'Biyoloji Nedir' Kategorisindeki Yazılar

Alyuvarlar (Eritrosit) Nedir

Eritrosit - Kanın içinde bulunan renkli hücreler Hemoglobinden dolayı renkleri sarı yeşilimtraktır, çekirdekleri yoktur. Disk şeklinde, ortaları, çöküktür; elastikiyetleri fazla ve yuvarlağımsıdırlar, mikroskopla bakıldığında istif edilmiş paralar şeklinde görülürler. Ortalama 7,5 mikron çapında ve 2 mikron kalınlığındadır. Bir milimetreküpte, erkekte 5 milyon, kadında 4,5 milyon kadardır. Sayılarının normalin altına düşmesine oligositemi, sayılarının normalden çok olmasına polisitemi denir. Alyuvarların çeşitli sebeplerden azalması, kansızlık denen hastalıkların doğuşuna sebep olur.

Alyuvarların vazifeleri, akciğerlerde havadan aldıkları oksijeni, vücudun her tarafına taşımaktır. Bu vazifelerini de içlerinde bulunan hemoglobin maddesi ile yaparlar. Hemoglobin, oksijenle birleşerek oksihemoglobin olur ve kanın içinde oksijen, taşıyıcılığı vazifesini yapar.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Akyuvarlar (Lökosit) Nedir

Kan, lenfa gibi vücut sıvılarında adenoid dokularda ve kemik iliğinde bulunan hücreler. Tıp dilindeki adı “Leucoctyte” dir.  Bunlar, alyuvarlardan (eritosit) daha büyüktürler. Şekillerini kan içinde devamlı değiştirecek bir takım uzantılar gösterirler. İçlerinde bir veya bir kaç çekirdek bulunur. Taze halde iken çekirdekleri görülmez. Bunların tek çekirdeklerine mononükleer, çok çekirdeklilerine polinükleer denir.

Çapları 7-20 mikron olan akyuvarlar, boyanmalarına göre çeşitli adlar alırlar. Tepki gösterdikleri boyalara göre, Asidofil, Bazofil, Nötrofil adlarını alırlar.

Hareket edebilme yeteneğine sahip olan akyuvarlar, vücudun jandarması gibidirler. Vücudu, çeşitli mikroplardan korurlar. Bu ya mikroplarla savaşarak onları uzantıları içine alarak yutarlar (bu olaya fagositoz denir), veya mikroplara karşı kana panzehir gibi antitoksin salarlar. Bir vücudun kanında, belirli hastalıklara karşı, böyle antitoksinler vardır. Bu durum da bağışıklığı meydana getirir.

Akaryuvarlar,normalde bir milimetreküp kanda 5.000 - 10.000 arasında bulunur. Fakat sayıları, az oranda da olsa, saatten saate değişir. Genel olarak sabahları az, öğleye doğru en yüksek dereceyi bulurlar.

Bulaşıcı hastalıklarda ise, sayıları normaldekinin pek çok üstüne çıkar. Bu gibi durumlarda, bir milimetreküp kanda 300 - 500 bin akyuvar sayılabilir. Akyuvarların sayılarım arttıran mikroplar arasında streptokoklar, stafilooklar, önemli rol oynar.

Akyuvarların sayıları sebebi henüz kesin olarak bilinmeyen ve bir çeşit kan kanseri olarak kabul edilen “lösemi” hastalığında geniş ölçüde azalır.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Adrenalin Nedir

Böbreküstü bezlerinde oluşan ve bir iç salgı maddesi olarak doğrudan doğruya kana verilen hormon. İlk açıklanan hormonlardan biri olan adrenalin, küçük bir miktarda da alınsa, kalp hareketlerim sıklaştırır, gözbebeklerini genişletir, damarları daraltır barsak hareketlerini yavaşlatır.

Evcil hayvanların böbreküstü bezlerinden elde edilen adrenalinden ilâç sanayisinde, kalp ve damar hastalıkların da kullanılan ilâçların yapılmasında istifade edilmektedir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Böcek Yiyen Bitkiler Nedir

Çoğu sıcak memleketlerde olmak üzere 500 e yakın türü bulunan bir bitki grubu. Bu bitkiler kendi kendilerine özümleme yapıp normal beslenebildikleri halde, azot ve fosforlu besin tuzları bakımından fakir olan topraklarda yaşadıklarından topraktan alamadıkları bu maddeleri canlı hayvanları bilhassa böcekleri avlanmak ve sindirmek suretiyle sağlarlar. Bu bitkilerin başlıcaları Drozera, Diyonea, Utrikularya, Nepentes tir.

 

Bunların böcek tutan organları, çoklukla yapraklarından, ya da yaprak kısımlarından ibarettir. Bunlar, çeşitli salgı ve balözleriyle böcekleri kendilerine çekerler. Böylece bitkiye yaklaşan böcek, ya yakalama organındaki sıvıya yapışır (Drozera), ya yaprak bir kapan gibi kapanarak böceği içine alır. (Nepentes).

Yorum ekle 16 Aralık 2006

Bitkilerin Fizyolojisi Nedir

Her canlı gibi bitkilerde de beslenme, solunum, büyüme ve üreme faaliyetleri vardır. Beslenme : Bitkilerin beslenmesi de rol oynayan maddeler su, madde tuzları, hava ve güneştir. Bitkiler, klorofil taşıdıklarından, bunları (anorganik maddeleri) organik madde haline getirirler. Su, bitki için en önem maddelerden biridir. Bitkiler, suyu, emici tüyleri vasıtasıyla topraktan alır odun boruları vasıtasıyla topraktan al ve odun boruları vasıtasıyla yapraklar kadar gönderir. Suyun içinde buluna madensel tuzlarla ve havadan aldığı karbondioksitle, güneş ışığı altında Özümlemeyi yaparak ,organik besin maddelerini meydana getirir

Solunum : Bitkiler de ,öbür varlıklar gibi, oksijen alıp, karbondioksit vermek suretiyle solunum yaparlar. Yalnız gündüzün özümleme sırasında bitkilerin aldığı karbondioksit, solunur

için verilen karbon dioksitten fazla olduğu için, solunum olayının tersi oluyormuş gibi bir durum meydana gelir.Gerçekte bitkiler,özümleme olayının dışında, her canlı gibi solunum yapmaktadırlar. Bu olay geceleri daha belirli olarak meydana çıkar.

Büyüme : Bitkilerin büyümesi çeşitli dış faktörlerin etkisi altındadır : a - Isı : (büyüme ve özümleme yapabilmek için bitki türüne göre değişen bir ısıya ihtiyaç vardır), b - Işık : (bitkilerin toprak üstü kısımlarınım büyümesi, çiçek açabilmesi ışık ile mümkündür), c - Yer çekimi (bitki organlarının bölünme ve şekil bakımından etkisi vardır), d - Mekanik etkiler (bitki köklerinin büyümesi için taş parçalarına tesadüf edilmemesi, toprak üstü kısımlarının büyümesi için, engelsiz bir yer bulması gerekir), f - Su ve maddeler etkisi (büyüme için gerekli maddelerin az ve çok bulunması), g -Yabancı organizmaların etkisi (bitki içerisine girmiş asalak organizmaların bitki büyümesine engel olması) gibi.

Üreme : Bitkinin meydana gelmesi yüksek bitkilerde tohumların ,ilkel bitkilerde sporların çimlenmesi ile başlar. Olgunlaşmış spor ve tohumlar, ilkin bir dinlenme devresi geçirir, sonra yeter derecede ısı, su ve oksijen gibi uygun dış şartlar bulunca çimlenir. Bu suretle büyüme başlar. Bitkilerde büyüme kök ve gövde uçlarındaki sürgün dokularla olur. Zamanla dokular ve organlar meydana gelerek bitkinin esas yapısı belirli bir durum alır.

Yorum ekle 16 Aralık 2006

Ağaç Nedir

Odunlaşmış bir gövdesi olan, kökleri ile toprağa tutunmuş ve yapraklardan ya da yapraklı dallardan bir tacı olan bitki. Gövdeleri odunlaşmış da olsa,, ince gövdeli olanlara çalı denir. Bitkiye ağaç karakterini veren odunlaşmış gövde, tam tepesine kadar ya da yapraklı dalların başladığı yere kadar uzanır. Bütün bitkiler gibi ağaçlar da bol besine muhtaçtır.

 

Ağaç besinini, toprağın derinliklerine kadar uzanan kökleri ile alır. Yaprakları ile aldığı güneş ışığını ve karbondioksit gazı ile özümlemeyi yapar.

Ağaçlar, yaprakları bakımından ikiye ayrılırlar: Yapraklarını döken ve yapraklarını dökmeyen ağaçlar. Yapraklarını döken ağaçlar, her sonbaharda yapraksız kalırlar ve ilkbaharda yeniden yaprak vermeğe başlarlar. Yapraklar, geniş ölçüde suyun buharlaşmasına sebep olduğu için, ağaçlar kışın bu derece su kaybına dayanamazlar. Yapraklarını dökmeyen ağaçlar ise yıllarca bu durumda kalırlar. Bu çeşit ağaçların yaprakları küçük, dar ya da sert kabuklarla kaplıdır.

Her yıl büyümesine davam eden ağaç, gövdesini kalınlaştırır ve gövdesindeki odun nispeti böylece her yıl artar.

Ağaçların beslenmesinde en önemli madde olan karbondioksit, ağaçlar tarafından gündüz kullanılır. Bu bakımdan, ağaçlı yerlerin havası, daima iyi ve temizdir. Ağaç, aynı zamanda bir yerin iklimine de etki eder. Oranın havası rüzgârlı ve yağışlı olmasını sağlar.

Türkiye’de ağaç, topraktan sökülmeyince taşınamayan bir varlık sayıldığından, Türk Medenî Kanununa göre, toprağın bir parçasıdır ve toprak sahibinin malı sayılır. Ancak, dallarının komşu olanlara zarar vermemesi de gerekmektedir.

Ağaçlar, bir memleketin süsü olmaktan başka sağlık kaynağı ve daima faydalı olan bir mal olduğu için ağaç yetiştirilmesi ve ağaç sökülmesi belli kanunlarla kayıtlar içine alınmıştır.

Yorum ekle 16 Aralık 2006

Kanser Geni Nedir

Bilimadamları, vücutta kanserin ilerlemesini hızlandıran bir gen ailesi saptadıklarını açıkladılar. Baltimore’daki John Hopkins Üniversitesi’nde görevli bilimadamları, söz konusu keşfin, özellikle, kan kanseri, lenf bezi kanseri ile göğüs, akciğer ve prostat kanserinin tedavisinde yararlı olacağını düşündüklerini açıkladılar.

Bilimadamlarının araştırmaları, özellikle "myc" ailesine mensup genler üzerinde yoğunlaştı. Bu ailenin, tümör oluşumunda etkin olduğu uzun zamandır biliniyordu. John Hopkins Üniversitesi’nde yapılan araştırmada ise bilimadamları özellikle c-myc koduyla bilinen gene yoğunlaştılar.

Bu araştırmalar sonucunda, HMG-I/Y olarak adlandırılan bir genin tümör formasyonunda çok etkin olduğu görüldü. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, hücrelere yüksek oranda HMG-I geni verildi ve hayvanlarda kanserli hücrelerin oluştuğu görüldü. Söz konusu genin bloke edilmesi sonucunda ise kanserli hücrelerin küçülmeye başladıkları gözlemlendi.

Araştırmacılar, özellikle çocuklarda görülen Burkitt lenf kanserinde, bu keşfin, tedavi için büyük bir adım olacağı görüşünde birleşiyorlar. Araştırmalar, şimdi HMG-I geni üzerinde yoğunlaştırılıyor. Genin vücutta bloke edilmesi, kanserli hücrelerin düzelmesini sağlıyor.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Gen Transferi Nedir

Bilimadamları, farelere gen nakli yaparak öğrenme kabiliyetini artırmayı başardılar. Bu teknik, ileride insanlara da uygulanabilecek, hafızası zayıflayanlara takviye yapılacak.

Bebeklerin zeka düzeyinin artırılmasında da kullanılabilecek yöntem, Princeton Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından geliştirildi. Bilimadamları, yaptıkları bir deneyde, beyinde öğrenmeyi ve hafızanın gelişmesini sağlayan NR2B isimli proteinin üretimini artırdılar. Böylelikle fareler, daha önce gördükleri Lego taşlarını, suyun altındaki gizli platformun yerini öğrenmeyi başardılar. Bu fareler, kendi deneyimleri ve öğrenme kapasitelerini genleriyle de yavrularına aktardılar.

Araştırmayı yürüten Princeton Üniversitesi moleküler biyoloji uzmanı Doç. Dr. Joe Z. Tsien, "Araştırma, genetik mühendisliğiyle öğrenme kabiliyetinin artırılabileceğini, hatta IQ takviyesi yapılabileceğini gösteriyor" dedi. Joe Z. Tsien, beyin fonksiyonlarında önemli bir rol oynayan NR2B adlı proteinin işlevinin deşifre edilmesiyle hafıza kaybına yol açan Alzheimer gibi hastalıklara karşı yeni tedavi metodlarının geliştirilebileceğini söyledi.

Tsien’e göre, yaşın ilerlemesiyle birlikte kandaki NR2B protein seviyesi düşüyor, bu da yaşlılarda yaygın bir şekilde görülen hafıza kaybına yol açıyor. Şimdi NR2B proteini takviyesiyle hafıza kaybının önlenebileceği belirtiliyor. Ayrıca ileride farelerde olduğu gibi insanlara da gen nakli yapılabileceği söyleniyor. Ancak NR2B’nin tek riski, felce neden olması. Çünkü hem felç, hem de öğrenme kapasitesi, beyindeki aynı mekanizma tarafından düzenleniyor. NR2B seviyesi yükseldikçe felç riski artıyor.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Yapay DNA Nedir

Araştırmacılar  her canlının doğal kalıtım şifresi olan DNA’yı, yapay yeni eklerle "zenginleştirmeye" çalışıyor. Hedefleri, bu yolla şimdiye değin doğada hiç görülmemiş proteinler elde etmek.

 

Yalnızca RNA (ribonükleik asit) taşıyan bazı virüsler dışında, tüm canlı organizmalar, genetik bilgilerini hep aynı dört bazdan oluşan, yangın merdiveni gibi sarmal biçimde birleşmiş DNA (deoksiribonükleik asit) dizelerinde taşırlar. Bu bazlar, adenin, timin, sitozin ve guaninden oluşuyor.

Bunlardan adenin, yalnızca timin; sitozin de yalnızca guaninle birleşiyor. Bazlar, kodon adı verilen üçlü dizeler oluşturuyor. Her kodon da doğada bulunan 20 amino asitten birini seçerek protein zincirlerine ekliyor.

La Jolla’da (California) bulunan Scripps Araştırma Enstitüsü moleküler biyologlarından Floyd Romesberg başkanlığındaki ekip, orijinal dört DNA bazına sentetik yeni bazlar ekleyerek kodon modeli sayısını arttırmayı denemiş.

Araştırmacılara göre bu yeni kodonların yapay amino asitler üretmeleri, bunların da yepyeni proteinler oluşturmaları gerekiyor.Gerçi doğal olmayan bazlarla yapılan deneyler, 1980′li yıllara değin gidiyor; ama şimdiye kadar bunların eklendiği DNA örnekleri hep kararsız duruma dönüşmüş.

Romesberg ve ekibiyse, bu engeli aşmış görünüyor. Araştırmacıların oluşturduğu 20 yapay baz, tıpkı doğalları gibi şekerlere bağlanıp nükleosid oluşturmuş. Ekip daha sonra bu yapay bazlardan birini, tek bir DNA şeridine eklemiş. DNA’nın kendini kopyalama sürecinde polimeraz denen enzimler, tek şerit halinde dizili kalıpları okuyup, gerekli bazları ekleyerek çiftler oluştururlar. Örneğin, adenini timine, sitozini guanine bağlarlar. Doğal olmayan bir bazsa, değişik biçimde olduğundan gene değişik bir bağ kurar.

Daha önceki araştırmalarda polimerazların bu yapay bazları da gene yapay çiftlere bağladığı görülmüş. Ancak karşılaşılan sorun, bu yapay çiftin, DNA’nın kopyalanma sürecini durdurması.Sorunu aşmak için ekip, değişik yapıdaki polimerazları, yapay bazlarla deneyerek sonunda sistemi durdurmadan işleyen bir model elde etmiş.

Deney sonunda kopyalama işleminin, yapay baz çiftinde kesilmeyerek sürdüğü görülmüş. Ancak, araştırmacılar sınama ve yanılma yöntemiyle çalıştıklarından süreç ağır işliyor.Ekibin en son amacı, yapay DNA’yı bakterilere aşılayarak, hücre etkinliklerini kesintiye uğratmadan yeni kodonların okunup kopyalanmasını sağlamak. Hedef gerçekleşirse, tıpta ve kimya sanayiinde kullanılabilecek yepyeni proteinler elde edilebilecek.

Yorum ekle 15 Aralık 2006

Organik Moleküller Nelerdir

Karbonhidratlar,proteinler,yaglar ve vitaminlerdir.cansız ortamda bulunmayıp ancak canlıların vucudunda üretilirler(günümüzde teknolojinin gelişmesi ile bazı vitaminler fabrikalarda sentetik olarak üretile bilmektedir.)bütün organik besinlerin temel yapısını karbon atomları oluşturur.cogunda karbonun yanında oksijen ve hidrojen de bulunur.karbonhidrat,yag ve proteinler enerji elde edmek için kullanılabilir.hücre zorunlu kalmadıkca,proteinleri enerji kaynagı olarak kullanmaz.

 

 

Çünkü proteinlerin esas görevi hücre dolasıyla canlı yapısına katılmak ve enzim olarak görev yapmaktır.bu 3 temel besinin enerji verimliligi farklıdır.1 gr karbonhidrat yakılınca 4,2 k.cal,1 gr protein yakılınca 4,3 k.cal ve 1 gr yag yakılınca 9,5 k.cal nerji acıga cıkarırlar.hücrelerde bu enerjinin bi kısmı ATP`nin baglarına aktarılırken bir kısmıda ısı olarak ortama verilir..böylecehem vucud ısısı oluştururlur hemde kimyasal reaksiyonlar için enerji saglanır. 1. KARBONHİDRATLAR

Bütün hücrelerin en önemli enerji kaynagıdır.Genel formülleri(CH2O)n ile gösterilir.Bu formülde glikoz için "n" yerine 6 yazarsak.C6,H12,O6,,olur.solunum ürünleri H2O ve CO2 dir. karbonhidratlar,bitkilerin hüçre çeperinin yapısını oluşturarak,bütün canlı hüçrelerden zarın yapısına katılarak,DNA ve RNA da bulunarak yapısal fonksiyon da görürler.Yapısındaki şeker molekülünün sayısına göre üç çeşit karbonhidrat vardır.                                                                                               

A. Monosakkaritler ( tek şekerler):Basit şekerler de denir.İçerdikleri karbon atomu sayısına göre,6 karbonlu olanlar(heksozlar);Glikoz,fruktoz ve galaktoz`dur.5 karbonlu olanlar ise(pentozlar) Riboz ve deoksiribozdur.monosakkaritler,disakkarit ve polisakkalitlerin yapı taşı(monomeri)dırlar.

Glikoz : serbest olarak bal,üzüm ve incirde bol bulunur.Bütün polisakkaritlerin yapısını oluşturur.                                                                                                                      

Fruktoz:Bal ve olgun meyvelerde bol bulunur.Bunun için meyve şekeri denir.                

Galaktoz:süt ve süt ürünlerinden bol bulunur .süt şekeri denir .Bunun  için hayvansal bir besin maddesidir.                                                                                                                  

Riboz:RNA nın,ATP nin ve bazı enzimlerin yapısında bulunur.Deoksiriboz ise DNA nın yapısında bulunur.                                                                                                              

B.Disakkaritler:(çift şekerler):iki monosakkaritin birleşerek meydana getirdigi şekerlerdir.Bu birleşme sırasında su açıga çıkar.Bu tip reaksiyonlara dehidrasyon sentezi denir. Dehidrasyonun tersi olan su ile parçalanma reaksiyonlarına ise hidroliz denir.Disakkaritler ancak sindirildikten sonra hücre zarından geçebilirler.      

C.Polisakkaritler:(Çok şekerler):Çok sayıda glikozun glikozid bağlanması sonucu oluşurlar.yani glikozun dehidrasyon senteziyle oluşmuş polımerlerdir.                         

Glikoz+Glikoz+…….+Glikoz___ polisakkarit+(n_1)H2O                                                         

Hepsi ayı yapı maddesinden oluştuğu halde fiziksel ve kimyasal özellikleri farklıdır.Çünkü, glikoz moleküllerinin birbirine bağlanma biçimleri farklıdır.                        

Nişasta  Bitki hücrekerinde karbonhidratların depo şeklidir.Çok sayıda glikozdan meydana gelir.Hayvan hücrelerinde bulunmaz . Suda çok az erir. Bağırsak epitelinden doğrudan doğruya kana geçemezler.Hayvanların çoğu sindirerek enerji hammaddesi olarak kullanır .                                                                                                                 

 Selüloz: Bitki hücrelerinde hücre çeperinin yapısını oluşturur. selülozu oluşturan glikozlar birbirlerine ters bağlandıkları için memeli canlıların sindirim sistemlerinden    salgılanan enzimlerle  yapıtaşlarına ayrılmazlar . suda erimez. Bağırsak epitelinden doğrudan kana geçemez.Geviş getiren memelilerde ,bazı kuşlarda ve termitlerde (beyaz karıncalar)sindirilerek kullanılır.Ağaçların yapısının yaklaşık %50 si selülozdur.                                                                                                                                     

Glikojen:Hayvan, insan, mantar ve bakteri hücrelerinde bulunur ve hayvansal nişasta da denir .En fazla karaciğer ve kaslarda bulunur.Hayvanların en  hızlı kullandığı yedek enerji deposudur.Suda çözünür.                                                              

2.YAĞLAR

 

(Lipidler)                                                                                                                    

Lipidler C,H,O atomlarından meydana gelir.Bazılarında fosfor ve azot gibi elementler de yer alabilir. Yapısındaki oksijen oranı şekerlerden azdır.Yapılarında yağ asitleri , gliserol ve başka bazı maddeler bulunur.Yağlar suda ya hiç  çözünmez ya da çok az çözünürler.Aseton, eter, kloroform,benzen ve alkol gibi organik çözücülerde çözünürler. Hücrede enerji yapı maddesi olarak (hücrezarı)kullanılır.ayrıca deri altında ısı kaybının önlenmesinde ve hayvanlarda çeşitli organların dış kısmının korunmasında görevlidir.solunumla yakılmaları(oksidasyonları)sonucunda fazla miktarda metapolik su acıga cıkarırlar bunun için özellikle kış uykusuna yatan uzun süre göç eden ve suyun az oldugu ortamlarda yaşayan hayvanlarda iy ibir depo ve enerji ham maddesidirler.Aynı zamanda hafif oldugundan  uçmada havyana avantaj saglarlar.Yagların  yakımı ve kullanımı uzun sürdügünden hücrelerde enerji kaynagı olarak karbonhidratlardan sonra tercih  edilirler.En önemli lipidler yağ asitleri, yağlar(nötr yağlar) fosfolipidler ve steroidlerdir.

 Yağ asitleri:en basit lipidler olup,uzun karbon zincirlerinden oluşurlar. Karbonlar arasındaki bütün bağlar tekli ise doymuş,çift bağ varsa doymamış yağ asitleri diye adlandırılırlar. Genellikle sıvı yağlar bitkisel kaynaklı olup.doymamiş yağ asitleri içerirler .katı yağlar   ise genellikle hayvansal kaynaklı olup, doymuş yağ asitleri içerirler.Doymamış yağların yüksek sıcaklık ve basınçta  hidrojenle  doyurulmasından margarinler elde edilir.                                                                                  

Steroidler: zarların yapısına katıldığı gibi vitamin ve hormon olarak da görev alırlar.      

Fosforlipitler: hücre zarının yapısına katılan ve fosfor içeren yağlardır.                         

Nötral yağlar:yağların en önemli depo şeklidir.Bir gliserol molekülünün üç yağ asidine bağlanması sonucu oluşurlar.                                                                                

3 Yağ asidi+1 Gliserol____Yağ+3H2O                                                                                        

Yağ asitleri gliserol ile ester bağlarıyla bağlanır ve su açığa çıkarırlar (dehidrasyon sentezi) Bir gliserole bağlanan yağ asitleri aynı olabileceği gibi farklı da olabilir.  Bundan dolayı yağların birçok türevi meydana gelmiştir.                                                  

 

3.PROTEİNLER:                                                                                        

Proteinler hücrede ribozomlarda sentezlenir.Hücrenin en önemli organik bileşiklerindendir. yapısında karbon (C), Hidrojen (H),oksijen(O),azot(N) ve bazılarında bulunanek olarak kükürt (S) ve fofor (P) da  bulunabilir.Protein moleküllerinin yapısına 20 çeşit amino asit bulunur. Herbir amino asitte amino grubuyla (HN2) karboksil (COOH) grubu aynıdır.Amino  asitlerde radikal grubu (R)farklıdır.Dolayısıyla 20 çeşit amino  asitte 20 farklı R grubu bulunur. İnsanlar bu amino asitlerden bir kısmını sentezlerken, bir kısmınıda hazır olarak alırlar.Diş ortamdan alınan amino asitlere temel  amino asitler denir.Bir organizmanın kuru ağırlığının yaklaşık %50 sini proteinler meydana getirir. Diğer besin maddelerinden farklı bir özelliği sahip olup, hücrede DNA tarafından sentezlettirilen tek moleküldür.Protein molekülleri her canlı türüne hatta bireye özgü olup antijen özelliği gösterirler.Yani farklı özelliğe sahip bir canlıya aktarıldıklarında antikor oluşumuna neden olurlar.Günümüzde doku ve organ nakillerinin başarısızlıkta sonuçlanmasının  nedeni proteinlerin bu özelliklerinden doleyıdır.Doku aktarımlarının başarıyla sonuçlanabilmesi için daha  çok protein yapıları benzer  kişiler seçilmektedir.Solunumla ancak zor durumlarda yakılırlar. solunum ürünü olarak H2O, üre,ürik asit,H2S, CO2 ve NH3 gibi artıklar oluştururlar. Bütün amino asitlerde karboksil ve amino grubu bulunduğu için proreinler ve amino asitler hem asit hem baz özelliği gösterirler.Proteinler  n  sayıda amino asitin peptit bağları ile  birleşmesinden oluşurlar.                                                                                                         

A.asit+……..+A.asit_____ protein (polipeptit) + (n_1) H2O                                                    

Proteinlerdeki amino asitler birbirine bağlayan bağa peptid bağı denir . peptit bağı 1.amino asitin karboksil grubu ile 2.amino asitin amin grubu arasında meydana gelir ve bu sırada bir su açiğa çıkar. peptit bağlarının tümü aynıdır.Proteinlerin birbirinin farklı özellikte olması içerdikleri  amino asitlerin sayısına , çeşidine, dizilişine ve amino asittin kullanılma miktarına bağlı olarak değişir.            H    H   O                                 H    H     O                      '     '     ''                                  '      '      ''                    H—N—-C—C—–(OH+H)———-N—-C—-C—OH——Dipeptid+H2O                 '                                                 '                                                       R1                                              R2                                                                                                                                                                                                                                             

Proteinler yapıcı ve onarıcı moleküllerdir.Az miktarda da enerji verici olarak kullanılırlar.Organizmalar ancak uzun süen bir açlıkta, proteinlerini solunumda fazlaca yıkmaya başlarlar.Bu durumda hücrelerin protein sentezi protein yıkımından sentezlemek zorundadır.Çünkü proteinlerdeki amino asit sırasını DNA belirler. Hücrede oluşan proteinlerin bir kısmı enzim,bir kısmı hormon. bir kısmı antikor,bir kısmı iseyapısal görevler yapmak üzere özelleşmişlerdir. yapısal proteinler hücreninçeşitli organellerinin yapısında da bulunur. Hücre zarının yapısında lipoprotein glikoprotein gibi farklı protein bileşikleri  vardır.                                                 

4. VİTAMİNLER:Vücutta düzenleştirici fonksiyon görürler.Bazıları enzimlerin yapısına katılır. Sindirime uğramazlar.sindirim sisteminden doğrudan kana emilirler.Vücutta enerji verici olarak kullanılmazlar.Yeşil bitkiler ihtiyaç duyduklraı vitaminleri kendileri sentezlerler.İnsanlar ve hayvanlarda vitamin senteziçok azdır. Sadece bazı provitaminleri gerçek vitaminlere çevirebilirler.Örneğin deride D vitamini, kracigerde A vitaminin sentezlenmesı.Çoğu vitaminleri dışardan hazır almamız gerek.  Vitaminlerin çok az miktarda bile etkili olurlar,eksikliklerinden çeşitli aksaklık ve hastalıklar ortaya çıkar.çogu zaman vitamin alınınca ilgili aksaklık geçer.Ancak gelişme dönemindeki aksamalar kalıcı sonuçlar dogurabilir. Vitamin adı                Önledigi aksaklık  A vitamini  ———-> Gece körlügü D vitamini  ———-> Raşitizm(kemiklerde bozukluk) E vitamini  ———-> Kısırlık ve üreme bozuklugu K vitamini  ———-> Kanın pıhtılaşmaması B vitamini  ———-> Beri beri kansızlık  C vitamini  ———-> Skorbit(diş etlerinde kanama) Vitaminler suda ve yagda olmak üzere 2 ye ayrılır. A,D,E,K vitaminleri yagda çözülürler.Biraz daha uzun süre bozulmadan kalabilirler.Bunun için Karacigerde depolanırlar.

B grubu vitaminleri ve C vitamini suda çözülür.uzun süre bozulmadan kalamazlar.Özellikle C vitamini taze alınmalıdır.Isıtmakla,bekletmekle,metallere temasla degerlerinden  kaybederler.Depolanmazlar,fazlası atılır.

Yorum ekle 1 Aralık 2006

Önceki


Takvim

Ağustos 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mayıs    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Aylara Göre

Kategorilere Göre


LinkSeLink.Com