Ocak 2007 Arşivi

Beslenme Hastalıkları

KANSIZLIK (Demir yetersizliği) Demir yetersizliğine bağlı :  Besinlerle vücuda alınan demir mineralinin yetersiz alımına bağlı olarak kanda demirin (hemoglobinin) düşük olmasıdır. Kimlerde sık görülür?

-Doğurganlık çağındaki kadınlarda

-Bebek ve çocuklarda Neden Görülür?

-Beslenmede demir mineralinin yetersiz alınması:

Demir yönünden zengin besinlerin tüketilmemesi sonucu oluşur.

-Demirin vücutta iyi kullanılmaması:Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demirin vücutta kullanımı daha düşüktür. Bu nedenle C vitamini kaynağı besinlerle (Turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, domates vb.) birlikte tüketilmelidir.

-Demir ihtiyacının artması

-Kan kaybı (kanama, parazitler vb.)

Belirtileri Nelerdir?

-Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi

-Nefes almada güçlük

-Bulanık görme, uykusuzluk, titreme, iştahsızlık

-Deride, göz kapaklarının iç kısmında, avuçta solukluk

-Çarpıntı -Bacaklarda ödem (parmakla basınca iz kalır)

-Kaşık tırnak

-Toprak yeme Oluşan Sağlık Sorunları

Bebek ve Çocuklarda

-büyüme etkilenir

-okul başarısı azalır

-fiziksel aktivite azalır hastalıklar sık görülür

Gebelerde

-anne ölümlerine neden olur

-bebek ölümleri artar

-düşük doğum ağırlıklı bebek doğar

-hastalıklar sık görülür

Yetişkinlerde

-işgücü azalır, yorgunluk görülür

-hastalıklar sık görülür

Önlenmesi

-Demir yönünden zengin kaynakların tüketilmesi gerekir. Et, tavuk, balık, karaciğer, yumurta, kurubaklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, tahin demir içerir.

-Kurubaklagil ve tahıl yemekleri C vitamini ile birlikte tüketilmelidir.

-C vitamini yönünden zengin turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, patates, domates, yeşil biber gibi besinler her öğün yemeklerle birlikte tüketilmelidir.

-Kansız olan gebelerin demir ilaçları kullanması önerilir.

-Demirin vücutta kullanımını engelleyen çay ve kahve yemeklerle birlikte tüketilmemelidir. Öğün aralarında, açık ve limonla birlikte tüketilmesi uygundur.

-Ekmek, diğer unlu besinler (börek ve çörekler) mayalandırılarak tüketilmelidir.

-Kişisel temizlik kurallarına uyulmalıdır.

İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARI

İyot nedir?

İyot yaşam için büyük önem taşıyan bir mineraldir. Tiroid hormonlarının yapımını sağlar. İyot vücuda yeterli iyot içeren toprakta yetişen besinler, su ve deniz ürünlerinden sağlanır. İyot neden önemlidir?

-Normal büyüme ve gelişme

-Beyin ve sinir sisteminin normal çalışması

-Vücut ısısı ve enerjisinin düzenlenmesi için tiroid hormonlarının yapımı için gereklidir. Tiroid hormonu Tiroid hormonu, boyunda tiroid bezinde yapılır. İyot vücuda yeterli alınmazsa tiroid bezi çok çalışır ve büyür. Bu duruma guatr denir. Oluşan sağlık sorunları

Bebek ve Çocuklarda

-Büyüme geriliği

-Zeka geriliği

-Cücelik görülür

Gebelerde

-Düşük ve ölü doğum görülür.

*Guatr her yaşta görülebilir. İyot yetersizliğine bağlı hastalık sorunları İYOTLU TUZ kullanmakla önlenir. İyotlu tuz kullanımı

-Zeka geriliğini önler.

-Guatrı tedavi edemez, guatr oluşmasını ve ilerlemesini önler.

-İyotlu tuz serin, kuru ve güneş görmeyen yerde saklanmalıdır. PROTEİN – ENERJİ YETERSİZLİĞİ Neden görülür? Büyüme ve gelişme için gerekli olan enerji protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin yeterince alınmamasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Oluşan sağlık sorunları

-Çocuk ölümlerinin başlıca nedenidir.

-Ateşli hastalıklar sık görülür.

-İshal oluşur. İştah azalır, az besin tüketilir. Bu durum hastalıkların ağır seyretmesine neden olur.

-Büyüme ve gelişmeyi önler, çocuğun boyu kısa kalır, ağırlığı yaşına göre düşüktür.

-Tedavi edilemezse zeka gelişimi bozulur.

Önlenmesi

-Anne sütü 4-6 ay tek başına verilmelidir.

-Büyüme izlenmeli, doğru ek besinlere zamanında başlanmalıdır.

-Çocuk hastalıklardan korunmalı, aşıları düzenli yapılmalıdır.

-Temizlik kurallarına uyulmalıdır.

RAŞİTİZM (kemik hastalığı) Raşitizm:

Vitamin D yetersizliği sonucu görülen bir hastalıktır. D vitamini yeterince vücuda alınmadığından kemikleşme bozulur ve kalsiyumdan yeterince yararlanılamaz.

Kimlerde sık görülür?

Bebek ve çocuklarda Neden Görülür?

-Çocuğun yeterli D vitamini alamaması

-Çocuğun güneşe çıkarılmaması

-Annenin güneşten yararlanmaması

Annenin gebelik döneminde yetersiz beslenmesi Belirtileri Nelerdir?

-Doğumda bebekte kasılma

-Huzursuzluk

-Baş terlemesi, başın sürekli sağa ve sola çevrilmesi

-Kabızlık

-El-bilek genişliği (ağrısız ve 6 aydan sonra)

-Kaburgalarda yuvarlak çıkıntılar (tesbih tanesi gibi)

-Bıngıldakların kapanmaması (18 aydan sonra)

-Kafa kemiklerinde yumuşama ve eğrilme (baş alın ve yanlarında çıkıntı)

-Geç oturma ve yürüme

-Bacaklarda eğrilik

-Göğüs kemiklerinde bozukluk (göğüs içe veya öne doğru çıkar)

-Kamburluk, bel kemiğinde eğrilik Raşitizmin Önlenmesi

-Çocuğun her gün kalsiyum içeren besinler tüketilmesi sağlanmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve ürünleridir (yoğurt, peynir, çökelek vb).Pekmez de iyi bir kalsiyum kaynağıdır.

-Çocuk her gün güneşe çıkarılmalıdır. D vitamininin en iyi kaynağı güneştir. Besinlerde D vitamini yeterli miktarda bulunmaz.

-Güneşlenme cam arkasından olmamalıdır.

-Güneşin az olduğu sonbahar ve kış aylarında yeni doğan bebeğe ek D vitamini, ihtiyacı kadar verilmelidir. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

-Sağlıklı beslenmemiz için gereklidir.

-Güzel görünmek ve güzel konuşmak için gereklidir.

Diş Çürükleri Nasıl Oluşur?

-Dişler iyi temizlenmez ise üzerlerinde besin artıkları ve mikroplar birikir.

-Mikroplar besin artıklarını ve şekerleri kullanıp, dişleri eriten asit oluştururlar.

-Mikropların oluşturduğu asitler ile dişlerde çürük oluşur.

Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları nasıl önlenir?

-Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Süt ve ürünlerinin tüketimi yeterli olmalıdır.

-Şeker, yemek aralarında değil yemekle birlikte az tüketilmelidir. Fazla şeker ve şekerli besinlerin tüketiminden sakınılmalıdır.

-Anne sütü 4-6 ay süre ile tek başına verilmelidir.

-Dişler düzenli olarak florlu diş macunları ile fırçalanmalıdır.

-Çocuklarda flor uygulaması yapılabilir.

-Posa içeren besinler (elma, havuç vb ) tüketilmeli ve besinler iyi çiğnenmelidir.

-Şeker içermeyen cikletlerin yemek sonrası çiğnenmesinin olumlu etkileri vardır.

-Dişler belirli sıklıkla kontrol ettirilmelidir.

-Yemek sonrası dişler fırçalanarak temizlenmelidir.

OSTEOPOROZ Osteoporoz:

Kemiklerden kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolaylıkla kırılabilir hale gelmesidir. Kemiklerin mineral içeriği ve yoğunluğu azalır.

Kimlerde Sık Görülür?

-Menapoza girmiş kadınlarda

Yaşlılarda

-Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde

-Yatağa bağımlı hastalarda

Belirtileri Nelerdir?

-Bel kemiğinde ve bacaklarda eğrilikler

-Kolaylıkla oluşan kemik kırıkları. Kırıklar sıklıkla kalça kemiğinde, el bileğinde ve bel kemiğinde görülür.

Öneriler

-Çocukluk çağında kalsiyumdan zengin besinlerin tüketilmesi ve spor yapması yetişkinlik çağında osteoporozdan korunmayı sağlar.

-Güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalıdır.

-Aşırı tuz ve tuzlu besinler tüketilmemelidir, sofrada tuz kullanılmamalıdır.

-Aşırı yağlı ve şekerli besinler tüketilmemelidir.

-Sigara ve alkolden sakınılmalıdır.

-Fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Haftada en az 2-3 kez 45 dakika yürünmelidir.

-Süt ve ürünleri her gün en az 2 porsiyon tüketilmelidir.(İki su bardağı süt veya yoğurt, 2 kibrit kutusu peynir bir porsiyondur.)

-Menapoz döneminde beden kitle indeksinin (ağırlık/boy m2) 26-27 arasında olması osteoporoza karşı koruyucudur. Aşırı zayıflıktan kaçınılmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı: Süt ve süt ürünleridir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, pekmez de kalsiyumdan zengin kaynaklardır.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Şişmanlık ve Zayıflık Nedir

Şişmanlık (Obesity): Obezite veya adipozite olarak da bilinir. Depo yağlarının yağsız vücut kitlesine oranla artması ve normal kabul edilen değerlerin üzerine çıkmasıdır. Oluşumuna çeşitli faktörler etki etmekle birlikte genelde neden, harcanandan fazla kalori alınmasıdır. Şişmanlığın sınıflandırılmasında çeşitli yöntemler kullanılmaktadır.Ancak BKİ kullanılarak da yapılabilir. Şişmanlık, hiperlipidemi, diyabet vb gibi hastalıklara zemin hazırladığından tedavi edilmesi gerekmektedir.

 

Ancak, tedavide başarılı olabilmek için, diyet, egzersiz, davranış tedavisi gibi üçlü bir yöntem izlenmelidir. Uygunacak diyet hastaya en fazla haftada bir kilo verdirecek kadar planlanmalıdır, aksi halde vücut yağsız kitlesinde de kayıplar olur ve bu durum kişinin sağlığını şişmanlığından daha fazla tehlikeye sokar.

Zayıflık (Chronic Energy Deficiency, Underweight):

Vücut ağırlığının olması gereken kilonun altında olması. Değerlendirme BKİ esas alınarak yapılmaktadır. Buna göre, BKİ 18.5-20 ise Grade 0, BKİ 18.4-17 arasında ise Grade I, BKİ 16.9-16 arasında ise Grade II, BKİ <16 olduğunda ise Grade III zayıflık olarak değerlendirilmektedir.

Zayıflık kadın ve erkeklerde hastalık riskini arttıran bir faktördür. BKİ 16 nın altında olduğunda erkeklerde mortalite 3 kat artış göstermektedir. BKİ <16 olan annelerden doğan bebeklerin % 50 sinden daha fazlasının doğum ağırlığının 2.5 kg nin altında olduğu belirlenmiştir.

Kronik enerji yetersizliği, özellikle Grade 0 ve Grade 1 zayıflık, Çin, Hindistan, çeşitli Afrika ülkeleri ve Brezilya’da yaygın olarak görülmektedir. Çin’de populasyonun % 76 sında Grade 0, Hindistan’da % 38 inde Grade 0, % 27 sinde Grade I, % 18 inde Grade II ve % 16 sında Grade III zayıflık görülmektedir. Zayıflık kronik barsak enfeksiyonları, yeterli besin bulamama, aşırı enerji harcama gibi toplumsal nedenler yanında, kanser, hipertroidizm gibi hastalıklar, psikolojik ve emosyonel stres gibi nedenlerle ortaya çıkar. Tedaviden önce nedenin iyi bilinmesi ve ona göre tedavi programının belirlenmesi gerekir.

Enerji alımının şu anki ağırlığından hesaplanmış enerji gereksinimi üzerine günde 500-1000 kkal eklenerek belirlenmesi önerilmektedir. Başlangıçta diyet tedavisinin vitamin-mineral suplemanlarıyla desteklenmesi diyetin uygulanmasını kolaylaştırabilir. Hasta kendini aç hissetmediğinde dahi zamanı gelmişse yemesi gerektiğini öğrenmelidir.

Öğünlerle veya ara öğünlerle birlikte kalori veren sıvıların alınması besinlerin tüketimini kolaylaştırır ve enerji alımını arttırır. Günde 6-8 öğün beslenme uygulanmalıdır.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Beden Kitle İndeksi

Yetişkinlerde ağırlık-boy ilişkisine göre şişmanlığı en iyi gösteren ve kolay uygulanabilen bir indekstir. Bu indeks yetişkinler için boy ile en az, vücut yağı ile en yüksek korelasyona sahiptir. Ağırlığın, boy uzunluğunun karesine bölünmesi ile bulunur (BKİ= Ağırlık (kg)/ Boy2 (m)). BKİ nin yüksek olması mortalite ile ilişkilidir. BKI 25 in üzerine çıktığında mortalite riski dereceli olarak artmaktadır. Özellikle kalp-damar has-talıkları, diyabet ve safra kesesi hastalıkları bu yönden önem taşır.

 

Beden kitle indeksi ile kan kolesterol düzeyi arasında pozitif bir ilişki mevcuttur. BKİ > 35 olanlarda BKİ= 20-25 olanlara oranla diyabetin görülme sıklığı 5 kat daha fazladır. Menapoz sonrası kadınlarda BKİ arttıkça göğüs kanserine yakalanma riski de artmaktadır. BKİ <20 olanlarda sindirim sistemi ve akciğer hastalıkları nedeniyle yaşam süresi daha kısadır. Bu nedenle orta düzeyde mortalite riskine sahiptirler. BKİ < 16 olanlarda mortalite 3 kat artmakta, BKİ < 16 olan annelerin bebeklerinin % 50 den daha fazlasının doğum ağırlığı 2.5 kg nin altında olmaktadır. Diyetsel faktörler, sigara kullanma alışkanlığı ve fiziksel aktivite düzeyleri, BKİ ile mortalite riski arasındaki ilişkiyi karmaşık hale getirebilir.

Sigara içenler, içmeyenlerden daha zayıf olma eğilimi (BKİ düşük) göstermekte, sigaranın bırakılması ile ağırlıkta artma görülmektedir. 19-35 yaş arasında BKİ= 20-24.9 arası ideal indeks aralığı, 25 - 29.9 arası overweight (toplu - ağırlığı istenenden fazla), 30 üzeri şişman, 40 üzeri ise aşırı şişman olarak kabul edilmiştir. 25-34 yaş arası bireyler için BKİ=20-25 ideal indeks aralığını ve en düşük hastalık riskini gösterir. İdeal indeks aralığı 55-64 yaşta 22-27 olarak kabul edilebilir. BKİ=25-30 arası olanlar haftada en fazla 0.5-1 kg verecek şekilde zayıflatılmalıdır.

BKİ >30 olan kişilerde tıbbi gözlem altında çok düşük kalorili diyetler de uygulanabilir. Yetişkinlerde kronik enerji yetersizliğinin sınıflandırılmasında da BKİ den yararlanılmaktadır.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Besinsel Bilgi

SÜT VE ÜRÜNLERİ: Hastalık yapıcı mikroorganizmalardan korunmak için iyi kaynatılmış, pastörize/sterilize edilmiş süt ve ürünleri kullanılmalıdır.Pastörize veya sterilize edilmemiş sütler, kabardıktan sonra 5 dakika kaynatılıp hemen soğutulmalıdır.Kaynatılmış ve pastörize sütler cam kavanozda buzdolabında 12 gün, kutusu açılmış sterilize sütler en fazla 3 gün saklanabilir. Sütlü tatlı yaparken, süt, un ve şeker birlikte pişirildiğinde sütün besin değeri (protein) azalır. Şeker, sütlü tatlı indirilmesine yakın eklenmelidir. Ülkemizde peynir, genellikle kaynatılmamış veya pastörize edilmemiş sütten yapılmaktadır. Bu tür peynirler taze olarak tüketildiğinde hastalık etkeni (BRUSELLA) olabilir. Çiğ sütten yapılmış peynir tüketilmemelidir. Yoğurt torbaya konup süzülür ve süzülen suyu atılırsa vitamin kaybı olur. Yoğurt suyu çorba ve hamur işlerinde kullanılarak değerlendirilmelidir.

ET, YUMURTA, KURUBAKLAGİL

Kıyma ve organ etleri uzun süre saklanmadığından, buzdolabında saklamak koşuluyla 1-2 gün içerisinde tüketilmelidirEtler hemen tüketilmeyecekse birer yemeklik miktarlarda, yassı şekilde paketlenmiş olarak normal buzdolabı buzluklarında 1 hafta, derin dondurucularda 3-4 ay süre ile dondurularak saklanabilir.Dondurulmuş besinler, özellikle etler buzu çözdürüldükten sonra yeniden dondurulmamalıdır.Çözülme işi, oda sıcaklığında, soba/radyatör üzerinde ve altında, hafif ateşte veya güneşli yerlerde yapılmamalıdır.Çözülme işlemi, buzdolaDinın alt raflarında bekletilerek yapılmalıdır.Çözülmüş besinler bekletilmeden pişirilmelidir.Kırık, çatlak ve kirli yumurtalar satın alınmamalıdır.Yumurta buzdolabında saklanmalı, kullanmadan önce mutlaka yıkanmalıdır.Çiğ yumurta tüketimi hastalık etkeni olabildiği gibi bazı vitaminlerin kullanımını da engeller.Yumurta en fazla 8-10 dakika süreyle haşlanmalıdırUzun süre haşlanmış yumurtanın sarısı etrafında oluşan yeşil renk, besin değerinin azaldığını gösterir.Kurubaklagiler, pişirilmeden önce pestisit (böcek ilacı) kalıntılarından arındırmak için iyice yıkanmalıdır. Kurubaklagillerin iyi pişmelerini sağlamak için 8-10 saat ön ıslatma işlemi uygulanmalıdır. Islatma suyu dökülebilir.
Kurubaklagilllerin haşlama sularının dökülmesi besin değerim azaltır.

TAZE SEBZE VE MEYVELER

Taze sebzeler önce ayıklanmalı, yıkanmalı, sonra doğranmalı ve yeteri kadar su ile pişirilmelidir. Sebzeler doğrandıktan sonra bekletilirse ve haşlama, pişirme suları atılırsa, vitamin ve mineralleri azalır. Salatalar önceden hazırlanıp bekletilirse vitaminleri azalır. Meyveler kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilirse C vitamini değeri azalır. Konservelerin suyu dökülürse vitamin değeri azalır. Kapakları dışa dönük (bombelenmiş) konserveler sağlık için son derece tehlikelidir. Zehirlenmelere yol açabilir.

TAHIL VE TAHIL ÜRÜNLERİ

Ekmek, çörek, kurabiye yapmak için hamurun mayalandırılması besin değerini arttırır. Dış kepeği biraz ayrılmış fakat özü ve iç kepeği ayrılmamış undan mayalandırılarakyapılan ekmeğin besleyîci değeri beyaz undan yapılan ekmekten daha fazladır. Ekmek ince dilimlenip kızartılırsa besin değeri azalır. Tarhana güneşte kurutulursa vitamin değeri azalır. Makarna, erişte vb. besinlerin haşlama sularının dökülmesi besin değirini azaltır.

ÜRÜN SATIN ALIRKEN İMAL VE SON KULLANMA TARİHLERİ’NİN KONTROL EDİLMESİ GEREKİR. SON KULLANMA TARİHİ GEÇMİŞ ÜRÜNLER KESİNLİKLE SATIN ALINMAMALIDIR.
ÇÜNKÜ; ÜRÜN

BOZULMUŞ OLABİLİR,
MİKROORGANİZMA ÜREYEBİLİR,
LEZZETİ VE FİZİKSEL GÖRÜNÜMÜ DEĞİŞEBİLİR,
BESİN DEĞERİ KAYBOLMUŞ OLABİLİR.

ÜRÜN SATIN ALINIRKEN ETİKET ÜZERİNDE;

GIDA ADINA
FİRMA ADI VE ADRESİNE
ÜRETİLDİĞİ YERE
MİKTARINA (NET GRAMAj)
HAZIRLAMA VE KULLANMA TALİMATINA
DEPOLAMA VE SAKLAMA KOŞULLARINA

DİKKAT EDİLMELİDİR.

Kaynak: Prof.Dr. Ayşe BAYSAL

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Seks ve Bilmek İstediğiniz Herşey

"Ne nedir, neden olur? Peki niye öyledir?" gibi seksle ilgili îistil kapalı sorularınız mı var? İste size açık sorulara, açık yanıttan Aklınızda soru işareti kalmasın! Cinsel yaşam, insanlığın en karanlık kalan yanlarından biri. Utanç duygusuyla korkuların birleşimi, cinselliğin her tür gerçek dışı söylentiyle birleşmesine neden oluyor. Kulaktan dolma bilgiler, uydurulmuş fantastik öyküler, cinsellik bir sır gibi fısıldandığı sürece, gerçeğin yerini alıyor.  İşte size gerçek bilgiler… Belki, merak edip soramadığınız, belki yalan yanlış bilgiler yüzünden yanlış bildiğiniz ilginç seks sorularını sizler için derledik.

G noktası nerededir?

Yüzyılın en önemli keşiflerinden birinin adı "G noktası". 1940 yılında Alman jinekolog Dr. Ernst Granfenburg tarafından adı konulan bu nokta, daha doğrusu alanın, kadının en erojen bölgelerinden biri olduğu iddia ediliyor. Vajina duvarında olduğu iddia edilen bu bölgenin, orgazmı kolaylaştırdığı söyleniyor. Niye bir söylenti gibi aktardığımıza gelince; bu bölgeyi bulmak için, Kristof Kolomb"un Amerika"yı keşfederken harcadığı enerjiyi gözden çıkarmalısınız. Çünkü, Kutup Yıldızı"nın gökyüzündeki yerini bilmeniz, onu her gece gökyüzünde görebileceğiniz anlamına gelmez. Partnerinizle birlikte bu duyarlı bölgeyi bulmak için çeşitli pozisyonlar denemekten kaçınmayarak arayışınıza başlayabilirsiniz. Vajina içinde yaklaşık 5 cm derinlikte bulunan ve bir noktadan çok, bir alan diyebileceğimiz G noktasını bulmak için neler yapmalı derseniz; öncelikle kendi parmaklarınızı kullanmanızı öneririz. Kendi vücudunuzu keşfetmek için çocukken yaptığınız küçük deneyleri hatırlayın ve bunları daha da geliştirin.

G noktası sadece kadınlara özgü bir erojen bölge midir?

Erkek de kadının uyarıldığı bölgelerden uyarılabilir. Örneğin göğüs uçları, kulak içleri, ense, kadında da erkekte de ortak erojen bölgelerdir. Erkeklerde, kadınlardaki G noktasına karşılık gelen bölge, testislerle anüs arasında bulunur. Erkeklerin G noktasını bulmak kolaydır. Ancak, çoğu zaman erkekler anüslerine yakın dokunulmasından hoşlanmadıklarından, buna izin vermeyebilirler.

Penis, gerçek büyüklüğüne ne zaman ulaşır?

Erkek cinsel organları, 17 yaşında normal büyüklüğüne ulaşır. Erkekler, 10-13 yaşlarıda ergenlik dönemine girdiklerinde, penisleri de diğer organları gibi, gelişmeye ve büyümeye devam eder. Bu büyüme 17 yaşına gelinceye kadar sürer. Bir erkeğin ergenliğe girmesiyle, cinsel gelişimini tamamlaması aynı şey değildir.

Penisin normal büyüklüğü nedir?

İşte erkeklerin daha çok küçük yaşlardan itibaren cevabını aradıkları can alıcı bir soru. Bu normal ölçü arayışının başlıca sebebi, bu çıtanın altında mı, yoksa üstünde miyim kaygısı. Bu sorunun cevabı "Partnerini mutlu eden penis, normal penistir" diye verilebilir. Bütün penisler erekte olduğunda uzar. Ancak, daha matematik bir cevap istiyorsanız, 13-15 cm kadar diyebiliriz. Şimdiye kadar tıbbi kayıtlara geçen en uzun penisin 33,5 cm uzunluğunda ve 15 cm çapında olduğu belirtiliyor. Şunu söyleyelim; çok büyük penis insana sadece problem getirebilir. Neden derseniz; 1. Vajinadan daha uzun ve geniş bir penis, acı verebilir. 2. Penis büyüdükçe, ereksiyon zorlaşır.

Uzunluk mu önemlidir, genişlik mi?

Bunu siz söyleyin! Hangisi? Erkeklerin uzun penis takıntısını boşverin. Onların takıntısı var diye, sizin de takıntılı olmanız gerekmez. Seks Terapisti Julie Gole bakın ne diyor: "Eğer ideal bir penis tasarımı yapabilseydik, bu kapı tokmağı gibi, "kısa ve kaim olurdu."

Prezervatif kullanırken bebek yağı kullanılmalı mı?

Kayganlığı arttırıcı yağlar prezervatifi olumsuz etkileyebilir. Yağ bazlı vazelin, el kremi, dudak parlatıcısı, ruj gibi maddeler, prezervatifi zayıflatabilir. Bu tip ürünler kullanmak yerine özel hazırlanmış ve prezervatifle kullanılabileceği belirtilmiş maddeler kullanın. Ya da en iyisi, ön sevişme süresini uzatın.

AIDS, oral seksle bulaşır mı?

Olabilir. HIV virüsünün bazı vücut sıvıları ve kanla bulaştığı herkesçe biliniyor. Oral seks sırasında ağzınızın içindeki mikroskobik kesikler, dişetlerinizdeki küçücük bir yara virüsün vücudunuza girmesine neden olabilir. Sadece HIV değil, herpes virüsü ve pek-çok cinsel hastalık, oral seks sırasında bulaşabilir. En iyisi henüz ülkemizde satılmayan ağız kondomlarından edinmek için yurt dışından sipariş vermeniz! Eğer işin meraklısıysanız!

Regl döneminde seks güvenli midir?

Hayır. Binlerce kez hayır. Hamile kalabilirsiniz. Yoksa siz vajina içinde spermin 5 gün boyunca canlı kalabileceğini hâlâ öğrenemediniz mi? Regl döneminin tehlikesiz olduğunu düşünüp hamile kalmak çok acı bir sürpriz olabilir. Unutmayın, bazı kadınlar, cinsel ilişki sırasında bile yumurtlayabilirler!

Bazen seks neden acı verir?

Vajinal sıvının yeterli olmadığı durumlarda, eğer bir kayganlaştırıcı da kullanmadıysanız, doğacak tahrişlerden ötürü seks acı verebilir. Seks sonrası küçük ağrılar genellikle problem yaratmayacak cinstendir. Ancak, ağrı sürekli hale geliyorsa ve her birleşme sırasında ve sonra yineleniyorsa, mutlaka doktora görünün. Çünkü bu tip ağrılar vajinal kistlerin ve yaraların habercisi olabilir. Birleşme sonrası kaşıntı ve tahriş yaşıyorsanız, belki de meni alerjiniz vardır. Siz siz olun, işinizi şansa bırakmayın ve doktora görünün.

Klitoris seksten sonra neden hassaslaşır?

Klitoris, bir aysberge benzer… Yani göremediğiniz tarafları, gördüğünüzden çok daha fazladır. Erkeklerdeki penise benzer bir yapısı vardır. Seks sırasında içindeki kılcaldamarlar kanla dolar. Dokunulmaya karşı duyarlılığı artar.

Orgazm sonrası kendimizi neden daha iyi hissederiz?

Orgazm, damarlarımızdaki kan akışını hızlandırır ve dolaşımı canlandırır. Meditasyon kadar etkili bir rahatlama yöntemidir. Bungee Jumping yapmış birinin yere ayak bastığı andaki rahatlama hissini düşünün. Orgazm, biraz da buna benzer.

Menide kalori var mı?

Evet. Bir boşalımlık menide yaklaşık 25 kilojul vardır.

Neden meni bazen koyudur?

Eğer partnerinizin menisi koyuysa buna sevinin. Çünkü bilin ki, kendisini size saklamıştır. Erkeğin ilişki sıklığına bağlı olarak menisinin kıvamı değişir.

Kadınlar da boşalır mı?

Bu da çok tartışılan ve cevabı çok merak edilen bir konu. Kimilerine göre kadınların yüzde 40"ı erkekler gibi boşalıyor. Ancak, bunun normal vajina sıvısı mı, yoksa G noktasının orgazma katkısı mı olduğu konusu henüz kesin değil. 1988 yılında Slovakya"da yapılan bir araştırmada, kadınların G noktalarına baskı uygulanmış, sonuçta bazı kadınlarda bir boşalma görülmüş. Önerimiz, çok merak ediyorsanız, kendiniz deneyin!

Neden penis bazen yana yatar?

Bazı durumlarda erekte olmuş penislerin, bir tarafa doğru yattığı görülür. Bu normal bir durumdur. Penisler de tıpkı diğer organlar gibi, her insanda farklı özellik gösterir. "Peyronie"s disease" adı verilen ve peniste nedeni belli olmayan hücre çoğalmasına sebep olan ağrılı bir hastalık da penisin çarpık durmasına neden olabiliyor. Bu durum onu rahatsız etmiyorsa, sizi rahatsız etmesi de gerekmez.

Penis kırılabilir mi?

Evet. Ereksiyon halindeki bir penis, baskı altında kırılabilir. Çok ağrı verici olan ve doktor müdahalesine gerek duyulan bu durum, erkekler için çok ciddi bir sorun olabilir. Bu tatsız durumu yaşamamak için, dikkatli olmanızda fayda var.

Erkekler orgazm taklidi yapar mı?

Evet, neden olmasın? Onun ereksiyon olması, ille de boşalacağı anlamına gelmez. Hatta belki başı ağrıyordur, çok yorgundur ya da havasında değildir. Sadece sizi kırmaktan çekindiği için, sizi geri çevirememiştir. Orgazmdansa orgazmı taklit etmeyi tercih edebilir. Niye anlatıyoruz ki, bu sebepleri siz daha iyi bilirsiniz!

Seks sırasında komik sesler mi çıkıyor?

Üzülmeyin, kimi zaman böyle şeyler olabilir. Hatta gaz kaçırmak da mümkün. Bunu seksin doğal sürecinin bir parçası olarak kabul edebilirsiniz. Dert etmeyin!

İspanyol seksi nedir?

"French Kiss"ten sonra bu da ne oluyor?" demeyin. Çok özel bir tarafı yok. Normal bir ilişkiden farkı, erkeğin, kadının göğüsleri üzerine boşalması. Her duruma isim takmak ve bir millet patenti vermek isteyen bazı dış mihrakların koyduğu öylesine bir isim kısacası.

Penis neden mavileşir?

Yüzüstü pozisyonda, penise daha fazla kan gitmesi, penisin mavileşmesine neden olabilir. Boşalma sonrası ya da ereksiyonun sona ermesi halinde, penis tekrar gerçek rengine döner. Eğer çok rahatsız oluyorsanız bakmayın. O rahatsız oluyorsa, bir doktora görünsün. En azından içi rahat eder.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Kızlık Zarı Hakkında Genel Bilgiler

Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Kızlık zarı ülkemizde ve dünyanın belli bölgelerine halen sosyal ve kültürel önemini korumaktadır.  Kızlık zarının henüz bozulmamış olması hatalı olarak kadının bekaretinin, yani bir erkekle birlikte olmadığının sembolü ve yine hatalı olarak ilk ilişkide kanama olmaması kadının daha önceden bir erkekle cinsel ilişkide bulunmuş olduğunun kanıtı olarak görülmekte ve birçok masum genç kız bu yüzden tüm yaşamlarını etkileyecek olaylarla karşılaşabilmektedir. Bu durum yalnız bizde değil, birçok kültürde geçerlidir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanları ne yazık ki genç kadınların "kızlık zarı muayenesi" için kliniğe getirilmelerine ve böylece bazen küçük düşürülmeye varacak kadar aşağılanmalarına tanık olmaktadırlar.  Bu yazı kızlık zarı hakkındaki bazı yanlış bilinenleri düzeltmek veya bilinmeyenleri açıklığa kavuşturmak için basitliği korumak açısından soru-cevap şeklinde hazırlanmıştır.

Kızlık zarı tam olarak nerededir?

Kızlık zarı, vajina girişinin 1-1.5 santimetre iç kısmında yer alan ince bir yapıdır.

Neden böyle bir yapı var?

Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen bir işlevi yoktur. Genital sistem enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir işlevi olduğu düşünülmesine karşın, ortada delik olan bir yapının nasıl olup da enfeksiyonlara karşı koruyucu olacağı tartışma konusu olduğundan bu görüş tam olarak geçerli değildir. Aslında enfeksiyonların bakire olanlarda daha ender oluşmasının nedeni bu kızların cinsel yolla bulaşan hastalıklara maruz kalmamış olmalarıdır. PID (pelvik enfeksiyon) ve vajinit gibi enfeksiyon hastalıkları aktif cinsel yaşam başladığında, önemli bir kısmı cinsel yolla bulaşan bakterilerle başlatılan enfeksiyonlardır.

Kızlık zarları yapısal olarak farklılıklar gösterebilir mi?

Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, en sık görülen şekliyle ortasında adet kanının ve vajinal salgıların akmasına yarayan ufak bir delik bulunan yarı esnek, ince bir yapıdır. Bazı kadınlarda bu yapı çok sert veya çok esnek olabilir. Bazı kadınlarda ortada bir yerine iki veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Ender durumlarda zarın ortasındaki delik o kadar büyüktür ki, muayenede neredeyse zar hiç yok sanılabilir.

Bazı çok ender durumlarda ise zarda hiç delik yoktur (imperfore himen). Bu durumda adet kanaması genç kızlıkta görülen ilk kanamadan itibaren sürekli genital kanal içinde birikir ve her adet döneminde kız "adet olamamaktan, ancak aşırı ağrı duymaktan" yakınır. Kanama öyle ileri boyutlarda birikebilir ki, tüm rahim ve tüm vajina kanla dolmuş ve genç kızda halen ilk adet kanaması gerçekleşmemiş olabilir. Bu ciddi bir durumdur ve kadının genital sisteminin zarar görmemesi için ameliyatla kızlık zarına delik açılarak içerideki kanın boşalması sağlanmalıdır.

Bu resim kızlık zarının kişiler arasında yapısal farklılıklarını göstermektedir. Üstteki resimlerde cinsel ilişki öncesinde en sık görülen kızlık zarı tipleri görülmektedir. Altta solda yer alan resim delik içermeyen ve bu nedenle kız çocuğunda ciddi sorunlar yaratabilen kızlık zarı yapısını göstermektedir. Doğum sonrasında kızlık zarı yalnızca kalıntılar şeklinde varlığını sürdürebilir.

Kızlık zarı cinsel ilişkide mutlaka kanar mı?

Kızlık zarı nispeten esnek olmasına karşın, vajinanın içine girme denemelerinde (cinsel ilişkiyle, parmaklarla veya muayene aletleriyle) kolaylıkla yırtılan ve kanayan bir anatomik yapıdır. Ancak kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak az sayıda damar bulunması durumunda ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir. Bunun sıklığını belirleyen bir çalışma olmamakla beraber deneyimler kadınların muhtemelen %1-2’sinde kızlık zarının ya aşırı esnek olması, veya damarlanmasının az olması nedeniyle ilk cinsel ilişkide kanamadığını göstermektedir.

Bakire bir kadının jinekolojik muayene olması mümkün müdür?

Jinekolojik muayenenin en önemli aşamalarından biri vajinanın ve rahimağzının gözlenmesi için yapılan spekulum muayenesidir. Günlük tıp uygulamalarında bakire olanların muayenesinde çoğunlukla bu işlem uygulanmamakta ve elle muayene makattan yapılmaktadır.

Doktorlar arasında yaygın olan diğer bir eğilim de bakire birinin yalnızca ultrasonografiyle değerlendirilmesidir. Bu yaygın eğilimin nedeni, halk arasında "muayenenin ultrasonografiye göre daha az gelişmiş bir yöntem olduğu" şeklindeki yaygın görüş nedeniyle kadınların doktorlarını "yalnızca ultrasonografiyle tanı koyan doktor"lar arasından seçme eğilimleridir.

Bakire bir kadının değerlendirmesinde yalızca karından yapılan ultrasonografi yeterli değildir. Akıntı, kasık ağrısı gibi şikayetlerin değerlendirmesinde kızlık zarına hiç bir zarar vermeden makattan muayene yapılması mümkündür ve ihmal edilmemelidir.

"İlk gecede" nelere dikkat etmek gerekir?

İlk gecede veya daha geniş anlamıyla ilk cinsel ilişkide hem kadına hem erkeğe düşen önemli görevler vardır. Bu ilk deneyimin güzel ve hatırlandığında iyi duygular uyandıran bir deneyim olması için kadının kendini bu ilk deneyime psikolojik olarak hazır hissetmesi gerekir. Ön sevişmeyle vajinada yeterli kayganlaşma sağlanmalı, eğer bu sağlanamazsa kayganlaştırıcı jel şeklinde eczanede satılan ve reçetesiz alınabilen ilaçlar kullanılmalıdır

İlk cinsel deneyimin mutlaka ağrılı olması gerekmez. Kadın kendini yeterince gevşettiğinde, erkek de yumuşak davrandığında ağrısız bir ilk deneyim gerçekleşmesi çok muhtemeldir.

Kadınların ilk deneyimlerinde en önemli korkularından biri gebe kalmaktır. Bu yüzden erkeğin prezervatif kullanması veya kadının doktoruna danışarak uygun bir korunma yöntemini kullanmaya başladıktan sonra ilişkide bulunması en idealidir.

İlk cinsel ilişkide zar aşırı kanayabilir mi?

Özellikle erkeğin çok aceleci ve sert davranması durumunda ufak yapılı kadınlarda zarla birlikte vajina dokusu da yırtılabilir. Bu durum çok aşırı kanamayla seyreden ve büyük olasılıkla dikiş atılarak tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Kızlık zarının çok aşırı sert yapısı olması da bu duruma katkıda bulunabilir.

Normalde ilk ilişkide oluşan kanama birkaç dakika içinde en geç yarım saatte durur. Eğer kanama çok şiddetli olursa veya uzun süreler geçmesine rağmen durmazsa böyle bir durum söz konusu olabileceğinden doktora başvurmak gerekir.

Bazı durumlarda ilk ilişkide kanama olur, yırtık yeri iyileşir, daha sonraki ilişkilerde tekrar kanar. Bu da kızlık zarının aşırı sert veya fazla "damarlı" olmasından kaynaklanır. Kanama miktarı fazla değilse, her ilişkide oluşan kanama kısa süreliyse endişelenecek bir durum yoktur.

Kızlık zarının tamiri mümkün müdür?

Kızlık zarının tamiri mümkündür ve tüm dünyada bunu uygulayan doktorlar ve uygulamayı talep eden kadınlar vardır. Bu tamirin başarılı olup olmayacağının en önemli belirleyicisi yırtılmanın ne zaman olduğudur. Kısa zaman önce (günler önce) olan bir yırtılma kolaylıkla tamir edilebilir. Çok sayıda cinsel ilişkide bulunmuş, doğum yapmış kadınlarda ise kızlık zarının parçaları azalmış olduğundan tamiri çok zor olabilir, başarısız olabilir.

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının tümü bu tamiri yapar mı?

Hayır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlarının çok önemli bir kısmı etik sorunları göz önünde bulundurur ve bu tamiri yapmaz.

Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşabilir mi?

Evet. Gebelik oluşması için kızlık zarının bozulması şart değildir. Yukarıda anlatıldığı gibi esnek olan bir zar tam bir cinsel ilişkide bozulmamış olmasına karşın gebelik oluşabilir. Diğer bir yol da yine ender görülmesine karşın erkeğin kızlık zarına çok yakın bir yere boşalmasıdır. Spermler oldukça hareketli hücreler olduklarından vajinanın girişinden rahimağzına ve buradan da iç genital sisteme geçerek gebeliği başlatabilirler.

Muayenede Kızlık zarının sağlam olup olmadığı anlaşılabilir mi?

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının yaptığı bir muayenede kızlık zarının yırtılmış olup olmadığı, yırtılmışsa bunun eski bir yırtık mı, yeni bir yırtık mı olduğu anlaşılabilir. Ancak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları resmi bir kurumda adli tabip olarak görevli olmadıkları sürece bu muayeneyi yapmamayı tercih etme veya muayene sonucunda rapor vermeyi reddetme özgürlüğüne sahiptirler. Dahası Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları hastanın kendisi dışındaki birine muayene sonucunu bildirmek zorunda da değildirler.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Kadınlarda Cinsellik

Kadınların cinselliğe bakışını yansıtan bir araştırma, özellikle Suudi kadınlarla ilgili çarpıcı sonuçlar ortaya koyarken, bu kadınların yüzde 97’sinin eşlerinin tatminini ‘’vazgeçilmez'’, yüzde 93′ünün ise kendi tatminlerini aynı derecede önemli gördüğü belirlendi.  Bir ilaç firması tarafından 14 ülkede 14 bin kadın üzerinde gerçekleştirilen ‘’Cinsellik ve Modern Kadın Araştırması'’na göre, Suudi Arabistan’da ve diğer Arap toplumlarıının çoğunda cinselliğin evlilikte önemli bir rol oynadığı, ‘’tadına varılacak bir armağan'’ olarak görüldüğü bildirildi.

Söz konusu toplumlarda bu zevki paylaşmanın eşler için bir görev olduğuna işaret edilen araştırmaya ilişkin yapılan değerlendirmede, Müslüman dünyada genel olarak cinselliğin, evli çiftler için yaşanacak bir olay olduğu kaydedildi.

Kur’an-ı Kerim’in bu konularda inananlara yol gösterirken, modern bir yaklaşım sergilediğine dikkat çekilerek, buna göre ‘’Kadınlara saygı gösterilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması'’ gereğine işaret edildiği bildirildi.

Hazreti Muhammet’in ‘’Ola ki hiçbiriniz karınızın üzerine bir hayvan (deve) gibi çullanmayınız. Eylemden önce bir haberci yollamanız (kucaklaşmalar, sarılmalar) daha uygundur'’ hadisine yer verilen değerlendirmede, Kur’an-ı Kerim’deki, ‘’Kadınların adil bir şekilde yükümlülükleri olduğu gibi hakları da vardır'’ öğretisi, Muhammed Asad’ın ise ‘’Hakkaniyete göre kadının (kocasına göre) hakları, kocanın karısına göre haklarına eşittir'’ görüşünün de ‘’ilginç'’ olduğu kaydedildi.

Değerlendirmede, ‘’O zaman Suudi kadınların, cinselliğin kendileri için önemini vurgulamaları şaşırtıcı değildir'’ ifadesine yer verildi.

Araştırmaya katılan kadınların yüzde 29′u cinselliğin kendilerine zevk verdiğini düşünüyor.

Türk kadınlarının yüzde 36’sı cinselliğin ilişkiye katkıda bulunduğunu, Suudi ve Güney Amerikalı kadınların yüzde 54-55′i cinselliğin, ilişkiyi inşa edici bileşeni olduğunu söyledi.

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Türkler Doğum Kontrolünü Sevmiyor

Nüfusunun yüzde 40′ının 25 yaş altı gençlerden oluştuğu ve her yıl 1 milyon 481 bin çocuğun dünyaya geldiği Türkiye, modern doğum kontrol yöntemlerinin kullanımında hala oldukça alt sıralarda yer alıyor. Yıllık yüzde 2.2′lik nüfus artış oranıyla tüm Avrupa’da birinci olan Türkiye’de modern kontrol yöntemlerinin tercih oranı Mısır, İran gibi ülkelerden geride bulunuyor.

Mayıs ayı başında 9. Avrupa Kontrasepsiyon (Aile Planlaması)

Kongresi’ne ev sahipliği yapacak olan Türkiye, dünyanın en gelişmiş ekonomileri içinde ilk 20 içinde yer almasına karşın genel sağlık tablosunda aynı başarıyı ortaya koyamıyor. Dünyanın en hızlı çoğalan ülkelerinden biri olan Türkiye, doğurganlık bilinci ve modern yöntemlerin kullanımı konusunda halen İran, Mısır, Suriye gibi ülkelerin gerisinde. Beş yaş altı çocuk ölümlerinde de dünya sıralamasında 77. durumda bulunan ülkede, 0-14 yaş arası çocuk nüfusunun toplamı 21 milyon 175 bin. Çocuk nüfusun büyük bir kısmı ise yoksulluk ve eğitimsizlik kıskacında bulunuyor. Ülkede çocuklarla ilgili istatistikler şöyle:

"Yüzde 44′e tekabül eden oranda 9 milyon 300 bin çocuk yoksullukla boğuşuyor. 4 milyon çocuk, işçi olarak çalışıyor. Her 100 çocuktan 21′i okuma yazma bilmiyor. Sokak çocuklarının sayısı ise 1 milyondan fazla".
Avrupa Birliği ülkelerinde ise yüksek doğurganlık bilinci ve modern aile planlama yöntemleri kullanımı sayesinde bu tür problemler yaşanmıyor. İsveç, Almanya, İngiltere, Hollanda gibi ülkelerde modern yöntem kullanımı yüzde 78′lere kadar çıkarken Türkiye’de bu oran 2001 yılı verilerine göre yüzde 51 oranında kalıyor.

Halkın %26.3′ü doğum kontrolü yapmıyor

Türk halkının yüzde 26.3′ü doğum kontrol yöntemi kullanmıyor. Türkiye’de en çok kullanılan doğum kontrol yöntemi yüzde 22 ile spiral. Bunu yüzde 20.4 ile geleneksel bir yöntem olan ve tam korunma sağlamayan geri çekilme yöntemi izliyor. Yüzde 16.1′le kondom ve yüzde 8′le doğum kontrol hapı bu yöntemlerin arkasından gelirken tüplerin bağlanması, iğne ve diğer yöntemlerle korunanların oranı ise toplam yüzde 7.2.

3-6 Mayıs tarihleri arasındaki kongrenin Bilimsel Komite Başkanı ve Türkiye Aile Planlaması Derneği (TAPD) Başkanı Prof. Dr. Haluk Şatıroğlu, Türkiye’de her 5 kadından birinin, hala, kazara gebeliklere yol açan geleneksel yöntemleri tercih ettiğini belirtiyor. Prof. Şatıroğlu, bu durumun sebeplerini şu şekilde açıklıyor:

"İstenmeyen ve kürtajla sonuçlanan gebeliklerin kadın sağlığına zararlarının bilinmemesi. Modern ve geleneksel yöntemler arasındaki farkın bilinmemesi. Kürtajın halen bir yöntem olarak algılanması. Modern yöntemler hakkında toplumda halen var olan önyargılar. Yöntemlerin gebelikten korunma dışındaki yararlarının bilinmemesi. Yöntemler hakkındaki bilgilerin yeterli bilgisi olmayan kaynaklarda alınması. Sağlık hizmetlerinden yararlanma bilincinin olmaması. Özellikle gençlerin, bu konuda aktif olmalarına rağmen bilgilerinin eksik olması".

Türkiye’de aile planlamasına karşı ön yargıların temel nedenleri; kilo artışı, kısırlık, tüylenme, adet düzensizliği, cinsel isteksizlik, depresyon, hormon içerdiği için zararlı, tekrar gebe kalamama korkusu şeklinde sıralanıyor.

Avrupa’nın en büyük aile planlaması organizasyonu

Türkiye organizasyonu Türkiye Aile Planlaması Derneği ve Türkiye Üreme Sağlığı ve Kontrasepsiyon Derneği tarafından yapılan ve Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği tarafından da desteklenen 9. Avrupa Kontrasepsiyon Kongresi, Avrupa’nın en büyük aile planlaması organizasyonu olarak nitelendiriliyor. Ergenlerde doğum kontrolü, hormonal doğum kontrolleri, yeni korunma metotları gibi konuların ele alınacağı kongredeki diğer panel başlıkları, "Kanser ve doğum kontrolü, korunma yöntemlerinde danışma, cinsel ve üreme sağlığı hizmetleri, üreme sağlığı hizmetlerinde kalite, gençlerde cinsel sağlık ve erkeklerde doğum kontrol yöntemlerinde gelinen nokta" şeklinde. Kongreye Fransa, Finlandiya, Yunanistan, İspanya, İngiltere, İtalya, Danimarka, Belçika, Rusya, Hollanda ve Çek Cumhuriyeti dahil 23 Avrupa ülkesinden ve diğer Dünya ülkelerinden binin üzerinde uzman doktor katılacak. Türkiye’den kongreye katılım oranı ise halen yalnızca 500′ün üzerinde bulunuyor. Kongre Bilimsel Komitesi, Avrupa’nın sağlık alanındaki en büyük organizasyonlarından biri olan bu kongreye Türk uzmanların daha fazla ilgi göstermesi gerektiğinin altını çizerek ilgili tüm uzman ve doktorları kongreye katılmaya çağırıyor.

17.08.2006

Kaynak : İHA

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Kısa Ayrılıklar Erotizmi Besler

Bilgi Üniversitesi’nin konuğu psikiyatrist Ester Perel, uzun süreli ilişkilerde cinsel arzuyu ayakta tutmanın yollarını anlattı ve ekledi ‘Evlilikten her şeyi beklemeyin’. Geçtiğimiz perşembe Bilgi Üniversitesi’nde bir konferans düzenlendi. Konferans’ın konusu ‘Uzun Süreli İlişkilerde Cinsellik’ti. Konuşmacı ise 20 yılı aşkın süredir New York’ta çalışan Amerikalı psikoterapist, Ester Perel. Perel, aynı zamanda New York Üniversitesi Tıp Fatültesi Psikiyatri Bölümü Aile Çalışmaları Birimi’nde görevli. Kültürel kimlik, kültürlerarası ilişkiler ve etnik dinler arası evlilikler üzerine de pek çok çalışması var. Bu arada evli ve çocuklu, üstelik 25 yıldır. Merak ettik ve konferansı izlemeye gittik. Bakalım, Perel bir ‘Amerikalı psikoterapist’ olarak cinsel hayatımızı kurtarmak için neler önerecekti? İşte "Kadın-erkek ilişkisi söz konusu olduğunda hiçbir şeyin kesin çözümü yoktur" diyen Perel’den, evlilik ve cinsellik üzerine ilginç notlar…

Oyunlar oynayın

"Herkes aslında daha iyi bir cinsel hayatı arzular, ne kadar uzun süredir beraber olurlarsa olsunlar… Ama bunun için kimse fazla çaba harcamaz. Arzuyu sürekli kılmak için üzerinde çalışmanız, evinizde bile kendinize oyun alanları açmanız gerekir. Bunlara ‘erotik oyunlar’ da diyebiliriz. Örneğin birbirinizi heyecanlandıracak sürprizler, eşinizin sizi özlemesine fırsat vermek, evde hoş bir ortam hazırlayıp birlikte dans etmek bile olabilir."

Seks bencildir

"Erotizm uzun süreli ilişkilerde hep arka plana itilir. Ondan sonra da çiftler birbirlerinden sıkıldıklarını söylemeye başlarlar. Bunun bir evlilik olduğunu düşünürsek yaşanan şudur: Evli olduğunuz kişiyi kollar, korur ve onun için endişe duyarsınız. Hatta kendinizden önce karşınızdakinin sorumluluğunu almışsınızdır, özgür değilsinizdir. Oysa seks özgürlük ister ve bencildir. O yüzden evlenmeden önce hem sevgi hem de iyi bir seks hayatı vardır. Ama zaman geçtikçe bu yerini duygusal bir yakınlığa, arkadaşlığa bırakır."

Kıskançlık işe yarar

"Negatif duygular arzuyu tetikler: Kıskançlık, öfke, tartışmalar… Ama önemli olan, bu duyguları dozunda yaşamak. Çünkü ölçüyü kaçırdığınız an sizi felâkete sürükler. Örneğin bir davette eşine ilgi gösterildiğini gören bir erkek, aslında ne kadar hoş bir kadın olduğunu hatırlayıp, eşini hem kıskanıp hem de ona daha fazla arzu duyabilir. Ama kıskançlığın dozu kaçarsa, eve döndüklerinde ‘O adamla resmen flört ediyordun,’ diye, eşine şiddet uygulayabilir."

Eşinizden ayrı vakit geçirin

"Sürekli iç içe ve beraber olmak hiç sağlıklı değil. Kısa süreli ayrılıklar ise tam tersi ilişkide erotizmi besler. Örneğin haftada bir iki gün eşinizden ayrı, kendi arkadaşlarınızla yemeğe çıkmak, bazı sabahlar kahvaltınızı tek başınıza çok sevdiğiniz bir kafede yapmak, size ve ilişkinize çok iyi gelecektir. Eşinizle aranızda bir mesafe bırakmak, her an ne yaptığını bilmemek ve onu merak etmek ona olan ilginizi artırır."

Zor olan çekicidir

"Kadın ya da erkek fark etmez, herkes kendisinden farklı olan ve onu en çok zorlayan kişiyle birlikte olmak ister. Çünkü ‘bilinmeyen’ her zaman çekicidir. Oysa uzun yıllardır beraber olan çiftler birbirlerinin her şeyini bilir. Belli bir süre sonra fazlasıyla içli dışlı olunur. Birbirinizden saklayacak hiçbir şeyiniz kalmamıştır. Bu kadar iyi tanıdığınız, çözdüğünüz ve sizin için hiç sürpriz yanı olmayan bir erkeğe ya da kadına nasıl arzu duyabilirsiniz ki? Dolayısıyla benim tavsiyem, her iki tarafın da kendine bir şeyler saklaması. Ne bileyim, bu evin içinde her zaman çırılçıplak dolaşmamak bile olabilir… Kaldı ki artık tuvalette bile birbirini görüyor insanlar, bunun çekici bir şey olduğunu hiç sanmıyorum."

Seksi çamaşır çözüm değil

"Kadın dergilerinde kocalarını etkilemek için, kadınlara seksi iç çamaşırları giymeleri önerilir. Eğer erkeğin karısına duyduğu cinsel istek tamamen bitmişse, iç çamaşırları bir işe yaramaz. Ama erkek kadından böyle bir şey talep eder ve daha seksi şeyler giymesini isterse başka…"

Anahtar kelime sabır

"Günümüzde herkes evlilikten çok şey bekliyor. Çiftler hem iyi aşk, hem iyi seks, hem iyi iletişim istiyor. Oysa ilişkiler zaman zaman durağanlaşabilir. Birbirinize olan sevginizde hiç eksilme yokken, belli bir dönem eskisi kadar sık sevişmeyebilirsiniz. Bu gayet doğal. Hatta inişli-çıkışlı bir evredesinizdir ve bir süre iletişiminiz de kopabilir. Ama ilişkiler sabır ister. Ben 25 yıldır aynı adamla evliyim. İki çocuğum var. Bu 25 yıl içinde üç kritik evremiz oldu. Ve ben her seferinde üç farklı adamla evlendiğimi hissettim. Ama gördüğüm bu üç adamdan da hiç sıkılmadım. Çünkü bir şekilde ilgimi çekmeyi ve beni şaşırtmayı başardı."

Çocuk sekse engel değil

"Erkekler bir başka kadını arzulasa, onunla beraber olsa da düzenini bozmak istemez. Kadınlar için ise kocasıyla sevişememesi, yani ‘kötü seks’ aile düzenini bozmak için iyi bir sebep değildir. İşin içine çocuk girdiğinde çiftlerin seks hayatı tamamen sekteye uğruyor. Çünkü anneler çocuklarına çok daha fazla vakit ayırıyor ve onları hayatlarının merkezine koyuyorlar. Oysa çocuklara rağmen birbirine vakit ayırmak, hatta onlarsız tatile çıkmak çiftlerin mutlaka yapması gerekenler arasında. Çocuk olduğunda eve kapanmak, hayattan ve seksten elini ayağını çekmek ise yapılabilecek en büyük hata."

En başarılı Brezilyalılar

"Dünyanın birçok ülkesinde çalışma yaptım, çiftleri gözlemledim. Brezilyalılar bu işin üstesinden en iyi gelen millet! Katolik olmalarına rağmen yaşları kaç olursa olsun, kadın-erkek aşktan ve seksten asla vazgeçmiyorlar. İlişkilerinde hem sevgi ve yakınlık hem de tutku var. Bunun en önemli nedenlerinden biri de dans etmeleri bence. Dans etmek onlara enerji verdiği gibi, müthiş bir çekicilik de katıyor."

İlknur K. Akman

09.08.2006

Kaynak : Sabah

Yorum ekle 14 Ocak 2007

Banyo Nedir

Temizlenmek ve tedavi olmak amacıyla vücudun bir kısmını ya da tamamını su, gaz ,ışık gibi bir takım etmenlerin temasına bırakmak; bu işe yarar alet ve tesisler dilimizde banyo kelimesinin karşılığı olarak hamam yapmak, çimmek yunmak su dökünmek deyimleri kullanılmaktadır. Eskiden banyo, vücudu su ve herhangi bir sıvıya daldırmak anlamına gelmesine rağmen bu günkü anlayış daha farklıdır. Banyo vücudun su ile teması olduğu kadar buhar, katı ve gaz maddelerle akım ve ışınlarla yapılan banyolar anlamına gelmektedir. Bu bakımdan banyolar çeşitli guruplara ayrılır.

Sıvı halindeki banyolar : Temizlenme ya da tedavi için yapılan bu çeşit banyolarda çeşitli derecelerdeki su doğrudan doğruya vücudumuzun derisine etki yapar.Bütün vücudu kaplayan, dışarıdan gelecek etkilere karşı organizmayı koruyan deri aynı zamanda solunum yapmağa ve organizma için lüzumsuz ve zararlı bir takım maddeleri dışarı atmağa yarar. Bu bakımdan çoklukla vücuda temizlenmek için yapılan sıvı halindeki termik banyolar en çok yapılması gereken banyolardır. Bunlar ya leğen ve havuz içerisindeki belirli ısıdaki suya bütün vücudu boyuna kadar uzatmak; ya da yarım banyo gövde banyosu bacak banyosu kol banyosu gibi vücudun bir kısmını suya sokmak suretiyle yapılır. Bu çeşit banyolar, da su genel olarak 33-34 derece bulunur Bununla beraber su sıcaklığına göre 0 derece ile 45 derece arasındaki bütün derecelerde olabilir. Genel olarak 0 derece ile 15 derece kadar yapılan banyolar soğuk su banyoları: 15 derece ile 32 dereceye kadar yapılan banyolar ılık su banyoları 23 derece ile 45 derece arasında yapılan banyolar sıcak su banyolarıdır. Su sıcaklığının vücut sıcaklığına yakın olduğu banyolar en yararlı banyolardır.

Su banyoları arasında tedavi amacı ile yapılan şifalı kaynak suları banyoları büyük önem taşır. Birleşimlerinde erimiş ya da erimemiş katı gaz halindeki çeşitli maddeleri ihtiva eden içlerindeki maddelerin cinslerine ve sıcaklıklarına göre guruplara ayrılan bu çeşit banyolar tedavi amacı ile yapılan sıvı banyolarının en önemlileridir.
Sıvı banyolarının diğer bir şekli de deniz banyolarıdır. Plajlarda deniz suyundan güneşten ve kumdan geniş faydalar sağlanır.

Gaz banyoları: Bu çeşit banyolarda da en çok kullanılan sıcak hava banyolarıdır. Çok kere mafsal hastalıklarının ağrılı iltihapların tedavisinde kullanılan gaz banyolarında belirli derecelere kadar ısıtılan gaz hücrelerde terleyinceye kadar oturulur. Sıcak hava banyolarından başka tedavi amacı ile buhar banyoları da kullanılan banyolardandır. Bu arada ışık ve güneş banyoları da sıcak hava ve gaz banyolarının yanında yer alır.

Çamur ve kum banyoları : Bu çeşit banyolar, vücudun belirli kısımlarına şifalı olan tabiî çamur ve kumları sürmekle uygulanır.

Işın banyoları : Röntgen ya da radyum ışınları ile çeşitli hastalıkları özellikle kanseri iyi etmek için tedavi amacı ile yapılan banyolardır.

Yorum ekle 4 Ocak 2007

Önceki


Takvim

Ocak 2007
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Aralık   Şubat »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Aylara Göre

Kategorilere Göre