizler, eşinizin sizi özlemesine fırsat vermek, evde hoş bir ortam hazırlayıp birlikte dans etmek bile olabilir."

Seks bencildir

"Erotizm uzun süreli ilişkilerde hep arka plana itilir. Ondan sonra da çiftler birbirlerinden sıkıldıklarını söylemeye başlarlar. Bunun bir evlilik olduğunu düşünürsek yaşanan şudur: Evli olduğunuz kişiyi kollar, korur ve onun için endişe duyarsınız. Hatta kendinizden önce karşınızdakinin sorumluluğunu almışsınızdır, özgür değilsinizdir. Oysa seks özgürlük ister ve bencildir. O yüzden evlenmeden önce hem sevgi hem de iyi bir seks hayatı vardır. Ama zaman geçtikçe bu yerini duygusal bir yakınlığa, arkadaşlığa bırakır."

Kıskançlık işe yarar

"Negatif duygular arzuyu tetikler: Kıskançlık, öfke, tartışmalar… Ama önemli olan, bu duyguları dozunda yaşamak. Çünkü ölçüyü kaçırdığınız an sizi felâkete sürükler. Örneğin bir davette eşine ilgi gösterildiğini gören bir erkek, aslında ne kadar hoş bir kadın olduğunu hatırlayıp, eşini hem kıskanıp hem de ona daha fazla arzu duyabilir. Ama kıskançlığın dozu kaçarsa, eve döndüklerinde ‘O adamla resmen flört ediyordun,’ diye, eşine şiddet uygulayabilir."

Eşinizden ayrı vakit geçirin

"Sürekli iç içe ve beraber olmak hiç sağlıklı değil. Kısa süreli ayrılıklar ise tam tersi ilişkide erotizmi besler. Örneğin haftada bir iki gün eşinizden ayrı, kendi arkadaşlarınızla yemeğe çıkmak, bazı sabahlar kahvaltınızı tek başınıza çok sevdiğiniz bir kafede yapmak, size ve ilişkinize çok iyi gelecektir. Eşinizle aranızda bir mesafe bırakmak, her an ne yaptığını bilmemek ve onu merak etmek ona olan ilginizi artırır."

Zor olan çekicidir

"Kadın ya da erkek fark etmez, herkes kendisinden farklı olan ve onu en çok zorlayan kişiyle birlikte olmak ister. Çünkü ‘bilinmeyen’ her zaman çekicidir. Oysa uzun yıllardır beraber olan çiftler birbirlerinin her şeyini bilir. Belli bir süre sonra fazlasıyla içli dışlı olunur. Birbirinizden saklayacak hiçbir şeyiniz kalmamıştır. Bu kadar iyi tanıdığınız, çözdüğünüz ve sizin için hiç sürpriz yanı olmayan bir erkeğe ya da kadına nasıl arzu duyabilirsiniz ki? Dolayısıyla benim tavsiyem, her iki tarafın da kendine bir şeyler saklaması. Ne bileyim, bu evin içinde her zaman çırılçıplak dolaşmamak bile olabilir… Kaldı ki artık tuvalette bile birbirini görüyor insanlar, bunun çekici bir şey olduğunu hiç sanmıyorum."

Seksi çamaşır çözüm değil

"Kadın dergilerinde kocalarını etkilemek için, kadınlara seksi iç çamaşırları giymeleri önerilir. Eğer erkeğin karısına duyduğu cinsel istek tamamen bitmişse, iç çamaşırları bir işe yaramaz. Ama erkek kadından böyle bir şey talep eder ve daha seksi şeyler giymesini isterse başka…"

Anahtar kelime sabır

"Günümüzde herkes evlilikten çok şey bekliyor. Çiftler hem iyi aşk, hem iyi seks, hem iyi iletişim istiyor. Oysa ilişkiler zaman zaman durağanlaşabilir. Birbirinize olan sevginizde hiç eksilme yokken, belli bir dönem eskisi kadar sık sevişmeyebilirsiniz. Bu gayet doğal. Hatta inişli-çıkışlı bir evredesinizdir ve bir süre iletişiminiz de kopabilir. Ama ilişkiler sabır ister. Ben 25 yıldır aynı adamla evliyim. İki çocuğum var. Bu 25 yıl içinde üç kritik evremiz oldu. Ve ben her seferinde üç farklı adamla evlendiğimi hissettim. Ama gördüğüm bu üç adamdan da hiç sıkılmadım. Çünkü bir şekilde ilgimi çekmeyi ve beni şaşırtmayı başardı."

Çocuk sekse engel değil

"Erkekler bir başka kadını arzulasa, onunla beraber olsa da düzenini bozmak istemez. Kadınlar için ise kocasıyla sevişememesi, yani ‘kötü seks’ aile düzenini bozmak için iyi bir sebep değildir. İşin içine çocuk girdiğinde çiftlerin seks hayatı tamamen sekteye uğruyor. Çünkü anneler çocuklarına çok daha fazla vakit ayırıyor ve onları hayatlarının merkezine koyuyorlar. Oysa çocuklara rağmen birbirine vakit ayırmak, hatta onlarsız tatile çıkmak çiftlerin mutlaka yapması gerekenler arasında. Çocuk olduğunda eve kapanmak, hayattan ve seksten elini ayağını çekmek ise yapılabilecek en büyük hata."

En başarılı Brezilyalılar

"Dünyanın birçok ülkesinde çalışma yaptım, çiftleri gözlemledim. Brezilyalılar bu işin üstesinden en iyi gelen millet! Katolik olmalarına rağmen yaşları kaç olursa olsun, kadın-erkek aşktan ve seksten asla vazgeçmiyorlar. İlişkilerinde hem sevgi ve yakınlık hem de tutku var. Bunun en önemli nedenlerinden biri de dans etmeleri bence. Dans etmek onlara enerji verdiği gibi, müthiş bir çekicilik de katıyor."

İlknur K. Akman

09.08.2006

Kaynak : Sabah

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Banyo Nedir

Temizlenmek ve tedavi olmak amacıyla vücudun bir kısmını ya da tamamını su, gaz ,ışık gibi bir takım etmenlerin temasına bırakmak; bu işe yarar alet ve tesisler dilimizde banyo kelimesinin karşılığı olarak hamam yapmak, çimmek yunmak su dökünmek deyimleri kullanılmaktadır. Eskiden banyo, vücudu su ve herhangi bir sıvıya daldırmak anlamına gelmesine rağmen bu günkü anlayış daha farklıdır. Banyo vücudun su ile teması olduğu kadar buhar, katı ve gaz maddelerle akım ve ışınlarla yapılan banyolar anlamına gelmektedir. Bu bakımdan banyolar çeşitli guruplara ayrılır.

Sıvı halindeki banyolar : Temizlenme ya da tedavi için yapılan bu çeşit banyolarda çeşitli derecelerdeki su doğrudan doğruya vücudumuzun derisine etki yapar.Bütün vücudu kaplayan, dışarıdan gelecek etkilere karşı organizmayı koruyan deri aynı zamanda solunum yapmağa ve organizma için lüzumsuz ve zararlı bir takım maddeleri dışarı atmağa yarar. Bu bakımdan çoklukla vücuda temizlenmek için yapılan sıvı halindeki termik banyolar en çok yapılması gereken banyolardır. Bunlar ya leğen ve havuz içerisindeki belirli ısıdaki suya bütün vücudu boyuna kadar uzatmak; ya da yarım banyo gövde banyosu bacak banyosu kol banyosu gibi vücudun bir kısmını suya sokmak suretiyle yapılır. Bu çeşit banyolar, da su genel olarak 33-34 derece bulunur Bununla beraber su sıcaklığına göre 0 derece ile 45 derece arasındaki bütün derecelerde olabilir. Genel olarak 0 derece ile 15 derece kadar yapılan banyolar soğuk su banyoları: 15 derece ile 32 dereceye kadar yapılan banyolar ılık su banyoları 23 derece ile 45 derece arasında yapılan banyolar sıcak su banyolarıdır. Su sıcaklığının vücut sıcaklığına yakın olduğu banyolar en yararlı banyolardır.

Su banyoları arasında tedavi amacı ile yapılan şifalı kaynak suları banyoları büyük önem taşır. Birleşimlerinde erimiş ya da erimemiş katı gaz halindeki çeşitli maddeleri ihtiva eden içlerindeki maddelerin cinslerine ve sıcaklıklarına göre guruplara ayrılan bu çeşit banyolar tedavi amacı ile yapılan sıvı banyolarının en önemlileridir.
Sıvı banyolarının diğer bir şekli de deniz banyolarıdır. Plajlarda deniz suyundan güneşten ve kumdan geniş faydalar sağlanır.

Gaz banyoları: Bu çeşit banyolarda da en çok kullanılan sıcak hava banyolarıdır. Çok kere mafsal hastalıklarının ağrılı iltihapların tedavisinde kullanılan gaz banyolarında belirli derecelere kadar ısıtılan gaz hücrelerde terleyinceye kadar oturulur. Sıcak hava banyolarından başka tedavi amacı ile buhar banyoları da kullanılan banyolardandır. Bu arada ışık ve güneş banyoları da sıcak hava ve gaz banyolarının yanında yer alır.

Çamur ve kum banyoları : Bu çeşit banyolar, vücudun belirli kısımlarına şifalı olan tabiî çamur ve kumları sürmekle uygulanır.

Işın banyoları : Röntgen ya da radyum ışınları ile çeşitli hastalıkları özellikle kanseri iyi etmek için tedavi amacı ile yapılan banyolardır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Erkekler ve Kadınların Farkları Nelerdir

Sosyal hayatta artık eşitlik hakim. Erkekler kadar, kadınlar da iş hayatında (bütün engellemelere rağmen) başarılı oluyorlar. Evde artık aile reisi erkek değil. Bu davranış eşitliğine, Amerika’da yapılan bir araştırma fiziksel bir boyut da kazandırıyor. Buna göre, kadınların boy ortalaması gittikçe uzuyor. Buna karşılık erkeklerin kas yapısı da zayıflıyor.

Kadın ve erkek, belki de 2 milyon yıldır ilk defa fiziksel olarak birbirlerine bu kadar yakınlar. Peki, yıllardır süregelen bu gelişmeler sonucunda, erkek ve kadın bir noktada birleşecekler mi? Belki, ama hala bazı farklılıklarından sözetmek mümkün.

İş fiziğe geldiğinde, erkek daha kuvvetli ama onların güçlü yapılarına rağmen, kadınlar daha uzun yaşıyor. Dahası, enfeksiyonlara ve kalp hastalıklarına (en azından 50′li yaşlara kadar) daha dayanıklılar. Bununla beraber, ağrılar karşısında savunmasızlar. Depresyon ve bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklara da daha çabuk yakalanıyorlar…

Erkekler ve kadınlar farklı zamanlarda ve şekillerde hastalanıyorlar. Ama kadın, yıllara daha dayanıklı. Erkeklere oranla altı yıl daha fazla yaşıyor. Dolayısıyla, ortalama ölüm yaşının 80′lerde olduğu düşünülürse, erkekler 74 yaşında ölüyorlar.

Kalp Krizi

Bu her iki cinsiyet için de ölüm nedeni ama kadınlar için, ilk kalp krizi riski, erkeklere oranla 10 yıl sonra başlıyor. Dahası, kadınların bu krizi atlatma şansı çok daha yüksek.

Bağışıklık Sistemiyle İlgili Hastalıklar

Kadınların bağışıklık sistemi daha aktif ve savaşçı ama bu özelliklerinin de bir bedeli var ve bunu ağır ödüyorlar. Zira, multipl skleroz veya romatizmal artritis başta olmak üzere, bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıkların (ki bu hastalıklarda, savunma mekanizması gereğinden fazla çalışmaya ve vücudun kendi organlarına karşı da savunma yapmaya başlıyor) %75′i kadınları daha fazla etkiliyor.

Depresyon

Kadınlar, bu rahatsızlığa erkeklere oranla 5 kat daha fazla yakalanıyorlar.

25 yaş civarında, her 4 erkekten 1′i kellik sinyalleri vermeye başlıyor. 50 yaşına geldiğinde, saçlarının neredeyse yarısı dökülüyor. Kadınlardaysa saç kaybı ancak 70′li yaşlardan sonra başlıyor.

Erkekler kadınlara göre %30 oranında daha kuvvetliler. Ama söz konusu fiziksel faaliyetler olduğunda, kadın yorgunluğa karşı inanılmaz bir dayanıklılık gösteriyor ve doğurmak gibi olağanüstü stresli bir olaya katlanabiliyor.

Erkeğin vücudundaki tüylerle kaplı yüzeyin ölçüsü 610 santimetrekare. Kadın vücudundaysa bu miktar, 518.5 santimetrekareye düşüyor.

Erkek vücudu %15-18 oranında yağdan oluşuyor. Kadın vücudundaysa bu oran 25-28.

Erkek 13 yaşında gelişiminin ancak %87.5′ini tamamlamıştır. Dişilerse aynı yaşta neredeyse %96.5 oranında büyümesini bitirmiştir.

İngilizlerin yaptığı bir araştırmaya göre, 13 yaşındaki kızlar, bir konuya maksimum 15 dakika konsantre olabiliyorlar. Erkekler içinse, konsantre kalma süresi ciddi bir problem: 5 dakika.

Bir kadının kalbi, bir dakikada 78 kere atıyor. Erkeğin kalbiyse daha sakin. Onun rakkamı 73.

Kadın, erkeğe oranla beş kat daha fazla doktora gidiyor. Çünkü acı sınırı erkeğinkine göre çok daha düşük. Bu da onu daha hassas yapıyor. Dahası, hayatı boyunca gerek jinekolojik, gerek dermatolojik, gerekse hormonal olsun, çok daha fazla doktora gitmesi gerekiyor.

Kadının cinsel organının uzunluğu 8 ile 12 santim arasında arasında değişiyor. Buna karşılık, çapının oldukça esnek bir genişleme kabiliyeti var. Erkek cinsel organıysa, 10-12 santim uzunluğunda, ama ereksiyon halinde bu uzunluk ikiye katlanıyor. (Doğru olabilir mi!)

Kadınlar daha fazla üşüyor. Bunun nedeni, tiroid bezlerindeki ısı düzenleme sistemidir. Ama hücrelerdeki su miktarının (ki bu kanama öncesi dönemde artış gösterir), kilonun ve erkeğinkine göre daha yavaş çalışan metabolizmanın da bunda etkisi olabilir.

Erkekler sporda daha üstün. Bunu Olimpiyatlarda alınan sonuçlardan rahatlıkla görebiliriz. (çok şükür ki!)

Kadınların hayatları boyunca ortalama 5 sevgilisi oluyor. Erkekler içinse bu sayı 13.1 (Türkiye’den bahsetmiyorlar!)

Kadınlar için, sekste kendi memnuniyetleri ön planda. Erkeklerse bu konuda daha cömert. Partnerlerinin zevk almasını tercih ediyorlar.

Erkekler yılda 116 kez cinsel ilişkiye giriyor. Kadınlarsa 108 kez.

Erkeklerin cinsel ilişkisi en fazla 18.9 dakika sürüyor. Kadınlar içinse bu süre 17 dakika.

Kadın ve erkek beyni arasındaki en çarpıcı farklılık nedir? Bir kadın tarafından yönetilen Danimarkalı bir grup bilim adamı, geçtiğimiz aylarda bu konu üzerindeki çalışmalarını tamamladılar. Sonuç enteresandı. Erkeklerin ortalama 23 milyar beyin hücresi var. Kadınlarınsa 19 milyar.

Aynı zamanda kilolar arasında da bir dengesizlik söz konusu: Erkek beyni ortalama 1 kilo 300 gram gelirken, kadın beyni 1 kilo 180 gram ağırlığında. Buraya kadar ilginç birşey olmadığını düşünebilirsiniz. Ne de olsa erkek karaciğeri ve kalbi de kadınınkine oranla daha ağır ve büyük.

Ama bu verileri bir soruyla birleştirdiğinizde endişe verici bir tablo çıkıyor ortaya: Yani şimdi erkekler daha mı akıllı? Erkekler boşuna sevinmesin. Çünkü bu sorunun cevabı hayır. Çünkü akıl, nöron sayısının fazla olmasına değil (ki bu sayı, erkeklerde doğal bir sonuç olarak daha fazla) bunların nasıl kullanıldığına bağlı. Yani herkesin anlayacağı bir dille, kantite değil, kalite önemli!

Peki neden kadınlar daha içgüdüsel de, erkeklerin hareket kabiliyetleri daha fazla? Kanada’da Batı Ontario Üniversitesi’nce yapılan bir çalışmaya göre, bunun temelleri tam 50 bin yıl önce atılmış. O zaman görevleri avlanmak olan erkeklerin, doğru yerde konumlanmaları, alanın özelliklerini tanımaları, iyi koku almaları gerekiyormuş. Ancak evlerine yakın kalan kadınlar, meyve, kök ve tohum topluyor ve daha çok sezgilerini kullanarak, sınırlı bir alanda organize olmaya çalışıyorlarmış.

Buna inanmıyorsanız, yakın çevrenizde yapacağınız küçük bir deneyle de bunu kanıtlayabilirsiniz. Eğer bir çift bilmedikleri bir yolda seyahat ediyorlarsa, erkek doğru yönü hatırlayacak, kadın çiçekteki arılara veya ayakkabı dükkanlarına bakarak doğru yolu tahmin edecektir.

Amerikalı araştırmacı ve yazar R. Baker’ın yaptığı çalışmaya göre, şempanzeler ve babunlar (bir maymun türü) gibi bazı dişi türleri, anüs ve vulva etrafında beliren şişkinlik ve kızartılarla çiftleşme dönemlerini herkese anons ederler. Ancak insanlar gibi bazı canlı türleri, tek eşli ilişkiler kurmaya yöneldikleri için bu periyodu gizlerler.

Neden mi? Çünkü erkek, kadının ne zaman doğurganlaştığını bilmediği sürece, üzerindeki ilgisi de boğucu olmayacaktır. Bu durumda ortaya çıkan tabloysa, kadınların cinsel arzular konusunda daha kontrollü olduğu ve kiminle, ne zaman ilişkiye gireceğine kendi iradesi doğrultusunda karar verdiğidir. Aynı güdüler, şebeklerde de vardır.

Her erkeğin, bir kadında çok çekici bulduğu bir bölge vardır. Erkek bıldırcın için bu dişisinin boynundaki tüylerdir. Bu öylesine güçlü bir çekimdir ki, dişi kuş başka bir erkekle birlikte olsa bile, diğer erkek yine de ona kur yapar. Peki insanlar söz konusu olduğunda, tüylerin yerini tutan nedir? Daha çok ‘kıvrımlar’ın bu konuda güçlü bir etken olduğu söylenebilir.

Örneğin dişi hindi, erkeğini ibiğinin güzelliğine göre seçer ama bunun, görsellikten öte bir anlamı vardır onun için: Erkek hindinin ibiği akıl ve güç demektir. Peki cinsel ilişkide olaylar nasıl gelişir?

Burada erkek ve kadın gerçekten birbirlerinden çok farklı davranıyorlar. Alman doktor Kurt Freund’ün yaptığı araştırma bunu kanıtlıyor. Bu çalışmada Freund, erkeklere bir kadının direncini nasıl kırarsınız diye sormuş. Cevap, “Birkaç bardak içiririp” olmuş. Kadınların aynı soruya cevabıysa, “Kıskandırırım” şeklindeymiş.

Bütün erkekler, gerçekten de birbirlerinin aynı ama farklı bir bakış açısından yaklaştığınızda. Zira hepsi, cinsel birleşme sonrasında boşalıyorlar (ama kadınların hepsi orgazma ulaşamıyor). Ayrıca erkeklerin hemen hepsi, oto-erotizm yaşıyorlar. Yani geceleri, tek başlarınayken de orgazm olabiliyorlar.

Buradaki ‘onlar’testisler. Erkeğin cinsel güdülerini testislerin boyutları yönetiyor. Ne kadar büyük olurlarsa, o kadar sperm üretiyorlar. Bu da erkeğin daha çok aldatmasına yolaçıyor.

Kadınlar, her açıdan olduğu gibi cinsellik konusunda da birbirlerinden çok farklılar. Her şeyden önce bir birliktelik sonrasında, hepsi orgazmı yaşayamıyor. Dörtte biri, kendiliğinden uyarılmıyor. Ve %60′ı bireysel seksi, yani mastürbasyonu denemiyor.

Erkek ve kadının ayrıldıkları bir nokta da sadakat. Erkek için spermleri döllemek biyolojik bir emirdir. Böylece sonunda, soyunun devam edeceğini garanti altına alacaktır. Kadın içinse, seks, çocuklarına en iyi babayı bulma güdüsüdür.

Erkek kantite üstünde oynar. Kadınsa kalite. Erkek ve kadının cinselliğe bakışını bu şekilde özetleyebiliriz. Aslında erkeğin üreme hücrelerini (bir boşalmada 100 ile 600 milyon arasında sprematozoid) kadınınkilere kıyasladığınızda (28 günde bir en fazla iki yumurta) buna şaşırmamak gerekir. Bu cinsel tutum üzerinde büyük etken olan bir durumdur.

Yorum ekle 30 Kasım 2006

Evlilik ve Erkek Nedir

Evlilik erkekler tarafından kadınlardan çok farklı algılanmamasına karşın, uyum sağlama açısından kadınlardan daha çok zorlanıldığı kesindir. Doğada sosyal olarak yaşayan hayvanlarda dahil bu kadar iki farklı cinsin beraber yaşaması hiç olası bir durum değildir. Erkekler doğada beslenmek ve soyunu devam ettirmek için üremekten yana amaçlarla yaşamını sürdürürken dişiler yavru bakımıile daha sosyal canlılardır. İşte bu yüzden evliliğe erkekler çok zor adapte olmaktadırlar. Dişinin eş seçimi sayesinde işte bu özelliklerie sahip erkekleri rekabet ortamına sokarak aralarındaki farklardan soyunu devam ettirmek istedikleri erkeğe karar verirler. Erkekler daha bencil yaratıklardır. Genel olarak İnsanlardaki evlilik yaklaşımlarıda doğadakine paralellik göstermektedir.

Evli bayanların çoğunun yaşadığı sıkıntı evde kendisine yardım etmeyen bir eşe sahip oldukları yönündedir. Kimileri benim kaderim bu bekarkende babama hizmet ederdim evlendim kocama hizmet ediyorum der. Erkekte bekarken annem bakardı evlendim şimdi karım bana bakmak zorunda yaklaşımındadır. Arada kaçırılan nokta ise “Annenin oğluna bakması yavru bakımı sınıfından bir etolojik davranıştır.” Anneler yavrularına bakarlar ancak kız çocuklarına yavru bakımı için çeşitli bilgi ve deneyimler anne tarafından sağlanmaktadır. Bu deneyimler erkek evlatlara aksedilmezler. İşte erkeklerin kendilerine hizmet sandıkları davranışlar tamamen yavru bakımı ile alakalıdır. Erkekseniz ve eşiniz mutfakta sizin için hazırladım dediği bir kebaptan bahsediyorsa bilinki bu eğitimi onun için almadı. Siz arada kaynayan bir halde olmaktasınızdır. Çoğu zaman bayanlarda bu davranışların nereden kaynaklandığını anlayamaz ama garip bir şekilde aldığı eğitimi iç güdüsel olarak belirli aralıklarla tatbik eder. İşte kocalarıda bu tatbiklerden faydalanarak hayatını sürdürür ve kendisine yapıldığını düşünerek mutluluktan karısına bir kat daha bağlanır. Bu noktaya da değinmeden geçemeyeceğim. Kocalarını kendilerine ve evlerine bağlamak isteyenkadınlar kocalarını üzerine titremek yerine ev işlerine eğilirlerse erkek o evin temiz ve pişen yemeklerin leziz kokusundan eve uçarak gelir ve size tapar zaten. Ancak Erkek karısını kendisine bağlamak istiyorsa bu durum karmaşık bir yolun başlangıcı demektir. Çünkü kadınları bağlamak erkekler kadar kolay ve izlenecek yolu o kadar açık seçik değildir. Kadından kadına değişen bir çok kriter mevcut olup, karınızı çok iyi tanımanızı gerektirecek uygulamalar silsilesine hoş geldiniz. Bir gül asla kabul edilmez. Yani erkeklerden daha gelişmiş canlılardır kadınlar. Bu yüzden kadın mutlu olmak istemezse ağzınızla kuşta tutsanız onları mutlu kılamazsınız.

Yorum ekle 6 Kasım 2006

Cinsel Uyum Nedir

Cinsellik yoğun haz duygularıyla ilişkili olmakla birlikte haz almaya yönelik her davranışın cinsellik içerdiğini öne sürmek eksik bir tanımlama olacaktır. Yine, cinsellik görüntüsü içindeki davranışların bazıları da bağımlılık, agresyon, kabul edilme, narsisistik doyum bulma gibi farklı güdülerden kaynaklanıyor olabilir. Bu nedenlerle cinsellik haz almaya yönelik davranışları içerse de içermese de bedensel seksten öte bir anlam içermektedir.

Cinsel yakınlık, düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutlarıyla partnerler arasında bir etkileşimdir. Düşünsel (bilişsel) boyut, kendini bir başkasına açma kararı vermektedir. Bunlar geçmiş, bugün ve gelecekle ilgili duygular, ümitler, değerler, korkular ve savunmalar olabilir. Duygusal boyutta, bir başkasına sevgi duyma, onu koruma, ona güvenme, onu merak etme, benzerlik ve farklılıklarını keşfetme arzuları vardır. Davranışsal boyutunda da, yakın fiziksel ilişki, dokunma, sarılma, okşama, bakma, gülümseme gibi yüz iletişimi, öpme ve cinsel birleşme gibi bedensel ilişki vardır. Görüldüğü gibi yakınlık kurmak insanın kendisini, duygu, düşünce ve hatta bedenini, başka bir deyişle iç dünyasını bir başkasına açmasıdır. İlişkiler ve cinsellik insana sevilmeye değer olduğu duygusunu yaşatır. Bu kadınlığın ve erkekliğin bir açıdan onaylanmasıdır.
Doğumdan ölüme kadar bir yaşam dürtüsü olarak devam eden insan cinsel davranışları tek bir biçime uymaz. İnsanlar cinsel dürtüleri, güçleri ve tercih ettikleri cinsel anlatımları yönlerinden birbirlerinden farklıdırlar. Bireyin toplumdaki ilişkileri, yaşam koşulları, içinde bulunduğu kültür ortamı, kadın ya da erkek oluşu, yaşı, yaşamı boyunca cinsel ilişkilerini ne kadar geliştirdiği gibi çeşitli etkenler bu farklılıkları belirler. Tedaviyi üstlenen kişinin bu değişkenlikleri bilmesi, kendi değer yargılarını karşısındakine zorlamaması açısından önemlidir. Sağlıklı bir cinsel işlev için gerekli olan cinsel uyumdan bahsedebilmek için öncelikle cinsel kimliği ele almak gerekir. Cinsel kimlik bireyin kendi bedenini ve benliğini belirli bir eşeylik (cinsellik) içinde algılayışı, kabullenişi, duygu ve davranışlarında bu eşeylik anlayışına uygun bir biçimde yönelebilmesidir (Sungur 1996). Örneğin bedensel olarak erkek görünümünde ve genetik olarak erkek olan bir kişi kendisini kadın gibi hissedebilir ya da kadın görünümünde ve genetik olarak da kadın olan kişi kendisini erkek cinsiyetinde hissedebilir. Bu durumda cinsel kimlik bozukluklarından transseksüalite söz konusudur. Cinsel uyum da yalnızca cinsel organların boşalma ve doyumunu sağlayan genital birleşmedeki uyum değildir. Cinsel kimlik gelişimini başarıyla tamamlamış kişilerde bile sağlıklı bir cinsel uyumun varlığı ancak cinsellik dışı yaşam alanlarında da yeterli doyumun sağlanmasıyla mümkün olabilir. İnsan yaşamında üç önemli işlev ya da uyum alanı vardır. Bu alanlar kişinin iş yaşamı, toplumsal yaşamı ve özel yaşamıdır.

Cinsel yaşam ise özel yaşamın önemli bir parçasıdır. Bu üç uyum alanı birbirleriyle çok yakından bağlantılıdır. Bir alanda uyumsuzluk ve doyumsuzluk diğerini etkileyebilir. O halde cinsel uyumun bozulmasına neden olan etkenler: Cinsel kimlik gelişimini bozan etkenler, İş yaşamını bozan etkenler, Toplumsal yaşamı olumsuz yönde etkileyen faktörler, Aile yaşamını ve özel yaşamı olumsuz biçimde etkileyen faktörler, Diğer (genetik, ruhsal, organik vb. hastalıklar) etkenler olarak sayılabilir.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Sağlıklı Cinsel Hayatın Sırları Nelerdir

Üreme sağlığı kavramının temel öğelerini oluşturan; Üreme organlarının normal işlev görmesi, Sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat,Cinselliği ve doğurganlığı zorlamalar olmadan yaşayabilme, Çocuk sahibi olup olmama ya da ne zaman ve kaç çocuk sahibi olacağına karar verebilme, Bu kararı istediği gibi uygulayarak planlanmış gebelikler sonucu sağlıklı çocuklara sahip olabilme, Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon etkenlerinden korunabilme ve gerektiğinde tedavi olabilme, kadın ve erkeklerin yaşam boyu mutluluğu için vazgeçilmezdir.

CİNSEL SAĞLIK
Cinsel açıdan bedensel, duygusal ve toplumsal tam iyilik hali olup, kadın-erkek, genç-yaşlı bütün insanlar için temel bir haktır.
CİNSEL SAĞLIĞI OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN DURUMLAR
Yaşamın her döneminde ve özellikle büyüme ve gelişme yaşlarında cinsiyet ayrımcılığı,
Gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde yeterince ve doğru bilgilenmeme, bu nedenle
cinselliğini doyurucu ve güvenli bir şekilde yaşayamama,
Hazır olduğundan, sorumluluğunu alabileceğinden ve kararından emin olmadan cinsel ilişkiye girme,
Korunmasız cinsel ilişkiler sonucunda HIV/AIDS, hepatit B, bel soğukluğu, frengi,klamidya gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyon (CYBE) etkenlerinin bulaşması, bulaşmanın farkında olmama ve/veya başka nedenlerle tedavi olmama,
Çok genç ya da geç yaşta ve hazır olmadan anne-baba olma,
CYBE, gebelikten korunma, gebelik sonlandırma, gebelik, doğum, doğum sonrası gibi durumlarda nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanamama.

ÜREME HAKLARI VE CİNSEL HAKLAR
Uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınmış olan üreme hakları ve cinsel hakların temelleri insan haklarına dayalıdır.
Yaşama,
Özgürlük,
Eşitlik,
Düşünce özgürlüğü,
Bilgilenme ve eğitim,
Evlenme ve aile kurma konularında seçim yapma,
Çocuk sahibi olup olmamaya karar verme,
Sağlık hizmeti alma ve sağlığın korunması,
Bilimsel gelişmelerden yararlanma,
Toplanma özgürlüğü ve siyasete katılma,
İşkence ve kötü muamele görmeme olarak sıralanabilecek olan temel haklar aşağıdaki noktalarda odaklaşır:
Bilgilenme,
Bilgi, yöntem, teknik ve hizmetlere ulaşabilme,
Gebelikten korunma yöntemi seçme,
Güvende olma ve güven duyma,
Mahremiyet,
Gizlilik,
Onurun korunması,
Rahatlık,
Hizmette süreklilik,
Görüş bildirme.
Aralarında ülkemizin de bulunduğu pek çok ülke tarafından tanınmış ve kabul edilmiş bu hakların yaşama geçirilmesine bireylerin yapabilecekleri katkı, ilkelerin bilincinde olarak sağlık hizmet birimlerinden bu doğrultuda hizmet talep etmektir.
CİNSELLİK
Cinsiyet bireyin cinselliğinin biyolojik özelliklerini yansıtır. Tüm insanlar bir cinsiyete sahiptir, cinseldir. Cinsellik hayatın yaşamsal, ayrılmaz bir parçasıdır. Cinsellik, genel iyilik hali için diğer yaşamsal ihtiyaçlarla uyum içinde yaşanmalıdır. Düşünceler, duygular ve davranışlar boyutunda cinsellik herkes için yaşam boyu doğal olarak sürebilir.

GÜVENLİ CİNSELLİK
Cinsel yakınlık sevgi, arkadaşlık, neşe, aşk ve tutku dolu bir dokunuş olabilir. Düşünmekten, sevmekten dokunmaya, sarılmaktan, öpüşmekten, sevişmeye uzanan cinselliği, kendiniz ve eşiniz için güvenli kılmak elinizdedir.
Cinsel davranışlar her yetişkin davranışı gibi sorumluluk gerektirir. Kendinizi ve birlikte olduğunuz kişiyi incitmekten, sevgisizlikten, pişman olmaktan ve hastalık etkenlerinden korumalısınız.
Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişkide cinsellik daha mutlu olarak yaşanacaktır.
Cinsel ilişkinin en önemli riskleri, istenmeyen gebelikler ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardır. Bireyleri bu iki tehlikeli sonuçtan birden koruyan tek gebelikten korunma yöntemi kadın ya da erkeğin cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif, kılıf) kullanmasıdır.
Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, hiçbir belirti vermeyebilir. Bazen cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların tek belirtisi akıntı olabilir. Akıntı, sağlıklı kadınlarda da görülür ve miktarı, akışkanlığı, beyaz ya da sarı olarak rengi adet döngüsü boyunca değişkenlik gösterir. Erkeklerde herhangi bir akıntı olduğunda, kadınlarda ise alışılmışın dışında bir akıntı olduğunda hekime başvurulmalıdır.
Cinsel ilişkiyi içeren bir cinsel yaşamı olan her kadının, rahim ağzından alınan bir sürüntünün incelendiği “smear tahlili”ni mutlaka yaptırması gerekmektedir. Smear tahlilinizi Üniversitenizin Mediko-sosyal Sağlık Merkezi Gençlik Danışma Birimi’nde, devlet ve SSK hastanelerine bağlı kadın doğum ve aile planlaması polikliniklerinde, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde yaptırabileceğiniz gibi bunun için aile hekiminize ya da kadın hastalıkları ve doğum uzmanınıza da başvurabilirsiniz.
CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLAR
HIV, hepatit B, klamidya gibi otuza yakın etkenin neden olduğu, aralarında AIDS, sarılık, bel soğukluğu, frenginin de sayılabileceği Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar (CYBE), tedavi edilmediklerinde kısırlık, hatta ölüme varan ciddi sonçları olan sağlık sorunlarıdır. Bazı CYBE’ler tedavi edilirse iyileşir. Önemli bir kısmının ise henüz kesin bir tedavisi yoktur. CYBE’ler hiçbir belirti vermeyebilir. Bu nedenle hastalık olarak teşhis edilmeleri zordur.

BELİRTİLER
Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların tek belirtisi akıntı olabilir. Akıntı sağlıklı kadınlarda da görülür ve miktarı, akışkanlığı, beyaz ya da sarı olarak rengi adet döngüsü boyunca değişkenlik gösterir. Erkeklerde herhangi bir akıntı olduğunda, kadınlarda ise alışılmışın dışında bir akıntı olduğunda hekime başvurulmalıdır.
Aşağıdaki belirtilerden biri CYBE’lerden birine yakalandığınız anlamına gelebilir.
KADINLARDA
Akıntının her zamankinden farklı nitelikte (koku, görünüm) olması,
Karnın alt bölümünde ağrı,
Vajinada yanma ya da kaşıntı,
Adet dışı kanama,
Cinsel ilişki sırasında ağrı.
ERKEKLERDE
Penisten akıntı.

KADINLARDA ve ERKEKLERDE
Cinsel bölgede ya da ağız kenarında yara, beze veya kabarcıklar,
İdrar yaparken ya da dışkılama sırasında yanma ve ağrı,
Boğazda şişkinlik ya da kızarıklık,
Ateş, titreme ve ağrı,
Cinsel organların etrafında şişlik.

BULAŞMA YOLLARI
CYBE’ler vajinal, anal ya da oral cinsel ilişki ile bulaşır. Bunlardan anal ilişki bulaşma açısından diğerlerine göre daha fazla risk taşır. CYBE’lere neden olan mikroplar yaşamak için sıcak ve nemli ortamlara gereksinim duyarlar. Bu nedenle ağız, makat ve cinsel organları (vajina, penis ve testisler) tutarlar.
Etkenler vücut salgılarında bulunabilir. Etkenlerden bazıları kan aracılığıyla, bazıları da yakın temas sonucu ciltten bulaşabilir. Zedelenmiş ciltten bulaşma riski daha fazladır. Anneden bebeğe gebelik, doğum ve emzirme yoluyla da geçebilir.

KORUNMA YOLLARI
Cinsel ilişkide bulunacağınız kişinin başkaları ile de ilişkisi olduğunu biliyorsanız cinsel ilişkide bulunmayın.
Unutmayın bu doğruluğundan emin olamayacağınız gizli bir bilgidir.
Kesin korunma için anal ilişki de dahil olmak üzere her tür cinsel ilişkide kondom (prezervatif, kılıf) kullanın. Yanınızda kondom bulundurun.
Kondom CYBE’lerin bir çoğuna karşı koruyucudur.
Kadınlar için de kondom olduğunu unutmayın.
Her ne amaçla olursa olsun başkalarının kullandığı iğne ve enjektörleri kullanmayın.
Dövme, epilasyon, manikür, pedikür, tıraş, kulak deldirme gibi cilt bütünlüğünüzü bozan bütün işlemlerde ve diş tedavisinde steril aletlerin kullanılmasına dikkat edin.
Kan ve/veya kan ürünü tedavisini güvenli yollardan sağlayın.

NE YAPILMALI?
CYBE’ler kendiliğinden iyileşmez. Eğer CYBE’lerden birine yakalandığınızı düşünüyorsanız hemen muayene ve tedavi olmanız gerekir. Doktorunuzun önerilerini tam olarak yerine getirin. İlaçlarınızın tümünü kullanın.
Bir doktora danışmadan kendiliğinizden ilaç kullanmaya başlamayın.
Cinsel ilişkide bulunmuş olduğunuz kimselere de hastalığınızı açıklamanız ve onların da tedavi olmalarını sağlamanız gerekir. Eğer tedavi olmazlarsa enfeksiyonu başkalarına, hatta tekrar size bulaştırabilirler. Tedaviniz tamamlanıncaya kadar cinsel ilişkide bulunmamanız gerekir.
Belirti olmasa da hastalık etkeni taşıyabilirsiniz.
• Tam güvence için cinsel ilişkiyi erteleyin,
• Eşinize sadık kalın,
• O da size sadık kalsın,
• Her ilişkide kadın ya da erkek kondomu kullanın,
• Cinsel ilişki dışındaki bulaşma yollarından da kaçının.

CYBE’ler (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu, klamidya vb.) aynı ortamda bulunma (tuvalet, hamam gibi), öpüşme, el sıkışma, hasta bireyin hazırladığı yemekleri yeme, sinek, böcek ısırması ile size BULAŞAMAZ.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Sporun Sosyal Kavramları Nelerdir


Toplumsal yaşam sosyal ilişkilerden oluşur. Sosyal kelimesi Latince Socius sözcüğünden gelmektedir ve sözlük anlamı birliktelik, birlikte oluştur. İnsanlar birlikte oluşlarının kaçınılmaz sonucu olarak karşılıklı bir takım ilişkilerde bulunurlar. Bu ilişkiler çok çeşitli ve karmaşıktır. Kısaca toplumsal ilişki kişiler veya guruplar arasındaki etkilenişimdir. Sosyal ilişkiyi daha yakından analiz edersek, sosyal rollerin sosyal ilişkilerin birer düzenleyici mekanizması olduğunu görürüz.

Kişiler sosyal rolleri sayesinde ve içinde, birbirleriyle eylemde bulunurlar. Sosyal ilişkiler konusunda anlaşılır çözümlemeleri olan Max Weber’e göre, bir ilişkinin sosyal nitelikli olabilmesi için aşağıdaki özellikleri taşıması gerekir. 1-En az iki insan arasında olması 2-Bir zaman süresi içinde devam etmesi3-En az iki kişinin birbirinden haberdar olması 4-İlişkinin ortak bir anlam taşıması 5-İnsanlar ilişki içinde iken karşılıklı etkileşim halinde olması 6-Kişilerin ortak ilişkilerine kendilerinin birer öznel anlam vermeleri. Toplumsal ilişkiler niteliklerine göre insanları birleştirici veya ayırıcı özellik gösterebilirler. Özel olabilir veya özel olmayabilirler. Ekonomik veya siyasi olabilirler. Dostça veya düşmanca olabilirler. Hem fiziksel hem zihinsel boyutlara sahiptirler. İnsanlar olgunlaştıkça giderek toplumsal ilişkilerin önemini anlar ve toplumsal ilişkiler geliştikçe toplumu bir arada tutan bağlar da gelişir. Sosyal ilişkiler oldukça mekanik bir olay gibi düşünülse de, her sosyal ilişkide insanları etkileyen çeşitli faktörler mevcuttur. Her sosyal ilişki sosyal, kültürel, biyolojik psikolojik ve ekolojik faktörlerin etkisinde kalır. Toplum, sosyal varlıkların karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları, kabul etmeleri şartıyla, hareket etmeleri halinde var olabilir ve böylece beliren ilişkilere sosyal ilişkiler adı verilir. Sosyal ilişki, kişinin veya grubun kendi dışındaki diğer kişi ve grupların davranış şekillerini ve beklentilerini hesaba katarak sürdürdüğü ilişkiye dayalı etkilenişimdir. Toplumsal ilişkiler toplumda hem yazılı hem de örf, adet gibi yazısız hukuka göre gerçekleşir. Toplumdaki bazı kurumlar ise sosyal ilişkilerin gelişip güçlenmesini kolaylaştırır. Dil, eğitim, din gibi spor da bu kurumlardan biridir. Spor özellikle barışçı olma niteliği ve uluslararası değişmeyen kuralları nedeniyle, ayni toplumdaki insanlar ve gruplar arası sosyal ilişkiler yanında diğer toplumlardaki insanlar ve gruplarla kurulan sosyal ilişkilerin gelişip güçlendirilmesinde de olumlu etkiye sahiptir Toplumsal ilişkiler çok farklı biçimlerde ortaya çıkmasına rağmen sosyologlarca belirli gruplandırmalar yapılabilmiştir. Yarışma (rekabet), uyuşma (uyarlanma), yardımlaşma (işbirliği), diyalektik (karşıtlık) ve çatışma. Spor bir toplumsal olay olarak ele alındığında bu gruplandırılan toplumsal ilişki tiplerinin hepsini görmek mümkündür. Yine de bağlayıcı ve olumlu süreçler olarak kabul edilen yarışma tipi, yardımlaşma tipi uyuşma tipi ve benzeşme tipi ilişkiler daha çok görülmektedir.

Yarışma (Rekabet): Yarışma tipi ilişkiler iki veya daha çok kişi veya gurubun aynı hedefe yönelik olumlu sonuç elde etmek için, barışçı bir tarzda yürütülen ilişkilerdir. Rekabet, başarının alkışlandığı, değerlerin ölçülebildiği, fırsatların soyut olduğu dinamik ve açık bir toplumda daha yaygın ve yoğundur. Genel olarak böyle bir toplumda rekabet süreci, işbirliği süreci kadar değerlidir. Kişiler çoğunlukla toplumda sosyal statü sağlayan nitelikler için rekabete girerler. Bu niteliklerin sayısı ve elde edilebilirliği toplumlara göre değişir. Spor ve yarışma birbirini çağrıştıran iki kelimedir. Sporun özü yarışmadır. Yapıldığı amaca göre, ister sağlık için, ister boş zamanları değerlendirmek için, isterse performans için olsun içinde hep yarışma vardır. Spor yapan kişi ya da gruplar rakipleriyle, zamanla, doğa koşullarıyla veya en azından kendileriyle yarışırlar. Yarışma tipi toplumsal ilişkiler daha çok gizli bir şekilde yürütülür. Terfi etmek isteyen aynı düzeydeki memurlar, benzer ürünleri satmaya çalışan pazarlamacılar, sınıf birincisi olmak isteyen öğrenciler, soloya seçilmek isteyen koro elemanları, beğenilen bir oyunda rol almak isteyen tiyatro oyuncuları vb. Sporda ise yarışmalar yasal olarak organize edilir. Sporcular rekabet içinde olduklarını gizlemeye gerek duymazlar. Belirlenmiş kurallara uygun olarak ve eşit koşullarda yarışarak ayni hedefe ulaşmaya çalışırlar. Şampiyon olmak, ödül kazanmak, şöhrete ulaşmak, milli takıma seçilmek, rekor kırmak duruma göre bu hedeflerden biri olabilir.

Çatışma: Çatışma tipi ilişkiler aynı hedefe ulaşmaya çalışan iki veya daha fazla kişi veya grubun, birbirlerinin hedefine ulaşmasını açıkça engellemeye çalıştığı ilişkilerdir. Çatışma süreci sonunda ortaya çıkan, nefrete dayanan ve karşısındakilere maddi veya manevi zarar vermeyi amaçlayan ilişkileri içerir. Kuşkusuz çatışmanın başlangıcında kabul edilmesi güç veya olanaksız birtakım davranış formları söz konusudur. Bu davranış formları aşağılayıcı söz, jest veya eylemler, hakir görme giderek bazı fiziki zorbalıklar olabilir. Yasal olduğu kadar yasal olmayan yöntemlere de başvurulduğu görülür. İleri aşamalarda silahlı mücadelelere dönüşebilir. Topluma baktığımızda, toplumda yer alan bireylerin birbirinden oldukça farklı olduğunu görmekteyiz. Her bireyin belli bir istemi, özlemi ve gözettiği çıkarı vardır. İnsanların istekleri, özlemleri, gereksinimleri birbirinden oldukça farklıdır. Aynı toplum içinde yaşayan bireylerin farklı çıkarlara, özlemlere sahip olmaları kendi aralarında çatışmanın doğmasına yol açmaktadır. Bu durumu toplumlar bazında da alabiliriz. Her toplum kendi çıkarlarını korumak ve geliştirmek için diğer toplumlarla sürekli bir savaşım durumundadır. Bu çerçevede toplumlar arasında oluşan savaşlar çatışmanın en iyi örneğini oluştururlar. Çatışma tipi ilişkilere zaman zaman sporda da rastlanmaktadır. Özellikle sporun profesyonelce yapıldığı, sonucunda elde edilecek veya kaybedilecek değerlerin çok önemli olduğu durumlarda, sporcuların rakibine zarar verecek sertlikte davrandığı görülebilir. Yine bu gibi durumlarda hakemin kararlarına sözleri, jest ve hareketleriyle kural dışı şekilde karşı çıkan sporcular bulunabilir. Sporda çatışma tipi ilişkilere, daha çok sporcu olmayan kişilerce tribünlerde veya spor alanları dışında rastlanmaktadır. Bu tür ilişkilere başvurmalarının gerçek nedeni de müsabaka sonuçlarını kabul edememe ya da olağanüstü memnuniyet duyma değil genelde günlük yaşamlarında istediklerini elde etmemiş (sevgi, başarı, para vb. ) olmalarıdır. Oysa sporun ırk, dil, din, ideoloji farklılıklarına bakmaksızın kişilerin eşit koşullarda rekabet etmesini sağlayan ortamlarda gerçekleştiği için çatışmaları önleyici bir rolü bulunmaktadır. Özellikle sosyo-ekonomik sorunları bulunan ülkelerde, gençlerin anarşi ve terörden uzak kalabilmeleri için spor organizasyonlarına daha fazla ilgi yaratılmaya çalışılmaktadır.

Uyuşma: Uyuşma tipi ilişkiler çoğunlukla çatışma süreci sonucunda ortaya çıkan ve çatışmaları en aza indirmeyi veya ortadan kaldırmayı amaçlayan ilişkilerdir. Kişilerin ve grupların sürekli çatışma içinde olmaları mümkün değildir. Çatışma süreci sonucunda taraflardan birinin yenilgiyi kabul etmesi ya da daha önemli çıkarların söz konusu olmasıyla uyuşma tipi ilişkiler ortaya çıkar. Uyuşma barış içinde, birbiriyle birlikte yaşamanın bir aracıdır ve sonunda olumlu bir işbirliğine yol açar. Bu sürecin pek çok incelikleri ve dereceleri vardır. Kişi ve gruplar arasındaki saf hoşgörü, en alt düzeyde bir uyuşmadır. Öte yandan taraflardan birinin diğerini yasalara veya tehdit ve şiddete dayanarak uyuşmaya zorlaması da bir uyuşma tipidir. Sporda çatışma tipi ilişkilerle hedefe ulaşmak mümkün değildir. Çatışma durumunda sporcu ya kendi fiziksel ve ruhsal zorlanmaya girdiğinden performansı düşecek ya da rakibine fiziksel ve ruhsal zarar vererek centilmenlik dışı davranışlarda bulunduğu için ceza (faul, serbest atış, sarı yada kırmızı kart vb. ) alacaktır. Bu nedenle sporcu uyuşma tipi ilişkilerde bulunmanın çıkarlarına daha uygun olduğunu bilir. Takım arkadaşlarıyla, antrenör ve idarecisiyle, kulüp yönetimiyle, hakemlerle hatta seyirci ve basın mensuplarıyla uyuşmak durumundadır.
Yardımlaşma: Yardımlaşma tipi ilişkiler kişilerin veya grupların aynı hedefe ulaşmak için birlikte çalışmaları sonucu ortaya çıkan ilişkilerdir. Yardımlaşma sürecisinde hem işbirliği hem de işbölümü söz konusudur. İnsanlar hayatta kalma, beslenme ve korunma problemlerini kişisel olarak değil fakat kolektif bir şekilde işbirliği ile karşılamaktadırlar. Gerçekten insanların zeka, güç ve becerilerinin farklı olması, keza uyulacak fizik çevrenin değişik bölümleri kapsaması ve bilginin büyük gelişmesi karşısında insanın, bilginin bütününe sahip olabilmesinin imkansızlığı uzmanlaşmayı yani işbölümünü doğurmaktadır. Yardımlaşmanın birbirini tamamlayan üç temel aşaması vardır. Ortak değerlerin saptanması aşaması, ortak tutumların doğması aşaması ve ortak davranış aşaması. Bu aşamaların bütünü yardımlaşma sürecini doğurur.Sporda yardımlaşma başarı elde etmek için zorunludur. Özellikle takım sporlarında planlanan taktikleri gerçekleştirebilmek ve sonuç alabilmek için sporcular işbölümü ve işbirliği yaparlar. Milli takımların başarısı için ilgili federasyon, antrenörler, kondisyoner, doktor ve beslenme uzmanı sporculara yardım eder. Bilimle uğraşanlar, spor araç gereç yapımcıları sporun daha mükemmel ve estetik sonuçları için işbirliği yaparlar. Uluslararası şampiyonalar ve Olimpiyat oyunlarında değişik alanlardan pek çok insan, kurum ve kuruluş ciddi yardımlaşma ilişkileri içindedir. İşbirliği, sosyal ilişkilerin en yaygın formu değil fakat aynı zamanda grup ve toplumun sürekliliği ve dayanıklılığı için çok önemli ve vazgeçilmezdir. Kuşkusuz, işbirliği karşılıklı bir ilişkidir. İşbirliğinin, her iki taraf için de tümüyle eşit düzeyde bir çabayı ne kapsamasına ne de gerektirmesine karşın, tek yanlı olduğu söylenemez. Kişilerin birlikte hareket ettikleri söylendiğinde, bir hedefin elde edilmesi için az veya çok aynı anda ve birlikte çaba göstermeleri kastedilmiş olur. Yardımlaşma tipi ilişkilerin değerini olağan karşıladığımız işbirliği ilişkileri bozulduğunda çok daha iyi anlarız. Sporcular arasında yardımlaşma kesildiğinde, kulüp yönetimi sporculara yardımı kestiğinde, sonuçlar kötüye gider, transferde ödenen büyük bedeller ve spora yapılan yatırımlar boşa gider, taraftarlar hayal kırıklığına uğrar. Yardımlaşma tipi ilişkiler ortadan kalktığında tekrar çatışma tipi ilişkiler başlayabilir, devam edip pekiştiğinde ise benzeşme ve özümseme sonucu bütünleşme ortaya çıkar.

Benzeşme (özümseme): Belirli bir süre bir arada bulunan kişiler arasında, farklılıkların azalmaya başlaması, birbirlerinin düşüncelerini paylaşmaya başlaması sonucu benzeşme tipi ilişkiler ortaya çıkar. Benzeşme tipi ilişiler grup içinde tutarlılık oluşturur ve bütünleşmeyi sağlar. Bu tip ilişkiler eğitim, dil, din ve ekonomik farklılıkları olmayan küçük gruplarda daha çok görülür. Benzeşme tipi ilişkiler ancak kısa dönemde ve geçici olarak görülebilir. Uzun dönemde ise diyalektik ilişkiler söz konusudur. Ancak spor, benzeşme sürecinin uzun dönemli ve kalıcı olarak yaşanabildiği bir durumdur. Sporcular arasındaki farklılıklar ne olursa olsun benzeşme tipi ilişkiler çok çabuk gerçekleşir. Değişik bölgelerden, değişik yaşam biçimine sahip, farklı alışkanlıkları olan sporcular, transferler nedeniyle aynı takımlarda toplandıklarında yoğun birliktelik sonucu kısa sürede benzeşme içine girerler. Uzun ve yorucu antrenmanlar, birlikte yenilen yemekler, hazırlık kampları, deplasman seyahatleri, karşılaşmalar sonucunda paylaşılan sevinç veya üzüntüler kısa sürede benzeşme tipi ilişkilerin doğmasına neden olur. Farklı ülke takımlarına transfer olarak spor hayatını sürdüren sporcularda bile bu süreci görmek mümkündür.

Diyalektik: Diyalektik deyimini ilk kez kullanan Hegel’e göre bu kavram, karşılıklı ilişkiler olgusunu, ya da etki-tepki sürecini içermektedir. Evrendeki her şey, her nesne bünyesinde kendi negatifini, karşıtını ve çelişkisini içerir, yaşatır. Bu durumda her gerçek, belirginleşinceye kadar tez-antitez-sentez aşamalarından geçecek ve sentez aşamasında yeni bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Ancak her yeni gerçek, tez ve antitezin basit bir toplamı değildir, nitelik olarak değişmiş, bütünüyle yeni bir gerçektir. Diyalektik ilişkiler çelişme ve çatışmaya dayalı ilişkilerdir. Toplumsal ilişkiler ideal düzeyde dayanışma, uyum ve dengeye yönelik olmalarına karşın aslında bütün sosyal ilişki tipleri temelinde diyalektik nitelik bulunan ilişkilerdir. Geçmişten günümüze spor olgusuna baktığımızda diyalektik nitelikteki sürecini rahatlıkla görebilir. Tarihin ilk dönemlerinde yaşamı devam ettirebilmek için vahşi hayvanlardan korunma amacıyla, kaçma, koşma, sıçrama, tırmanma, beslenme amacıyla avlanırken boğuşma, atma vb hareketler sonradan boş zamanlarda yapılan oyunlar şeklinde karşımıza çıkmıştır. Giderek daha güçlü ve sağlıklı olmak için daha hızlı, daha yüksek ve daha kuvvetli amacıyla yapılmaya başlamıştır. Bu amaç sporun boş zaman uğraşısı olmaktan öte daha uzun ve yoğun yapılmasına yol açmıştır. Böylesine çalışma temposu ise daha fazla zaman gerektirdiğinden spor bir meslek halini almıştır. Bir meslek olarak sporda daha fazla başarı daha çok kazanç demek olduğundan, aşırı yüklenmeler başlamış bunun sonucu da spor sağlıklı kalmanın yollarından biriyken bedensel ve ruhsal sağlığı tehdit eder olmuştur. Toplumsal açıdan bakıldığında ise spor yine bir yandan uluslararası ilişkileri geliştiren bir barış aracı iken diğer yandan ulusların birbirlerine üstünlüğünü kabul ettirmeye çalıştığı soğuk savaş aracı olma karşıt özelliğini taşımaktadır.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Sporda İlkler Nelerdir

Eski çağlarda yapılan spor faaliyetlerinde Eski Yunan Sporu’nun ve Olimpiyatların büyük yeri vardır. Ama spor ile ilgili ilk modern anlamdaki organize spor müsabakalarının Sümer Uygarlığı sırasında ortaya çıktığı, Hititler ve Eski Mısırlılar yolu ile Eski Yunan’a geçtiği bilinmektedir.

Bu bizleri M.Ö. 3600-2000 yılları arasına kadar götürmektedir. Sümerler’e ait 200 kil tablet, altın ve gümüş eserler, mezar taşları, tapınak mimarisi ve Gılgamış Destanı’nın sistemli incelenmesi sonucunda modern anlamdaki sporun ilk defa Sümerler tarafından ortaya konulduğu saptanmıştır. Hatta bazı Sümer tabletlerinde, şair dönemin Sümer kralının ne büyük bir uzun mesafe koşucusu olduğunu, şiirsel bir anlatımla aktarır. MÖ 3000 yılının sonunda III.Ur Hanedanlığı’nın kurucusu Ur-Nammu’nun oğlu Şulgi’nin ne büyük bir koşucu olduğu tabletlerde kendi ağızından anlatılır. Tabletteki dizelerde Şulgi, Nippur’dan, Ur’a yaklaşık 15 çift saatlik mesafeyi (yaklaşık 150 km), yalnızca bir çift saatte aldığını söylemektedir. Eski Yunan’da spor konusundaki en eski yazılı kayıta, Homer’in İlliada isimli eserinin 23. bölümünde rastlanır.Burada Yunan kahramanı Patroclus anısına düzenlenen spor karşılaşmalarında Araba yarışları,Güreş,Boks,Koşu Müsabakaları ve Cirit Atma vardır.Bu beş yarışmadan dördünü yüzyıllar önce Sümer’de yapıldığı buluntulara dayanarak söylenebilir. Yunanistan’da spor oyunları Yunan Birliği’ni sağlayıcı nitelikleriyle ortaya çıkar. Bunlar Olimpia, Pythia,Nemea ve İsthmia’dır. Bunların en eskisi olimpia’dır. Belge ve bulgulara dayanılarak ve yarışmalarda kazananların ilk defa kaydedildiği oyunlar esas alınarak olimpiyat oyunlarının Milattan Önce 776 yılında Olimpia’da yapıldığı tespit edilmiştir. Sporda ilk biçimsel örgütlenmeler öncelikle Antik olimpiyatlardan üç ay önce başlayıp, olimpiyatlardan beş gün sonra sona eren silah bırakışlarını simgeleyen “Olimpiyat barışı” anlamına gelen Ekechreiria, işlerini yürütmek amacıyla dört yılda bir seçimle oluşan geçici bir yönetsel yapıdır. Burada Delphi Kahini’nin önerileri ile Olimpiyat Oyunları’nın cereyan ettiği mukaddes ay süresince barışın devam etmesi kararlaştırılmıştır.Bir disk üzerine yazılan anlaşma metninde “Olimpia kutsal bir bölgedir.Buraya silahlı olarak girmeye teşebbüs eden tanrıya karşı günahların en büyüğünü işlemekle damgalanacaktır.Böyle bir fena davranışın öcünü, gücü yettiği halde almayan da Allahsız sayılacaktır.” yazılıdır. Bunun ardından eskrim okulu ağırlıklı VIII.Henry’nin 1540’da kurduğu “Savunma Ustaları Birliği” gelir. Ama federasyonlaşma bazında ilk adım Japonya İmparatoru Yoozei’nin 1603 yılında okullararası yarışmaların organizasyonunu sağlamak amacıyla kurdurduğu yüzme federasyonudur. Ama uluslararası düzeydeki ilk çok ulus ve tek sporlu yönetsel yapı 1875 yılında IYRU(International Yatch Racing Union-Uluslararası Yat Yarış Birliği) adı ile kurulan Uluslararası Yelken Federasyonudur. İlk çok uluslu ve çok sporlu örgüt ise 1894 yılında kurulan IOC(International Olympic Committe) Uluslararası Olimpiyat Komitesidir Tüm bu ilklerle birlikte vurgulamak istediğim nokta ilk çok uluslu ve tek sporlu yönetsel yapı olan IYRU’nun(Uluslararası Yelken Federasyonu.1875) Cemiyet-i Akvam’dan(Milletler Cemiyeti), ilk çok uluslu,çok sporlu örgüt IOC’nin (Uluslararası Olimpiyat Komitesi.1894) Birleşmiş Milletler’den yaklaşık yarım yüzyıl yaşlı olmasıdır.

Türkiye’de Spordaki İlkler ise; İlk Milli Olimpiyat Komitesi 1908 yılının Temmuz ayının son haftasında kuruldu.
Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nde Türkiye ilk kez 1909 yılında Berlin’de Selim Sırrı Tarcan tarafından temsil edildi. Türk Bayrağı ilk kez resmen 1912 yılında Stockholm Olimpiyat Oyunları’nda dalgalandı. Bu oyunlara katılmak için dönemin Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti Genel Sekreteri ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin Türkiye temsilcisi Selim Sırrı Tarcan gazetelere sporcuları oyunlara çağıran ilanlar verir. Bu ilanlara sadece iki Ermeni genci ilgi gösterir. Vahram Papazyan ve Mıgır Mıgıryan adlarındaki bu gençler kendi olanakları ile İsveç’e gidip, ülkemizi temsil ederler. İlk yabancı antrenörlerimizin öyküsü ise şöyle. Cumhuriyet sonrası Atatürk spora büyük önem verdi. Ve 1 yaşındaki cumhuriyetin ilk katılacağı olimpiyatlar olan 1924 Paris Olimpiyatları’na en iyi şekilde hazırlanılmasını istedi. Ve ülkemize ilk yabancı antrenörler olarak futbol takımımızın başına İskoçyalı Billy Hunter,güreşçilerimizin başına Macar Raol Peter ve de de atletlerimizin başına Alman Abrahams getirildiler. 1936 Berlin Olimpiyatları’ nda ise ilk kez bayrağımız şeref kürsüsüne çekilir. Serbest güreşte ilk şeref kürsüsüne 78 kiloda Mersinli Ahmet Kireççi çıkar. İlk kez İstiklal Marşımız çalınır ve ilk altın madalyamızı alırız. İlk altın madalyamızı ise 61 kiloda Yaşar Erkan alır. 1936’da ayrıca ilk bayan sporcularımız da bu oyunlara katılır. 1992 Barselona Olimpiyatları sonrası yapılan IX.Paralimpik Oyunlara ise Türkiye ilk kez 1 sporcu ve 2 idareci ile katıldı.

Yorum ekle 27 Ekim 2006

Önceki


Takvim

Ağustos 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mayıs    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Aylara Göre

Kategorilere Göre


LinkSeLink.Com