4 Ocak 2007 Arşivi

Banyo Nedir

Temizlenmek ve tedavi olmak amacıyla vücudun bir kısmını ya da tamamını su, gaz ,ışık gibi bir takım etmenlerin temasına bırakmak; bu işe yarar alet ve tesisler dilimizde banyo kelimesinin karşılığı olarak hamam yapmak, çimmek yunmak su dökünmek deyimleri kullanılmaktadır. Eskiden banyo, vücudu su ve herhangi bir sıvıya daldırmak anlamına gelmesine rağmen bu günkü anlayış daha farklıdır. Banyo vücudun su ile teması olduğu kadar buhar, katı ve gaz maddelerle akım ve ışınlarla yapılan banyolar anlamına gelmektedir. Bu bakımdan banyolar çeşitli guruplara ayrılır.

Sıvı halindeki banyolar : Temizlenme ya da tedavi için yapılan bu çeşit banyolarda çeşitli derecelerdeki su doğrudan doğruya vücudumuzun derisine etki yapar.Bütün vücudu kaplayan, dışarıdan gelecek etkilere karşı organizmayı koruyan deri aynı zamanda solunum yapmağa ve organizma için lüzumsuz ve zararlı bir takım maddeleri dışarı atmağa yarar. Bu bakımdan çoklukla vücuda temizlenmek için yapılan sıvı halindeki termik banyolar en çok yapılması gereken banyolardır. Bunlar ya leğen ve havuz içerisindeki belirli ısıdaki suya bütün vücudu boyuna kadar uzatmak; ya da yarım banyo gövde banyosu bacak banyosu kol banyosu gibi vücudun bir kısmını suya sokmak suretiyle yapılır. Bu çeşit banyolar, da su genel olarak 33-34 derece bulunur Bununla beraber su sıcaklığına göre 0 derece ile 45 derece arasındaki bütün derecelerde olabilir. Genel olarak 0 derece ile 15 derece kadar yapılan banyolar soğuk su banyoları: 15 derece ile 32 dereceye kadar yapılan banyolar ılık su banyoları 23 derece ile 45 derece arasında yapılan banyolar sıcak su banyolarıdır. Su sıcaklığının vücut sıcaklığına yakın olduğu banyolar en yararlı banyolardır.

Su banyoları arasında tedavi amacı ile yapılan şifalı kaynak suları banyoları büyük önem taşır. Birleşimlerinde erimiş ya da erimemiş katı gaz halindeki çeşitli maddeleri ihtiva eden içlerindeki maddelerin cinslerine ve sıcaklıklarına göre guruplara ayrılan bu çeşit banyolar tedavi amacı ile yapılan sıvı banyolarının en önemlileridir.
Sıvı banyolarının diğer bir şekli de deniz banyolarıdır. Plajlarda deniz suyundan güneşten ve kumdan geniş faydalar sağlanır.

Gaz banyoları: Bu çeşit banyolarda da en çok kullanılan sıcak hava banyolarıdır. Çok kere mafsal hastalıklarının ağrılı iltihapların tedavisinde kullanılan gaz banyolarında belirli derecelere kadar ısıtılan gaz hücrelerde terleyinceye kadar oturulur. Sıcak hava banyolarından başka tedavi amacı ile buhar banyoları da kullanılan banyolardandır. Bu arada ışık ve güneş banyoları da sıcak hava ve gaz banyolarının yanında yer alır.

Çamur ve kum banyoları : Bu çeşit banyolar, vücudun belirli kısımlarına şifalı olan tabiî çamur ve kumları sürmekle uygulanır.

Işın banyoları : Röntgen ya da radyum ışınları ile çeşitli hastalıkları özellikle kanseri iyi etmek için tedavi amacı ile yapılan banyolardır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Balgam Nedir

Solunum yollarında iltihap ya da tahriş sebebiyle meydana gelen, öksürerek çıkarılan sümüksü salgı. Solunum organları (akciğer, bronşlar) hastalıklarında balgam önemlidir. Muayenesi ile hastalığın tabiatı ve yeri hakkında kesin bilgiler elde edilir. Balgamın miktarı, hastalık cinsine göre değişir. Bazı hastalıklarda şiddetli öksürüğe karşılık az balgam gelir (tüberküloz başlangıcı, kuru bronşit), bazı hastalıklarda ise pek çoktur (kavernli tüberküloz, bronşektazide). Rengi ve kokusu da hastalığın cinsi ve seyri ile değişir. Renksiz, saydam, kirli yeşilimtrak, sapsarı, yeşil, sarı olabilir.

Balgam, içindeki maddelere göre çeşitlere ayrılır: a - Sümüksü Balgam yapışkan, cam gibi saydam, tükrük hokkasının dibine yapışan bir balgamdır. Bronşitin ve bazen tüberkülozun başlangıcında görülür, b - İrinli balgam, köpüksüz, irinden ibaret bir balgamdır. Solunum yollarının irinli bir hastalığında (ampiyem, bronşektazi, kronik bronşit) görülür, e - Sümüksü-irinli balgam, en çok görülen bir balgamdır. Kronik bronşitte, tüberkülozda görülür, ç - Seroz balgam, sulu köpüklü çoklukla hafif kırmızı bir balgamdır. Akciğer ödeminde görülür: d- Kanlı balgam, kanın fazla bulunduğu bir balgamdır. Solunum yolları damarlarının çeşitli aşınmaları sonucu (bronş ve akciğer damarları afetleri, ülser) kanın balgama karışması meydana gelir. Balgam bulgularının en tehlikelisi olan kan (hemoptizi) çoklukla tüberkülozda görülür. Tüberkülozun ilerlemiş devrelerinde büyücek kavernlerden gelen kan, hem çoktur, hem de gelmesi uzun sürer, Bazan da hastayı öldürecek kadar kan kaybına sebep olur. e - fibrinli balgam, cam gibi saydam, yapışkan, kabın dibine yapışan bir balgamdır. Çoklukla pnömonide görülür.

Balgama, ilkin gözle bakılarak genel bir fikir elde edilir. Balgamın gerektiğinde mikroskobik muayenesi yapılarak, bakteriyoloji ve kimyanın sağladığı usullerle muayenesi yapılır ve içindeki maddelerin miktarları anlaşılır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Cüzzam Nedir

Micobacterium leprae adı verilen bir virüsün meydana getirdiği hastalık. Tıp dilindeki adı Lepra, halk dilimizdeki adı da Miskin hastalığıdır.Şiddetli belirtileri olan salgın bir hastalıktır. Etmeni, 1879 yılında Hansen tarafından bulunmuştur. Cüzam hastalığı medeniyetin bilinen en eski hastalıklardan biridir. Antik çağlarda, özellikle Ortaçağda büyük salgınlar yaptığı ve toplum için çok ürkülen bir hastalık olduğu bilinmektedir. Ortaçağda bu hastalığa yakalananlar için özel evler ve barınaklar yapılmış, hastalar buralarda kendi kendileri ile başbaşa bırakılmıştır.

Daha sonraları, cüzamlı hastalara çıngırak takılmış böylece herkesin bunların yanına yanaşmasına engel olunmak istenmiştir. Bugün özellikle geri kalmış ülkelerde rastlanan bir hastalık özelliğindedir.

Cüzamın iki tipi vardır: Nodüler tip: Deride, nasırlı düğmeler seklinde belirtileri olan bir cüzam tipidir. Bu düğmeler, hastalığın ilerlemiş devirlerinde ülserler halinde açılırlar. Sinirsel tip: Sinirlerde kendini gösteren bir tiptir. Zamanla hasta sinirsel yeteneğini kaybeder, hissiz bir durum alır. Bunun da ilerlemiş hallerinde deride belirtiler görülür. Bunlar da zamanla ülserleşir. Katılım yolu ile geçmez. Ancak, cüzamlı olan hastaların derisine temas yolu ile insandan insana geçer. Başlangıç devirlerinde yapılacak teşhisle hastalıktan kurtulmak imkânı bugün için vardır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Çocuk Felci Nedir

Virüs cinsi bir mikroptan ileri gelen bir sinir sistemi hastalığı. Virüs, beyin ve omurilikte hareket hücrelerinde yuva kurar. Böylece hasta felce uğrar bazı ilerlemiş hallerde de ölür. Genel olarak çocuklarda görüldüğü için bu adla anılır. Tıbbî adı Polyomiyelit tir. Çocuk felcinin ilk belirtileri, hastalığa yakalanıldıktan sonra 3 ile 35 gün arasında olur Hafif ateş, mide rahatsızlığı, baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, boyunda ve sırtta ağrılar ve kuvvetsizlik görülen ilk belirtilerdir. En çok görüldüğü ay, Mayısla Eylül arasıdır.

Çocuk felcinin ilerlemiş hallerinde felç belirtileri kendini gösterir. Bu durumda en iyi tedavi çaresi, bir hekimin kontrolü altona girmektir.

Çocuk felcine yakalanıp kurtulan bir kimsede bağışıklık meydana gelir. Çocuk felcinden korunmanın, bugün içim en kesin çarelerinden biri, Amerikalı doktor Jonas Saik tarafından bulunan Salk aşısı dır. Saik aşısı, ilk olarak 1955 tarihlinde uygulanmaya başlamıştır. Aşının dozlara ayrılması ile verebildiği bağışıklık süresi uzatılabilmektedir.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Su Çiçeği Hastalığı Nedir

İltihaplı kabarcıklar dökerek belirti veren, ateşli, ağır, salgın bir hastalık. Etmeni, süzgeçleri geçen ufak bir virüstür. Bu virüs, kızamık virüsü gibi, vücudun dış tarafını (ektoderm) sever. Bu sebeple, çiçek hastalığının en karakteristik belirtileri, hastanın derisi üzerindedir. Yayılma, çoklukla, çiçek hastalığına tutulmuş hastalar yolu ile olur. Hastaların ağız ve boğazlarında bulunan çiçek yaralarındaki virüsler, öksürük damlacıkları ile çevreye yayılabilecekleri gibi, deri üstündeki iltihap ve çıbanlarla çeşitli temaslar bu yayılmaya sebep olurlar.

 

Deri üzerindeki sıyrıklarda ya da ağız ve burun yollarındaki çeşitli sıyrıklarda odak bulan çiçek virüsleri 10 - 12 gün süren bir kuluçka devresinden sonra birdenbire bir titreme ve üşüme ile kendini gösterir. Ateş kısa zamanda 39 - 40 dereceye çıkar. Hastanın başında, kollarında, bacaklarında ağrılar ve kırıklar baş gösterir. Özellikle kalça ve bel ağrıları dikkati çekecek kadar fazladır. Nabız da, ateşle beraber yükselir. İştah kesilir, dudaklar kurur ve dil paslanır. İkinci güne doğru dirseklerde, kasıklarda, bazen koltuk altlarında genişçe kırmızı lekeler ortaya çıkar (Rash lekeleri). Üçüncü günde, hastanın yüzünden başlamak üzere, deri üstünde kızamık döküntülerine benzeyen ufak kırmızılıklar belirir. Bunlar az zamanda kollara ve bacaklara yayılır.

Zaman geçtikçe bu döküntülerin üzerleri kabarır içlerinde sarımtrak renkli su toplanır, ortaları göbekleşmeğe başlar. Bir kaç gün sonra bu döküntülerin içinde sarımtrak bir sıvı cerahat haline gelir. Çok geçmeden her döküntü, içi iltihaplanmış bir çıban olur. Bu sırada ateş tekrar yükselir (cerahatlanma ateşi), vücudun her tarafını kaplayan bu çıbanlar bir süre sonra patlarlar. Bu devrede etrafa fena bir koku yayılır. Hastalar dalgın, ateşli ve fena bir durumdadırlar. Bazı çıbanların içine kan sızması ile bunlar morumtırak - kırmızı bir hal alırlar. Bu hal de hastaların durumu daha da ağırdır. Çok öldürücü olan bu durum, kara çiçek şeklidir. Hastalığın 10 - 12 gününden itibaren çıbanlar kurumağa kabuklaşmağa başlar. Hastanın ateşi düşer ve iyilik günleri başlar. Ancak, iyileşmeğe başlayan hastanın derisinde, çıbanların kuruması sebebi ile ömür boyunca devam edecek olan çöküntüler belirir. Bunlar, çiçek bozuğu lekelerdir.

Tehlikeli olduğu kadar salgın bir hastalık olan çiçekin tedavisi oldukça ilgi isteyen bir özellik gösterir. Bu bakımdan en iyi tedavi, devamlı hekim kontrolü altında olmak gerekir.

Pek eski zamanlardan beri dünya üstünde geniş salgınlar yaparak çok insan öldürmüş ve insanlığın gözünü korkutmuş bir hastalık olan çiçek, dünya kadar eski bir hastalıktır. Bu bakımdan, bulaşıcı hastalıkların en eskisidir denebilir. İsanın doğumundan 1400 yıl önce Çinde çiçeğin bulunduğuna dair belgeler bulunmuştur. Çok tehlikeli olan çiçek hastalığı nihayet 1798 yılında ünlü İngiliz hekimi Jenner tarafından aşısının bulunması ve bilimsel yolla uygulanması sonucu salgın yapma özelliğini yavaşça kaybetmiş, böylece eski tehlikeli durumunu kaybetmiştir.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Dalak Nedir

Lenfoid bir organ. Dokusu içinde bir taraftan lenfositler meydana gelir, bir taraftan da alyuvarlar (erltrosit) parçalanır ve erir. Aynı zamanda bir kan deposu vazifesini de görür.Dalak, sol geğrek (hipokondr) bölgesinde, 200 gram ağırlığında, 12 sanimetre kalınlık gösteren bir kahve çekirdeği biçimindeki maviye çalar kırmızı renkte, kıvamı gevrekçe yumuşak bir organdır.

 

Kıvamı karaciğere benzediğinden, her iki organ da dışarıdan herhangi bir etki ile kolayca yarılacak durumdadır.

Dalağın üst ucu, alt ucuna göre incedir, ön kenarının çenekli olması karakteristiktir.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Dolama Nedir

El parmaklarında tırnaklar çevresindeki yumuşak kısımların, bazen de kemiğin iltihaplanmasından ile gelen ağrılı bir hastalık. Dolama, parmakların bu çevresinin, her hangi bir çizilme sonucu mikropların deri içine girmesi sonucu meydana gelir. Dolama olan yerde ağrı ve şişlik görülür, iltihaplanmanın derinlere inmediği hallerde, önemi olmayan bir hastalık durumunda kalır.

 

Fakat, kemiğe kadar inen dolamalar, tehlikeli olabilir. Alkol pansumanı ve toplanmış olan iltihabın aldırılması ile dolamayı tedavi etmek mümkündür.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Dizanteri Nedir

Kanlı ve sancılı ishal. En önemli belirtilerini kalın barsakta gösteren bir hastalıktır. Hastalık etmeni bakımından ski türlü dizanteri vardır: a) Basilli dizanteri, b) Amipli dizanteri. Etmenleri değişik olmakla beraber, iki dizanterinin genel karakterleri aynıdır. İkisi de bulaşıcı bir hastalıktır ve organizmadaki belirtileri aynıdır. Basilli dizanteriyi yapan mikroplar, çomak şeklinde ufak mikroplardır. Schiga basili adı ile bilinirler. Sağlam insana ağız yolu ile girer ve mide, Ince barsaklar yolu ile geçerek kalın barsaklarda yerleşir.

Mikrobun alınmasından sonra bir hafta içinde hastalık belirtileri görülür. Birdenbire ateş yükselir, karında ağrı, vücutta halsizlik görülür. Çok geçmeden hastalarda ishal başlar. İshalin içinde zaman geçtikçe kan ve sümük gibi maddeler yer alır. Günde 20-30 defa dışarı çıkan hasta görülebilir. Hasta, devam eden derin halsizlik içinde yatağa düşer. Az zamanda çok su kaybı ve şiddetli zayıflık, ölüme sebep olabilir.Basiller, kalın barsakların iç zarında yerleşir. Bu yerleşmenin yaygın olması halinde dizanterinin en tehlikeli sonucu olan barsak delinmeleri meydana gelir. Devamlı hekim kontrolü ile, tehlikesi pek kalmamış olan bir hastalık özelliğindedir. Amipli dizanteri, etmeni, entamoeba histolitica adlı tek hücreli bir canlıdır. Çeşitli besin maddeleriyle ağızdan girerek kalın barsaklarda yerleşir.

Etmen alındıktan sonra, bir kuluçka devresi geçince hastalık belirtileri görülür. Basilli dizanterinin aksine, sinsî ve gürültüsüz bir şekilde başlar. Hastada kırıklık, halsizlik, iştahsızlık ve hazımsızlık gibi sıkıntılar baş gösterir. Birkaç gün sonra karında ağrılar, ıkıntı ve buruntuyla birlikte kan ve sümük çıkar. Ateş yoktur. Dışarı çıkma, yirmi dört saatte 10 defayı geçmez. Zamanında teşhis ve tedavi yapılmazsa çok uzun zaman devam eden bir hastalıktır.
Bu hastalık da devamlı hekim kontrolünü gerektiren bir hastalıktır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Difteri Nedir

Boğazda iltihap ve şiş halinde beliren ve çoklukla çocuklarda görülen tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık. Çubuk ya da çomak şeklinde difteri basili denen bir mikrobun yaptığı hastalıktır. Ilık memleketlerde ,büyük şehirlerde ve kış mevsiminde daha çok görülür. Çocuklarda .özellikle 2-5 yaş arasında fazla görülür. Soğuk algınlıkları, boğmaca, anjinler hastalığı hazırlayıcı hallerdir. Ya hastalardan ya da, hastalığı taşıyıcılardan geçer. Hastalık, basilin alınmasından 2 - 4 gün sonra meydana çıkar. Hafif, ağır ya da zehirli olmak üzere üç şekilde seyreder.

Difteri basili ,insan vücudunun çeşitli yerlerinde oturabilir. Bu bakımdan, boğaz difterisi, burum difterisi, gırtlak difterisi, göz difterisi, cilt difterisi gibi şekilleri vardır. Fakat en çok görülen şekli boğaz difterisidir.

Boğaz difterisi, çok defa bir bademcik iltihabı ile başlar. Hastada kırıklık, baş ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülür. Ateş, 38-39 dereceye çıkar. Boğaza, bademciklere bakıldığında, bademciklerin üstünde kirli beyazımtırak renkte, bir takım ufak zarların belirdiği görülür. Bu zarlar, yerlerinden ancak zorlama ile kalkar ve koptuğu yerde kanamalara sebep olur. Bu zarlar, zamanla büyüyüp genişler, küçük dile, damağa ve boğazın arka duvarına doğru uzanır. Bunlara yalancı zarlar denir. Bu arada hastanın durumu gittikçe ağırlaşır, rengi gittikçe solar. Bunun daha hafif şekilleri olabileceği gibi, öldürücü olan zehirli şekli olabilir. Bu şekilde, hastanın hali, bir iki günde çok fenalaşır, kalp böbrekler, damarlar tamamen (bozulur ve şiddetli bir zehirlenme tablosu baş gösterir.

Gırtlak difterisi ise, hastalığın en tehlikeli şeklidir. Yalancı zarların gırtlağı tıkaması ile, nefes alamama ve boğulma gibi arızalar ortaya çıkar. Göz difterisi, gözde şiddetli bir kanlanma ve göz iltihabı ile kendini gösterir. Cilt difterisi de, deride basit tedavilerle kapanmayan yaralar halinde görülür. Difteri mikrobunun bu arızalarından başka asıl tehlikeli olanı, damak ve yutakta, gözlerde solunum kaslarında felçlerin meydana gelmesidir. Bunlar, difteri mikrobunun toksini ile meydana gelir.

Eskiden geniş salgınlar halinde yayılan ve çok tehlikeli sonuçlara sebep olan difteri, bugün tıp biliminin çalışmaları ile, eski tehlikeli durumunu kaybetmiştir. Difteri serumu ve difteri aşısı, difteri tedavisinde kullanılan önemli ilâçlardandır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Damar Nedir

İnsan ve hayvanlarda, içinde kan gibi besleyici sıvı taşıyan borular. Organlarımızı ve dokularımızı meydana getiren hücreleri besleyen kanı, kanın temizlenme yeri olan kalp ten alarak buralara getiren ve buralarda kirlenmiş olan kanı temizlemek için tekrar kalbe götüren damarlar, genel olarak temiz kan taşıyıcı damarlar (atardamarlar-arterler) ve buralarda kirlenmiş olan kanı, kalbe getirici kirli kan taşıyan damarlar (toplar damarlar - venalar) olmak üzere iki büyük bölüme ayrılırlar.

1 - Atardamarlar : Atardamarlar, silindirik borulardır. Sol karıncıktan çıkan aorttan vücuda dağılırlar. Duvarlarında üç kılıf vardır. îç endotel hücrelerinden yapılı olan intima adını alır. Orta kılıf, çizgisiz kaslardan ve esnek liflerden (elâstik lifler) meydana gelir ve mendia adını alır. Dış kılıf ise gevşek bir bağ dokusundan yapılı olup ad-ventis adını alır. Adventisin içinde damarları besleyen ince damarlar ve sempatik sinirleri vardır.

iç tabaka, kanın pıhtılaşmasına engel olur. Orta tabaka, damarların büzülmesini ve gevşemesini sağlar. Dış tabaka ise, orta tabakanın işini düzenler.

Eğer, damar duvarları kalınsa çapı azalır ve damarın ilgili bulunduğu oranda kan çoğalır ve buraya kan hücumu olur. Bu işi düzenleyen, adventis içindeki sinir ağıdır.

Kalbin sol karıncığından çıkan temiz kan vücudun en büyük daman olan aorta, buradan da aorttan çıkan kollara gider. Bu kollar, dallara, dallar dalcıklara, onlar da daha küçük kılcal damarlara ayrılarak bütün dokulardaki hücrelere kanı dağıtırlar.

2 - Toplardamarlar : Toplardamarlar, vücudun her tarafından kam toplayarak kalbe getirirler. Bunların duvarları, atardamarlara göre daha ince, esneklikleri dana fazla olduğundan, üzerine basılınca hemen duvarları birbirine değebilir ve yapışabilir. Bundan başka toplardamarlar, kolaylıkla genişleyebilir. Kolları ve dalları pek çeşitli olarak, dağıtabildiği gibi, ağızlaşmaları da boldur, üçlerinde, arterlerde olmayan kapakçılar da vardır. Bu kapakçılar, kirli kanın, damardan geri dönmesine engel olur.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Önceki


Takvim

Ocak 2007
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Aralık   Şubat »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Aylara Göre

Kategorilere Göre