'Eğitim Nedir' Kategorisindeki Yazılar

Sınıf Disiplini Nedir

Disiplin Sınıf Yönetiminin sadece küçük bir parçasıdır .Kurallarına göre yönetilen sınıflarda problem en asgari seviyededir.Çıkan problem sizinle ise bile yine problemi sizinle çözmeleri gerektiği terbiyesi öğrencilere anlatılmalı.Saygılı ve edepli bir biçimde ‘Evet ama sizinde haksız olduğunuz şöyle bir durum da var,hocam!’ diyebilmeliler.

Başları sıkıştığında başvuru mercii,derdini anlatabileceği kişi olarak sizi ilk hal edecek bilmeliler. Bazen öyle yalnız çocuklar olur ki fıtratından dolayı arkadaş edinememiş kimi kimsesi yok,hele birde yetimse…Çölde yaşama savaşı veren bir zayıf çiçek… Problemi çözerken sakin, sabırlı, saygı çerçevesinde ciddi olarak işleri yürütüyorsanız öğrencilerden de saygı ve güven bulacaksınız.Negatif,tehdit edici,saygı göstermez bir tavırdaysanız,aranızdaki ilişki zedelenecektir.Öğrenciye bir şey anlatamayacak ve sizden ders öğrenemeyecektir.Hoşgörü tolerans birçok kapıyı açan bir anahtar olabilir.
 ÖĞRENCİLERLE SUÇLAR ARASINA ENGELLER KOYMALI
Öğrenciyi disiplinsiz yapan en önemli hadise çocuğun yalnız başına kontrolsüz kalmasıdır.Öğrenciyi ya siz ,ya sizin kontrol ettiğiniz bir faaliyet disiplinsizliğe engel olmalıdır.
ENGELLER
Öğrenciler arası(veya öğretmen öğrenci arası) bir problem çıktığında ;
1.    Meseleyle ve taraflarla alakalı bilgi toplamalı.(Öğrenciyi neler kızdırır ne sevindirir,ev durumu, anne baba durumu …kısacası her şey problemin çözümünde etkili olabilir)
Aranan bilgi ;
 a)Velilerde  b)Okul Psikoloğunda  c) Bekçide  d)Yemekhane elemanlarında  e)diğer öğretmen arkadaşlarda vs. de  bulunabilir.
2. Problemi çözme planı yapmalı.
3. Bazen kendilerinde cevap olabileceğinden çözüm kendilerine sorulmalı ‘Sen olsaydın bu problemi nasıl çözerdin?’
4.Tecrübeli öğretmenlerle istişare etmeli.
5.Karar vermeli.
 Her türlü problem teke tek görüşülerek halledilmeli ve karar vermeden önce kesinlikle konflikt taraflarının ikisi de dinlenmeli.
 
§         Öğrencini arkadaşları yanında utandırma,bozma.Problemini size rahat açabileceği başka bir ortamda ikili halletmeye çalış.Problemi aşmada nasıl yardımcı olabileceğini sor.
 
§         Sorumluluk bilincinin ne demek olduğunu anlat ve bu bilinci ölçmek ve pratiğini yapmak amacıyla bazen onları yalnız bırak ama kapı önünde bekle.
Hiçbir zaman kaba kuvvete başvurma!!!
§         Ama dikkatli ol!Disiplinsizlik gibi bir durumda öğrenciler sizin tepkinizi ölçeceklerdir.Doğru problem çözümü yapıp, sizden esas beklediklerini vermeniz gerekir.Yani gerektiği zaman ceza.Zaten cezayı siz vermiyorsunuz ,onlar ceza yolunu seçiyorlar.
§         Her ne olursa olsun öğretimi durdurmamak!Öğrenciye kızmak için ders durdurulmamalı.
§         Yakın takip etme:Yaramazlık yapanı yakınınıza alın,yada devamlı göz kontrolünde tutmaya çalışın.Bazen ilk sıralara oturtulabilir.
 §         Davranışlarını beğendiğiniz öğrencilerin isimlerini zikredin.Aferinleyin.Ama köleniz yapmayın.
 §         Devamlı uyarmak ciddi olmadığınız izlenimini verir.Bir kere uyardın arkasından gereken yapılmalı yoksa sınıfı öğrenciler yönetmeye başlayabilirler.Yönetimi geri almak ise dünyada en zor işlerden birisidir.Gereken  yapılmalı da yine kural çerçevesinde tabiiki yani dışarıya çıkarma,müdür yardımcısına gönderme vb.
Kurallara sıkı sıkıya bağlı olmak faydalı sonuçlar getirecektir.İnisiyatifinizle bazen kontrollü atlamalar yapılabilir.Ölçülü olsun yeterki.
ÖĞRENCİYE SAYGI
Öğrenci konuşurken dinlememezlik yapma! Açık ol.Vermek istediği mesajı önemse.Objektif davran.
Öğrencinin özel hayatına saygı.
 Dostça hareket ,tavır;korkutarak değil! Parmakla bile gösterme,işaret etme uzaklaştırıcı olabilir.Parmakla göstererek  ‘Hey ,sen!’,yerine ,elin iç tarafı  gösterilerek ‘Siz!’  şeklinde hitap daha pozitif olacaktır.
 İsimleriyle hitap. Çok önemli bir saygı göstergesi.
Kurallara uyma uyarıları yerine soru sorma.’Kaldırın şunları’ ,’hala ne bekliyorsunuz,bilmiyor musunuz zil çalalı kaç dakika oldu!’
 Yerine  ……
  ‘Arkadaşlar hazırmıyız!’
Davranış problemlerini özel görüş!Arkadaşları yanında utandırılmamalı.Öğretmenim beni arkadaşlarımın yanında bozmayarak benim seviyemi onlar nazarında düşürmedi.
SINIF SAATİNDE YAPILABİLECEK FAALİYETLER

·        Zaman zaman ve özellikle habersizce çektiğiniz sınıf ile ilgili fotoğrafları sınıf saatinde panoya asmak ilgi çekici bir faaliyet olabilir.
·        Şehirde bilinen kişiler(sanatçı,futbolcu,yabancı,dekan,rektör,professor,…) sınıfa misafir olarak davet edilebilir.
·        ‘Sevgili Öğretmenim…’mektupları yazdırılabilir.Okulda ilgilerini çektikleri şeyleri,kızdıkları hoşlanmadıkları şeyleri,istedikleri şeyleri hep yazacaklar.
Özellikle şu sorulara cevap istenebilir ama ısrarla bundan amaç size saldırmak değil,öğrenime yardımcı olacak unsurların sayısını arttırmak olduğu anlatılmalıdır.
o       Sınıfta öğrenmeye etki eden olumlu şeyler nelerdir?
o       Sınıfta öğrenmeyi zorlaştıran şeyler nelerdir?
o       Öğrenmenize yardımcı olacak neler yapıyorum?
o       Öğrenmenizi zorlaştıran neler yapıyorum?
·        Sınıf  velileri gecesi düzenlenebilir.Gecede sınıfa standlar koyularak panolara resimler öğrencilerin yaptıklar enteresan çalışmalar sergilenip videodan yaptığınız çekimler ve imkan varsa velilerin resimleri ve bilgilerinin bulunduğu prezentasyon gösterilebilir.
·        Beraberce sınıf piknikleri…
·        Mustay Kerim day,Mehmet Akif day!:Meşhurların tanıtılması için özel programlar hazırlama.Yaş günlerini kutlama.
·        Öğretmenlerin idarecilerin yaş günlerini kutlama.Aramızda para toplayıp çiçek alalım sonrada müdürümüze bir sürpriz yapalım.
·        Mathrap,Fizrap,Matematik dansı fizik dansı vs…??yani şarkıları biyolojileştirme..Bi denemek lazım belki olabilir.
·         Uygun filimler olduğunda sinemaya gitme…(uygun filimler olmadığında benim hocam sinemaya gitmiyormuş! Terbiyesi dolayısıyla verilmiş olabilir.)
·        İdareden bahçede sınıf bahçesi yapılabilecek alan istenerek beraberce birşeyler ekme,sınıf ağaçları dikme…(düşünün …yıllarca anısı olacak okulda..ziyaret ettiğinde ..benim ektiğim ağaç.. diyecek..daha neler neler…
·        Sınıf Web sayfası hazırlama…
 
 
·        Okula getirilen internet, newsweek gibi dergilerin taranması ilginç haber  ,teknolojik yeniliklerin bir öğrencinin sorumluluğunda takip edilmesi veya her hafta bu vazifenin farklı öğrencilere verilip sınıfa anlattırılması.
·        Yatılı okullarda akşamları yapılan sınıflararası yarışmalara hazırlık…(Plaj topuyla voleybol,Çuval,İp çekme,En güzel karikatür yarışması,Kağıt Uçak ,
·        Pozitif sınıf ortamı hazırlamak:
Öğrencilere evlerinden Çiçekler getirtilebilir.
Güzel duvar resimleriyle estetik sağlanabilir.
Hep beraber aylık temizlik yapılabilir
§         Örnek SINIF SAATİ planı :
Plan hakkında bilgi verme …………5 dak.
Dert dinleme ……………………………5 Dak.
Haberler…………………………………..5 Dak.
Teknoloji Haberleri…………………..5 Dak.
Pozitif sınıf ortamı işleri……………15 dak.
Haftalık temizlik……………………….5 dak.
 
Sınıfta öğrencilere enteresan gördüğünüz hikayeler okuyun.
Sınıfı İyi Yönetmenin Bazı İpuçları
 
Öğrencilerin isimlerini enkısa zamanda öğrenerek her fırsatta öğrencilere isimleriyle hitap etmeli.Öğrenciler çok etkilenip kendilerine değer verildiğini anlayacak ve kalbe köprüler ilk günlerden kurulacak. Bunun için ilk günler için isim kartları yapılabileceği gibi hafızayı zorlayarak bu konuda kafayı yormak ve ezberlemek için evde gayret göstermek daha etkili bir çözüm olabilir.
Zil çalar çalmaz sınıfa girip, zamanında hemen zil çalmadan dersi bırakmak öğrencilerde her zaman olumlu izlenim bırakacaktır.Ders zili çaldıktan sonraki her saniyede öğrencinin dikkati dağılacak ve sıkılacaktır.Ders planı yaparken bu konuya özellikle dikkat etmek gerekir.Planda yazdıklarınız bitmese bile zil’e sadık kalmak öğrencinin dinlenme vaktine saygı göstermek demektir.Öğretmen masasına koyacağınız bir saatle zaman kontrolünü yapabilirsiniz.
 
 
Öğretmen hem sıkı disiplinli hemde canayakın ve arkadaşca olabilir.Öğrenciler, sınıfta istediğimizi yapabileceğimiz bir öğretmen olsun yerine sınıfı disiplinde tutacak dersin kaynamasını engelleyecek ve bize öğrenmeyi öğretecek bir hoca isterler.
Çocuklarınızın sağlıklarıyla yakından ilgilenin.Özellikle Göz bozuklukları sık rastlanan ve bazı aileler tarafından ihmal edilen en önemli sağlık problemlerinden biridir.Velilerle irtibata geçip problem halledilmeli.Ergenlik çağı komplikasyonları,nasıl iyi atlatılabilir konusunda bilgilenmeli.
Sınıf Kurallarını öğrencilerle beraber belirleyin ve uygun bir yere asın.Okulun kendine ait kuralları yanında size göre sınıfın yönetilmesinde faydalı olabileceğini düşündüklerinizi maddeleştirip(öğrencilerle istişare ederek)asılabilir. Okul kuralları ve sınıf kuralları ilk günler anlatılmalıdır
Genel bakmak yerine Özel bakmak bazen öğrencilerle kopan bağları tamir edebilir.Yani konu anlatırken spesifik öğrencilerle göz göze gelmek.
Bazı çiçekleri övgüyle büyütebilirsiniz. Bazıları övülmekten çok hoşlanırlar..Ağzımız yorulana kadar öğrencilerin her yaptıklarını fırsat bilip övmek ,çalışmalarını birkaç kat arttırabilecektir.Özellikle ilk sınıflarda..
Sınıf içinde bağlantıyı kesmemeye dikkat etmeli.Dikkatinizi çekmiştir, sınıf devamlı kendilerine birşeyler söylenmesini ister, bu sınıfa bağlı olmaktır. Konuşmayı kestiğinizde ,yanlış sorunun nerede yanlış olduğunu araştırmaya başladığınızda vs. sınıfta gürültü başlayacaktır .Kısacası siz konuşmayı kesersiniz, sınıf konuşmaya başlar .Bu anormal bir durum değildir onun için gürültü yaptıklarında çocuklara kızmak doğru değildir.Bir yolunu bulup tekrar bağlantı kurulmalı.
. Çok yaramaz, işe yaramaz deyip bir kenara atmasak Çocukların daha uzun seneleri var…Çocuklarımıza şefkat işi çözecektir.Bu senfoninin yazarı olmak kolay olmasada bunu birileri yazacaktır..Hergün yeni bir yaklaşımla onları çözmenin yolları araştırırlmalı.
Tecrübeli öğretmenler eğer o tecrübelerini satıyorlarsa fiyatını hiç sormadan talip olmalı.Hala okulda dersine girmediğin öğretmenler, var değilmi!
Yoklamalar çok ciddi takip edilmeli.Normal öğrenci, yoklamayı takip eden öğretmenin  öğrenciyle  ciddi olarak ilgilendiğini, onu önemsediğini  düşünür.
Hadiseler üzerine sakin gidiyorsak,öğrencilerimize saygılı isek,her ne olursa olsun adil isek ,işleri sıkı tutup disiplini sağlayabiliyorsak onların güvenini ve saygısını kazanmışız demektir.Negatif davranış,tehditkar tutum,saygısıszca davranış,hitap, ilişkilerimizi tamir edilemez seviyede zedeleyecektir.onların sizden birşeyler öğrenmesi ciddi zorlaşacaktır.Yapılan araştırmalar korku tehdit ve heyecanın öğrenme isteğini tamamen kaçırdığını tespit etmiştir.
Serbestce, korkmadan fikirlerini söyleyebilecekleri,hata yapmalarının kendilerine bir risk getirmeyeceğini bildikleri bir sınıf ortamı öğrenme noktasında kapıları açar.
Derse başlamadan önce tahtanın bir köşesine konuyla ilgili enteresan soruları yazmak ve konu ilerledikçe ve yeri geldikçe soruları cevaplamak,derse olan ilgiyi arttırabilir.
‘Zayıf notlarınızı jurnale kurşun kalemle yazacağım,en düşük not ortalamaya alınmaz’, türü anlaşmalar yapılarak çocukların gönülleri kazanılabilir.Ayrıca yıl boyunca çocuk bakıcılığımı yoksa bir şeyler öğretmek mi ? ..şeklinde bir soruyla öğrencileri , derste öğrenim vaktine riayet etmeye çağırabilirsiniz.
 
 
Arada bir yalnız olduğunuzda öğrencilerin sizin hakkınızda,okul hakkında,dersiniz hakkında neler düşündüğünü düşünün.
Öğrencileriniz şu an ne yapıyorlar? Problemleri, ailevi durumları ne alemde? Gibi soruları sakin bir zamanınızda düşünmeniz öğrenciyi ilk gördüğünüzde hal hatır sorma bakımından faydalı olabilecektir.Özel hayatı ile ilgilenmeniz öğrenmesine faydası dokunduracaktır.
 ÖĞRENCİYE YAKLAŞTIRAN - ÖĞRENCİDEN KAÇIRAN SEBEPLER
 
 
 
1.02.2000Ufa/Baskiria
KAÇIRAN ETKENLER
           Ses yükseltmek
           Esnemek
           Burada benim sözüm geçer.
           Son sözü söylemede ısrar.
           Olumsuz vücut dilinin kullanılması:sert duruş,sıkı bağlı kollar,sert el hareketleri.
           Utandırma,bozma,gururla oynama,küçük düşürme…
           Küçümseme,alay etme,iğneleme…
           Hava atma.(Özellikle kendi ülkesi,yolları havası,suyu,insanı vs..)
           Kaba kuvvet.
           Konfliktin içine ilgisiz kişilerin çekilmesi.
           Çifte standartlı olma-‘söylediğimi yapın yaptığımı değil.’
           İstenmeyen ahlaki tavsiyeler.
           İspatsız doğrulukta ısrar.
           ‘Şunu yap sana şu var’
           ‘zaten hepiniz böylesiniz’,’sizden beklemiyor değildim’,’öğrenci milleti’
           Öğrenciyi yansılama.
           Emretme.(Yap lan işte!)
           Aşırı ödüllendirme.
           Meşgulum sonra gel.
           Ben sizin arkadaşınızım.(Ama biz arkadaş değil öğretmen istiyorduk!)
           Çık dışarı terbiyesiz!
           İşe yaramaz!,Ne yaptığın beni ilgilendirmez!
           Ben öyle istiyorum,o kadar!
           Ödev vermek için ödev vermek.
           Madem susmayacaksınız o zaman bu cümleyi elli defa yazın!
           Verilen sözün tutulmaması.
           Herşeye evet demek.(ve sonra altından kalkamamak.)
           Tebeşir vs atmak.
           Reklam yapma ,kendi milletinin üstün olduğunu ima edici sözler söyleme.
YAKLAŞTIRAN ETKENLER
           Gülümseme
           Güzel giyinme
           Traşlı olma.
           Ailelere ziyaret.
           Öğrenciden yana tavır.
           Öğrencinin şahsi ekonomik durumunu bilmek,bilindiğinin çocuk tarafından bilindiğini sağlamak.
           İnsanlar hata yapabilirler kabullenmesiyle disiplin problemlerine yaklaşmak.
           Ailesinin (anne baba,kardeşler)yaş günlerinin bilinip kutlanması.
           Üzüntülü olduğunda ne olduğunu sormak .Sevincini paylaşmak.
           Ayıplarını örtmek.
           Ümit vermek,güven vermek.
Sende benim gibisin,bana benzer özelliklerin var.
Günaydın,lütfen,tabiiki neden olmasın,Özür dilerim,
Putlarına dokunmama,o putları kendileri kıracak zamana kadar sabretme.
Zamana riayet.derse başlama ve bitirme.
Çok sık yapılan hatalar 
Soru:Öğrenciler, siz tahtada yazı yazarken yaramazlık yaptıklarını anladın  geri döndün ve yaramazlık yaptığını zannettiğin öğrencinin yerini değiştirmesini istedin.Öğrenci itiraz etti .Ne yaparsınız?
 
Kulağından tutar dışarı atarım.
Dışarıya çıkmasını söylerim.                          
Kolundan tutar yerini ben değiştiririm.
Şimdilik yerinde oturmasına izin veririm.
 
Son şık doğru olmalı.Bu gibi durumda kesinlikle susmamalı,zaten sizin söylediğiniz söz bir uyarı cezası mahiyetinde olacaktır.Mesele böyle bırakılmıyor ve aynı tür bir problemin tekrarının engellenmesi yoluna başvuruluyor.Baktınızki ikili görüşmelere öğrenci olumlu yanıt veriyorsa hemen ihmal etmeden ikili görüşmeye girmeli.
                Yukarıdaki örnekte zaten belki de öğrenci gerçekten suçlu değildir.Yanlış zan da olabilir.’Şimdilik yerinde oturabilirsin ,o zaman’ izni öyle bir yanlıştan da sizi kurtarabilir.
 
Ben sizin arkadaşınızım.
Öğrenciye yakın olma ,onları sevme ve saygı duyma çok büyük bür değerdir ama buna  onlarla arkadaş olacağım niyetiyle ulaşılamaz kanaatindeyim.Zaten onlarda bizden arkadaş olmamızı değil bir büyük gibi ‘abilik’ , ‘öğretmenlik’ isterler.Arkadaş sınıfı kontrol edemez,birşey öğreteyim dese öğrenciler öğrenmek istemezler. Yerinde vakarlı olma, , her zaman gerek ve faydalı olacaktır.
 
Yeni öğretmenler ya çok serttir yada arkadaşları olmadığından öğrencileri arkadaş diye seçmiştir,onlara bu yolla etkili olacağını zannetmektedir.İkisininde yanlış olduğu yukarıda misallerle anlatılmıştır.Orta yol problemi çözebilir.
 
‘Söylediğimi yapın ,Yaptığımı değil’.Öğretmen her yönüyle öğrenciye örnek olmalıdır.”Söylediğimi yapın” öğrencilere gayri ciddi,irade zayıflığı gibi özelliklerimizin olduğu mesajını verir ve öğrencileri disiplinsizliğe alıştırır.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Okuma ve Yazmanın Önemi Nedir

Okuma ve yazma kişiye büyük kolaylıklar sağlar. İnsan daha önce başkalarından bölük pörçük, kulak dolgunluğu ile öğrenmek zorunda kaldığı bilgileri tek başına çeşitli kitapları okuyarak elde edebilir.Okuma yazma bilmediği zamanlarda bir yakınına yazacağı mektubu, yazmayı bilen birine yazdırmak zorunda kalan insan, yazmayı öğrendikten sonra her dileğini kendi kalemiyle dile getirme mutluluğuna erer.

Öğrenmenin en sağlam ve yararlı yolu, kişinin doğrudan doğruya bilgi edinmesidir. Bu da okuyup yazarak gerçekleşir.Cumhuriyetten önceki yıllarda eski harfleri öğrenmek zor olduğu için okuma-yazma bilenlerin sayısı da çok azdı. Öyle ki, bir ilçede ancak birkaç kişi okuma yazma bilirdi.Büyük Atatürk, bilgisizliğin getirdiği kötülüklerin ulusu her alanda geri duruma düşüren nedenleri çok iyi değerlendirerek ulusa en kısa yoldan okuma yazma öğretmeyi amaç bildi. Yeni Türk harflerinin iki üç ay içinde öğrenilmesi onun ne kadar haklı olduğunu gösterdi.Atatürk’ün başlattığı okuma yazma seferberliğine iki üç yıldır yeniden hız verildi. İki yılda üç milyona yakın yurttaşımız okuma yazma öğrenmiş bulunmaktadır.Bilgiyi, haberi ve toplumu yakından ilgilendiren sorunları gazete, dergi ve kitapları okuyarak öğrenmenin zevkine varan halkımız, Başöğretmenleri Atatürk’e minnet ve şükran duygularıyla doludur.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Mikro Öğretim Yöntemi Nedir

Mikro öğretim yönetimi; öğretim süresi, öğrenci sayısı ve konu açısından küçültülmüş yoğunlaştırılmış bir öğretim deneyidir. Bu yöntem öğretmen adaylarının sınıf içindeki üstleneçeği rollerinive sınıfta uyğulayaçagı davranışlarını tam olarak benimseyip bunları kazanmalarını sağlamayı amaçlamaktadır.

Yöntem ilk kez 1960 yılında ABD de Stanford üniversitesinde öğretmen eğitiminin kalitesini arttırmak amacıyla bir grup eğitimci tarafından deneysel programın bir parçası olarak geliştirilmiş ve ülkemizde de doğal olarak buradan gelmiştir. Birilerine birşeyler öğretmek ya da bir konu hakkında bireylere birşeyler öğretme amacı taşıyan yöntemde esas olanın bir tekniği öğretim becerisini uygulamak olduğunun bilinmesi gerekir.
                Öğretim ve öğrenme süreçlerinin karmaşıklığını basitleştirmeyi de yine temel hedeflerden biri sayan bu laboratuar öğretim yöntemi öğretmen adaylarına hizmet öncesi geniş bir deneyim imkanı sunar ve uygulamalarla adayın davranışlarını istendik yönde değiştirip geliştirmesini sağlar.
                (1) Bunun için öğretmen adaylarının kendi aralarında oluşturacağı doğal sınıf ortamındaki güçlükleri azaltan olabildiğince gerçeğe uygun bir sınıf ortamı hazırlamak sınıfa önceden dersi görüntülemek amacıyla video kamera ya da sesleri kaydetmek için bir teyp yerleştirilir.
                (2) Sınıf mevcud en fazla 45 sunulacak mikro ders süresi ise 5-20 dakika arasında sınırlandırılmıştır. Bu öğretim yönteminde öğretmen adayı derse konu olarak öğretim becerilerinin yalnız bir tanesini seçip uygulayacaktır. Bu uygulama öğret-yeniden öğret çevirimi adı verilen bir deneme yanılma durumudur aslında. BU çevirim 6 basmaktan oluşur:
                I- Uygulanacak öğretilecek olan öğretim tekniğini gereğine uygun olarak önceden 5-20 dakikalık bir mikro ders planı hazırlanır.
                II- Hazırlanan ders video kameraya çekilerek ya da anlatılanlar teybe kaydedilir.
                III- Sunulan dersin yani öğretme işleminin ne derece başarıyla sonuçlandığını anlamak için çekilen görüntüler ya da alınan sesler doğrultusunda öğütler sağlanır.
                IV-Bu alınan öğütler ışığında mikroders yeniden düzenlenir.
                V- Yeniden düzenlenen ders tekrar öğretilir ya da sunulur.
                VI-Bu kez öğretme işleminde gerçekleştirilen ya da gerçekleştirilmeyen iyileştirmelerle ilgili görüntülerden ya da teyplerdeki seslerden ya da sözlü-yazılı olarak bölükler alınır.
                Hedeflenen seçilmiş davranışın becerinin istendik düzeye ulaşmasına glinceye kadarki yapılacak olan tekrara dersi izleyen rehber öğretmen karar verir.
                Mikro öğretim yönteminde hem öğretmen hem öğrenci rolünde olan öğretmen adayları öğretmen rolündeyken önceden hazırladığı mikro dersi sunarken öğrenci rolündeykense:
                -Gözlemleme
                -Betimleme
                -Değerlendirme
                -Yazılı ve sözlü sağlama
görevlerini yapmaktadır.
                Video gerçek görüntü ve sesi kaydettiği için derslerde tercih sebebi olup şartların elverdiği ölçüde kullanımaktadır. Kaydedilen mikro dersin örneklerinin biriktirilerek öğretmen adayına ve uygulama öğretmenine verilmesi onlara uygun zamanlarda dersi tekrar izleme fırsatı vermekte ve uygulamaları tekrar tekrar değerlendirip yeni yeni stajyerler geliştirmelerine yardımcı olamktadır. Video kamera ekonomik açıdan uygun değilse bu işler ses alabilen teyplerlede yapılabilir. Ayrıca her mikro derste video kullanılmayadabilir. Örneğin öğretilecek derste sözel beceriler yoğun olarak işleniyorsa teyplerin kullanılması daha uygunken ders görsel öğelere dayalı incelenecekse video kameranın kullanımı daha uygundur. Yöntemi maddeler halinde özetlemeye çalışırsak:
                -Mikro öğretim yöntemi öğretmen davranışları üzerinde odaklanır
                -Öğretmenin bilgi ve beceriyi teorik olarak bilmesi yetmiyor bunu nasıl ortaya koymasını sağlıyor
                -Öğretmen adayı sunduğu dersini kaydedilen görüntüleri izleyerek sesleri dinleyerek ya da tutulangözlem kayıtlarını izleyerek kendi performansına dair dönütleri alıp yeni stajyerler geliştirir ve düzeltmeler yapar.
                -Kişi hem başkaları tarafından hem kendisi tarafından değerlendirilme fırsatı bulur.
                -Mikro öğretim yöntemi teoriyle pratik arasında bir köprü kurarak öğretmen adaylarına hizmet öncesi deneyim kazandırıyor.
                -Yöntemde öğretmen adayı hem öğretmen hem de öğrenci rolündedir.
                -Riski az kazandırdıkları fazladır.
                Mikro öğretim yönteminin faydaları:
                -Gerçek yaşantılar kazandırır, yani adayın oynayacağı roller mezun olduktan sonra bu yöntemde olduğu gibi devam edecektir.
                -Bu yöntemin uygulanması ile öğretim programını kontrol altına alabiliriz. Zira programın nasıl işlenip sonuçlandığını yakından takip etme şansımız vardır.
                -Öğretimde bir laboratuar ortamı yaratır.
                -Kaynakların sınırlı olmasına rağmen daha geniş daha deneyimli deney yapma imkanımız vardır.
                -Kullanım alanı geniştir. Öğretmen eğitimi baştan olmak üzere, Tıp, özel eğitim rehberlik, spor ve bunun gibi alanlarda kullanılmaktadır.
                -Anında değerlendirme geri beslemem ve kendini değerlendirme imkanı sağladığı için aday öğretmenin değerlendirilmesinde yararlı olmaktadır.
                M.Ö. yönetiminin sınırlılıkları:
                -Video kamera her okulda olmayabilir.
                -Tüm öğretim becerilerinin kazandırılmasına uygun olmayabilir.
                -Eleştiriye açık olmayan adaylar için uygun bir yöntem olmayabilir.
                -sınıf yönetimi ve disiplinin sağlanmasına engel olabilir.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Ders Öncesi Süre Kullanımı Nedir

Öğrenim yaşamımızda,  zamanı etkin kullanabilen  ve kullanamayan öğretmenlerimiz olmuştur. Zamanı etkin kullanabilen öğretmenlerimiz bize daha yararlı olmuştur. Zamanı etkin kullanabilen öğretmen, yapılacak olan etkinliklere ait planı bir gün öncesinden hazırlayan, konu bütünlüğünü ve kurguyu zihninde tasarlayabilen kişidir.

Öncelikleri açıkca belirleyen, işi çeşitlendirmeyen, aynı anda birkaç işi yapmaya çalışmayan öğretmen daha başarılıdır. Sınıfı yönetmek, ders süresini öğretim araçları doğrultusunda etkin ve verimli yönetmektir. Buradan çıkaracağımız sonuç zaman yönetimi, sınıf yönetiminin en stratejik öğelerinden biridir.Öğretmen derse başlamadan önce, çalışma planlarını hazırlamalıdır. Planda neyi, nasıl ve ne kadar sürede işleyeceğini belirlemelidir. Öğretmen aşagıdaki soruları kendine sormalıdır:
Şimdi ne yapıyorum?
Aslında ne yapmam gerekir?
(1) den (2) ye nasıl gidebilirim?
Bazı öğretmenler, planın bir şey ifade etmediğini, deneyimin daha etkili olduğunu öne sürerler fakat hiçbir deneyimin planın önüne geçemeyeceği gerçeği gözardı edilemez.
DERSE BAŞLARKEN SÜRE KULLANIMI:
Sınıf öğretmenlerinin öğrencilerini tanıyor olması yoklama süresini kısaltır. Sınıfa girince göz kontrolünün yapılarak olmayanların belirlenmesi ya da sınıf başkanına gelmeyenlerin sorulup yazılması gerekir. Geç gelen öğrencilerin geç gelme nedenlerinin sorulması süre kaybına neden olur. Derse zamanında katılmasının gerekliliği öğrenciye hissettirilmelidir. Geç kalan öğrencileri belirleyip onlar için ders dışında özel önlemler almalıdır. Öğrenciden bunu isterken öğretmenin de derse giriş ve çıkışlarını düzenli yapması gerekir.Derse güncel konularla başlanması dersi çekici kılar. İşlenecek konuyu tanıtmak ve gerekliliğine inandırma, konuya ve sınıfa hakim olma, derse hazırlıklı ve planlı girme, hazırlanmış olan planı izleyerek dersi işleme gibi etkenler süre kaybını azaltabilir. Zaten zaman kaybının sıfırlanması mümkün değildir ancak en aza indirilebilme çabasından söz edilebilir.
DERSTE SÜRE KULLANMA:
Öğrencilerin sınıf içi etkinliklerde aktif rol almaları ve süre kullanımı konusunda yönlendirilmeleri gerekir. Öğrencilerin ne zaman neyi yapacağını bilmeleri verimliliği artırır. Sınıfta  sürenin tümünü eğitsel amaçlara yönelik etkinlikleri sağlamada kullanmanın bir yolu, sınıf süreçlerinin dikkatle planlanması, zamana bağlanmasıdır.Düz anlatım yerine araç-gereç destekli ve öğrenci katılımlı ders işleyen öğretmen, süreyi etkin kullanabilir. Süre kazanımı açısından, dersi işlerken kullanılacak materyalin önceden hazırlanması ve kullanılacağı yere konulmuş olması gerekir. Ayrıca öğrencilerin araç-gereç kullanmayı alışkanlık haline getirmeleri teşvik edilmelidir.Öğretmen kararlı ve planlı olmalı ve bunu davranışları ile yansıtmalıdır. Öğretmen, kendisini yönetme konusunda, kararlı olmalı ve hemen uygulamaya geçmelidir. Örneğin, fen bilgisi öğretmeninin laboratuarda ders yapılacağını önceden öğrencilerine söylemesi zaman kazandırabilir.Öğretmen derse girerken kişisel sorunlarını kapıda bırakmalıdır. Stresli ve gergin bir şekilde derse giren öğretmen süre kaybına neden olur. Daha çok konuyu bitirme çabası içinde olan öğretmen hem öğrencileri sıkar hem de öğrenmeyi zorlaştırır. Bu arada yöneticilerin duyuru yapmak ya da velilerin görüşme yapmak amacıyla zamansız bir şekilde dersi bölmeleri bu olumlu havayı bozan öğelerdir.Öğretmenin övgüsü çok önemli ve güçlü bir güdüleyicidir. Etkisi ise kullanımına bağlıdır. Ayrıca övme dili de çok önemlidir.Açık  ve sade anlatımı olan, anlatımını yeterince süsleyebilen öğretmen öğrencilerini sıkmaz. Öğretmen iyi bir gözlemci olmayı başarabilirse sıkılan öğrencilerini fark eder, bu havayı dağıtmaya özen gösterir. Öğretmenin, ders anında konu dışına çıkması ve yaşamıyla ilgili sohbet etmesi süre kaybına neden olur. Ancak derste oluşabilecek sıkıntılı havayı dağıtmak için; ölçülü espiriler yapması ya da öğrencilerin konuyla ilgili fıkra, taklit gibi etkinlikler yapmasına olanak vermesi uygundur. Böylece öğrencileri güdüler ve dersi çekici hale getirir. Öğrencileri güdüleyebilen öğretmenin dersi süresi içinde işleyebileceği beklenir. Öğretmen sınıfında bulunan öğrencilerin farklı olduklarını bilmeli, bu farkların ölçüsüne uygun düzey grupları oluşturabilmeli. Anlamayan öğrenciler için tekrar yapması süre yitimine neden olur. Ancak öğrencinin düzeyine uygun olarak anlatılan ve öğrencinin katılımına olanak verilerek işlenen süre yitimi azalır. Etkili zaman yönetimin en önemli değişkenlerinin, katılımcı, esnek ve demokratik öğrenme iklimi ile ilgili olduğu unutlmamalıdır. Özetle zamanı etkin ve verimli bir biçimde yönetmek, sınıfta olumlu bir öğrenme iklimi yaratmakla eş anlamlıdır.Sınıf disiplinin sağlanması süre kazanımı konusunda büyük önem taşır. Fakat birey disiplin içinde yaşamayı kolay kolay kabul etmemektedir. Kuralın, yasağın olduğu yerde kuralı bozma, yasağı çiğneme, doğru olandan sapmaya ya da yasağa karşı gelme vardır. Bu arada öğretmenin öğrencilerine karşı tutum ve davranışları da sürenin kullanımını etkiler. Öğrencileri tarafından sevilen öğretmenin dersi de sıkıcı olmaz ve bu derslerde süre yitimi en aza iner. Öğrenciler dersten soğuduğunda da, içinde bulundukları içinde bulundukları yaşa göre sayılan şu davranışları gösterecektir:
Gürültü
 Uygunsuz hareketler
Materyalleri yanlış kullanma
Öğretmene karşı koyma
İstenmeyen bu davranışların sıklığı ve hangi öğrenciler tarafından yapıldığı kaydedilerek, sınıf içi öğretim etkinliklerinin iyleştirilmesine yönelik daha yapıcı ve işlevsel önlemler alınabilir. Öğretmen süreyi etkili ve dengeli bir şekilde kullanmalı, dersi tempolu bir şekilde sürdürmelidir. Sınıfta öğrenmeye ayrılan zamanı artırmak için, sınıf ortamına uygun olmayan öğrenci davranışlarıyla başa çıkmak öğretmenlerin temel görevlerindendir.
DERS SONUNDA SÜRE KULLANIMI:
Ödev veren öğretmen öğrencilerinin ödevlerini önemsemeli ve bir ölçme aracı olarak kullanmalıdır. Ders dışı süre içinde hazırlanan ödevler öğrenmeyi pekiştirir. Ancak; öğrencinin başarı ve başarısızlığına ilgisiz kalma, öğrenciye önemsendiği iletisini verir. Ödevin masada oturularak değerlendirilmesi yerine yanında götürüp boş ders saati ya da evde incelenmesi yararlı olur. Daha da önemlisi, öğretmen kontrol etmeyeceği ödevi vermemelidir. Zamanı etkin kullanmayı ve kontrol etmeyi başarabilen öğretmen “Zil çaldığı anda son cümleyi söyleyen öğretmen”dir.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Kütüphaneler Haftası Nedir

(Mart ayının son pazartesi başlayan hafta) Kitapların olmadığı bir dünya düşünülemez. Eğitimin, bilimin, sanatın temeli kitaba dayanır. İnsanlar için bu kadar değerli olan kitaplar kütüphanelerde korunur ve araştırmacıların, öğrencilerin, tüm insanların hizmetine sunulur.Kuşkusuz çoğu kişinin kendi evinde kitaplığı vardır ama buradan sadece kendisi ve yakınları, tanıdıkları yararlanabilir.

Oysa kütüphanelerden çok geniş kitlelerin yararlanma olanağı vardır. Üstelik böyle bir özel kitaplığa sahip olan kimsenin de kütüphanelere gereksinimi vardır. Çünkü özel bir kitaplık asla kütüphanelerin zenginliğine erişemez.Günümüzde uygarlık çok gelişmiştir. Radyo, televizyon, bilgisayar, internet gibi iletişim ve bilgilenme araçları çok gelişmiştir. Ne kadar gelişse, yaygınlaşsa da bunların hiçbirisi kitabın yerini tutamaz. Zaten dünyanın en gelişmiş ülkelerinde kitaba, kütüphaneye olan ilginin azalmaması, hatta artması bunun kanıtıdır.
Bu gerçeğin bilincindeki Türk Kütüphaneciler Derneği’nin girişimleriyle 1964′ten bu yana Mart ayının son pazartesi başlayan haftası “Kütüphaneler Haftası “olarak değerlendirilmektedir. Hafta boyunca okullarda, görsel ve yazılı basında kütüphanelerin önemi anlatılır. Bu konuya halkın dikkati çekilir. Kütüphaneler hakkında bilgi verilir.Haftanın amacı öğrencilerde okuma alışkanlığını ve zevkini geliştirmek, kitap sevgisini artırmak, öğrencilerin kitaplardan daha çok yararlanmalarını sağlamaktır.
KÜTÜPHANELER, TARİHÇESİ VE GELİŞİMİ
   Okur ve araştırmacılar tarafından kullanılmak üzere oluşturulmuş kitap koleksiyonu barındıran mekan ya da yapıdır. Bugün kütüphanelerde kitapların yanı sıra süreli yayın, film, diya, ses kaydı, teyp bandı vb. gibi düşünce ve sanat ürünlerine de yer verilmektedir. Kütüphanelerin kökeni, kayıt tutma uygulamasına dayanır. Daha İ.Ö. 3. bin yilda, Babil kenti Nippur’da kil tabletlerdeki kayıtların bir tapınakta saklandığı bilinmektedir. İ.Ö. 7. Yüzyılda Asurlardan yaklaşık 20 bin tablet kalmıştır. İlk kütüphaneler, Eski Yunan’da İ.Ö. 4. Yüzyılda tapınaklarda ve felsefe okullarında oluşturulan kitap depolarıydı. Aristoteles’in kütüphanesi, İskenderiye Kütüphanesi, Pergamon (Bergama) Kütüphanesi, Roma’daki Bibliotheca Ulpia “l.Constantinus’un İstanbul’da 4. Yüzyılda kurduğu İmparatorluk Kütüphanesi, ilk çağların en önemli kütüphaneleriydi. Rönesansla birlikte başlayan bazı toplumsal değişmeler, kütüphanelerin büyüklük ve işlevini önemli ölçüde etkiledi. Bu arada din savaşları, siyaset, hatta düşünce alanındaki devrimler  kütüphanelerin gelişmesini engelledi.17. ve 18. yüzyıllarda gelişen büyük özel koleksiyonlar Fransa’daki Ulusal Kitaplık ve İngiltere’deki British Museum Kütüphaneleri gibi çağdaş ulusal kütüphanelerin temelini oluşturdu. 1800′de Washington, D.C.’de Kongre Kitaplığı açıldı. 1602′de Oxford’da, 1683′te de Harvvard’da üniversite kütüphaneleri kuruldu.18. Yüzyılın sonlarında ise üyelerine kitap ödünç veren ve başvuru hizmetleri sağlayan kütüphaneler yaygınlaştı. 20. Yüzyılda çeşitli bilim dalları, mühendislik, tıp, işletme, hukuk gibi alanlardaki gelişmelerin yakından izlenebilmesi amacıyla, özellikle süreli yayınların derlendiği çok sayıda uzmanlık kütüphaneleri kuruldu. Çoğunlukla sanayi ya da meslek kuruluşlarının mali desteği ile çalışan bu kütüphaneler, kitap ve dergi koleksiyonlarının yanı sıra, okurlara başvuru kaynakları ile kaynakçalara ulaşma olanağı sağlayarak bilgi verme hizmetini de yerine getirdiler.                   
TÜRKLERDE KÜTÜPHANE
Türklerde ilk kez Orta Asya’da Uygurların bir kütüphane oluşturduğu bilinmektedir. Karahoça ve Turfan kazılarında da 30 bin kadar yazma ortaya çıkarılmıştır. Türklerin İslam dinini kabul ettikten sonra kurdukları ilk devlet olan Gaznelilerde Gazneli Mahmut’un büyük saray kütüphanesi ünlüydü.  Büyük Selçuklular döneminde başkent Merv’de cami içinde yer alan Aziziye ve Kemaliye kütüphaneleri, Medrese-i Amidiye içindeki Medrese ve Hatuniye kütüphaneleri gibi 10 tane kütüphane kuruldu. Nizamülmülk’ün Bağdat ve Nişapur’da açtığı Nizamiye medreselerinin kütüphanelerindeki değerli yazma koleksiyonlar günümüze kadar korundu. Anadolu Selçuklularında kütüphaneler daha çok Konya’da toplanmıştı. Altun Abanın İplikçi Medresesi’nde kurduğu iki kütüphanenin işleyiş düzenini 1201 tarihli vakfiyesinde anlatmıştı. Birçok İslam bilgininin yararlandığı Sadreddin Konevi Kütüphanesi’ nden de 61 tane yazma günümüze ulaştı. Osmanlılarda genellikle bir medrese bünyesinde yer alan kütüphanelerin ilki Osman Bey döneminde İznik’te, ikincisi Lala Şahin Paşa tarafından Bursa’da kuruldu. İstanbul’un alınışından sonra kentteki ilk medrese Ayasofya yakınlarında açıldı. Bu medresenin kütüphanesi de 1464′te kuruldu. Bunu Zeyrek Camisi’ndeki, Eyüp Sultan ve Fatih külliyelerindeki medrese ve kütüphaneler izledi. Eyüpsultan Camisi’ndeki kütüphane halka açık ilk vakıf kütüphanesiydi. İstanbul’dan başka Amasya’da, Edirne’de, Bursa’da, Taşköprü’de, Yozgat’ta, Manisa’da ve Trabzon’da medrese kütüphaneleri kuruldu.
Osmanlılarda ikinci bir kütüphane türü cami kütüphaneleriydi. Yazma kitaplar caminin bir köşesindeki birkaç dolapta ya da ayrı bir odada korunurdu. Daha çok hadis, akaid, fıkıh konularındaki yapıtlardan ve Kuran’lardan oluşan bu koleksiyonlar herkesin yararlanmasına açık bulundurulurdu. Osmanlı döneminde tekke kütüphaneleri de yaygındı. Bunlarda daha çok tasavvufa ilişkin dinsel yapıtlar bulunurdu. 1. Mehmed (Çelebi) döneminde başlayan saray kütüphanesi kurma geleneği 2. Mehmed’in (Fatih) hükümdarlığında da sürdü. Ünlü bilgin Molla Lütfi, 2. Mehmed’in özel kütüphanecisi oimuştu. Sarayın kütüphanesi 3. Ahmed ve 2. Abdülhamid dönemlerinde çok zenginleşti. Osmanlılarda ulemanın ileri gelenleri de pek çok vakıf kütüphanesi kurmuştu. Bunların en küçük ayrıntıları bile düşünülerek hazırlanmış iç yönetmelikleri vardır. Vakıf kütüphanelerinin ilki 1661′de Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın kurduğu Köprülü Kütüphanesi’ydi.1869′da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’yle kütüphanelerin denetimi Maarif Nezareti’ne verildi. Böylece kütüphaneler ilk kez devletin eğitim politikası içinde ele alınmış oluyordu.1882′de ilk büyük devlet kütüphanesi olan Kütüphane-i Umum-i Osmani açıldı. 1912′de İzmir ve Kayseri’de, 1917′de Eskişehir ve Konya’da, 1918′de Diyarbakır’da, 1920′de Bursa’da Milli Kütüphane adıyla yeni kütüphaneler kuruldu. 1934′te çıkarılan 2527 sayılı yasa Türkiye’de basılan her yapıttan beş nüshanın Ankara İl Halk Kütüphanesi’nde ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde toplanması hükmünü getirdi. 1976′da çıkarılan bir yasayla TBMM Kütüphanesi de bu kütüphaneler arasına katıldı. Adnan Ötüken’in girişimiyle 16 Ağustos 1948′de Ankara’da Milli Kütüphane açıldı. Devletin özel olarak kurduğu kütüphane sayısı 1987′de 72′ye ulaşmıştır. Günümüzde etkinlik gösteren toplam kütüphane sayısı 812′dir. Bunlardaki toplam kitap sayısı ise yaklaşık 6,5 milyondur. Çeşitli illerdeki halk ve çocuk kütüphaneleri, Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünün yönetimindedir.Türkiye’deki kütüphanelerin önemli bir bölümünü oluşturan üniversite kütüphaneleri ise oldukça plansız bir örgütlenme ve gelişme göstermiştir. En önemli üniversite merkez kütüphaneleri İstanbul Teknik Üniversitesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’ninkilerdir. Türkiye’de hızlı gelişme gösteren başka bir kütüphane türü de banka, fabrika, şirket, yayın ve meslek kuruluşlarının özel araştırma kütüphaneleridir.
BAŞLICA KÜTÜPHANE TÜRLERİ
1) Milli Kütüphaneler:
Bu kütüphaneler, yerli yayınların tümünü, yurt dışında ülke üzerine yazılmış yayınların elden geldiğince toplandığı kütüphanelerdir.
a) Ankara Milli Kütüphanesi 1948 yılında kurulmuştur. 1934 yılında çıkarılmış olan “Derleme Kanunu” ile toplanmış bütün dokümanlar. Milli Kütüphane’ye devredilmiştir. Bugün yüz binlerce ciltlik kitaplar, ayrıca el yazması kitaplar, haritalar, atlaslar, notalar, tablolar, afişler, filmler, bu kütüphanede toplanmıştır.
b) izmir Milli Kütüphanesi; 1912 yılında kurulmuş, yeni binasında hizmet veriyor.
c) Beyazıt Devlet Kütüphanesi; 1882 de dönemin Milli Eğitim Bakanlığı eliyle kurulan bir kütüphanedir. Çok değerli kitaplara sahiptir.
d) Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi; daha çok Büyük Millet Meclisi üyelerinin yararlandığı bir kütüphanedir. Osmanlı dönemindeki basılı dokümanlar bu kütüphaneye aktarılmıştır.
2) Üniversite Kütüphaneleri:
Ülkemizde en eski üniversite kütüphanelerinden birisi, 1934′te yasal statüye kavuşturulmuş olan istanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’dir. Bundan başka eski ve zengin kitaplığa sahip Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi gelmektedir. Bu gün sayısı yetmişe varan üniversitelerimizin hepsinde kütüphane vardır. Bi çokları zengin kitaplıklarıyla öğrencilerine hizmet veriyorlar.
3) Halk Kütüphaneleri:
Bu kütüphanelerin çoğunluğu Kültür Bakanlığı emri altında çalışmaktadır. Her meslekten okuyucuya hizmet verirler, yurt düzeyinde sayıları yüzün üzerindedir. Her kütüphanede olduğu gibi bu kütüphaneler de, halkımızın okuması, bilgilenmesi için uğraşıyorlar.
4) Okul Kütüphaneleri:
Okullarda çalışan öğretmenlerin ve okuyan öğrencilerin her türlü gereksinimine açık olan kütüphanelerdir. Bu kütüphaneleri görevli öğretmenin sorumluluğunda öğrenciler yönetirler.
5) Özel Konulu Kütüphaneler:
Bu kütüphaneler, özel konuları içeren kitap ve dökümanların biriktirildiği kütüphanelerdir. Bu kütüphanelerden belirli meslek sahipleri ve endüstri kuruluşları yararlanırlar.
Bunların dışında evlerde oluşturulan kitaplıklar gelir ki, onlardan ancak sahibi ile ev halkı yararlanır. Bu tür kitaplıklar genelde ya halk kütüphanelerine ya da üniversite kütüphanelerine bağışlanırlar.
KÜTÜPHANELERDE SINIFLANDIRMA SİSTEMLERİ
     Kütüphanelerde kitap ya da başka malzemelerin çabuk ve kolayca bulunmasını sağlamak amacıyla düzenleme sistemleri uygulanır. Kataloglama, kitabın fiziksel özellikleri ve başlığına ilişkin bilgi sağlamak için kullanılırken, sınıflandırma sisteminde her malzemeye türü ve yazarıyla ilgili bir yer numarası verilir; böylece malzeme, bilgi dalıma göre sınıflandırılarak kütüphanede belli bir yere yerleştirilmiş olur. Benzer malzemeleri belli bir ilkeye göre belli bir biçimde düzenlemek, çeşitli kaynaklardan bilgileri birleştirme ve denetleme olanağı sağlar.
Sınıflandırma sistemlerinin doğal ya da temel sistem ve yapay sistem olmak üzere farklı türleri vardır. Ayrıca sınıflandırma derecesi de işleme göre değişebilir. Belli bir kütüphanenin ve bu kütüphaneden yararlananların gereksinmeleri doğrultusunda, malzemeye ulaşmak ve malzemeyi denetim altında tutmak için değişik yollar sağlayan çeşitli sınıflandırma sistemleri geliştirilmiştir. Genel olarak her sistem, bilgilerin belli ilkelere göre sınıflara, bölümlere ve alt bölümlere ayrıldığı bir düzenlemeden oluşur.bilgilerin belli ilkelere göre sınıflara, bölümlere ve alt bölümlere ayrıldığı bir düzenlemeden oluşur.Her sınıflandırma sisteminde ya yalnızca başlıkları veren özel bir dizin ya da başlıkların başka başlıklarla karşılıklı bağlantılarını veren bir dizin bulunmalıdır. Ayrıca teknik ya da herkesin anlayabileceği düzeyde özel terimlerle sınıflandırmayı gösteren simgeler düzeni kullanılır. Simgeler saf ya da alfabetik, sayısal ve öbür simgelerin bir karışımı olabilir; ayrıca anımsamayı kolaylaştırıcı bir ilkeyi de içerebilir.Günümüzde en yaygın sistemler Dewey Ondalık Sınıflandırma Sistemi, Kongre Kitaplığı Sınıflandırma Sistemi ve kütüphane sınıflandırma sisteminden çok, kaynakça sistemi niteliğinde olan Bliss Sınıflandırma Sistemi ile Kolon Sınıflandırması’dır. Ayrıca özel kütüphanelerle araştırma kütüphaneleri, belli ölçüde var olan sınıflandırma sistemlerini temel almakla birlikte, kendi kolleksiyonlarının özel niteliğini de göz önünde bulundurarak özgün sistemler geliştirebilirler.
KÜTÜPHANELERDEN NASIL YARARLANMALIYIZ?
Kütüphaneler, herkesin yararlandığı, pek çok insanın aynı anda çalıştığı yerlerdir. Bu nedenle orada dikkatli olmalı, kendimiz yararlanırken başkalarını rahatsız etmemeliyiz. Bunun için de şu kurallara uymalıyız:
a) Kütüphanelere, başkalarını rahatsız edebilecek kokular sürmeden, temiz kıyafetlerle, çamursuz ayakkabılarla gitmeliyiz.
b) Üzerimizde mutlaka kimlik bulundurmalı, gerektiğinde görevliye vermeliyiz.
c) Uygun olan ya da bize gösterilen yere oturmalıyız.
d) Zorunlu kalmadıkça konuşmamalı, gerekirse de mümkün olduğunca yavaş sesle konuşmalıyız.
e) Kütüphane salonunda ayak sesi çıkarmadan, yavaş biçimde yürümeliyiz.
f) Kitap ararken fişleri kirletmemeli, yırtmamalı, çizmemeli ve yerlerini değiştirmemeliyiz
g) Kitabı sessiz okumalı, sayfaları yavaşça ve ses çıkarmadan çevirmeliyiz.
h) Kitaplara hiçbir şekilde zarar vermemeli, sayfaları çizmemeli, yırtmamalı, herhangi bir işaret koymamalıyız.
ı) Başta görevliler olmak üzere kütüphanedeki herkese saygılı ve nazik olmalıyız.
Kütüphanalerden yararlanmanın yollarını da öğrenmeliyiz. Çünkü binlerce kitap arasından, aradığımız kitabı bulmak, yolunu bilmiyorsak hiç de kolay değildir.
Kitaplar, yazarlarına, türlerine göre düzenlenip fişlenir. Aradığımız kitabı önce bu fişlerden buluruz. Görevlinin bize verdiği kağıda yazarak bekleriz. Eğer aradığımız kitap o kütüphanede varsa, görevli az sonra kitabı size getirir.
Büyük kütüphanelerin işleyişi genellikle böyledir. Eğer başka bir yol varsa, başka işlemler gerekirse bunlar herkesin görebileceği yerlere yazılıp asılmıştır, Bunları okuyup ona göre davranmalıyız.
Kütüphaneye ilk defa gidiyorsak, nasıl yararlanacağımız konusunda hiçbir bilgimiz yoksa hemen görevlilere danışmalı, onlardan yardım istemeliyiz. Şunu iyi bilmeliyiz ki, kütüphaneden yararlanmak için oranın düzenini, işleyişini çok iyi bilmemiz gerekmez. Çünkü görevliler bizlere daima yardımcı olurlar. Ama orada uyulması gereken kurallara mutlaka uymalı, hiç kimseye en ufak bir rahatsızlık vermemeliyiz.
KİTAP HASTAHANESİ
Osmanlı .döneminde, kitap meraklısı bir adam arkadaşına yakınıyormuş:”Kütüphanemdeki birçok kitabı, kitap kurtları sardı. Kitaplarımın kenarlarını kemiriyorlar, yazık oldu kitaplarıma. Ne yapsam fayda etmiyor.”Gerçekten de günümüze ulaşabilen el yazmalarından birçoğu oldukça yıpranmış, eskimiş durumda. Kitap meraklılarının deyimi ile yorgunlar. Çoğunun cildi ve yaprakları, tozun ve nemin etkisiyle ortaya çıkan kitap kurtları tarafından kemirilmiş.
Değerli, eski kitapları iyileştirmek ve yok olmalarını önlemek için bir kitap hastahanesi var. 1962 yılından bu yana Süleymaniye Kütüphanesi’nde yıpranmış, hasta kitaplar onarılıyor, hayata döndürülüyor. Kenarları yıpranmış sayfalar tek tek temizleniyor ve yüzde yüz selülozdan üretilmiş Japon kağıdı ile yenileniyor, sağlamlaştırılıyor.Eski kitaplar genellikle üç dertten dolayı hastahaneye getiriliyorlar: Mantarlaşma” “cetvel kırığı” ve “mürekkep yanığı.”
Cetvel kırığı, sayfa kenarlarındaki süslemelerde kullanılan altın ayarının düşük olması nedeniyle oluşuyor. Altının içindeki bakır, oksitlenerek kağıdı yakıyor.Mürekkep yanığında da mürekkebin içindeki demir oksitleniyor ve kağıtta küçük yanıklar, delikler oluşturuyor.Mantarlaşma, kitabın içine yerleşen bakterilerin oluşturduğu bir hastalıktır. Sayfalar saf alkolle silinip temizleniyor. Hastalıklı yani mantarlaşmış yerler bıçakla kesiliyor ve Japon kağıdı ile onarılıyor.Japon kağıdının dışındaki tüm kağıtlar çok dayanıksız. Özellikle son yıllarda üretilen kağıtların ömürlerinin, yüz seneden fazla olmadığı söyleniyor. Bu sebeple kitaplarımızı daha özenle korumalıyız. Yapabileceğimiz şeyler var: Rafları düzgün ve temiz tutmalıyız; kitapları ışıklı ve rutubetsiz bir ortamda korumalı, sık sık tozlarını almalıyız, kitaplarımızı çok sık ve üst üste yerleştirmemeliyiz. Yılda bir kez elden geçirmeli, toz veya nemden dolayı küflenmeye başlayan kitapları temizlemeliyiz. Küflü bir kitabı küflerinden arındırdıktan sonra güneşte kurulmalıyız.
    Haydi kütüphaneye, iş başına!
KİTAPLIK VE KİTAP
 Her yıl, Mart ayında Kütüphane Haftası kutlanmaktadır. Nasıl ki ağıl denilince koyunlar, garaj denilince arabalar, eczane denilince ilaçlar akla geliyorsa; kitaplık denilince de kitaplar akla gelmektedir. Kitapların önemi, kitaplara verilen değerle ölçülür.  Evrendeki tüm canlılar gibi insanların da besine, suya ve havaya gereksinmesi vardır. Ancak bunlar fiziksel yaşamın gereksinmeleridir. Oysa insanları, hayvanlardan ayırt eden en önemli öğe, düşüncedir. İnsanlar düşünürler, düşündüklerini yorumlar, değerlendirir ve eyleme geçirirler. Düşünsel savaşım sonucu elde edilen bilgileri, deney, beceri ve sanatlarını gelecek kuşaklara aktarmak isterler. Bu çabanın sonucu olarak yazıyı icat etmişler, geliştirerek matbaayı ve kağıdı bulmuşlar. Dağınık ve kayıp olabilecek bu bilgileri, deneyleri, beceri ve sanatlarını kitap haline getirerek insanlığın hizmetine sunmuşlar. İnsanlık tarihini, uygarlığını, toplumsal yaşamını, savaşımını, sanatlarını bu yapıtlardan öğreniyoruz. Böylece insan yaşamının gereksinmesi olan ekmek, su ve havaya, kitaplardaki düşünce eklenerek sloganlaşmıştır.  İnsan toplumu, düşünceden uzak insanlar için “Gelişmemiş bir hayvan. Et kafalının biri. Ot gibi adam.” gibi aşağılayıcı deyimler kullanmışlardır. Görülüyor ki insanları hayvanlardan ayırt eden tek öğe, düşüncedir.   İnsan toplumunun var oluşundan günümüze değin, düşüncenin özgür olmasını isteyenlerle istemeyenler arasındaki çelişki sürekli artmakta. Toplum üzerindeki egemenliklerini sürdürerek çıkar sağlamaya çalışanlar, sürekli baskıdan yana olmuşlardır. Ve “Toplumumuz bu özgürlükleri, düşünceleri kaldıracak düzeyde değildir. Bu kitaplar zihinleri bozuyor, gençlerimizi huzursuz ediyor…” diyerek kitapları suçlu göstermeye, toplumsal huzursuzluğun gerçek nedenlerini gözardı etmeye çalışırlar.Bir bilgin: “İnsan düşündüğü gibi yaşamaz. Yaşadığı gibi düşünür. Düşünceye etki yapan, ona kaynaklık eden, hiç kuşkusuz içinde bulunduğu, yaşadığı koşullardır. Fakat düşüncenin de karşılıklı olarak bu koşullara etki yapıp onu oluşturduğu bir gerçektir. O halde biz, ‘Mademki bu kitabı okuyor, okuyanın niyeti bu kitaptaki düşünceleri uygulamaktır.’ diyemeyiz. Bu, ilkel bir yargı olur. Bir düşünce kafaya yansıdığı gibi uygulanamaz. Bu nedenle düşünce ve düşüncenin ürün olan kitaplar yasaklanamaz, yakılamaz, toplatılamaz. Ama onlar gereğince eleştirilir. İşe yaramazlığı kanıtlanır ve böylece de fonksiyonu biten her nesne gibi onun da ölümü kendiliğinden olur…” demektedir.  Kitaplar, toplumların düşünsel güneşidir. İnsanın zekasını ve bilgisini geliştirir, deneylerini artırır, hatalarını düzeltir. Bilinçli insan, bilimsel araştırmaya, incelemeye, üretmeye, yönetmeye, olayları sağlıklı sonuca bağlamaya yöneltir. Bilinçli insanların oluşturduğu toplumlarda, demokrasi, hukuk, ahlak ve sosyal adalet ilkeleri gerçek kurallarıyla işler. Karşılıklı saygı ve güven pekişerek artar.  Bu nedenle kitap, uygarlığın simgesi, demokrasinin somut kanıtı, karanlığın amansız düşmanıdır. Kitaplar bu amaçla değerlendirildiğinde, kitaplığın önemi artar. Aksi halde kitaplıklar, kitaptan mezarlığına ve düşüncenin tutsakevine dönüşür.Ancak kitapları severek, okuyarak, okutarak çağdaş insan olabiliriz…
ATATÜRK VE KİTAP
Atatürk’ün hizmetinde bulunanlardan Cemal Granada, Atatürk’le Vasıf Çınar arasında geçen bir konuşmayı anlatırken; O’ndaki okuma alışkanlığının çocuk yaşlarında kazanıldığını da belirler:  Boş zamanlarında Atatürk’ün elinden tarihle ilgili kitapların düşmediğini hatırlarım. Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken Devlet Başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olmalı ki, Atatürk’e şöyle dediğini duydum:
  • Paşam!.. Tarihle uğraşıp kafanı yorma… 19 Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın?
Atatürk, Vasıf Çınar’ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi:
  • Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Davranışçı Yaklaşım Nedir

Öğrenme ile ilgili ilk deneysel araştırmalar 20. Yüzyılın başında Pavlov’un Rusya, Watson ve Thorndike’ın Amerika’da yaptıkları insan ve hayvanların laboratuarda belli bir durumda nasıl davrandıklarına ilişkin çalışmalarla başlamıştır. Bu psikologların çalışmalarının odak noktası hayvan ve insan davranışları olduğu için bu yaklaşımı benimseyenlere davranışçı ve geliştirdikleri kuramlara davranışçı kuramlar denilmiştir.

Davranışçılar öğrenmeyi uyarıcı ile davranış arasında bağ kurma işi olarak görmektedirler. Uyarıcı, organizmayı harekete geçiren iç ve dış olaylardır. Duyduğumuz bir ses, gördüğümüz bir ışık, resim, aldığımız tat bizim için birer uyarıcıdır.
Uyarıcılar organizmayı etkileme gücündedir. Bir uyarıcı karşısında organizmada meydana gelen fizyolojik ya da psikolojik değişme, davranım ya da tepki olarak adlandırılır. Davranımların bir araya gelmesiyle oluşan eylem ise davranış olarak nitelendirilir.
Davranışçılara göre davranış değişmesine neden olan üç temel öğrenme süreci vardır. Bunlar: “klasik koşullanma”,”edimsel koşullanma” ve “gözlem yoluyla öğrenme”dir.
Klasik koşullanma kuramına göre birey doğal olarak bir uyarıcı karşısında gösterdiği tepkiyi, tepkiye neden olan uyarıcıdan hemen önce gelen bir uyarıcıya da göstermeyi öğrenebilir. Ancak bu tip öğrenmeler genellikle rastlantısal olarak meydana gelmektedir. Bu nedenle eğitim programında uygulamak oldukça güçtür.
Edimsel koşullanma kuramına göre ise, hayvan ve insan davranışlarını, davranışın sonucu belirler. Davranış olumlu sonuç verirse (pekiştirilirse), davranışın tekrar ortaya çıkma olasılığı artar. Sonuç olumsuzsa davranış tekrarlanmaz. Bir davranışı hoşa giden bir uyarıcı takip ederse bu duruma olumlu pekiştirme, hoşa gitmeyen bir uyarıcı takip ederse olumsuz pekiştirme denir. Örneğin sınıfta genellikle ayakta dolaşan bir ilk okul birinci sınıf öğrencisine, oturup ders dinlediği zamanlar aferin denilir, yıldız verilirse öğrencinin zamanla oturarak ders dinleme süresi arttırılabilir. Diğer bir deyişle pekiştirilen davranış öğrenilir. Bu nedenle öğretmenler öğrencilerin olumlu davranışlarını pekiştirmelidir. Öğrencinin davranışının onaylanması, aferin denilmesi, iyi not alması birer pekiştireçtir. Okul öğrenimlerinde daha çok edimsel koşullanma kullanılır.
Davranışçı yaklaşıma göre birey bazı durumlarda çevresindeki kişilerin davranışlarını ve sonuçlarını gözler. Gözlediği davranışlardan sonucu olumlu olanları model olarak alırken, sonucu olumsuz olanları göstermez. Buna model alarak öğrenme (gözlem yoluyla öğrenme) denir. Örneğin sınıfta doğru cevap veren  arkadaşının yüksek not aldığını gören öğrenci sınıf   içinde daha çok söz almaya çabalayabilir bu da derse katılımı yükseltir. Fakat söz alıp azarlandığını gören öğrenci ise söz almama eğilimi gösterebilir. İnsanlar bu şekilde okulda, ailede arkadaşlarından ve kitle iletişim araçlarından pek çok davranış öğrenebilirler.
Klasik Koşullanma Kuramı
Ve
Ivan Pavlov
Klasik koşullanma ile öğrenme ilk kez Rus bilim adamı Ivan Pavlov tarafından ortaya atılmıştır. Fizyolog olan Pavlov, köpekler üzerinde sindirim sistemiyle ilgili araştırma yaparken, köpeğin fizyolojik olarak, yiyecek ağzına girdiği zaman sindirimi başlatan salyayı salgılamasını gerekirken, yiyeceği hatta yiyecek getiren kişiyi gördüğünde de salya salgıladığını fark etmiştir. Daha sonra bu olguyu sistematik olarak laboratuar ortamında araştırmaya karar vermiştir.
Pavlov kontrollü bir deneysel ortam oluşturduktan sonra, köpeğe düzenli olarak, yiyecek vermeden hemen önce zil sesi vermiştir. Bu ilişkiyi pek çok kere tekrarladıktan sonra, yiyecek vermediği durumlarda da zil sesini duyduğu zaman köpeğin salya salgıladığını görmüştür. Diğer bir deyişle köpek sil sesi ile salya akıtmayı öğrenmiştir.
Pavlov, yiyecek ile salya salgılama arasındaki ilişki doğal ve otomatik olduğu için, yiyeceğe “koşulsuz uyarıcı”, salyaya ise “koşulsuz tepki “ demiştir. Yeni uyarıcıya (zil sesi) ise, doğal yoldan köpeğin salya salgılamasına neden olmadığı için “koşullu uyarıcı”, zil karşısında gösterilen salya salgılama davranışına ise “koşullu tepki” adını vermiştir.
Klasik koşullanmanın gerçekleşmesi için, aşağıdaki koşulların oluşması gerekir.
Klasik koşullanmanın gerçekleşmesi için öncelikle yiyecek-salya örneğinde olduğu gibi , doğal bir uyarıcı-tepki bağının olması gerekir. İnsan organizmasında göze ışık tutulunca göz bebeğinin büyümesi, dize vurulunca ayağın yukarı doğru hareket etmesi, ani bir gürültü karşısında irkilme gibi tepkiler koşulsuz uyarıcı ve tepki bağlarıdır.
Koşullu uyarıcının koşulsuz uyarıcıdan hemen önce verilmesi, iki uyarıcının birleştirilmesi gerekir. Pavlov’un deneyinde köpek, zil sesi ile eti birleştirmektedir.
Koşullu uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı bağının tekrarlanması gerekir. Ancak bazı korku yaratan durumlarda tek bir yaşantı da öğrenmeyi sağlayabilir.
Gagne(1965) klasik koşullanmayı işaret öğrenme olarak tanımlamaktadır. Çünkü koşulsuz uyarıcıdan önce verilen uyarıcı, koşulsuz uyarıcının geleceğinin bir habercisidir. Pavlov’un deneyinde köpek zil sesini duyduğunda yiyeceğin geleceğini bildiği için salya salgılamaktadır. Diğer bir deyişle, zil etin geleceğinin habercisidir. Günlük hayatımızda bizi davranışa yönelten kapı zili, saat zili, trafik işaretleri karşısında gösterdiğimiz davranışlar birer işaret öğrenmedir.
Bazı durumlarda organizma, bir uyarıcı karşısında gösterdiği koşullu tepkiyi benzer durumlarda da gösterir. Buna uyarıcı genellemesi denir. Pavlov yaptığı deneylerde köpeğin farklı tonlardaki zil seslerine de salya salgıladığını göstermiştir. Benzer şekilde doktordan korkan bir çocuk, beyaz gömlek giyen kasaptan da korkabilir.
Organizma benzer uyarıcılara benzer tepki gösterebildiği gibi uyarıcılar arasındaki farkı da ayırt edebilir. Bu duruma uyarıcıyı ayırt etme denir. Pavlov denek köpeğe sadece belli bir zil sesi ile et verip diğer zil seslerinde vermeyince köpeğin, arkasından et gelen sesi diğer sesten ayırt ederek sadece et verilen sese salya akıttığını görmüştür.
Pavlov başka bir deneyinde zil sesi yerine uyarıcı olarak biri çembersen diğeri oval  iki ışık kullanmıştır. Köpeğe yiyeceği çembersel ışıktan sonra verip, oval ışıktan sonra vermemiştir. Bir süre sonra köpeğin çembersel ışığa refleks gösterdiğini, oval ışığa ise göstermediğimi; ancak, oval ışığı çembersel ışığa dönüştürme süreci başlayınca, hayvanın ayırt etme sıkıntısına düştüğünü ve çok geçmeden hırçınlaşarak sağa sola koşup havlamaya başladığını saptamıştır. Bu sonuç kuşkusuz, hayvanların da insanlar gibi deneyimler yoluyla refleksler kazanabilecekleri anlamına gelmektedir.
Pavlov bu kadarla yetinmemiş ve yine deneysel olarak, hayvanların da insanlar gibi koşullanmayla edinilmiş reflekslerden kurtulabileceğini göstermiştir. Ağız sulanması refleksine dönelim, refleksin kurulmasına yönelik ilk aşamada,yiyecek verilmeden önce zil çalınmaktaydı. Bu aşamada köpeğin bir süre sonra yiyecek beklentisi içine düştüğünü gördük, koşullanmayı çözmeye yönelik ikinci aşamada, zil çaldığı halde yiyecek verilmez; beklenti giderek zayıflamaya başlar, sonunda zil sesi etkisini yitirir ve koşullanma kırılır. Zil sesine karşı hayvanda refleks görülmez olur. Bu, hayvanlarda da koşullanmış davranışın doğal reflekse dönüşmediği anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle deneyimle kazanılan (ya da yitirilen) bir refleks, salt fizyolojik bir olay değil, kimi ruhsal yetileri de içeren, psikolojik bir davranıştır. Yani klasik koşullanma yoluyla kazanılan davranışlar koşullu uyarıcı koşulsuz uyarıcı bitişikliği ortadan kalkınca giderek azalır ve kaybolur bu duruma da davranışın sönmesi denir.
Pavlov’un ulaştığı bu sonucun, yüzyılımızın ilk yarısında büyük bir atılın içine giren “Davranış Psikolojisi” dediğimiz Behaviorism’e yol açtığı söylenebilir ve sindirim sistemi üzerindeki çalışması da Pavlov’a Nobel Ödülü kazandırmıştır. Fakat onu dünya ölçüsünde ünlü kılan koşullanmış refleks çalışması olmuştur.
Klasik koşullanma insanların karmaşık bilgileri öğrenmesini açıklayamamaktadır. Ancak insanların, belli bir nesneye ya da olaya karşı gösterdiği bazı duyuşsal tepkilerin klasik koşullanma ile öğrenildiği sanılmaktadır. Örneğin ilk defa İzmir’e giden bir insan, orada cüzdanını çaldırırsa, cüzdanın kaybolması ile ortaya çıkan hoş olmayan duygularını İzmir’e karşı da duyabilir. Bunun gibi sevdiğimiz biri ile ilk karşılaştığımız yere karşı da olumlu duygular geliştirebiliriz.
Bazı boş inançlar da bu biçimde öğrenilebilir. Örneğin başarılı olduğumuz bir sınavda kullandığımız kalemin bize şans getirdiğine inanarak tüm sınavlara o kalemle girebiliriz. Ya da bir hasta, hastalığı boyunca havuç yerse, iyileştiği zaman o hastalığı havucun iyileştirdiğine inanabilir.
Klasik koşullanma ile açıklanan diğer bir öğrenme de fobik tepkilerdir. Fobiler, göreli olarak zararsız nesne ve durumlara, aşırı ve akılcı olmayan tepkiler gösterme biçiminde tanımlanabilir. Çevremizdeki bazı kişilerin köpekten, asansörden vb. aşırı derecede korktuklarını görmüşüzdür. Bu kişiler korkularının yersiz ve anlamsız olduğunu bildikleri halde, bu duygularından kurtulamazlar. Bu korkularının nedeni geçmiş yaşantılarında oluşmuş bir koşullanmadan kaynaklanıyor olabilir. Fobiler, davranış değiştirme teknikleri kullanılarak ortadan kaldırılabilir.
Klasik koşullanma ile bütün davranışların değiştirilebileceğini savunan psikologlardan biri de Watson’dur. Watson; yürüme, konuşma, koşma gibi karmaşık becerilerimizin hep uyarıcı davranım arasında bağ kurma yoluyla öğrenilmiş davranışlar olduğunu ve bütün davranışların klasik koşullanma yoluyla öğretilebileceğini savunmuştur. Hatta düşüncenin bile bu süreç yoluyla analiz edilebileceğini ileri sürmüştür. Watson, “bana bir düzine sağlıklı çocuk verin, gelişigüzel seçtiğim her bir çocuğu kendi seçtiğim herhangi bir alanda –doktor, sanatçı, hakim- uzman yapacağıma garanti veririm. Hatta dilenci ve hırsız bile yaparım, yetenekleri ve becerileri ne olursa olsun” demiştir.
Klasik Koşullanma İle İlgili Bazı Kavram Ve Süreçler
Genelleme: Sobada bir kez eli yanan çocuk, ısı yayıcı ev aletlerinin tümünden korkabilir.
Geçiş (Transfer): Bisiklet kullanmayı bilen bir kimsenin motosiklet kullanmayı daha kolay öğrenmesi gibi (olumlu geçiş). İki parmak daktilo yazmayı öğrenmiş bir kişi, on parmak daktilo yazmayı öğrenmede çok büyük güçlükler çekebilir (olumsuz geçiş).
Ayırt etme: Elektriğe çarpılmış bir kişinin çarpılma nedenini araştırması ve tellerin izolesiz olduğunu görmesi sonucunda izoleli tel dışındaki tellere çıplak elle dokunmaması gibi.
Deneysel çözülme (Sönme): Deneysel çözülme olayı, öğrenmede tekrarın başlı başına öğrenme şartı olmadığını, davranışların değişmesinde temel ihtiyaçların doyurulmasının ve ödüllendirilmesinin önemli bir rol oynadığını belirtmektedir.
Öğretimde Klasik Koşullanmanın Yeri Ve Önemi
Öğrencilerin okulla ilgili duyuşsal özelliklerinin oluşmasında klasik koşullanma rol oynayabilir. Bazı öğrencilerin okula, öğretmene ya da belli bir derse yönelik kaygıları ve yersiz korkuları olduğu gözlenmektedir. Bunlara okul içi ve okul dışı yaşantıları sırasında meydana gelen koşullanmalar neden olmuş olabilir. Örneğin öğreniminin ilk yıllarında matematik öğretmeninin sevmeyen bir öğrenci, öğretmeni değiştikten sonra da bu dersi sevmemeye devam edebilir. Okul arkadaşı ile kavga eden bir öğrenci okula gitmemek isteyebilir. Bu örneklerden birincisinde öğrencinin asıl olumsuz tepki gösterdiği obje öğretmen olmasına rağmen, öğrenci matematik dersi ile öğretmenini birleştirmiş ve öğretmenine karşı duyduğu duyguları derse karşı da duymaya başlamıştır. İkinci örnekte ise öğrencinin olumsuz tepkisi kavga ettiği arkadaşına yönelik olduğu halde, olay okulda meydana geldiği için okula gitmek istememektedir.
Okulda bu tür olumsuz koşullanmaların meydana gelmemesi için okul ve sınıf ortamının öğrencinin hoşuna gidebilecek biçimde düzenlenmesi, okulda öğrencinin olumsuz yaşantı geçirmesine neden olacak durumlardan kaçınılması gerekir. Ayrıca öğrencilerin geçmiş yaşantılarında kazandıkları olumsuz koşullanmalar varsa, bu davranışlar söndürülmeye çalışılmalıdır.
Davranışçı yaklaşım öğrenmeyi mekanik ve basit olarak tanımladığı için eleştirilmiştir. Oysa, insanın öğrenmesi, klasik koşullanma (hatırlama ya da alışkanlık) ve edimsel koşullanmayı ele alarak karmaşık düşünme süreçlerini de içermektedir. Bugün pek çok davranış kuramcıları bilişsel öğrenme süreçlerini daha fazla dikkate almaktadır.
Geleneksel ve günümüz davranışçı görüşleri sadece okullarda değil, endüstride ve sağlık sektöründe de oldukça geçerlidir. Günümüz eğitim programlarında etkisini sürdüren davranışçı kuramlardan hala vazgeçilmediğini, gelecekte de etkilerini sürdüreceklerini söyleyebiliriz.
Ancak her şeye rağmen klasik koşullanma yoluyla  öğrencilere kasıtlı ve planlanmış olarak davranış öğretmek çok zordur.
Davranışçı Yaklaşımın Öğretim İlkeleri
Davranışçı yaklaşımın okul öğretiminde Davranışçı yaklaşımın okul öğretiminde uygulanabilir ilkeleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Öğrenci öğrenme sürecinde aktif olmalıdır. Öğrenci öğrenme sürecinde ancak yaparak öğrenebilir.
2. Öğrenmede pekiştirme önemli bir yer tutar. Öğrencilerin olumlu davranışları öğretmen tarafından pekiştirilmelidir.
3. Öğrenmede tekrar, özellikle becerilerin kazanılmasında ve öğrenilenlerin kalıcılığının sağlanmasında önemli rol oynar.
4. Öğrenmede güdülenmenin çok önemli bir yeri vardır. Öğrencinin bir davranışı yapabilmesi için o davranışı yapmaya istekli olması gerekir.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Aktif Öğrenme Nedir

Öğrenme, öğrencilerin fikri katılımını ve uygulamasını gerektirir. Kendi başına açıklama ve gösterim, uzun süreli öğrenmeyi sağlamaz. Aktif öğrenme bunu sağlayacaktır.Öğrenmeyi aktif yapan nedir?Öğrenme etkin olduğunda, işin çoğunu öğrenciler yapar. Beyinlerini kullanırlar, fikirleri düşünürler, problemleri çözerler ve ne öğrendilerse uygularlar. Aktif öğrenme hızlıdır,eğlencelidir,destekleyicidir. Öğrenci sıklıkla sırasından uzakta, hareketli ve yüksek sesle düşünür.

Öğrenme neden Aktif olmalıdır? 

Bir şeyi iyi öğrenmek için, onu duymak, görmek, onunla ilgili sorular sormak, başkaları ile görüş alış verişinde bulunmak gerekir. Biliyoruz ki,öğrenciler en iyi, yaparak öğrenirler. O halde sınıfınızı canlandırarak, Öğrencilerinizi neşelendirerek ve ferahlatarak Öğrenmeyi aktif duruma getirmeniz gerekmektedir. Bu amaçla ilk olarak öğrenmenin nasıl gerçekleştiğinin anlaşılması gerekir 

NASIL ÖĞRENİYORUZ? 

Yaklaşık 2400 yıl önce Konfiçyus’un ; 

Ne duyduysam, unuttum. 

Ne görürsem, hatırlarım. 

Ne yaparsam, anlarım. 

Bu söylemi aktif öğrenmeye uyarlayacak olursak 

Ne duyduysam unuttum. 

Ne duyar ve görürsem,biraz hatırlarım. 

Ne duyar, görür ve onunla ilgili soru sorar veya birisi ile tartışırsam, anlamaya başlarım. 

Ne duyar, görür, tartışır ve yaparsam, bilgi ve beceri kazanırım. 

Başkasına ne öğretirsem, iyice öğrenirim. 

Anlattığınız dersin unutulmasının en önemli nedeni, 

Öğretmenin konuşma hızı ile öğrencilerin dinleme hızı arasındaki farklılıktır. Çoğu öğretmen dk‘da yaklaşık 100-200 kelime kullanarak konuşmaktadır. 

.Öğrenciler, bütün dikkatleri ile dk.’da 50 veya 100 kelime dinleyebilmektedir. Öğrenciler dinlerken daha çok düşünmektedirler. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki,Öğrenciler ilk on dk’da dikkatlerini %70 oranında toplayabildikleri halde bu oran son on dk’da %20’ye düşmektedir. 

Sonuç olarak 

Anlatılan konu ne kadar ilgi çekici olursa olsun, Öğrenciler ne kadar dikkatli dinlerlerse dinlesinler ve Öğretmen bilgiyi ne kadar sıralı ve yavaş anlatırsa anlatsın Dinleyerek öğrenme sınırlı kalmaktadır. Aktif Öğrenmenin gerçekleşemediği anlatım yönteminin sürekli olarak kullanılmasının ortaya çıkardığı sorunlar. 

Öğrencilerin dikkati her geçen dakika azalmaktadır. Sadece dinleyerek öğrenen öğrencilere hitap etmektedir. Ezbere öğrenmeyi desteklemektedir. Bütün öğrencilerin aynı bilgiye ihtiyaç duyduğu ve hepsinin aynı hızda öğrendiği varsayımına dayanmaktadır. Öğrencilerin hoşuna gitmemektedir. Anlatıma görsel unsurların  eklenmesi, akılda kalıcılığı %14’ten %38’e yükseltmektedir. Resim kullanılarak yapılan anlatım sadece kelimeler kullanılarak yapılan anlatımdan üç kat daha fazla etkilidir. Hem görsel,hem işitsel unsurlar birlikte kullanılırsa daha çok öğrencinin öğrenmesine yardımcı olunacaktır. 

BEYİN NASIL ÇALIŞIR? 

Beynimiz aşağıdaki soruları sorarak gelen bilgiyi sorgular. Bu bilgiyi daha önce duydun mu? Veya gördün mü? Bu bilgi nereye uyar? Bununla ne yapabilirim? Bu bilginin dün, geçen ay veya yıl duyduğum düşünce ile aynı olduğunu farz edebilir miyim? Beyin sadece bilgiyi almaz onu işler. Bir bakıma bilgisayar gibi çalışır. Bilgisayarın girilen verileri daha sonra kullanabilmesi için onları saklaması yani kaydetmesi gerekir. Beynimizin hafızaya kaydetmesi için yeni bilgiyi test etmesi, özetlemesi veya başkalarına açıklaması gerekir. Öğrenme pasif olduğunda beynimiz yeni bilgiyi kaydedemez. Eğer öğrenciler aşağıda belirtilenleri yaparlarsa daha iyi öğrenirler. 

1- Bilgiyi kendi kelimeleriyle yeniden ifadelendirmek. 

2- Örneklendirmek 

3- Çeşitli biçimlerinin ve durumlarının neler olduğunu ayırt etmek. 

4- Bilgi ile diğer faktörler ve fikirler arasında bağlantı kurmak. 

5-Bilgiyi çeşitli biçimlerde kullanmak. 

6- Bazı sonuçlarını önceden görmek. 

7- Bilginin karşıtını veya tersini ifadelendirmek.  Öğrenmek bilgiyi bir bütün olarak yutmak değil, çiğnemektir. Öğretmen öğrencilerinin yerine onların beyinlerinde bilgiyi işleyemez ama onların bu işi yapmalarını kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleyebilir. Örneğin; Öğrencilere yeni bilgiyi birbirleri ile tartışma fırsatı vererek, yeni bilgi ile ilgili hem kendisine hem de diğer öğrencilere soru sorma yolunu açarak, uygulatarak ve bir başkasına öğretme fırsatı yaratarak öğrenmeye rehberlik yapabilir. Öğrenme kısa süreli bir olay değildir. Bir zaman dilimi içerisinde aşamalarla gerçekleşir. Bu süreçte tekrar yetmez. Örneğin; Matematik gibi soyut konuların öğrenilmesinde somut araçları kullanmak ve günlük yaşamla bağlantılı örnekler vermek gerekir. Öğrenme, öğrencinin kendi öğrenmesinde başrolü oynaması ile gerçekleşir. Öğrenme aktif olduğunda öğrenci bir şeyler, ister bir problemi çözmek için bilgiler ister, bir işi yapabilmek için yol bulmaya çalışır. Kısaca öğrenci; arar, sorar, sorgular. 

ÖĞRENME ÜZERİNE BİR DENEY 

İkinci sınıf öğrencileri arasında öğrenme üzerine yapılmış bir deneyde izlenen adımlar ve sonuçlar; 

Uygulama Adımları: 

1- Öğretmen tahtaya aşağıdaki işlemleri yazar; 

43             21         19         36     198 

   8             5             3          7       42 

-______ -_____ -_____ -_____ -_____ 

2- Öğrenciler tahtadaki işlemleri defterine yazarken; Öğretmen sözlü olarak “çıkartma işlemine başlamadan önce tahtadaki işlemleri büyükten küçüğe yeniden sıralayınız” talimatını verir. 

3- Öğrenciler işlemini tamamlayıp cevapların kontrolüne geçildiğinde Öğretmen sözlü olarak vermiş olduğu işlemlerin büyükten küçüğe yeniden sıralanması talimatının öğrencilerin çoğu tarafından anlaşılmamış olduğunu görür. 

Sonuç 

Bu olayda öğrenciler aynı anda görsel ve işitsel olmak üzere iki farklı türde duyumsal girdi almışlardır. Bu girdiyi kısa süreli hafızaya kaydetme potansiyelleri olmasına rağmen, o sırada tahtada gördükleri işlemleri deftere yazmakta oldukları için sözlü olarak verilen talimat kısa süreli hafızada işleme sokulmamıştır. Sonuç olarak ta öğretmenin talimatı anlaşılmamış ve yerine getirilmemiştir. 

DİKKAT!!! 

Çoğu insan özellikle de çocuklar, iki farklı kaynaktan gelen duyumsal girdileri aynı anda işleyemezler. 

ÇÖZÜM 

Öğretmen, öğrencileri tahtadaki işlemi defterlerine geçirinceye kadar bekleyecek ondan sonra ikinci talimatı verecektir. 

DÜŞÜNMEYİ ÖĞRETMEK 

Düşünmeyi bilmek, iyi bir eğitimin öğrencilere kazandırdığı bir beceri olmalıdır. Düşünme becerimiz, yeni bilgiyi ne kadar iyi alabilmemiz ve işleyebilmemiz üzerinde etkilidir. Bunun için sorgulama ve düşünmeyi sağlamak için zamanın bir bölümünü kullanmak gerekir. Özellikle zor öğrenen öğrencilerin bu zamana daha fazla ihtiyacı vardır. 

NASIL? 

Düşünme üzerinde kendi düşüncenizi gözden geçirin.“Zeki çocuklar otomatik olarak daha iyi düşünür” fikrini benimsemeyin Çünkü, zeki çocuklar çabuk cevap verebildikleri için düşünme alışkanlığı geliştiremezler. Ayrıca, nasıl okunacağını bilmek, matematik kuramlarını ezberlemek gibi akademik beceriler düşünme becerisi ile aynı şey değildir. 

Erken Başlayın: 

Düşünmeyi öğrenmek ve hayal gücünü genişletmek mümkün olduğunca erken hatta okul öncesi döneme kadar inen bir yaşta başlamalıdır. Öğrencilere düşünecekleri bir şeyler verin. Öğrencileri sanat ile tanıştırın, onları müzelere ve konserlere götürün. Onları gördükleri ve duydukları şeyler hakkında düşünmeye teşvik edin. Onlara çok sayıda “Eğer…….olsa ne olurdu? , ………..ya………ise” gibi sorular sorarak düşündürün. 

Şaka yapın. 

Şakalar, kelime oyunları ve nükteler, kelimelerin ve durumların farklı perspektiflerden değerlendirilmesi olduğu için düşünmeyi sağlar. Öğrencilere bütün yönlerden bakmayı öğretin. Apaçık görülen cevap her zaman en iyi cevap değildir. Örneğin, çocukların her zaman “harçlığını arttırmamızı ister misin? Sorusuna verdikleri “evet” cevabı, bu durumun kendi sorumluluklarını arttırdığını anladıkları an’ a kadar en iyi cevaptır. Öğrencileri eğilimleri ve kalıpları bulmaları ve bağlantılar kurmaları için teşvik edin. “Bu bilgi ile geçen hafta öğrendiğim bilgi arasında nasıl bir bağlantı kurabilirim?” sorusunun cevabı ile bağlantılar kurma becerisi öğrenmenin anahtarıdır. 

Alışılmadık sorular sorun. 

“Bütün arabaları sarıya boyarsak ne olur?” İnsanlara uçma becerisi nasıl kazandırabiliriz?” ”Dünyanın bir tarafı daima gece diğer tarafı daima gündüz olsa neler olur?” gibi tek cevabı olmayan ve ilginç fikirler üretmeye yönelten sorular düşünmeyi geliştirir. Öğrencilere ne anlama geldiğini söylemeyi öğretin. Dikkatlice seçilmiş kusursuz kelimeler fikirleri kesinleştirir. “Ahbaplık ve arkadaşlık kavramları arasındaki fark nedir?” “Bir kişiyi esrarengiz olarak tanımlarsanız ne demek istemişsinizdir?” gibi sorular kavramların ve kelimelerin taşıdıkları anlamların ortaya konması kişilerin ne düşündüğünün açıkça ortaya konması açısından çok yararlıdır. Öğrencileri diğer bakış açılarını dikkate almaları için teşvik edin. Farklı bakış açılarını dinlerken görüş açımız genişler. Aynı olay üzerine yazılmış farklı kitapların olayı ne kadar farklı yorumlar ile ele aldığını örneklerle gösterin. 

Yazın. 

Yazmak çok okumuş, bilgili kişilerin yaptığı bir etkinliktir. Yazmak sistematik düşünmeyi kazandırır. Düşüncelerimiz,kağıt üzerine dökmeye geçinceye kadar net değildir. Öğretmen, öğrencilerini okudukları kitap üzerindeki görüşlerini yazmaları için, o gün öğrendiklerini geçmiş bilgileri ile nasıl yorumladıklarını ve güncel olaylar üzerindeki düşüncelerini yazmaları için teşvik etmelidir. 

Öğrencilerin kendilerini başkalarının yerine koymasını isteyin. 

EMPATİ 

Başkalarının nasıl düşündüğünü ve hissettiğini anlamaya çalışma alışkanlığını geliştirin. Bunun için bir konuyu başkalarının perspektifine göre yazmak veya bir öyküdeki karakterin bakış açılarını ve olayı açıklamaktır. 

DOĞRU SORULAR SORARAK 

Eğitimciler, Sokrat’ın öğrencilerini düşündürmek ve onların fikirlerini analiz etmeleri için 2200 yıl öncesinden günümüze doğru soru sorma stratejilerinin öneminin farkındadırlar. 

Doğru soru 

Düşünmeyi başlatır,öğrencilerin yaratıcılıklarını ve kendi görüşlerini geliştirmelerinde, ihtiyaçlarına uygun pratik yapma fırsatı verir. İlköğretim ve ortaöğretimde öğretmenler bir derste onlarca soru sormasına rağmen bu soruların %90’nın cevabı ezberlenen bilgilerdir. Düşünmeyi sağlayacak sorular sormak için doğru soru sorma stratejileri olarak şunlar önerilmektedir; 

Strateji 1 : 

Evet Ama Neden? 

Öğrencilere bir cevabın neden doğru olduğunu sorun. 

Örnek: 6x (9 - 4) = 30 cevabı neden doğrudur? 

Kristof Kolomb Amerikayı keşfettiği için neden meşhur olmuştur? 

Her iki soruda temel bilgilerin bilinmesinin yanı sıra sorular bu bilgilerin kullanılmasını gerektirir. 

Strateji 2 : Faydası Nedir? 

Bilginin kullanılmasına odaklanmış sorular sorun. 

Örnek: Bitkilerin büyümesi üzerinde ışığın etkisini bilmemizin faydası nedir? 

Öğrenciler bitkileri nereye dikeceğimize veya hangi bitkilerin ışığın gelişine göre daha uygun olduğuna karar verebilmemiz için gibi cevaplar verebilirler. 

“Neden” sorularının bir başka yararı da, öğrencilerin kısa süre sonra sadece cevap vermenin dışında kendi kendilerine soru sormalarını da sağlar. 

Strateji 3 : 

Şimdi Fark Nedir? 

Bir yeniliğin veya değişimin uygulanmasıyla ilgili sorular sorun. Uyarlamak. Bir fikri farklı bir biçime çevirerek sorun. Örnek: Bazı hayvanlar gibi insanlar da kış uykusuna yatsalardı neler olurdu? 

Değiştirmek 

Bir olay, Bir öyküyü vb. Biraz değiştirerek sorun. Örnek: Eğer Hansel ve Gratel ormanda yanlarına bir harita almış olsalardı neler olurdu? 

Yerine  Geçirmek 

Bir şeyi bir başka şeyin yerine geçirerek sorun. Örnek: Ekmeğin arasına elma koyarak tost yaparsak tadı nasıl olur? 

Büyütmek. 

Bir konuyu eklemeler yaparak,çoğaltarak genişleterek sorun. Örnek: Newton’un dördüncü yasası ne olacaktı? 

Küçültmek. 

Bir konuyu küçülterek, parça lara böl erek veya bazı bölümlerini iptal ederek sorun. Örnek: Yerçekimi ortadan kalksa Dünyada yaşam nasıl olur? 

Yeniden Düzenlemek. 

 Sıralamaları değiştirerek sorun. Örnek: A harfi en son Z harfi ilk harf olsaydı alfabedeki sıralama nasıl olurdu? 

Ters Çevirmek. 

Olayları tam tersinden sorun. Örnek: Sabah yatıp akşam kalkarsak neler olur? 

Birleştirerek. 

İki veya daha fazla şeyi birleştirerek sorun. Örnek: Her kıta bir devlet olsa neler olur? 

Strateji 5 : 

Doğru, Yanlış veya Hiçbiri? 

Ezberlenmiş bilgi ile cevaplandırılan sorular arkasından neden bu şekilde olduğunu sorun. Örnek: Türkiye’de kaç ilin olduğunu sorduktan sonra illerin neden 1,2,3, gibi sayılar ile adlandırılmayıp ta her birine ayrı isim verildiğini sorun. 

Strateji 6 : 

Nedir? Yerine Neden? 

Öğrencileri dikkatli bir analize yönelten birden fazla doğru cevabı olan sorular sorun. Bu strateji öğrencilere temel becerilerin kazandırılmasında etkilidir. Örnek: Sıfatın tanımını yaptırmak yerine bir cümle içerisinde uygun yerdeki boşluğun bir kelime ile doldurulmasını isteyin ve neden bu kelimeyi kullandığını sorun. 

Strateji 7 : 

Benzer veya Farklı 

Kavramları, olguları, olayları değerlendirerek karşılaştırmayı gerektiren sorular sorun. Örnek: Atatürk ile Fatih Sultan Mehmet’in yaptıklarının benzerliklerini ve farklılıklarını sorun. 

Strateji 8 : 

Sıra dışı Bağlantılar 

Sıra dışı ve yaratıcı fikirler gerektiren sorular sorun. Örnek: Kavramları öğretirken bunların alışılagelmiş eylemler ve alışkanlıklar ile bağlantısının dışında kullanımını isteyin. 

ÖĞRENCİLERİN SORDUĞU SORULARLA 

Öğrenciler sordukları sorularla bilgi almak, diğer öğrencilere farklı bir bakış kazandırmak veya onlara fikir vermek için soruları kullanırlar. Öğrencilerin sorduğu sorular, öğretmenin yanlış anlaşılan ve karıştırılan yerleri belirlemesine yardımcı olur. 

Soru sormak riskli bir iştir. 

Sınıf arkadaşları arasında aptal yerine düşme, Öğretmeni zor durumda bırakmak için soru sormak gibi yanlış anlaşılma riski vardır. Bu nedenle,herkesin birbirine güven duyduğu ortamda öğrenciler rahatlıkla soru sorabilirler. Rahat soru sorabildiği bir ortam onları nasıl düşündükleri,düşünmeyi bilip bilmedikleri konusunda öğretmenlere ipuçları vereceği için teşvik edilmeli ödüllendirilmeli alışkanlık durumuna getirilmelidir. “Düşünmeyen beyin sorgulamaz.” 

Yaratıcılık Teşvik Edilerek 

Yaratıcılık,”İnsanların bilişi,duyguları,eylemleri ve sezgilerini de kapsayan tüm fonksiyonlarının sentezidir. “ Yaratıcı kişiler farklı bakış açısına sahiptir. Problemlere ne olması gerektiğinden çok nasıl olması gerektiği konusunda odaklanırlar .Öğrencilerde yaratıcılığın desteklenmesi için; Öğrenmek bilgiyi bir bütün olarak yutmak değil, çiğnemektir. Öğretmen öğrencilerinin yerine onların HAYAL GÜCÜNÜ GENİŞLETEREK Hayal gücü doğal akıcılığı olan bir düşünme biçimidir ve çok hassastır. Küçümsendiğinde veya eleştirilerek, ilgisizlikle dinlendiğinde hemen durur. Hayal gücü, yaratıcılığın aracı olduğu için hassasiyetle dinlenmeli ve önemsenmelidir. Örneğin : Buzul çağında donmuş topraklar üzerinde insanlar yaşasaydı nasıl tarım yaparlardı? Bu çağda yaşayan bir ailenin yaşayışı nasıl olurdu? Aile fertlerinin sorumlulukları nasıl olurdu? Hatta bu çağdaki okul nasıl olurdu? Gibi öğrencilere sorulacak sorular ile öğrencilerin hayal güçleri harekete geçirilebilir. Dolayısıyla düşünmeye yönlendirilebilirler. 

ÖDEVLER NE OLMAMALI? 

Öğrenciler sadece güçlük çeksin diye bir iş, Öğrencilere sınıfta tamamlayamadıkları çalışmaları tamamlama fırsatı, Öğrencileri sınıfta oyalama, Öğrencilere ceza, Öğrencilerin kendi kendilerine öğrenme yöntemi, Veli de iyi öğretmen imajı yaratmak için, Not vermek için , Olmamalı! 

ÖDEVLER NE OLMALI? 

Amacı ve tamamlamanın neden önemli olduğu açıklanmalı, öğrencinin zamanına ve emeğine değmeli, velileri, öğrenciye uygun çalışma ortamı hazırlamak için teşvik etmeli,öğrencinin emeğinin dikkate alındığını göstermek için toplanmalı,kontrol edilmeli ve üzerinde tartışılmalı,öğrencilerin kişiliklerini ortaya koymalarına fırsat vermeli,öğrencilerin yaratıcılıklarına fırsat sağlayarak öğrenme deneyimlerini zenginleştirmeli,öğrencileri araştırmaya yöneltmeli.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Tam Öğrenme Modeli Nedir

Bloom’un modelini oluşturan temel şey, öğrencilerin özgeçmişinin okulda can alıcı bir yere sahip olduğu ve öğrenmeye etki eden öğrenci özellikleri ile öğretimin niteliğinin kontrol edilebileceğidir. Bloom’a göre, işin başlangıcından beri olumlu öğrenme koşulları sağlanmış ise, dünyadaki herhangi bir kişinin öğrenebildiği her şeyi hemen hemen herkes öğrenebilir.

Bloom’un üzerinde önemli durduğu iki öğrenci niteliği, bilişsel giriş davranışları ile duyuşsal giriş özellikleridir. Bilişsel giriş davranışları eldeki öğrenme ünitesi veya ünitelerinin öğrenilebilmesi için gerekli olduğu kabul edilen ön öğrenmelerdir. Bloom ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmalar, öğrencilerin bilişsel giriş davranışları ile daha sonraki öğrenme ünitelerindeki başarıları arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bloom’a göre bilişsel giriş davranışları daha sonraki öğrenme ünitelerinde görülen başarı değişikliğinin yarısını açıklamak gücündedir.  Bloom’un üzerinde durduğu ikinci öğrenci niteliği ise, öğrencilerin öğrenme süreci ile ilgili duyuşsal giriş özellikleridir. Duyuşsal giriş özellikleri, öğrencilerin belli bir öğrenme sürecine girerken, onların bu süreç içinde gösterecekleri çabanın kaynağını oluşturduğu sanılan ilgileri, tutumları ve böyle bir süreçte başarılı olacaklarına inanma ve güvenme derecesinden oluşan özellikler bütünüdür. Bloom’a göre bir öğrencinin belli bir üniteyi iyi öğrenebilmesi için bu öğrencinin öğrenilecek olan yeni üniteye açık olması, o üniteyi öğrenmeye karşı istek duyması ve güçlüklerle karşılaşması halinde bu güçlükleri aşmaya yetecek çabayı göstereceğine güvenmesi gerekir.  Bloom’un modelinde öğrenme ürünü, öğrencilerin başarısı, öğrenme hızı ve duyuşsal özellikleridir. Bloom’a göre okula başlayan öğrencilerin bir öğrenme ünitesinin başındaki giriş davranışları normal dağılım gösterir. Matematik, yabancı dil öğrenimi gibi birbiri üzerine inşa edilen konularda yıllar geçtikçe dağılımda farklılıklar giderek arta. Önkoşul ilişkisi olmayan derslerde ve göreli olarak öğretimin niteliğinin yüksek olduğu okullarda normal dağılım kendini korur. Oysa öğrencilerin giriş davranışları öğrenme işinin başında eşitlenir. Ve her üniteden sonra öğrenme eksiklikleri tamamlanır, öğrenciler için nitelikli öğretim hizmeti sunulursa, öğrenciler arasındaki bireysel farklılıklar giderek azalır ve öğrencilerin başarıları artar. Okulda tam öğrenme modelinin hedefi de bunu sağlamaktır.
OKULDA ÖĞRENME MODELİNİN UYGULANMASI
Öğretime başlamadan önce, kazandırılmak istenen hedeflerin davranış cinsinden ifade edilmeleri gerekmektedir. Hedef davranışlar, öğretim ortamının düzenlenmesi, öğrenmedeki güçlük ve eksiklerin belirlenmesi ve tam öğrenme düzeyinin tanımlanması için gereklidir. Öğretim iyi tanımlanmış öğretme üniteleri ile örgütlenmelidir.
Bir üniteden diğerine geçmek için, işlenen ünitede öğrencilerin tam öğrenme hedefine ulaşması gerekir.
Her ünitenin sonunda öğrencilere dönüt sağlayacak, öğrenme güçlüklerini teşhis etmeye yönelik izleme testleri ve verilmeli elde edilen sonuçlara göre öğrencilerdeki öğrenme eksiklikleri tamamlanmalıdır. Öğrenme için öğrencilere gerekli süre verilmelidir. Öğretim hizmetinin niteliği başarıyı artıran en önemli faktördür. Bu amaçla öğretim , öğrencilerin giriş davranışlarına uygun olarak düzenlenmeli, davranışlar arasındaki önkoşul ilişkiler belirlenmeli, öğrenciler öğrenme işine karşı güdülenerek, öğrenme işine aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
OKULDA ÖĞRENME MODELİNİN OLUMLU YÖNLERİ VE SINIRLILIKLARI
Dersin başında öğrencilere kazandırılmak istenen hedefler belirlendiği için dersin planlı ve programlı bir biçimde işlenmesini sağlar. Öğretme ürünleri sürekli değerlendirildiği için, öğrencilerin öğrenme güçlük ve eksiklikleri vakit geçmeden belirlenerek tamamlanabilir. Öğrencilerin öğrenme eksiklikleri tamamlanmadan bir sonraki üniteye geçilmediği için, hemen hemen tüm öğrenciler istenilen düzeyde öğretim hedeflerine ulaşırlar ve öğrenciler arasındaki bireysel farklılıklar azalır.  Bu yaklaşımda tüm öğrencilerin aynı düzeye gelmesi amaçlandığı için, öğrenme zaman almaktadır. Uygulanmakta olan programların çok yoğun olması nedeniyle öğretmenler ünitelerin öğretilmesine ve öğrencilerin eksikliklerinin tamamlanmasına yeterince vakit ayıramamaktadırlar. Ayrıca yavaş öğrenen öğrencilerin hızlı öğrenenlerin zamanını alarak, hızlı ilerlemelerini engellemektedir.                                                                                                   
 

PEKİŞTİREÇLER
 

Pekiştirmede, pekiştireç olarak ifade edilen uyaranlar kullanılmaktadır. Bunlar iki tip olup, olumlu ve olumsuzdur. Olumsuzluk öğretmeninin istemediği bir davranışı durdurmak için kullanılır. Olumlu ise istenen davranışa yönelik olarak kullanılır. 5 tip pekiştireç kullanılmaktadır:
 

 

 

1.Koşullandırılmış pekiştireçler: öğrenciye verilecek bir ödülün bir koşula bağlanmasıdır. Örneğin; “ödevini bitirirsen teneffüse çıkabilirsin.”
 

2.Yenebilir pekiştireçler: Şeker gibi yenilecek şeyler okul öncesinde kullanılabilir. Özellikle ilköğretim döneminde kullanılmamalıdır.
 

3.Araç-gereç pekiştireçleri: Oyunlar, kalem, oyuncak gibi nesneler geniş kullanım alanı bulmaktadır. Maddelerin özgün çeşidi öğrencilerin ilgileri ve yaş düzeyinin değişimine göre kullanılmalıdır.
 

4.Etkinlik pekiştireçler:Öğretmenler, bazen öğrencilere araç-gereç veya yiyecek gibi özendiriciler kullanmak istemeyebilir. Bunun yerine, özendirme niteliği taşıyan etkinliklere yer verilmelidir.
 

5.Genel pekiştireçler: Bunlara örnek olarak para gösterilebilir. Ancak, burada para yerine parayı sembolize eden nesneler kullanılabilir.
Öğrenilmesi güç bir konuda öğrencilere verilmesi gereken pekiştireç, elbette ki öğrencinin yaşına bağlıdır. Örneğin, lise son sınıf öğrencisine integral konusunu öğrenmeyi başardı diye çikolata vermek  pek etkili olmayacaktır. Onlar için en doğru pekiştireç, öğrenmesinin onun için ne kadar önemli olduğunu vurgulamak ve öğrendiği için kazanacaklarını anlatmak ve ona olan güvenini tekrarlamak olacaktır.

Yorum ekle 19 Kasım 2006

Olumlu Sınıf Ortamı Nedir

Eğitimde istenen verimin elde edilebilmesi için, olumlu bir sınıf ortamının yaratılması gerekir.Olumsuz öğrenci davranışlarının olmadığı yada bu tip sorunların kolayca çözüldüğü sınıflarda öğrenciler kendilerini rahat ve güvende hissederek, dikkatlerini derse yöneltebilirler.Olumlu bir sınıf ortamı yaratmak için öğretmenlerin sınıf kurallarını belirlemesi ve istenmeyen öğrenci davranışlarını kontrol etmesi gerekir.

Sınıf Kurallarının Belirlenmesi
Sınıfta düzenin sağlanması için, öğrencilerin kendilerinden beklenen davranışları bilmeleri gerekir.Öğrenciler kendilerinden beklenen davranışları zaman içinde ödül ve ceza yolları ile öğrenebilirler.Ancak bu yaklaşım hem uzun zaman alır, hem de sınıfta hoş olmayan durumlar ortaya çıkabilir.Bu nedenle öğrencilere, okula başladıkları zaman kendilerinden ne tür davranışlar beklendiğinin duyurulması gerekir.Okulun genel kurallarının yanı sıra, her öğretmenin öğrenciden beklediği bazı davranışlar vardır.Bir öğretmen öğrencilerin oturduğu yerde söz almasını uygun görürken, bir başkası ayakta söz almasını bekleyebilir.Öğretmenler arasındaki bu görüş ayrılıkları sınıfta olumsuz bir havanın oluşmasına neden olabilir.Bu nedenle her öğretmen, sınıfta kendi kurallarını da açık seçik ortaya koymalıdır.
Öğretmen kendi sınıfı için kuralları belirlerken, aşağıdaki hususlara dikkat etmelidir:
Kurallar belirlenirken, öğrencilerin görüşleri alınmalıdır.Öğrenciler kendi koydukları kuralları daha iyi benimserler.
Kural sayısı çok fazla olmamalıdır.Kurallar belirlenirken sınıf düzenini en çok bozan davranışlar göz önünde bulundurulmalıdır.
Kurallar öğrencilerin anlayabileceği bir biçimde ifade edilmelidir.
Öğrencilere kuralların neden önemli olduğu ve bu kurallara uymanın kendileri için yararları anlatılmalıdır.
Kurallar öğrencilerin görebileceği bir yere asılmalıdır. 
         Kuralların uygulanması
          Okula yeni başlayanlar dışında, öğrenciler genellikle okul ve sınıf kurallarını bilirler. Ancak çevrelerindeki kişilerin davranışlarını ve sonuçlarını gözleyerek bu kurallara uyar yada uymazlar. Okullarda aynı öğrenci grubunun farklı öğretmenlerde farklı davranışlar sergiledikleri sıkça görülmektedir. Bir öğretmenin dersinde sınıf düzenini bozucu davranışlarda bulunmayan öğrenciler başka bir öğretmenin dersinde  düzeni bozabilmektedirler. Öğrencilerin sınıfın kurallarına uymasını sağlamak için, öğretmenin öğrenci davranışlarını sürekli izlemesi ve kurallara uymayanları uyarması, uyanları ise ödüllendirmesi gerekir. Aksi takdirde giderek kurallara uyan öğrenciler de uymayan arkadaşlarının davranışlarını model alabilirler.
   
 İstenmeyen  öğrenci davranışlarını kontrol edilmesi
Hemen hemen  her sınıfta önemli yada önemsiz pek çok istenmeyen öğrenci davranışı gözlemek mümkündür. İstenmeyen davranışlar, davranışı yapana , karşısındaki kişiye, kültürün özelliklerine göre değişebilir. Ancak okulda, eğitsel çabaları engelleyen her türlü davranış, istenmeyen davranış olarak kabul edilir. Bu davranışlar çocuğun ailesinden, sosyal çevresinden, okuldan, öğretme ortamından kaynaklanabilir.
     Okullarda gözlenen istenmeyen davranışlardan bir kısmı öğrencinin kendisine zarar  verirken; bazıları öğretim ortamına da  olumsuz yönde etkileyerek, sınıftaki diğer öğrencilere de zarar verebilir. Örneğin derste hayal kuran yada sessizce başka bir etkinlikte bulunan öğrencinin davranışı yalnız kendisine zarar verir. Sınıfta arkadaşıyla konuşan bir öğrenciyse öğretim etkinliğinin verimini düşürerek, tüm öğrencilere zarar verir.
       Sınıfta sıklıkla gözlenen istenmeyen öğrenci davranışları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
a-) Derse devam etmeme yada derslere geç gelme.
b-) Derse hazırlıksız gelme.
c-) Sınıfta uygun olmayan yer ve zamanda konuşma.
d-) Arkadaşlarına, kendisine ve eşyalarına zarar verme.
e-) Derste hayal kurma yada ders dışı bir etkinlikle uğraşma.
      Yukarıdaki istenmeyen davranışları hemen hemen tüm öğrenciler gösterebilir. Ancak bir öğrenci bu davranışları sıklıkla gösterirse o öğrencide uyum sorunu olduğu söylenebilir. Böyle durumlarda ilgili kişilerden yardım alınması gerekir.
     İstenmeyen  davranışlara neden olan bazı etmenler:
     Sınıfta gözlenen istenmeyen öğrenci davranışları, büyük ölçüde öğrencilerin derste sıkılmasından,  otoriteye karşı gelme ve dikkat çekme ihtiyacından, kuralları benimsememesinden kaynaklanır. Sınıfta sıkılan, kendisine sunulan öğretim materyallerinden hoşlanmayan öğrenci, doğal olarak kendisini oyalayacak başka etkinliklere yönelir. Örneğin arkadaşlarıyla konuşur, roman okur dışarısını seyreder v.b. Bu  nedenle  öğretim etkinliklerini öğrenciler için çekici hale getirmek, onların öğrenme işine aktif olarak katılmalarını sağlamak gerekir. Öğrenciler, genellikle kendi ihtiyaç ve amaçlarına uygun olmayan, öğrenme güçlüğü çektikleri, başarısız oldukları derslerde sıkılırlar. Ayrıca , öğrencinin edilgen olduğu, öğretmen-merkezli öğretim ortamları da öğrencinin sıkılmasına neden olabilir.
       Sınıfta istenmeyen davranışların ortaya çıkmasının diğer bir nedeni de daha önce üzerinde durulduğu gibi, sınıfın kurallarını olamaması yada bu kuralların  öğrenci tarafından bilinmemesidir. Bu sorunda kurallar belirlenerek ve öğrencilere duyurularak çözümlenebilir.
     İstenmeyen öğrenci davranışlarının önlenmesi:
     Öğretmen istenmeyen öğrenci davranışlarını önlemek için, öğrencilerin davranışlarına  neden olan etmeni belirlemeli ve ona göre bir taktik geliştirmelidir
       Öğretmen sınıfta olumsuz öğrenci davranışlarını engellemek için aşağıdaki etkinliklere yer verebilir.
       1-) Öğretmen  öğrencilere ders anlatırken ve çalışırlarken sürekli izlemelidir. Öğretmenlerin ders anlatırken önde oturan birkaç kişiyi izlemesi, dersi tahtaya anlatması, küçük bir grup öğrenciyle tartışması, sınıftaki diğer öğrencilerin davranışlarını kaçırmasına  neden olabilir. Bu nedenle öğretmen gözleri ile sınıfın tümünü kontrol altında tutmalı, gezinerek ders anlatmalı  ve öğrencilerin tümünü görebileceği yerlerde durmalıdır.öğrenciler izlenirken bir sorun ortaya çıktığı  zaman büyümesine izin vermeden hemen durdurulmalıdır.
       2-)Öğretmen sınıfta öğrencilere aktif olma olanağı sağlamalıdır. Derse  aktif katılan öğrenci sıkılmaz, farklı uyarıcılarla ilgilenmez. Bu amaçla öğrenci merkezli öğretim yöntemleri tercih edilmelidir, mümkün olduğunca farklı öğrencilere söz hakkı verilmelidir.
       3-)Öğretmen öğrencilerin derste sıkılmaması için, öğretimin öğrenci düzeyine uygun olmasını, öğretilecek materyalin onlar için anlamlı olmasını ve öğrenmeye karşı güdülenmelerini sağlamalıdır.
       İstenmeyen öğrenci davranışları karşısında
     Gösterilmesi gereken öğretmen tepkileri
      Öğretmen sınıfta olumsuz bir öğrenci davranışı ile karşılaştığında sorunu aşağıdaki yaklaşımları kullanarak çözebilir.
   1-) Olumsuz davranan öğrenciye bakılması: Bazı durumlarda öğretmenin, konuşarak yanındaki kişiyi rahatsız eden, gürültü yapan, dersi dinlemeyen bir öğrenciyle göz göze gelmesi, olumsuz davranışı durdurabilir.
     2-) Olumsuz davranışın belirtilmesi: Öğretmen olumsuz davranışta bulunan öğrenciyi sözel olarak da uyarabilir. Uyarma sırasında öğretmen ‘’Arkadaşınla  konuştuğunu görüyorum’’, ‘’ödevinle ilgilenmediğini görüyorum’’  v.b. biçimde gördüğü davranışı söylemelidir. Bu tür ifadeler öğrencinin uygun davranış yapmasını sağlayabilir.
    3-) Soru: Öğrencinin olumsuz bir davranışı hakkında öğretmen daha detaylı bilgi isteyebilir. Örneğin, ‘’ Niçin ödevini yapmıyorsun ? ‘’ , ‘’ Neden arkadaşınla konuşuyorsun?’’ gibi sorular öğrenci tarafından algılanmaz.Ortada bir sorun varsa ortaya çıkar ve davranış düzelebilir.
    4-)  Yönlendirici cümleler: Bazın durumlarda öğretmen , olumsuz davranış gösteren öğrenciye ne yapması gerektiğini de söyleyebilir. Örneğin  ‘’ Ali, lütfen yazı yazma beni dinle’’ bu tür yaklaşımla öğrenci kendisinden ne beklendiğini daha kolay anlar.
   5-) Öğrenci için iyi bir model olma: Öğretmen sınıf tartışmalarında, olumsuz davranan öğrencileri uyarmak yerine, kendisi olumlu davranışları sergileyerek onlara iyi bir model oluşturabilir.
   6-) Ödüllendirme ve görmezlikten gelme: Öğretmen  olumsuz davranış gösterenleri uyarma yerine ,olumlu davranış gösterenleri ödüllendirip olumsuz davranış gösterenleri  görmezlikten gelerek de bu öğrencilerin giderek olumlu davranışları göstermelerini sağlayabilir.
       SINIFIN YÖNETİM İŞLERİNDE  UYULACAK İLKELER
         Genç kuşağın öğretmen adayları yetiştirilirlerken, onların, sınıf yönetim işinde de yetenekli kılınmaları gerekmektedir. Öğretmenin sınıfı yönetmede uyması gereken bazı ilkeler vardır. Sınıf yönetiminde bu ilkelere uyulması, verimli ve etkili bir dersin oluşmasına yardım eder. ‘Sınıf  yönetim işleri ‘ başlığı altında sırayla, ‘ günlük işlerin organizasyonu ‘ , ‘zaman savurganlığını önleyen araçlar ‘ ,  ‘öğretimde anlamsız ve sıkıcı işleri kaldırmak ‘ , ‘ ödev ve sınav kağıtlarının düzeltilmesi’ ,  ‘bir sınıfın kişiliği ‘ gibi konularda öğretmen adaylarına pratik önerilerde bulunulacaktır.
       Günlük işlerin organizasyonu
Günlük yönetim işlerinin öğrencilerin eğitiminde esaslı bir rol oynadıkları kabul  edilmelidir. Bu maksat için öğretmenler ve öğrenciler el  birliğiyle çalışmalıdır; bu yapılması gereken işlere öğrenciler ya bizzat iştirak ederek ya da takınacakları tavırla bunları kolaylaştıracak surette yardım etmelidir. Sınıfın yönetim işleri, öğrencilerde  işbirliği sağlamak, mesuliyet kabul etmek gibi bir takım vasıfların gelişmesine tesir edecek bol imkanlar verir.
Bu teferruat, ders saatinden azami istifade sağlanabilecek bir tarzda yönetilmelidir. Bütün diğer cihetler eşit olmak şartıyla bir öğretmen ne kadar iyi olursa , bugünlük yönetim işleri o kadar göze görünmeyecek tarzda pürüzsüz cereyan eder. Sınıfın bu cins yönetim işlerine karşı ilgi gösteren iki tip öğrenci vardır: Birisi, geleceğin  liderlerini teşkil edecek olan, diğeri ise ağır öğrenen geri  öğrencidir. Bu suretle öğretmen, bu cins işleri ne çocuğa, ne de işe damga bakmaksızın pek kolaylıkla dağıtabilir.
Otomatik hale getirilmesi gereken işlerin bilinmesi ve bunların ne suretle yapılması gerektiği hakkında yol gösterici bazı önerilerde bulunulabilir. Bu öneriler şunlardır.
            1. Bu yönetim işleri öğrencilerin azami derecede istifadelerini sağlayacak surette organize edilmelidir; bu işte hedef, öğrencilerin ayrı ayrı veya gruplar halinde mesuliyet almalarını sağlamaktır.
            2. Günlük yönetim işlerinin, öğretmen ve öğrencilerin esas gayeden ayrılmaksızın çalışılmakta olan ünite için ayrılmış zamanı, öğretmen ve öğrencilerin enerjisini  istif etmeden yapılamasına dikkat edilmelidir.
            3. Bu yönetim işlerini yapmak için en iyi yolların seçilmesiyle ve sonra bunların alışkanlık haline gelmesine çalışılmalıdır.
            4. yönetim işlerini değerlendirirken  hayatta diğer  alanlardaki faydaları da hemen hesabı katılmalıdır. Mesala, grup faaliyetlerini idare etmeye alışanın hayatta çeşitli alanlarda faydalı olacağı aşikardır.
            5. Faydalı olan yönetim işleri öğrencilerin teşebbüs kabiliyetlerini körleteceği yerde geliştirir; okulun sosyal faaliyetleri ile bir ahenk  kurmaya çalışır.
            6. Yapılması gereken yönetim işlerinin tespitinde ve bilfiil yapılmasında imkan  nispetinde öğrenci iştiraki de sağlanmalıdır.
            7. Okulda yerleşmiş olan iyi  yönetim yolları sırf öğretmenin kaprislerini tatmin etmek için  değiştirilmemelidir. Ancak eğitim değeri bakımından büyük farklar bahis mevzuu olduğu zaman değişmeler yapılabilir.
         Zaman savurganlığını önleyen araçlar
                Mesleğe yeni başlayan bir öğretmen için zamanın savurganca kullanılması tehlikesi mevcuttur. Ona, bu  zaman savurganlığını önlemede yardımcı olarak bazı pratik önerilerde bulunabilir. Bu öneriler şöyledir:
Öğrencilere muayyen yerler vererek yoklamanın kolaylaştırılması;  bir oturma planı faydalı olabilir; bazı okullarda yoklama, bu mesuliyeti alabilecek öğrencilere de verilmektedir.
Soru sorulduğu zaman sadece parmak kaldıranları değil muayyen öğrencileri kaldırmak.
Sınıfta müşterek olan hatalar ve problemler üzerinde durup ferdi hatalar ve eksiklikler için öğrencilerle ders dışında meşgul olmak.
Materyal ve ödevlerin dağılmasında öğrenci mümessillerinden faydalanmak.
Gelecekte yapılması tasarlanan ödevlerin ve çalışılacak derslerin teksir edilmiş bir taslağını vermek.
Referans verilen kitapların daha önceden okul kitaplığından çıkarılıp sınıfa getirilmesi.
Ödevlerin vaktinde alınabilmesi için bir hayli zaman önce verilmesi
Birkaç sorulu küçük yoklama kağıtlarının sınıfta düzeltilmesi
Sınıftaki bütün öğrencilerin ortaya attıkları fikirlerin özetini hazırlamak için komiteler halinde çalışmalarını teşvik etmek.
ders dışında  okunan kitapların tanıtılması ve raporların tanziminde kullanılacak en iyi yolu kesin olarak göstermek ve yardım etmek
         Öğretimde anlamsız ve sıkıcı işleri kaldırmak   
                Her ne kadar yetenekli ve tecrübeli öğretmenler, iyi bir yönetim göstererek  bir çok sıkıcı işleri ortadan kaldırırlarsa da,öğretimde bazı işleri sıkıcı bulmak sınıf yönetiminden çok öğretmenin tavır ve mizacına bağlıdır. Aşağıda, anlamsız ve sıkıcı işleri azaltmak için bazı öneriler içeren bir liste verilmektedir
Yiyeceğinize, uyku ve spora zaman ayırarak tam sıhhatte  bulunmaya çalışın
Okul  dışında dostluklar temin ederek boş zamanlarınızda okul meselelerinden uzaklaşmaya gayret edin
Öğrenci faaliye