Aralık 2006 Arşivi

Aktör Nedir

Genel olarak tiyatroda herhangi bir oyunu oynayan oyuncu. Kadın olanlarına da aktris denir. Aktörler, oynadıkları eserlere göre ya konuşurlar, ya şarkı söylerler veya fikirleri hareketleriyle gösterirler. Sahnenin ilk yurdu sayılan Yunanistan’da aktörlük, şerefli bir meslekti. Eski Yunan sahnelerinde kadınlar sahneye çıkmaz, erkekler maske takarak kadın rollerinde oynarlardı.

 

Eski Yunanistan, da aktörlüğe verilen değer yüzünden piyes yazan şairler, Atina’nın en önemli kişileri arasında yer alır, en gözde yurttaşlar bile sahnede rol alırlardı. Fakat zaman geçtikçe bu önemlerini, haklarını kaybettiler. Küçük Asya ve Afrika’da gezici tiyatrolarda oynamağa başladılar.

Aktörlük, Yunanlılarda şerefli bir meslek olmasına rağmen, Romalılarda körlere mahsus bir iş olarak ve aşağılık bir meslek şeklinde görülmeğe başlandı. En ünlü aktörün bile yurttaşlık hakkı yoktu.

Orta çağda, Hristiyanlığın ilerlemesi ile aktörlük daha zor bir duruma düştü. Aktörler aforozla cezalandırıldığı gibi, çeşitli baskılar altında ezildiler. Yalnız zaman geçtikçe aktörleri koruyan bazı krallar yüzünden aktörlük saygı gören bir meslek olmaya başladı. Fransa’da Louis XIV. ün aktörleri koruması ve büyük Fransız yazarlarının e-serleri desteklemesi, modern tiyatro anlayışının doğmasına ve aktörlerin şerefli insanlar sayılmasına sebep oldu. İngiltere’de de kilisenin baskısı giderilerek ünlü aktörler yetiştirmiş oldu. Bugün medenî dünyada aktörlük şerefli, büyük kazanç getiren ve herkes tarafından iyi olarak kabul edilen bir meslektir.

Bizdeki aktörlüğe gelince, normal tiyatro anlayışının yerleşmesinden önce bir çeşit tiyatro sayılan Karagöz ve orta oyununa çıkanlar, din adamları tarafından iyi karşılanmamıştır. Avrupa’nın etkisi altında bizde tiyatro başladığı zaman ise, sahneye ilkin Ermeniler çıkmıştır. Türk ve müslüman olanlardan sahneye çıkanlar adlarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. Hattâ bu baskılar yüzünden aktörün mahkemelerde şahitlikleri tanınmazdı. Fakat, zaman ilerledikçe Güllü Agop Fasülyeciyan, Kara kaş, kız kardeşler gibi Ermeni aktörler, den sonra Necip, Fehim, Hamdi gibi Türk ve müslüman aktörlerin sayesinde sahnemiz yavaş yavaş gelişmiş Birinci Dünya Savaşından sonra Afife, Bedia gibi ilk kadın sanatçıların da sahneye çıkmaları sonucu medenî bir meslek olarak kabul edilmeğe başlanmış, Naşit ve Hazım gibi sanatkârlarla büyük geliş, meler kazanmıştır.

Cumhuriyetin kurulmasıyla da tiyatro sanatına önem verilmiş, aktörlük şerefli bir meslek olarak kabul edilmiş ve aktörler devlet eliyle yetiştirilmeye başlanmıştır.

Aktörler sahnede oynadıkları rollere göre çeşitli adlar alırlar:

Sahnede konuşarak rol yapanlara aktör ve komedyen denmektedir. Oyunlarda kuru kalabalığı meydana getirenlere figüran denir. Şarkılı oyunlarda oynayanlar, seslerin kalınlığına ve erkek veya kadın olmalarına göre: Tenor, bas bariton, meza soprano, soprano, kontralto adlarını alırlar. Küme halinde şarkı söylemeye de koro denir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Avitaminoz Nedir

Vitamin azlığı ve eksikliğinde görülen hastalık belirtilerine genel olarak verilen ad. Vitamin eksikliğinden hastalık hali belireceğini ilk olarak 1896 da Hollândalı hekim Eijkman göstermiştir. Bu buluştan sonra vitamin adı verilen (Bk. Vitamin) ve yeteri kadar alınmadığında hastalık hallerinin belirmesine sebep olan cisimler üzerinde araştırmalar çoğalmış, sağlık ve hastalıkta vitaminlerin oynadığı önemli rol açıklanmıştır.

İnsanın vitamin ihtiyacı, harcanan vitaminin miktarına yasa cinse ve bazı özel şartlara bağlıdır. Bu şartların olmaması ya da eksik olması halinde her vitamine göre değişen belirtiler baş gösterir. Bu belirtiler vitaminin cinsine göre ayrı ayrıdır.

A Avitaminozu’nda bilhassa gözde hastalık hali görülür. Göz yaşı bezleri çalışmadığından göz kurur ve hastalık belirir. Bu arada gece körlüğü A vitaminozundan ileri gelir. A vitaminin eksikliğinde bundan başka deride, sinir sisteminde, gelişimde hastalık belirtileri kendini gösterir.

B grubu Avitaminozu’nda başlıca sinir sisteminde, deride, sindirim siste, ininde hastalık belirtileri görülür. Beriberi ve pellegra hastalıkları B grupbu A-vitaminozunun önemli belirtileridir.

C Avitaminozu bilhassa diş etlerinin kanaması ile kendini gösteren skorbüt hastalığının meydana gelmesini sağlar. Bu vitamin eksikliğinde bundan başka başlıca kemik ağrısı, zayıflama, kansızlık belirtileri olur.

D Avitaminozu’nda raşitizm denen kemik hastalığı, çocuklarda, yetişkinlerde kemiklerin yumuşaması ve çabuk kırılması şeklinde kendini gösteren osteomalasi olur.

E Avitaminozu’nda cinsel organlar canlılıklarını kaybederler.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Vücutta Ateş Nedir

Ftevre — Türlü sebepler etkisiyle vücut ısısının yükselmesi. İnsanların tabi: olarak bir ısı dereceleri vardır. Yazın sıcaklığı, kışın soğukluğu ile değişmeyen ve sağlam insanlarda genel olarak 36,8 derece olan bu ısı, çeşitli etkiler, hastalıklar sebebiyle değişir ve yükselir. Vücut ısısının normalin üstüne çıkması, ya kana karışan birtakım yabancı maddelerle, ya da çeşitli hastalıklara yol açan mikropların insan vücuduna girmesi ile olur.

Isı yükselmesi ile beraber birçok alanlarda değişiklikler olur. Kalp atımı hızlanırken, nabız sayısı artar, nefes alma sıklaşır, iştiha azalır, dil paslanır, sindirim güçleşir, baş ağrısı, uykusuzluk ve halsizlik görülür. Uzun süren ateşte hasta zayıflar, vücudun yağı erir ve vücut kuvvetten kesilir.

Isı yükselmesi, düzenli, ya da düzensiz şekilde olur. Çeşitli hastalıklara göre değişen bu şekiller, sabahları, akşamları ve belli günlerde ateşin yükselip düşmesine göre çeşitli tipler meydana getirirler. Isı yükselmesinin bu tipleri, çoğu kere hastalıkların bilinmesinde en büyük yardımcıdır.

Ateşin yükselmesi hakkında az çok bir fikir edinmek için el ile hastanın alnına ya da vücudunun bir yerine dokunmak, yeter. Fakat asıl ateş yükselmesinin anlaşılması termometre ile mümkündür. Termometre, hastanın durumuna göre, koltuk altına, ağzın içine, kasığa, ya da rektuma konabilir. Termometre konmazdan önce birkaç defa silkilir, civa sütununun aşağı inmesi sağlanır ve termometrenin konacağı yerin terli olmamasına dikkat edilir. Termometre beş on dakika hastada bırakıldıktan sonra çıkarılır ve yükselen civa seviyesinden, hastanın ateşi anlaşılır. Ateşin düşmesini sağlayan ilâçlar, insanlar tarafından en çok kullanılan ilâçlar arasındadır. Fakat birkaç gün süren ve düşmemekte inat gösteren ateşlerde, hekime başvurmak gerekir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Antiseptik Nedir

Antisepsi (mikropları öldürme) özelliği olan, özellikle bir yarayı iyi etmek için kullanılan maddeler. Eski devirlerde insanlar, yaraların pansumanında tuzlu maddeler ve şarap kullanmışlardır. Fakat bakterilerin, istenilen şekilde ve maksada uygun bir su rette yok edilmesi kimyasal antiseptiklerle olmuştur. İlk olarak antiseptik maddeyi İngiliz hekimi Lister (1827 -1912 ) yaptığı ameliyatlarda, görülen enfeksiyonların havada bulunan mikroplardan ileri geldiğine kanaat getirerek asit fenikle havayı dezenfekte etmek (mikroplardan temizlemek), pansumanlarda da bol asit fenik koymak suretiyle kullanmıştır.

Bundan sonra yapılan araştırmalar, antiseptik maddeleri genişletmiştir. Bu araştırmalar sonucu çeşitli bakterilere karşı bir çok antiseptikler bulunmuştur. Çeşitli civa bileşikleri (süblime), klorin, fenol, asit borik en kuvvetli antiseptiklerdendir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Antibiyotik Nedir

Bitkilerde, özellikle küf mantarlarında bulunup birçok bakterilere karşı gelen ilaçların adı. Aureomycin, chloromycetin, neomycin, ilaçlan birer antibiyotiktir. Küfler ve bakteriler çoğu zaman beraber büyür ve aynı maddelerle beslenirler. Yapılan araştırmalarda, bunlardan çoğunun kimyasal maddeler meydana getirdikleri ve bu maddelerin birbirlerinin büyümelerine engel olduğu anlaşılmıştır.

Uzun yıllardan beri bilinen küflerin (antibiyotik) insan vücudundaki zararlı bakterilere karşı olan kudretleri, 1929 yılında Alexander Fleming’in bir rastlantı sonucu Penicillum notatum mantarlarının meydana getirdiği küfün bakterilerin büyümelerine engel olduklarını bulması üzerine anlaşılmıştır.

Bundan sonraki araştırmalar sonucunda, çağımızın en kıymetli tedavi vasıtası olan Pennicilin bulundu. Tüberküloz tedavisinde, çok faydalı sonuçlar veren Streptomycin Pennicilini takip etti. Bu arada, Chloramphenicol suni olarak yapılan antibiyotiklerin ilki oldu. Bu ilâç, pennicilinden farklı olarak ağız yolu ile alınabilir ve iltihaplı hastalıkların ve yaraların tedavisinde çok iyi sonuçlar verir. Auremycin ise, bugüne kadar bilinen antibiyotiklerin en etkilisidir. Auremycin, tifüs, pnömoni, zührevi hastalıklarda büyük etkisi olan bir antibiyotiktir. Son olarak 1956 Eylül ayında bulunan Sigmamycin, antibiyotiklerle tedavi edilen bütün iltihaplı hastalıklarda kullanılabilecek en etkili bir ilâç olmuştur.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Anestezi Nedir

Vücudun tamamında veya bir kısmında duyunun yok olması hali. Bu belirli, birçok hastalıklarda görülebildiği gibi, cerrahide vücudun tamamının veya bir kısmının duyusunu kaldırmak için yapılır. Duyarlığın kalktığı hastalıklar, beyini, omuriliği, sinirleri ilgilendiren hastalıklardır. Ya bir kaza sırasında bir sinirin kopması halinde o sinirin dm yarlık verdiği bölgenin duyusunun kalkması ile olur, ya da beyinin ve omuriliğin çeşitli hastalıklarında meydana gelir.

Ameliyat yaparken hastaya ağrı duyurmamak amacı ile yapılan cerrahî anesteziler, genel olarak ya bütün vücudun duyusunu kaldırmak (genel narkoz) şeklinde yada, ameliyat yapılacak bölgenin duyusunu kaldırmak (yerel narkoz) şeklinde olur.

Narkoz yapan ilâçlar vücuda, nefes yolu, damar yolu, barsak yolu ile sokulabilir. Narkoz yapan ilâçların başlıcaları, eter, kloroform, klordetil, protoksik azot, evipan, novocaine’dir.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Ameliyat Nedir

Hasta bir kimseye, operatör tarafından yapılan müdahale. Herhangi bir hastalıkta, hasta olan organın bir kısmının veya tamamının alınması, bir kemik kırığının düzeltilmesi gibi hallerde ameliyata başvurulur. Bir ameliyatta hastanın, operatörün ameliyathanemin dikkat edilmesi gereken özellikleri vardır.

Hasta için, ameliyat öncesinin ve sonrasının ‘önemi çok büyüktür. Ameliyattan önce, hastanın maneviyatını yükseltmek, vücudu kuvvetlendirmek gerekir. Böylelikle ameliyat için en müsait-zaman seçilir ve hasta, ameliyat olmak üzere ameliyat salonuna alınır.

Hastanın ameliyat olacağı bölgesinin temiz olması dikkat edilmesi gereken hususların başında gelir. Burasının alkolle ve başka ilâçlarla mikroplardan temizlenmesi (steril olması), gerekir. Aynı zamanda hastanın yapılacak ameliyatı duymaması için, anestezi yapılır, yani hasta uyutularak hiçbir şey duymayacak hale getirilir.

Operatörün ve yardımcılarının, ameliyata başlamadan dikkat edecekleri hususlar arasında, ameliyat yeri ile temas edebilecek yerlerinin mikroplardan temizlenmesi, en başta gelir. Operatör ve yardımcıları, ellerini özel şekilde yıkarlar, steril olarak gömlek ve takke giyerler ,maske takarlar ve ellerine steril olan eldivenler geçirirler. Ameliyat, odasında hizmet eden hastabakıcıların da steril gömlek giymeleri ve maske takmaları gerekmektedir.

Ameliyat odasının da, ameliyattın kolay ve temiz olmasını gerektirecek özellikte olması lâzımdır. Ameliyat bölgesine yandan ve tavandan gelecek ışık operatörlerin gölgesini yok edecek özel şekilde olmalıdır. Ameliyat salonunun çabuk ısınacak ve çabuk temizlenecek, toz kalkmayacak bir durumda olması, ameliyat masasının rahatça ve kolaylıkla istenen âletleri verebilecek durumda olması, dikkat edilmesi gereken hususlardandır.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Alyuvarlar (Eritrosit) Nedir

Eritrosit - Kanın içinde bulunan renkli hücreler Hemoglobinden dolayı renkleri sarı yeşilimtraktır, çekirdekleri yoktur. Disk şeklinde, ortaları, çöküktür; elastikiyetleri fazla ve yuvarlağımsıdırlar, mikroskopla bakıldığında istif edilmiş paralar şeklinde görülürler. Ortalama 7,5 mikron çapında ve 2 mikron kalınlığındadır. Bir milimetreküpte, erkekte 5 milyon, kadında 4,5 milyon kadardır. Sayılarının normalin altına düşmesine oligositemi, sayılarının normalden çok olmasına polisitemi denir. Alyuvarların çeşitli sebeplerden azalması, kansızlık denen hastalıkların doğuşuna sebep olur.

Alyuvarların vazifeleri, akciğerlerde havadan aldıkları oksijeni, vücudun her tarafına taşımaktır. Bu vazifelerini de içlerinde bulunan hemoglobin maddesi ile yaparlar. Hemoglobin, oksijenle birleşerek oksihemoglobin olur ve kanın içinde oksijen, taşıyıcılığı vazifesini yapar.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Akyuvarlar (Lökosit) Nedir

Kan, lenfa gibi vücut sıvılarında adenoid dokularda ve kemik iliğinde bulunan hücreler. Tıp dilindeki adı “Leucoctyte” dir.  Bunlar, alyuvarlardan (eritosit) daha büyüktürler. Şekillerini kan içinde devamlı değiştirecek bir takım uzantılar gösterirler. İçlerinde bir veya bir kaç çekirdek bulunur. Taze halde iken çekirdekleri görülmez. Bunların tek çekirdeklerine mononükleer, çok çekirdeklilerine polinükleer denir.

Çapları 7-20 mikron olan akyuvarlar, boyanmalarına göre çeşitli adlar alırlar. Tepki gösterdikleri boyalara göre, Asidofil, Bazofil, Nötrofil adlarını alırlar.

Hareket edebilme yeteneğine sahip olan akyuvarlar, vücudun jandarması gibidirler. Vücudu, çeşitli mikroplardan korurlar. Bu ya mikroplarla savaşarak onları uzantıları içine alarak yutarlar (bu olaya fagositoz denir), veya mikroplara karşı kana panzehir gibi antitoksin salarlar. Bir vücudun kanında, belirli hastalıklara karşı, böyle antitoksinler vardır. Bu durum da bağışıklığı meydana getirir.

Akaryuvarlar,normalde bir milimetreküp kanda 5.000 - 10.000 arasında bulunur. Fakat sayıları, az oranda da olsa, saatten saate değişir. Genel olarak sabahları az, öğleye doğru en yüksek dereceyi bulurlar.

Bulaşıcı hastalıklarda ise, sayıları normaldekinin pek çok üstüne çıkar. Bu gibi durumlarda, bir milimetreküp kanda 300 - 500 bin akyuvar sayılabilir. Akyuvarların sayılarım arttıran mikroplar arasında streptokoklar, stafilooklar, önemli rol oynar.

Akyuvarların sayıları sebebi henüz kesin olarak bilinmeyen ve bir çeşit kan kanseri olarak kabul edilen “lösemi” hastalığında geniş ölçüde azalır.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Akıl Hastalıkları Nelerdir

Aklın gördüğü vazifelerin bir kısmının ya da tamamının geçici ya da devamlı olarak kalkması ya da değişmesi hali. Bu hastalıklarla uğraşan hekimliğe psikiatri denir. Akıl hastalıkları çeşitli sebeplerden meydana gelir : 1-Dış sebepler. Bunlar, beyin anatomisinin değişmesine sebep olan hastalıklar, zehirlenmeler, çeşitli kazalardır. Devamlı içki ve eskimiş frengi, akıl hastalıklarının en önemlilerini meydana getirir. 2-İç sebepler: Bunlar da toplum hayatı yaşayan insanın gelenekler, görenekler, dinler,

Sıkı eğitimler, kötü alışkanlıklar, kısaca yaşama şartlarının baskısı altında akim gösterdiği tepkiler ve ruh sarsıntıları sonucu, meydana gelir. Bir tüccarın uğradığı büyük zarar ve kayıplar, çeşitli felâketler, büyük acılar, büyük aşklar ve kıskançlıklar akıl dengesini bozar ve çeşitli akıl hastalıklarını meydana getirir. 3-Çeşitli fizyolojik sebepler: Yaşa ve cinse göre değişen fizyolojik sebepler, gebelik, doğum gibi organizmada büyük sarsıntı yapan haller sonucu da akıl hastalıkları meydana gelir.

Akıl hastalıklarının tedavisi çoğu zaman hastayı incitmeden gözetleme ve devamlı kollama suretiyle mümkündür. Hastalığın sebebi tecrübeli bir ruh hekimi tarafından ilk devirlerde bilinirse tedavisi de bir taraftan ilâçlarla bir taraftan yiyeceğe içeceğe dikkat etmekle ve çeşitli fiziksel tedbirlerle mümkün olur.

Yorum ekle 17 Aralık 2006

Sonraki Önceki


Takvim

Aralık 2006
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Kasım   Ocak »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Aylara Göre

Kategorilere Göre