'Coğrafya Nedir' Kategorisindeki Yazılar
Bütün gök cisimlerinin içinde yer aldığı sınırsız boşluğa evren denir. Genişliği belli olmayan evrende değişik grupta ve özellikte gök cisimleri bulunmaktadır. Bunların özelliklerine göre çeşitli adlar verilmektedir.
Evren : İçinde milyarlarca gökcisminin bulunduğu sonsuzluk ve onun içindeki varlıklar bütünüdür. Evren içerisindeki cisimlerin başlıcaları şunlardır.
Yıldız : Isı ve ışık yayan gök cisimlerine denir. Örnek: Güneş
Gezegen : Yıldızlardan aldığı ısı ve ışık yansıtan gök cisimleridir. Örnek: Dünya
Uydu : Gezegenlerden küçük, bağlı olduğu gezegenlerin etrafında dönen gök cisimleridir. Örnek: Ay
Nebula : Evrendeki kızgın gaz ve toz bulutlarıdır. Örnek: Andromeda.
Meteor : Atmosfere girince ateş külçesi durumuna dönüşen Evrendeki başıboş dolaşan kayaçlardır.
Galaksi : Evrenin sonsuz boşluğunda bulunan sayısız gök cisimlerinin oluşturduğu kümelere galaksi denir. Dünyamızın içinde bulunduğu yıldız sistemi yani Güneş sistemi, Samanyolu galaksinde yer alır.
Yıldız Sistemi : Bir yıldız ve onun çekim gücünün etkisi altındaki gezegenler ve diğer gökcisimlerinden oluşan sistemlerdir. Örnek: Güneş sistemi.
Güneş : Kızgın gazlardan oluşmuştur. Çevresine ısı ve ışık yayan gök cismidir. Yapısının %99 hidrojen ve helyum gazlarından oluşur. Yarıçapı 700.000 km. dır. Yüzeyinde sıcaklık 6000 oC Yer yuvarlağından 333.000 kat büyüktür. Dünyamıza ortalama 149.000.000 km. uzaklıktadır.
GÜNEŞ SİSTEMİ
Güneş ve onun çekim etkisi altında bulunan gök cisimlerinin oluşturduğunu topluluğa denir. Güneş’in çekim gücü etki-sindeki 9 gezegen, uyduları ve diğer gökcisimlerinin oluşturduğu bir sistemdir. Güneş sisteminde yer alan gezegenlerin uzaklık ve büyüklük sıralanışı şöyledir.
Güneş sistemi tümüyle aynı yönde dönen bir disk biçiminde Samanyolu Galaksi’ si içinde hareket eder.
Güneş sisteminde bulunan gezegenlerin özellikleri şunlardır:
1- Bütün gezegenler Güneş etrafında, basıklığı az elipsler biçimindeki yörüngeleri izleyerek dolaşır.
2- Yörüngedeki dönüş hızları birbirinden farklıdır. En yakın Merkür dolaşımını 88 günde, en uzak Plüton ise 248 yılda tamamlar.
3- En büyük gezegen Jüpiter’dir. Merkür, Venüs, Mars ve Plüton Dünya’ dan küçük gezegenlerdir.
4- En fazla uydusu olan gezegen Jüpiter’dir.12 uydusu vardır.
5- Merkür ve Venüs gezegenlerinin uyduları yoktur.
YERİN ŞEKLİ VE BOYUTLARI
Güneş Sistemindeki gezegenlerden biri olan dünya Güneşe olan uzaklık bakımından üçüncü sırada yer alır.
Dünyamız ekvatorda şişkin kutuplarda basıktır. Dünyanın bu özel şekline GEOİD denir. Dünyanın bu şekli kazanmasında kendi ekseni etrafındaki dönüşü neden olmuştur.
Dünyanın Şeklinin Sonuçları
1- Ekvatordan kutuplara doğru sıcaklığın azalması,
2- Güneş ışınlarının düşme açısının, ekvatordan kutuplara doğru küçülmesi,
3- Paralel dairelerinin kutuplara doğru küçülmesi
4- Ekvatordan kutuplara doğru yerçekiminin artması,
5- Ekvatordan kutuplara doğru cisimlerin ağırlıklarının artması,
6- Ekvator çemberinin, meridyenlerden ve paralellerden daha uzun olması,
7- Ekvatordan kutuplara doğru, dünyanın ekseni çevresindeki dönüş hızının (çizgisel hızın) azalması,
8- Yerden yükseldikçe görüş açısının genişlemesi,
9- Dünya üzerindeki bir noktadan hareket eden bir kişinin hep aynı yönde giderek, hareket noktasına ulaşması,
10- İki meridyen arasındaki uzaklığın ekvatordan kutuplara doğru azalması,
11- Dünyanın bir yarısında gündüz, diğer yarısında gece yaşanması,
12- Termik basınç kuşaklarının oluşması,
13- Dünya üzerinde kuzey kutbundan ekvatora doğru gittikçe kutup yıldızının görünüm açısının düzenli olarak küçülmesi
14- Ay tutulduğu zaman, yerin Ay üzerine düşen gölgesinin daire şeklinde olması.
30 Mayıs 2007
Yüzey sularının yer altına sızarak tabakalar arasındaki boşluklarda ya da geçirimsiz tabaka üstündeki geçirimli tabakada birikmesine yer altı suyu denir. Sızma olayı sonucu yer altında depolanan bu suların yer yüzüne kendiliğinden çıktığı yerlere ise kaynak denir. Kaynak suları, kışın ılık, yazın soğuk olurlar. Başlıcaları aşağıda sıralanmıştır.
Günümüze kadar içmesuyu sağlamak amacı ile özellikle yer altı sularından yararlanılmıştır. Yüzeysel sulara oranla daha temiz olan yer altı su kaynaklarının sınırlı ve büyük bir kısmının kullanılmış olması, gittikçe yüzeysel su kaynaklarından yararlanılmasını zorunlu kılmaktadır. Yüzeysel su kaynaklarının her geçen gün artan bir hızla evsel, tarımsal ve özellikle endüstri atıkları ile kirletildiği, bunun sonucunda da halk sağlığının tehdit edildiği, ekolojik dengenin bozulduğu ve suların ekonomik değerinin yitirildiği bilinen bir gerçektir. Bu da yüzeysel su kaynaklarının kullanılabilirliği için gerekli arıtma masraflarını artırmaktadır
Vali Çeşmesi (Cankurtaran), Kocapınar (Honaz), Değirmenönü (Yeşilköy), Kestane deresi (Buldan, Gümüşsü, Işıklı, Gürpınar (Çivril), Güney suyu, Akgöz pınarı (Işıklı), Göz adını taşıyan sular (Honaz), Kırkpınar (Karahisar-Tavas).
Daha 1960-1970 yılları arasında il merkezinde akmakta olan, Yenimahalle semtinde Akpınar (Eğitim Fak. batısı), Benli pınarı (Eğitim Fak. doğusu), Muttasıp pınarı (Kıbrıs Şehitleri Cad.) ayrıca Kuşpınar, Başpınar (Askeri Gazino’nun kuzeybatı), Fındıksuyu (Çamlık-Atış Poligonu arası), Kozpınar (Zeytinköy batısı) gibi kaynakların büyük bölümü kent içme suyu şebekesine alınmış, bazıları az da olsa akışlarım sürdürmekte, piknik yeri olarak faydalanılmaktadır. Bazı kaynak sulan üzerinde de kültür balıkçılığı amacıyla tesisler kurulmuştur.
Bolu’da bilhassa Düzce ve Bolu ovalarını çevreleyen dağlar ormanca zengin olup yağışların toprağa kolayca sızmasını sağlayarak yer altı su tabakasının zenginleşmesini sağlarlar. Bu sulardan bir kısmı diplere kaymadan yamaçlar boyunca yüzeye çıkarak çeşitli tatlı su kaynakları ve pınarları oluşturur. Buna karşın sular faylı bölümlerde toplanmışsa altta mağmadan gelen kızgın gazların etkisi ile ısınır ve bazı mineralleri eriterek bünyelerine alıp yeryüzüne çıkarlar. bu durumda sıcak su kaynakları ile maden suları oluşur. Bolu’da da maden sularına rastlanır. Çünkü arazi tektonik çöküntü ve faylarla parçalanmıştır.
Maden sularının en önemlileri şunlardır:
a) Ömerler Maden Suyu: Bolu’ya 16 km. Abant yolu üzerindedir. Sıcaklığı 14o dir. Bileşiminde kalsiyum bikarbonat ve magnezyum yer alır. Radyoaktivitesi 6,4 olup mide ve böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir. Modern şişeleme tesisleri ile çevre illere dağıtımı yapılmaktadır.
b) Akkaya Maden Suyu: Bolu’ya 6 km. mesafede bir tepeden çıkar. Sıcaklığı 20o olup karbonik asit bakımından zengindir. Su, taraçalı bir yüzeyden akarken içindeki karbon gazının uçması ile eriyik halindeki kireç açığa çıkarak dalga dalga traverten örtüler oluşturmakta ve ünlü Pamukkale’ ye benzeyen görüntüler ortaya çıkmaktadır.
c) Kaplıca yolu üzerinde Bolu tarafında birkaç yerden çıkar. Bol kükürt ve hidrojeni ihtiva eder. İçilmesi tavsiye edilmez. Berk Köyünde çıkan maden suyundan acı su bazlaması yapılır. Ekmek hamurunu kabartmada kullanılır. Hidrokarbonatça zengin ve kalevidir. Radyoaktivitesi 6,8 dir.
d) Kınık Maden Suyu: Köy yolu üzerinde soldadır. Fazla kullanılmaz radyoaktivitesi 2,5 olup ekonomik değeri pek yoktur.
Yer Altı Sularının Beslenmesinde Etkili Olan Faktörler
1) Yağış miktarı,
2) Yağış türü (Kar yağışları ile beslenme fazla olur.)
3) Zeminin geçirimliliği ( alüvyal ve karstik alanlarda geçirimlilik fazladır).
4) Arazinin eğimi :eğimin az olduğu alanlarda beslenme daha fazladır.
5) Bitki örtüsü: Yüzeysel akımı engellediği için.
Taban Suyu: Alüvyal ovaların tabanında bulunurlar. Altta geçirimsiz tabaka ile sınırlandırılmış geçirimli tabaka üzerinde biriken sulardır. Beslenme durumuna göre taban suları bazen yüzeye kadar çıkabilir. Yer altı su seviyesinin düşük olduğu alanlarda ise kuyu açmak suretiyle bu sulardan faydalanılır. Türkiye taban suları bakımından zengindir. Ör: Ege Bölgesinin çöküntü ovaları, Konya,Kayseri, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Bursa, Adapazarı gibi. Yer altı sularının tekrar yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Sularının Sıcaklığına Göre Kaynaklar 2 Grupta İncelenebilir:
A-SOĞUK SU KAYNAKLARI:
Sularını yağışlarla yeryüzünden alırlar.
Sularının sıcaklığı ve akımları yıl boyunca değişir.
1)Tabaka Kaynağı (yamaç): Geçirimli tabakların uç kısmından suların yüzeye çıktığı yerdir.
2)Vadi Kaynağı: Vadi tabanlarından çıkan kaynaklardır.
3)Karstik Kaynak (Voklüz): Kalkerli arazilerde yer yüzüne çıkan kaynaklardır. En fazla Akdeniz Bölgesinde görülür. Ör: Düden suyu Bu kaynakların en önemli özelliği sularının bol miktarda kireç içermesidir.
4)Artezyen Kaynağı: Tekne biçimindeki iki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli
tabakaya açılan bir sondaj ile suların püskürerek yer yüzüne çıkmasıdır. Diğer
kaynaklardan ayrılan yanı beşeri faktörlerin etkisiyle yer yüzüne çıkmasıdır.
B-SICAK SU KAYNAKLARI
Sularını mağmaya yakın alanlardan alırlar.
Suları geldiği derinliğe göre sıcak veya ılıktır.
Sularının sıcaklığı yıl boyunca aynıdır.
Akım değişikliği olmaz.
Bol miktarda eriyik madde içerir.
1)Fay Kaynağı: Fay hattı boyunca yeryüzüne çıkan kaynaklardır. Halk arasında bu
kaynaklara ılıca, kaplıca,çermik, içme ve maden suları denilmektedir.
Ör: Manisa (Kurşunlu, Urganlı, Alaşehir, Demirci), Denizli (Pamukkale, Karahayıt,
Sarayköy, Buldan), Kütahya (Simav),Balıkesir (Edremit, Gönen), Sivas (Balıklı Çermik)
gibi merkezlerde vardır. Bu yerlerin ortak özelliği yer yapılarının özelliğidir.
2)Gayzer Kaynağı: Etkin haldeki volkan dağlarından değişik aralıklarla püskürerek çıkan kaynaklardır. Türkiye’de örneklerine rastlanmaz.
27 Mayıs 2007
Dünyamıza baktığımızda yüzeyinde hem büyük su kütlelerini hem de kara parçalarını görürüz. Bütün dünya yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur. Ancak bu oran kuzey ve güney yarımkürede değişir. Çünkü buralarda kara ve denizlerin oranı farklıdır. Kuzey yarımkürede karalar %39, denizler %61 oranında yer tutar. Güney yarımkürede ise karalar %19, denizler %81 yer kaplar. Gördüğünüz gibi karaların kapladığı alan kuzey yarım kürede daha geniştir. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika, Afrika’nın büyük bir kısmı kuzey de kalır. Güney Amerika, Afrika’nın güneyi, Okyanusya ve Antartika ise güney de kalır.
Bu farklı dağılım bir çok özelliği etkiler.
- Öncelikle iklimi etkiler. Kuzey yarımküre daha karasal bir iklime sahiptir. Bu durum kuzey de ortalama sıcaklığın 2 derece kadar fazla olmasını sağlar.
- Nüfusun büyük çoğunluğu kuzeydedir. Bu ekonomik gelişimi olumlu yönde etkiler.
- Karalar üzerindeki doğal zenginlikler, ormanlar ve yeraltı zenginlikleri kuzey de daha çoktur.
- Ulaşım olanakları ve ülkeler arası iletişim kuzey de daha gelişmiştir.
KITALAR
Kendine bağlı olan adalarla ,etrafı denizlerle ve okyanuslarla çevrili olan büyük kara parçalarına kıta denir. Dünya yüzeyinde 7 kıta vardır. Bunlar Asya, Avrupa, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Okyanusya ve Antartika dır.Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına ‘eski dünya karaları’adı verilir. Eski dünya kıtalarının ve diğer kıtaların en büyüğü Asya dır. Hemen yanında bir uzantısı gibi duran Avrupa bulunur. Bu nedenle bu iki kıtaya "Avrasya" adı verilir.
Türkiye bu eski dünya karalarının birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunur. Anadolu yarımadası Asya nın Avrupa ya en çok yaklaştığı yerde yer alır. Trakya ise Avrupa topraklarımızı oluşturur.
Kıtalar birbirlerinden boğazlar ya da okyanuslarla ayrılmışlardır. Asya kıtası, Kuzey Amerika’ya Bering boğazı ile, Kuzey Amerika-Güney Amerika’ya Panama kanalı ile,Avrupa kıtası Afrika ya Cebelitarık boğazı ile,Afrika kıtası Asya ya Süveyş kanalı ile bağlanır. Asya yı Avrupa dan ayıran sınır ise Ural dağlarının batısı, Kafkasların kuzeyi ve İstanbul-Çanakkale boğazlarının kuzeyinden geçer.
OKYANUSLAR
Kıtalar arasındaki büyük çukurlarda kalan geniş ve derin su kütlelerine okyanus denir. Deniz ise karalar arasına veya kenarına sokulmuş kollardır. İç deniz karaların çok fazla içlerine sokulmuş kollardır. Kıtaların kenarında bulunan, okyanuslarla çok daha geniş alanlarda bağlanan denizlere kenar deniz adı verilir.
Okyanuslar denizlere göre çok daha geniş ve derindir. Dünya üzerinde üç büyük okyanus vardır. Bunlar Amerika kıtaları ile Asya ve Okyanusya arasında bulunan Büyük okyanus,Amerika kıtaları ile Avrupa ve Afrika arasında bulunan Atlas okyanusu, Asya nın güneyi, Afrika ve Okyanusya arasında ise Hint okyanusu yer alır. Bu okyanuslar güney yarım kürede Antartika çevresinde birleşerek tek bir su kütlesi oluştururlar.
27 Mayıs 2007
Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli gereksinimi enerjidir. Her ne kadar tam bir ölçüt olmasa da ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, üretip tükettikleri enerji ile ölçülür. Bazı ülkeler ürettikleri enerjiyi çok verimli bir şekilde kullanırlarken, bazıları bu konuda o denli başarılı olamazlar. Bazı ülkeler de kendileri kullanmadıkları halde çok miktarda enerji hammaddesi üretirler. Enerji üretim ve tüketiminin çok farklı yöntemleri olsa da, tüm ülkelerin ucuz, bol ve temiz enerji kaynaklarına gereksinimleri vardır.
Endüstrileşme ile baş gösteren buhar gücü gereksinimi dolayısıyla, kömür kullanımı büyük bir hızla artmıştır. Daha sonraları elektrik enerjisinin kullanılmaya başlanması ve içten yanmalı motorların kullanım alanının genişlemesi ile elektrik üretiminde kömür ve petrol, çok büyük bir hızla artmıştır. Sonunda endüstri ve çağdaş yaşam için en önemli hammadde, fosil yakıtlar olmuştur.
Fosil yakıtların kullanımı, çözümü çok zor sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunların ilki, tükenen hammadde kaynaklarıdır. Fosil yakıtlar milyonlarca yılda oluşmuş, doğanın bizlere, daha doğrusu bizden sonraki nesillere bir armağanıdır ve sentetik olarak yapılanmaları son derece zordur. Çok sayıdaki petro-kimya ürünleri spektrumunu inceleyerek petrol ve bazen de kömürün nedenli vazgeçilemez birer doğa harikası olduklarını rahatlıkla algılayabiliriz. Kömür petrol kadar bir kimyasal değere sahip değildir. Kalitesiz kömürlerin yakılmasının neden olacağı sorunlar ortadadır.
Fosil yakıtların içerdiği maddelerin büyük bir yüzdesini karbon ve hidrojen oluşturur. İçlerinde az da olsa kükürt, yanmayan maddeler ve radyoaktif maddeler de bulunur. Petrol, kömüre kıyasla daha az kirliliğe yol açar. Fosil yakıtlar yakıldığında ortaya doğal olarak CO2 ve SO2 gazlarının yanı sıra, radyoaktif maddeler ve kül çıkar. Ortaya çıkan CO2 gazı sera etkisine, SO2 gazı ise asit yağmurlarına neden olur. Sera etkisinin neden olduğu atmosfer sıcaklığı artışı yıllardır gözlenmektedir. Asit yağmurları bitki örtüsüne ve canlılara zarar verir. İngiltere’de yakılan kömür yüzünden Finlandiya’nın göllerindeki balıklar asit yağmuru nedeni ile ölmektedirler.
Kömür dışındaki fosil yakıtların, stratejik önemleri de vardır. petrol ambargolarının dünya ekonomisine yaptığı etki ve doğal gaz boru hattının geçtiği ülkelerin politik şantajları, bilinen birer gerçektirler.
İşte yukarıda sayılan nedenlerden dolayı (çevre, hava kirliliği,ambargolar, enerji hammaddelerinin sınırlı olması….gibi) ve teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak ülkelerin enerji tüketimleri gün geçtikçe artmaktadır. Ülkeler ortaya çıkan bu enerji açığını kapatabilmek için fosil yakıtların dışında hidroelektrik, güneş enerjisi, rüzgar, dalgalar ve nükleer enerjiden yararlanma yoluna gitmişlerdir. Özellikle gelişmiş ülkeler hidroelektrik kapasitelerinin hemen hemen tamamını kullanmışlardır. Güneş ve rüzgar enerjileri gibi alternatif enerjilerin de kullanımı sınırlı olduğu için nükleer enerjiye yönelmişlerdir. Çünkü nükleer enerji maliyet, çevre kirliliği ve hammadde bakımından diğer enerji kaynaklarına göre daha avantajlıdır.
4.2 Nükleer Santrallerinin Gelişmesi ve Bugünkü Durumları
4.2.1 Santral Gücünün Büyümesi
ABD’de 20 Aralık 1951, nükleer enerjiden ilk elektriğin üretildiği gündür. EBR-1 ismiyle anılan deneysel reaktöre ilave olunan küçük bir jeneratör, yan yana dizilmiş dört ampulü aydınlatmıştır.
5 Mwe gücünde ilk nükleer gösteri santralı APS -1 Obinsk (Moskova)’da 1954 Haziran’ında elektrik üretmeye başlamıştır. Halen çalışmakta olan bu küçük reaktöre nükleer santralların atası gözüyle bakılmaktadır. 1950’lerin geri kalan dönemi hep küçük gösteri santralları ile geçmiştir. Bunlar geleceğin daha büyük santralları için yaşanması gereken birer deneyim olmuşlardır.
1960 Nisanı’nda hizmete giren Dresden - 1 (ABD) yalnız elektrik üretimi için kurulmuş ilk ticari santraldır. 207 MWe ile nükleer santral birim gücünü bir hamlede iki katına çıkarmıştır. Ondan sonra yerden adeta mantar bitercesine, nükleer santral yükseldiğini görüyoruz. 1960-70 döneminde ortalama her iki ayda bir, 1970-80 döneminde her üç haftada bir nükleer santralin kurdelası kesilmiştir. Yıl 1982’ye geldiğinde dünyada 272 nükleer santral kurulmuş bulunuyordu ve neredeyse bir o kadarı da kurulmakta veya kuruluş hazırlıkları içindeydi. Dünya 1970-1980’li yıllarda nükleer şantiyeye dönmüştür. Peki nükleer santrallerin bu kadar hızlı kurulmasının nedeni neydi?
Çünkü; uyanık uluslar petrolün tükeneceği günlere hazırlanıyorlar. Petrol tüketimi özellikle II. Dünya savaşından sonra tırmanarak gelişmiş, fakat bir taraftan da yeni rezervler keşfedilmiştir. Klasik Ortadoğu ve Teksas rezervlerine sırasıyla Kuzey Afrika, Güney Amerika Alaska ve Kuzey Denizi rezervleri katılmıştır. Fakat 1968 yılından beri petrol alanlarına önemli bir katkı olmamıştır. Artık dünya petrol çanağının dibinin göründüğü endişesi hakimdir. 1973 yılından itibaren hızla yükselen petrol fiyatları en zengin ülkelerin dahi ödemeler dengesini sarsmıştır. Nükleer elektrik daha ucuz ve güvenilir hale gelmiştir. Bunca yatırıma rağmen 1982 yılı başında dünya elektriğinin ancak % 9 oranı nükleer kaynaklı idi. Tablo 4.1 nükleer santral sayısının ve kurulu gücünün beşer yıllık dilimler halinde gelişmesini göstermektedir.
Tablo-4.1 Dünya Nükleer Elektrik Santrallerinin Gelişmesi (1983)
|
Yıllar
|
Reaktör Sayısı
|
Kurulu Güç ( MWe)
|
|
1955
1960
1965
1970
1975
1980
1982
|
1
16
48
89
175
253
272
|
5
1 106
5 243
16 648
72 477
136 809
152 603
|
|
Kurulmakta
olanlar
|
236
|
217 463
|
4.2.2 Nükleer Santrallerin Ülkelere Dağılımı
Buhar makinası, lokomotif, otomobil, uçak ve daha niceleri ilk kez hangi ülkelerin hizmetine girmişlerse nükleer enerji de önce o ülkelerin konforuna katılmıştır. Her yenilik gibi nükleer elektrik de zengin işidir. Dünyada nükleer kurulu gücün yarısı Kuzey Amerika kıtasında, dörtte biride Batı Avrupa’dadır. Bunlara yeni zengin Japonya’yı da katarsanız nükleer kurulu gücün % 85’i eder. Sovyet Rusya ve beş müttefiki % 11’i oluşturur. Fakat dünyanın kalkınmakta olan yörelerinin bu yeni teknolojiden şimdiye kadar alabildikleri pay sadece % 4’dür.
Dünyanın geri kalmış yöreleri ne bugün ve ne de gelecekte nükleer teknolojinin önemli bir alıcısı olmayacaklardır. Halbuki enerjiye asıl o yörelerin ihtiyacı vardır ve daha da tuhafı, dünya reaktörlerinin önemli bir bölümü o yörelerden gelen uranyumla çalışmaktadır. Takvim yaprakları 1980’lere dönerken Afrika ve Avustralya kıtalarında çalışan nükleer santral yoktu. Güney Amerika kıtasında sadece 1, Asya’nın güney şeridinde 4 nükleer santral faaldi. Yapılmakta olanların sayısı ise adı geçen yörelerde toplam 16’yı buluyordu.
Tablo 4.2 nükleer ülkelerin tam listesidir. Görüleceği gibi 1982 yılında 22 ülkede nükleer elektrik üretilmektedir. Kurulmakta olan santrallerde dahil edilirse 32 ülke nükleer teknoloji ile haşir neşirdir. Geriye doğru şöyle baktığımızda, nükleer elektrikle bazı ampullerin aydınlandığı ülkelerin sayısı 1950’lerde 4, 1960’larda 13 ve 1970’lerde 22 idi. Her ülkenin kurulu gücü ve dünya sıralamasında kaçıncı olduğu tabloda ayrı sütunlar halinde verilmiştir.
Tablo-4.2 Nükleer Elektriğin Üretildiği Ülkeler ve Nükleer Santral Güçleri (1982)
|
Tarih Sırası
|
Santral Gücüne Göre Sırası
|
Ülke
|
Nükleer Elektriğin İlk Üretildiği Yıl
|
Çalışan ve Kurulmakta Olan Santral Gücü M We
|
|
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
|
3
7
1
2
5
6
11
4
14
15
8
18
22
9
16
32
30
23
19
20
10
12
25
28
21
27
24
17
13
|
Rusya
İngiltere
ABD
Fransa
F. Almanya
Kanada
Belçika
Japonya
İtalya
D. Almanya
İspanya
İsviçre
Hindistan
İsveç
Çekoslovakya
Pakistan
Hollanda
Arjantin
Bulgaristan
Finlandiya
Kore
Taiwan
Macaristan
Yugoslavya
Güney Afrika
Romanya
Meksika
Brezilya
İran
|
1954
1956
1956
1959
1962
1962
1962
1963
1964
1966
1969
1969
1969
1972
1972
1972
1973
1974
1974
1977
1978
1978
1982
1982
1983
1983
1984
1984
?*
|
28 296
13 160
146 021
45 595
19 242
15 245
5 471
24 121
3 348
3 338
11 125
2 882
1 689
9 440
3 320
125
501
1 627
2 632
2 160
5 533
4 924
816
632
1 843
660
1 308
3 116
4 200
|
*Üretimin başlayacağı tarih bilinmiyor
Tablo-4.3 nükleer santrallerin ülkelere dağılımını, nükleer enerjinin toplam enerji içindeki payını göstermiştir. Dünya elektriğinin günümüzde % 17’sinin nükleer kaynaktan üretilmektedir. Zengin ülkelerin ortalaması % 33’dür. İsviçre elektriğinin % 44,5’ini, Belçika % 57,2’sini, Fransa % 77,4’ünü nükleer santrallardan karşılamaktadır. 1997 yılına geldiğimizde 1983 yılından farklı olarak gelişmekte olan ülkelerinde nükleer enerjiyi kullanmaya başladıklarını görmekteyiz.
Tablo-4.3 Nükleer Enerjinin Ülkelere Göre Dağılımı (1997)
|
ÜLKE
|
Nükleer Elektriğin Toplam Üretimdeki
Yeri (1997)
|
Çalışan Reaktörler
(Eylül 1997)
|
Güç
|
|
|
%
|
Ünite
|
MWe
|
|
Arjantin
|
11
|
2
|
935
|
|
Ermenistan
|
37
|
1
|
376
|
|
Belçika
|
57,2
|
7
|
5712
|
|
Brezilya
|
0,7
|
1
|
626
|
|
Bulgaristan
|
42
|
6
|
3538
|
|
Kanada
|
16
|
21
|
14668
|
|
Çin
|
1,3
|
3
|
2088
|
|
Çek Cumhuriyeti
|
20
|
4
|
1632
|
|
Finlandiya
|
28
|
4
|
2310
|
|
Fransa
|
77
|
58
|
61433
|
|
Almanya
|
30
|
20
|
22282
|
|
Macaristan
|
41
|
4
|
1729
|
|
Hindistan
|
2,2
|
10
|
1695
|
|
Japonya
|
33
|
54
|
43886
|
|
Kazakistan
|
0,15
|
1
|
135
|
|
G.Kore
|
36
|
12
|
9770
|
|
Litvanya
|
83
|
2
|
2760
|
|
Meksika
|
5
|
2
|
1308
|
|
Norveç
|
5
|
1
|
504
|
|
Pakistan
|
0,6
|
1
|
125
|
|
Romanya
|
1,8
|
1
|
620
|
|
Rusya
|
13
|
29
|
19843
|
|
Slovakya
|
45
|
4
|
1632
|
|
Slovenya
|
|