13 Şubat 2007 Arşivi
Yeniçeri teşkilâtı Sultan Orhan zamanında kuruldu. Bu teşkilâta ilkin yaya adı verildi ve savaş zamanında bir akça gündelikle askere alınırdı. Savaş için teşkilâtlanan ve savaş bitince yurtlarına bırakılan askerlerden yeter fayda elde edilemeyince Çandarlı Halil Paşa yeni bir akerî teşkilât projesi hazırlamış, böylece Yeniçeri Ordusu da doğmuştur.Yeniçeriler, bir Ocakkabul edilmiş. Ocak ortalara, ortalar da zaman zaman Odalara bölünmüştü. Ortalar zaman zaman 100, 400 bazen 3000 e kadar yükselmiştir. Ortalar ilk zamanlarda bir bölük, sonra tabur, daha sonra alay seviyesine yükseltilmiştir.
Nitekim ilk kuruluşta 1000 kişilik bir mevcutla kurulan Yeniçerilik 1520 de 12.000 1595 de 45.000 e yükselmiş, 1789 da 110.000, 1808 de 140.000 kişiyi bulmuştur.
Ocağa alınan çocukların meydana getirdiği birliğe (Acemioğlan) adı verilmiştir. 20 yaşına basınca ocağa verilir, yeniçeri olurlardı. Yeniçeriler, yaya sınıfı teşkil eden askerlerdi.
İmparatorluk devrinde Ordu başlıca şu sınıflardan ve kısımlardan teşekkül etmekte idi.
1. Kapıkulu
2. Yerlikulu
3. Ordu esnafı
Kapıkulu: Askerliği meslek edinmiş,, gündelikli devşirmelerden olan askerlerdir. Yerlikulu: Savaş sırasında çağrılan erlerden kurulurdu. Ordu esnafı: Sermaye ve sanatlarını, ordu ihtiyaçlarına tahsis eden ve ordu ile savaşa katılanlardan meydana gelirdi.
Kapıkulu ise, yaya, atlı (Sipahi), Deniz (Tersane) askerlerinden meydana gelir.
Yeniçeri teşkilâtını yönetenler şunlardı:
Yeniçeri Ağası: Teşkilâtın en büyük komutanı idi. Ocaktan yetişerek liyakat gösterenler bu makama yükselebilirlerdi. Yeniçeri isyanları XVI. yüzyıl başlarında başlayınca, bu usul bırakılarak sarayın gözünün tuttukları bu mevkie getirildi. Ağalık Sarayı Süleymaniyede idi. Buraya bunun için Ağa kapısı adı verilmiştir. Ocak işlerini görmek üzere bir Divan toplanırdı ki buna (Aga Divanı) adı verilirdi. Ağalar terfi edince Beylerbeyi veya Kaptanpaşa olurlardı. Vezir makamından Kâhya beyliğine yükselinirdi.
Sekbanbaşı Ağa: Ocaktan ve erlikten yetişirlerdi. Sekban ocakları bu ağaya bağlı idi. Yeniçeri ağası sefere gidince istanbulun emniyetinden sorumlu olurve ona vekâlet ederdi.
Kul Kethüdası: Ağanın muavini idi. Kurmay başkanı vazifesinden sorumlu İdi.
Zağarcı Başı Ağa: 64 üncü Ortanın kumandanı idi. Bu orta Padişahla ava gittiğinden ağasına bu isim verilmişti. Samsuncu Başı: 71 inci ortanın bağı idi. İri av köpeklerine bakan ayı ve vahşi hayvan avında işe yarayan bu hizmetin ağası idi.
Turnacı Başı: 68 inci ortanın komutanı idi. Bu orta ,devşirme hizmetinde kullanılırlardı.
Haseki Ağa: 14, 49, 66, 67 inci Ortaların başları idi. Selâmlık merasimlerinde vazife alırlar, padişahın sağ ve solunda yürürlerdi.
Başçavuş Ağa: Beşinci bölük ortasının komutanı ve bütün ocağın idare âmiri idi. Kethüda Beyden sonra gelen bir payeye sahipti.
Muzhir Ağa: Sadrazamın maiyeti olan bölük ortasının kumandanına verilen addı. Vezirin divan hizmetinde memurdu.
Kethüdayeri Ağa: Herhangi bir ortanın kumandanı bu vazifeye verilebilirdi Muhzirden sonra gelen bir rütbe ve makamdı.
Yayabaşı Ağa: Orta kumandanlarının en kıdemlisi idi ve ocak demirbaş eşyasından sorumlu idi.
Bölukbaşı Ağa: Bölük ortalarının en kıdemli komutanı idiler.
Solakbaşı Ağalar: 60, 61, 62, 63 üncü Cemaat ortalarının komutanları İdiler.
Ocak İmamı: Ağa kapısında namaz kıldırırdı.
Yeniçeri efendisi : Ocağın kayıt ve künye işleriyle uğraşırlardı
13 Şubat 2007
Gök küresi yüzeyinde kuşak şeklinde bir gölge. Güneş, bu kuşağın alanı boyunca, derece derece yer değiştirerek bir yıl sonunda tekrar hareket noktasına varır. Bu kuşak üzerinde, Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık adlarını taşıyan on iki takım yıldız sıralanmış bulunmaktadır.
Güneş bu takım yıldızlardan her üçünü her mevsimde dolaşmış olur.
13 Şubat 2007
Organizmaya girdiğinde, organik maddeleri ile fizyolojik çalışmayı bozan ve çoklukla ölüme sebep olan cisimlere verilen ad.Zehirler, etkileri bakımından üçe ayrılırlar. 1 - Organik dokuyu eriten ya da bozan zehirler, 2 - Sinirler üzerine etki yapan zehirler, 3 - Gaz zehirler. Birinci grup zehirler yakıcı ve eritici özellikte olan zehirlerdir. Süblime, zaçyağı, kezzap, bunlara örnek olarak gösterilebilir.
İkinci grup zehirler arasında, çeşitli organik maddeler yer alır. (Yılan zehirleri bazı bitkilerdeki zehirler, tütünden elde edilen nikotin, afyondan elde edilen afyon, morfin, kokain, eroin gibi maddeler baldıran ve çayırotu gibi bitkilerden elde edilen belladon yağı, bu maddelere örnek olarak gösterilebilir.)
Bu zehirler az oranda alındıklarında ilkin sinirleri ve beyni uyuştururlar, dalgınlık ve baygınlık yaparlar, zamanla felç ve ölüm meydana getirirler.
Üçüncü grup zehirler arasında klorbrom, nitrojen buharları, karbon monoksit, havagazı gibi gaz zehirleri yer alır. Bunlar solunum yolu ile alınırlar, kana karışarak alyuvarların kimyasal düzenini bozarlar ve zehirlenmelere sebep olurlar.
13 Şubat 2007
Türk generali ve siyaset adamı. İstanbulda doğmuştur. 1905 yılında Harp Akademisi öğrenimini tamamlamış, çeşitli cephelerde başarılı hizmetlerde bulunmuş, Kurtuluş Savaşı yıllarında Şark Cephesi Komutanı olarak Millî Mücadele hareketimize büyük hizmetlerde bulunmuştur. Komutanlığı sırasında Ermeni saldırısını önlemiş, Kars ve Gümrük konferanslarında Türk heyeti başkam olarak bulunmuştur. Birinci Büyük Millet Meclisine Edirne milletvekili olarak girmiş, zaferden sonra kurulan Terakkiperver Fırkanın liderliğine getirilmiştir. 1926 yılında Atatürke İzmirde yapılan suikastte İstiklâl Mahkemesine verilmiş fakat suçsuz olduğu anlaşılmıştır. 1927 yılında emekliye ayrılmış ve siyasî hayattan çekilmiştir. 1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisine girmiş ve İstanbul dan milletvekili seçilmiştir. Bir süre sonra Meclis Başkanlığına seçilmiştir. Meclis Başkanı bulunduğu bir sırada ölmüştür.
Kâzım Karabekir, Kurtuluş Savaşına hizmetleri ile ünlü bir komutandır.
Fakat siyasî hayatında, Büyük Atatürke muhalefet etmiş, kurulan yeni Cumhuriyet düzenimizi tenkit etmiştir. Bu yolda, Kurtuluş Savaşınızla ilgili olarak yazdığı eserler, sağlığında yayınlanma izni bulamamıştır. Ölümünden çok sonra, 1960 yılında yayınlanan Kurtuluş Savaşı ile ilgili hâtıralarım topladığı İstiklâl Harbimiz adlı eseri de, aynı düşünce ile yazılmış olduğundan, toplattırılmıştır.
Kâzım Karabekirin bu eserinden başka İtalya ? Habeşistan, Cihan Harbine Neden Girdik? İngiltere-İtalya, İstiklâl Harbinin Esasları adlı eserleri vardır.
13 Şubat 2007
Türk yazarı.İstanbulda doğmuştur. Bir süre İstanbul Hukuk Fakülte. sine devam etmişse de, Meşrutiyetten sonra bırakarak gazeteciliğe başlamıştır. İlkin Kalem ve Cem adlı dergilere mizahî yazılar yazmış. Mahmut Şevket Paşanın vurulması üzerine: bir çok muhalifler gibi Sinop, Çorum, Ankara, ve Bilecike (1913-1918)sürgün olarak gönderilmiş. Mütareke yıllarında, Anadoluda başlamış olan Millî Mücadele hareketi aleyhinde yazılar yayınlamıştır. Bu sebeple, Yüzellilikler listesine alınarak memleket dışına çıkarılmış. 15 yıl, memleket dışında kaldıktan sonra bağışlanması üzerine İstanbula dönmüştür.Yurda döndükten sonra Aydedeadlı bir mizah dergisi çıkarmış, çeşitli gazetelerde romanlar yayınlamıştır.
Mizah, roman, hikâye, fıkra türle, rinde pek çok eser vermiş olan Refik Halit, bilhassa yazdığı romanlarının açık Ve temiz dille yazılmış olması yüzünden, pek çok okuyucusu olan bir yazar olarak ün salmıştır.
Başlıca eserleri şunlardır: İstanbulun Bir Yüzü, Çete, Sürgün, Yezidin Kızı, Memleket Hikâyeleri, Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, Nilgün, Yer Altın, da Dünya Var, Bugünün Saraylısı, Karlı Dağdaki Ateş.
13 Şubat 2007
Bir kilogram suyun sıcaklığın bir dereceye yükseltmek için gerekli ısı miktarı. Isı birimi olarak kullanılır. Besinlerin, dokular içinde yanarak vücudun sıcaklığını ve kuvvetini sağlamak için gerekli değerleri de kalori ile ölçülür. İnsanın günlük kalori ihtiyacı, yaşa, bünyeye, çalışma şekline, iklime göre değişmektedir. Yapılan incelemelerde, 70 kilo ağırlığında bulunan bir kimsenin günde en az 1860 kaloriye ihtiyacı olduğu anlaşılmıştır.
Kalori bakımından en önemli besinler, proteinler, karbonhidratlar ve yağlardır. Proteinler, vücuda enerji verdikleri gibi, yapı ödevini de görürler. Karbonhidratlar ve yağlar da enerji veren maddelerdir. Proteinlerin bir gramının vücuda verdiği kalori 4,1, Karbonhidratların 4,1; yağların ise 9,3 tür.
13 Şubat 2007
Doğu ve Yakındoğu ülkelerinin, bir taraflı olarak Avrupa ve Amerika devletlerine tanıdıkları birtakım imtiyazlar. Bu imtiyazlar bir devletin istiklâlini ifade eden yasama, yürütme ve yargı erklerini kayıtladığından kapitülâsyon usulünü kabul eden devletler, hukuk anlamı ile tam bağımsız devlet sayılamazlar. Osmanlı Devletinde ilk kapitilâsyon Kanuni Sultan Süleyman tarafından Fransa ya verilmiş, öbür padişahlar tarafından da bu kapitülâsyon yenilenmiştir. 1740 yılında Sultan Mahmut I. ile Fransa kralı Louis XV. arasında imzalanan bir anlaşma ile, eski kapitülâsyon hükümleri daha da genişletilmiş, kapitülâsyonlar iki devlet arasında ebedi bir özellik almıştır.
Zaman geçtikçe Avrupa nın öbür devletlerine de kapitülâsyonlar vermiş, bu arada bağımsızlık kazandıktan sonra Amerika, Meksika, Brezilya, hatta Yunanistan ve Romanya da kapitülâsyon haklarından istifade etmişlerdir.
Kapitülâsyonlar, adlî, malî ve idarî bölümlere ayrılabilir.
Adlî imtiyazlar : Aynı devlet uyruğunda bulunan yabancılar arasındaki hukuk ve ceza dâvalarının, kendi konsoloshanelerinde görülmesini ifade eder. Yabancı iki devlet uyruğunda olan suçluların mahkemesi Osmanlı mahkemelerinde olmaz. Her hangi bir suç işleyen ecnebi, hiç bir şekilde tevkif edilmez.
İdari imtiyazlar : Osmanlı karasularında ve hatta limanlarda bulunan ticaret gemilerine, içlerinde suç bile işlese Osmanlı polisi giremez, buralara sığınan suçluları alamaz, memleketteki yabancıları bile sınır dışına çıkaramaz.
Malî imtiyazlar : Kapitülâsyona sahip devletin vatandaşı emlâk vergisinden ve değiştirilebilen bir oranda gümrük Yergilerinden, köprü vergisinden, tanzifat vergisinden, başka, bir vergi vermezlerdi.
Kapitülâsyonların kaldırılması : Paris antlaşmasından sonra kapitülâsyonların kaldırılması yolunda Osmanlı devlet adamları tarafından çeşitli teşebbüsler yapılmıştır. ikinci Meşrutiyetin ilânından sonra ve Birinci Dünya savaşı sırasında böyle teşebbüsler olmuştur. Ancak, Bunların hiç biri bir sonuç vermemiştir.
Milli Mücadele ile başlayan kurtuluş hareketinden sonra, Yeni Türk Devleti, kapitülâsyon rejimini kabul etmediğini, Misaki Milli beyannamesi ile ilân etmişti. Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra, Lozanda imzalanan barış antlaşması ile (antlaşmanın 25. maddesinde) kapitülasyonların kaldırılması onaylanmıştır.
Böylece Türk milleti, yüzyıllarca süren bu kendisini kendi yurdunda yapan durumdan Türkiye Cumhuriyetinin doğuşu ile kurtulmuştur.
13 Şubat 2007
Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra meydana çıkan Anadolu beyliklerinden biri. Osmanoğullarından sonra en büyük ve en kuvvetli olan beyliktir. 1256 yılından, 1483 yılına kadar sürmüştür.Oğuzların Salur boyundan oldukları sanılan Karamanoğullarının bir bölümü Selçuklular zamanda Kilikya sınırı üzerine ve Ermenak taraflarına yerleştirilmişti. Bu bölümün başkanı olan Kerimeddün Karaman, Selçukluların kuvvetsizliğinden istifade ederek kudretini arttırmış, oğlu Mehmet Bey, Anadoluda baskın hareketlerinde bulunan Moğollarla çarpışmış ve Konyayı ele geçirmiştir. Mehmet Beyden sonra gelen Karaman aşireti başkanı ve uç beyi olan oğulları, devamlı olarak Moğollarla mücadele etmişler, 1312 yılında ikinci defa Konyayı ele geçirmişler ve İlhanlıların Anadolu valisi Demir taş a boyun eğmemişlerdir. Demartaşın Mısıra kaçması üzerine de Karaman beyliği bağımsız bir devlet özelliğini kazanmıştır. (1312).
Karaman Beyi Alâadin Ali Bey, Osmanlılarla ilk defa iyi bağlantılar kurmuş, Osmanlı sultanı Murat I. in kızını almıştır. Fakat, Osmanlıların fazla ilerlemeleri üzerine Osmanlılarla bir iki savaşa girmiş, yenilgiye uğradığı için de beyliğinden bazı bölgeleri Osmanlılara bırakmıştır. Son olarak Alâaddin Bey, Yıldırım Bayezitle çarpışmış, yenilgiye uğratılarak öldürülmüş ve Konya Osmanlıların eline geçmiştir. (1398). Fakat Ankara Savaşı yenilgisinden sonra, Karaman Beyliği, Timur tarafından yeniden kurulmuştur (1402).
Bu olaydan sonra, Anadoluda Osmanlı Devletinin en önemli düşmanlarından biri durumuna gelen Karamanlılar, her fırsatta Osmanlılarla karşı karşıya gelmekten çekinmemişlerdir. Fatih, her zaman Osmanlıların zor anlarından istifade etmek isteyen Karamanlılar üzerine yürümüş, Konya ve Karamanı Osmanlı sınırlarına katmıştır. Bir süre sonra da Karamanoğulları beyliği tarih sahnesinden silinmiştir.
Karamanlılar, meydana getirdikleri bir çok sanat eserlerinin yanında, Anadoluda Türkçeyi resmî dil olarak kabul eden ilk Türk beyliğidir.
13 Şubat 2007
Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya, Venedik ve Lehistan devletleri arasında 1699 yılında imzalanan antlaşma. Karlofça antlaşması, ikinci Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Osmanlı İmparatorluğu için başlayan gerileme devrinin ilk vesikasıdır. Çünkü bu kuşatılmanın sonundaki bozgunu takip eden yıllarda Avusturya, Venedik, Lehistan ve Rusya Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde Mukaddes İttifak adı verilen bir askeri birlik meydana getirmişler ve Osmanlılara karşı devamlı savaşlar açmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu, bu bileşmeye karşı on altı yıl devamlı olarak karşı durmuş, sonunda bir antlaşma yapmak zorunda kalmıştır.
Yugoslavyanın Yunan nehri üzerinde bir küçük kasabası olan Karlofçada toplanan ve altı ay süren müzakereler sonunda bu devletlerle Karlofça antlaşması imza edilmiştir. (Rusya İle antlaşma daha sonra İstanbulda imzalanmıştır.) Bu antlaşma ile Transilvanya ve Macaristan Avusturyaya, Podolya ile Ukraynanın batı bölümü Lehistana Dalmaçya, Mora kaleleri, Eyin, ve Ayamora adaları Venedike Azak kalesi de Ruslara bırakılmıştır. Bu arada Avusturya ve Lehistan, Osmanlılara ödedikleri vergiyi de bu antlaşma gereğince ödemeyeceklerdi.
13 Şubat 2007
Osmanlı devletini Avrupada kökleştiren muharebelerden biri. Murat I. zamanında, 15 Haziran 1389 günü yapılmıştır.Osmanlılar Çanakkale Boğazını geçip Gelibolu ve Trakyayı aldıktan sonra, Selâniki ele geçirmişler, oradan kuzeye doğru ilerlemeğe başlamışlardır. Sırp kralı, bu ilerlemelerin önüne geçebilmek için, padişahın ve Osmanlı ordusunun Anadoluda bulunmasından istifade ederek, büyük bir baskın yapmış ve Osmanlıları büyük bir bozguna uğratmıştı.
Bu başarısından cesaret alarak Bulgar, Ulah ve Macarlarla birleşerek Osmanlıları Balkanlardan atmak işine girmişti. Murat I. bu hareketi haber alınca, ilkin sadrazam Ali Paşa yönetimindeki bir kuvveti Bulgarların üzerine göndermiş; böylece Tımova, Şumnu alınmış, Bulgarlar yenilgiye uğramıştır. Bu ara, Haçlı ordusunun Kosovada toplandığı bir sırada, kırk bin kişilik kuvvetiyle Murat I. savaşa başlamış, gün bitimine doğru savaş, Osmanlı kuvvetlerinin zaferi ile sonuçlanmıştır. Böylece, Osmanlılara karşı birlik halinde hareket eden Hıristiyan orduları, büyük bir yenilgiye uğramışlar ve Türklerin Balkan fetihlerine devam etmelerini sağlamıştır.
Ancak, ertesi gün, Murat I. savaş alanını gezerken yanına yaklaşanı Miloş Obiliç adındaki yaralı bir Sırp askeri tarafından öldürülmüştür.
13 Şubat 2007
Önceki