12 Kasım 2006 Arşivi
Zamir (Adıl) : Cümlede ismin yerini tutan, isim olmadığı halde isim gibi kullanılabilen kelimelere denir. Zamirler, cümle içinde isimlerin yerlerini tuttukları için onların bulunduğu görevlerde bulunabilirler; özne, yüklem, nesne, zarf tümleci, dolaylı tümleç olabilirler. Zamirler, isimlerin yerlerini tutma şekillerine ve yerlerini tuttukları isimlere göre gruplara ayrılır.
Zamir Çeşitleri
A. Kelime Halindeki Zamirler
B. Ek Halindeki Zamirler
Kelime Halindeki Zamirler
1. Kişi Zamirleri
2. İşaret Zamirleri
3. Belgisiz Zamirler
4. Soru Zamirleri
Kişi Zamirleri
Kişi isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir.
TEKİL ÇOĞUL
1. kişi ben 1. biz
2. kişi sen 2. siz
3. kişi o 3. onlar
Not: “Kendi” kelimesi de kişi zamirlerinden sayılmaktadır.
Kişi zamirlerinin özellikleri :
a. Kişi zamirleri, isimlere getirilen hal eklerini alabilirler.
ben, beni, bana, bende, benden
sen, seni, sana, sende, senden
o, onu, ona, onda, ondan
Birinci ve ikinci tekil kişi zamirleri, -e hal eki aldığında kök değişikliğe uğrar;İ bana, sana şekline girer.
ben - e > bana, sen - e > sana
b. Kişi zamirleriyle tamlama kurulabilir. Tamlayan görevinde kullanılırlar :
Benim yurdum
Onun evi
Senin kitabın
Onların sorunları
İşaret zamirleri
Varlıkların yerini belirtme için kullanılan zamirlere işaret zamiri denir.
Tekil olanlar : bu, şu, o
Çoğul olanlar : bunlar, şunlar, onlar
Diğer işaret zamirleri : öteki, beriki
Bu çok sağlam bir evdir.
Bunları kim götürecek ?
Onu kim kırdı?
İşaret zamirlerinin özellikleri :
a. Bu, şu, o kelimeleri, ismi belirttiğinde sıfat, ismin yerine kullanıldığında ise zamirdir.
b. İşaret zamirleri de isimler gibi hal eklerini alarak çekime girerler.
| Hal ekleri Tekil Çoğul |
| -i hali bunu, şunu, onu bunları, şunları, onları |
| -e hali buna, şuna, ona bunlara, şunlara, onlara |
| -de hali bunda, şunda, onda bunlarda, şunlarda, onlarda |
| -den hali bundan, şundan, ondan bunlardan, şunlardan, onlardan |
c. İşaret zamirleri iyelik ekleri almaz.
d. İşaret zamirleri, isim tamlamalarında tamlayan olabilirler.
Bunun kapısı açık.
Şunun temelleri daha sağlam.
Belgisiz Zamirler
Hangi isimlerin yerini tuttuğu açıkça bilinmeyen zamirlere denir.
Hepsini tekrar çözsünler.
Türkçe’de kullanılan başlıca belgisiz zamirler : “biri, birkaçı, çoğu, bazısı, pek azı, tümü, bütünü, bir kısmı, her biri, herkes, başkası, hiçbiri”
Belgisiz zamirlerin çoğu aslında belgisiz sıfattır. Belgisiz sıfatın sonundaki tamlanan durumundaki isim düşürülür ve kelimeye üçüncü tekil ya da üçüncü çoğul eki getirilir. Böylelikle belgisiz zamirler oluşturulur.
Birkaç öğrenci geldi ; birkaçı dışarıda kaldı.
Bazı sorular kolay ; bazıları zordu.
Belgisiz zamirler bazı iyelik eklerini alabilirler.
Birkaç-ı, birkaç-ı-mız, birkaç-ı-nız
Pek çoğ-u, pek çoğ-u-muz, pek çoğ-u-nuz
Soru Zamirleri
Soru yoluyla ismin yerini tutan zamirlere soru zamiri denir.
Bunlar kim getirdi ?
Yanında ne var ?
Hangisi sizinle gelecek ?
Buraya neden geldiniz ?
Dilimizdeki asıl soru zamirleri, “ne” ve “kim” dir. Diğer soru zamirleri çekim ekleleri alarak türemişlerdir: “neyi, kimi, nereye, kime, nerede, kimde…”
Soru zamirleri, aslında sıfat olan “hangi” ve “kaç” kelimelerinden de türeyebilir.
Hangi ev güzel ? (sıfat)
Hangisi güzel ? (zamir)
Ek halindeki Zamirler
İyelik Zamirleri
İsimlerin sonuna eklenerek, onların ait oldukları kişileri bildiren eklerdir.
Tekil Çoğul
Ders-i-m ders-i-miz
Ders-i-n ders-i-niz
Ders-i ders-leri
İlgi Zamiri
Bir cümlede aynı ismi tekrarlamamak için ilgi zamiri kullanırız. İlgi zamiri “-ki” kelimeyle bitişik yazılır ve ismin yerini tutar.
Onunkinden yaz.
Benimki durmuş senin saatin kaç ?
12 Kasım 2006
Her dilde olduğu gibi, dilimizde de sesler ünlü ve ünsüz olmak üzere iki grupta incelenir. Bir sözcükte ünlüler arasında olduğu gibi ünsüzler arasında da bazı özellikler, hatta ünlülerle ünsüzler arasında bazı özellikler vardır. Bunları belli başlıklar altında inceleyelim.
BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU
Türkçe’de sekiz ünlü vardır. Bunlardan a, ı, o, u kalın, e, i, ö, ü incedir. Bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesi kuralına büyük ünlü uyumu denir.
Örneğin;
“öğretmen” sözcüğü, bütün ünlüleri ince olduğu için kurala uyar, “asker” sözcüğü “a” kalın “e” ince ünlü olduğundan kurala uymaz.
Üniversite sınavlarında bununla ilgili bir soru bugüne dek sorulmamıştır.
KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU
Bir sözcükte düz ünlüden sonra düz, yuvarlak ünlüden sonra düz - geniş veya dar - yuvarlak ünlülerin gelmesi kuralıdır. Özetle bu kurala göre;
a, ı, e, i ünlüleri birbirinden sonra gelebilir.
o, ö, u, ü ünlülerinden sonra ise u, ü, a, e gelebilir.
Bundan da soru çıkmadığından üzerinde fazla durmuyoruz.
ÜNSÜZ BENZEŞMESİ
Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır.
Sert ünlüler “ç, f, t, h, s, k, p, ş” ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir.
Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan seslerde söz konusudur. Bu özelliği dört seste görüyoruz;
p,
b
|
ç,
c
|
t,
d
|
k
ğ(g)
|
|
Sert ünsüzler
Yumuşak ünsüzler
|
Şimdi bu kuralı örneklendirelim:
“Kitap” sözcüğünün sonundaki “p” sesi serttir. Bu sözcüğe biz “-de” hal ekini getirirsek “kitapda” sözü oluşur. Bu durumda ekin başındaki “d” sesi yumuşak olduğundan sözcükte ünsüz benzeşmesine aykırı bir durum görülür. Kurala uyulması için, “d” sesi sertleşmelidir. Bunun serti ise, yukarıda göstermiştik, “t” dir. Dolayısıyla sözcük, “kitapta” olacaktır.
okul-dan
av-cı
bil-gin
al-dı
|
|
okuldan
avcı
bilgin
aldı
|
ağaç-dan
ocak-cı
seç-gin
kaç-dı
|
|
ağaçtan
ocakçı
seçkin
kaçtı
|
Yukarıdaki sözcüklerde eklerin sözcüğe nasıl uyduğu görülüyor. Birinci gruptaki sözcüklerde ek, yumuşak ünsüzle biten sözcüklere geldiğinde değişmemiş, ancak ikinci gruptaki sert ünsüzlere geldiği zaman sertleşmiştir.
Bu durum sadece çekim eklerinde değil yapım eklerinde de geçerlidir.
Ekler sayılara geldiğinde de aynı durum geçerlidir. Sayının sesleri nasılsa ek de öyle olmalıdır.
Özel isimlerde de aynı kural geçerlidir.
Samsun’dan
Emin’de
|
Sinop’tan
Yunus’ta
|
ÜNSÜZ YUMUŞAMASI
İki ünlü arasında kalan sert ünsüzler yumuşar. Buna “ünsüz değişimi” denir. Elbette bu özellik, ancak yukarıda da söylediğimiz sert ve yumuşak şekli bulunan seslerde geçerlidir. Bunlar p, ç, t, k sert sessizleridir. Örneğin; “ağaç” sözcüğüne -i hal ekini getirsek, sözcüğün sonundaki “ç” sert sessizi yumuşayarak “c” olur; yani “ağacı” şeklinde yazılır.
dolap
çekiç
kanat
yemek
|
–
–
–
–
|
a
e
ı
e
|
|
dolaba
çekice
kanadı
yemeğe
|
(dolaba baktı)
(çekice uzandı)
(kanadı kırıldı)
(yemeğe gitti)
|
Yukarıdaki örneklerde sert sessizlerin yumuşadığı görülüyor.
Ancak bu kural her sözcükte geçerli değil.
Örneğin;
“Davranışları, doğruluğunun kanıtıdır.”
cümlesinde altı çizili sözdeki “t” sert ünsüzü iki ünlü arasında kaldığı halde yumuşamamıştır.
Hangi sözcükte bu yumuşamanın olacağı hangisinde olmayacağı, belli bir kurala bağlanamaz. Hatta tek heceli sözcüklerin çoğunda olmazken, bazılarında olabilir. Bunu sözcüğün günlük kullanımlarını dikkate alarak anlayabilirsiniz.
tek
çok
|
–
–
|
i
u
|
|
teki
çoğu
|
(onların teki bile gelmedi)
(çocukların çoğu buradaydı)
|
görüldüğü gibi birincide değişim olmadığı halde ikincide olmuştur.
Dilimize Arapçadan geçen ve son hecesindeki ünlünün uzun okunduğu kelimelerde ünsüz değişimi yapılmaz.
“Sınavda hukuku seçecekmiş.”
cümlesindeki altı çizili söz buna örnektir.
Bazı sözcüklerde ise ses iki ünlü arasında kalmamasına rağmen yumuşar.
kalp
art
renk
harç
|
–
–
–
–
|
i
ı
i
ı
|
|
kalbi
ardı
rengi
harcı
|
(kalbi ağrıyor)
(ardına bakma)
(rengi solmuş)
(harcı getirin)
|
Görüldüğü gibi iki ünlü arasında kalmadığı halde “p, ç, t, k” sert ünsüzleri yumuşamıştır. Bazı sözcüklerde ise bu seslerin yumuşamadığı görülür.
Örneğin;
“Sonunda işler sarpa sardı.”
cümlesinde altı çizili sözcükte yumuşama olmamıştır.
Örneğin;
“Zonguldak’a yerleştiklerini duydum.”
cümlesinde altı çizili sözdeki “k” sert sessizi yumuşamamış ancak biz onu okurken “Zonguldağa” diye okumalıyız.
SES DÜŞMESİ
Sözcüğün aslında bulunduğu halde, ek geldiğinde bazı sesler düşebilir. Bu düşme hem ünlülerde hem ünsüzlerde görülür.
Ünlü Düşmesi
Sözcüğün aslında bulunan bir ünlünün düşmesidir.
Örneğin;
“Yapraklar daha şimdiden sarardı.”
cümlesinde sözcüğün aslı “sarı”dır; “-ar-” eki geldiğinde sözcüğün sonundaki “ı” düşmüştür.
* * *
Ünlü düşmesinin en yaygın kullanımı ise “Hece düşmesi” adıyla anılan kuraldır. Buna göre, sözcüğün son hecesinde bulunan dar ünlüler, ünlüyle başlayan bir ek sözcüğe eklendiğinde düşer. Bu özellik bazı organ isimlerinde, Arapçadan dilimize geçen bazı sözcüklerde, bazı Türkçe fiillerde görülür.
sabır
akıl
burun
gönül
savurmak
devirmek
kahır
|
–
–
–
–
–
|
ı
ı
u
üm
savrulmak
devrilmek
olmak
|
|
sabrı (sabrım tükendi)
aklı (aklımı seveyim)
burnu (burnu kanıyor)
gönlüm (gönlümü çaldı)
savrulmak (savruldu çiçekler)
devrilmek (devrildi ağaçlar)
kahrolmak (kahrolsun)
|
Örneğin;
“Kahvaltıya hazırlanın.”
cümlesinde altı çizili söz “kahve altı” sözlerinin birleşmesinden oluşmuş, bu sırada “kahve” sözündeki “e” düşmüştür.
Ünsüz Düşmesi
Sözcüğün aslında bulunan ünsüzün, ek geldiğinde düşmesidir.
küçük
büyük
|
–
–
|
cük
cek
|
|
küçücük
büyücek
|
örneklerinde sözcüklerin sonlarında bulunan “k” ünsüzlerinin düştüğü görülüyor.
SES TÜREMESİ
Sözcüğün aslında olmadığı halde, ek geldiğinde ortaya çıkan seslerdir.
genç
bir
az
|
–
–
–
|
cik
cik
cık
|
|
gencecik
biricik
azıcık
|
örneklerinde ünlü türemesi görülmektedir. Buna benzer bazı sözcükler de vardır. Bunlar “öpücük, gülücük” gibi fiilden türeyen sözcüklerdir. Ancak “-cik”” eki isim soylu sözcüklerden yeni sözcükler türetebilir. Fiilden türeyen bu sözcüklerin “öpüşcük, gülüş - cük” gibi sözcüklerden “ş” sesinin düşmesiyle oluştuğunu söylemek daha mantıklı olacaktır. Dolayısıyla bir ünlü türemesinin olduğunu söylemek bu sözcükler için pek doğru olmaz.
Bazen sözcüklerde ünsüz de türeyebilir. Arapçadan dilimize geçen his, af, zan gibi sözcükler ek ya da yardımcı fiil aldıklarında, sonlarındaki sessizler çiftleşir.
his
af
zan
|
–
–
–
|
etmek
etmek
etmek
|
|
hissetmek
affetmek
zannetmek
|
örneklerinde bu görülüyor. Burada aslında bir ses türemesinden çok sözcüğün Arapçadaki aslında bulunan şeklinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak sözcükler Türkçe kurallara göre incelendiğinden, bu, türeme olarak alınagelmiştir.
ÜNLÜ DARALMASI
Sözcüklerin sonlarında bulunan geniş ünlüler (a, e) özellikle “-yor” ekinin darlaştırıcı özelliğinden dolayı daralarak, ı, i, u, ü dar ünlülerine dönüşür. Buna ünlü daralması denir.
bekl = e-
kalm = a-
özl = e-
soll = a-
|
–
–
–
–
|
yor
yor
yor
yor
|
|
bekli=yor
kal=mıyor
özlü=yor
sollu=yor
|
örneklerinde bu daralma görülmektedir. “-yor” ekin den başka bir ekin ya da sesin darlaştırma özelliği yoktur. Ancak tek heceli olan “de- , ye-” fiilleri, kendinden sonra gelen “y” sesinden dolayı darlaşabilir.
de
de
de
|
–
–
–
|
yor
erek
en
|
|
diyor
diyerek
diyen
|
ye
ye
ye
|
–
–
–
|
|
yiyor
yiyerek
yiyen
|
Ancak bazen darlaşma olmayabilir.
KAYNAŞTIRMA HARFLERİ (KORUYUCU ÜNSÜZLER)
Türkçe kurallara göre bir sözcükte iki ünlü yan yana gelmez. Araya kaynaştırma harfi girer. Türkçe’de dört tane kaynaştırma harfi vardır: ş, s, n, y.
Bunların her birinin özel kullanım yerleri vardır.
ş kaynaştırma harfi:
Üleştirme sayı sıfatlarında kullanılır.
İki-ş-er, altı-ş-ar, yedi-ş-er
s kaynaştırma harfi
Üçüncü tekil şahıs iyelik ekinden önce kullanılır.
Daha çok isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcükte görülür.
Çocuğun oda-s-ı
Balığın koku-s-u
Ancak “su” ve “ne” kelimeleri bu kurala uymaz:
Yemeğin su-y-u yok.
Çocuğun ne-y-i kaybolmuş.
örneklerinde olduğu gibi
n kaynaştırma harfi:
Zamirlerden sonra ek geldiğinde kullanılır.
O-n-a haber verin
Bu-n-u biliyoruz.
İyelik eklerinden sonra hal eki gelirse kullanılır.
Çocuğun kitabı-n-ı almışlar.
Fakirin evi-n-i yıkmışlar.
İlgi eklerinden önce kullanılır.
Soba-n-ın kapağı düşmüş.
Sene-n-in sonu geldi.
Kasaba-n-ın sıcağı çok bunaltıcı.
y kaynaştırma harfi:
Yukarıdaki kuralların dışında olan her yerde “y” kaynaştırma harfi kullanılır.
Oda-y-a girdim.
Üşü-y-erek uyandım.
Ağla-y-anı tanıyorum.
Kaynaştırma harfleri aslında iki ünlü arasında kullanılır. Ancak bazen iki ünlü arasına gelmediği halde de kullanıldığı olur.
Özellikle “ile, idi, imiş, ise” gibi sözcükler ünlüyle biten bir sözcüğe eklendiğinde baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir.
silgi
soba
hasta
kısa
bitti
|
–
–
–
–
–
|
ile
ile
idi
imiş
ise
|
|
silgiyle
sobayla
hastaydı
kısaymış
bittiyse
|
Örneklerinde görüldüğü gibi “y” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.
Bu durum “n” kaynaştırma harfinde de görülebilir. Zamirlerden sonra hal eki geldiğinde gerekmese de bu harf bulunur.
Örneğin;
“Ondan bunu hiç beklemezdim.”
cümlesinde altı çizili sözcükte “n” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.
ULAMA
Sessizle biten sözcükten sonra sesliyle başlayan bir sözcük gelirse, iki sözcük birbirine bağlanarak okunur. Buna ulama denir.
Bakkaldan ekmek aldım.
cümlesinde iki yerde ulama yapılmıştır. Sözcükler arasında herhangi bir noktalama işareti varsa ulama yapılmaz.
12 Kasım 2006
Tek basina anlami olmayan, anlamca birbiriyle ilgili cümleleri veya cümlede görevdes sözcük ve söz öbeklerini baglamaya yarayan kelimelere baglaç denir..
açikçasi ama
ancak bile
çünkü dahi
dE dE…..dE
demek ki fakat
gene gerek….gerek(se)
ha……..ha hâlbuki
hatta hele
hem hem de
hem…..hem (de) ile
ise ister…..ister(se)
kâh……….kâh kisacasi
ki lâkin
madem(ki) nasil ki
ne var ki ne yazik ki
ne……ne (de) nitekim
oysa oysaki
öyle ki öyleyse
üstelik ve
veya veyahut
ya da ya….ya (da)
yahut yalniz
yeter ki yine
yoksa zira
Özellikleri ]Edatlardan farki, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bag kurmasidir. Edatlar ise yeni anlam ilgileri kurarlar.
]Baglaçlarin yerine noktalama isaretleri kullanilabilir. ]Baglaçlar cümleden çikarilinca anlam bozulmaz, ama daralabilir. Baglaçlar (ile hariç) önceki ve sonraki kelimeden ayri yazilir. Bitisik yazilanlar baglaç degil, ektir.
Eve gittim, fakat onu bulamadim. (baglaç) Konusmak üzere ayaga kalkti. (edat)
Sözlüden yine zayif almis. (zarf) Ben de seninle gelecegim. (baglaç)
Evde rahat çalisamadi. (çekim eki) Sözde Ermeni soy kirimi (yapim eki)
Sen ki hep çalismami isterdin… (baglaç) Seninki de lâf iste… (çekim eki)
Evdeki hesap (yapim eki) BAGLAÇ ÇESITLERI
a. Siralama Baglaçlari “ve”Cümleleri, anlam ve görev bakimindan benzer veya ayni olan kelimeleri, sözleri ve ögeleri birbirine baglar.
Duygu ve düsünce bir olmalidir. özneleri Köyünü, yasli dedesini ve ninesini özlemisti. nesneleri
Siir ve roman okuma aliskanligi edinin. nesneleri Bana bakti ve güldü. cümleleri
Anlatilanlari dinliyor ve çocuga hak veriyordu. cümleleri Aylarca ve yillarca sustu. benzer kelimeleri
Binlerce yerli ve yabanci turist geldi. sifatlari ] “ve” baglaci yerine virgül veya “-Ip”, “-ErEk” zarf-fiil ekleri de kullanilabilir:
Masaya yaklasti ve kitabi aldi. Masaya yaklasti, kitabi aldi.
Masaya yaklasip kitabi aldi. Masaya yaklasarak kitabi aldi.
Not: “ve” baglacindan önce noktalama isareti kullanilmaz, bu baglaçla cümle baslamaz. Çagdas siirde söze etki ve çekicilik katmak için kullanilmaktadir, ama dogru degildir. “ve” baglaci yerine & isaretini kullanmak son derece yozlastiricidir.
“ile, -lE” “ve” ile görevleri ayni olmasina ragmen her zaman birbirinin yerine kullanilamazlar. “ile”nin kullanim alani daha dardir.
“ile” cümleleri birbirine baglamaz; sadece ayni görevdeki kelimeleri baglar. Duygu ile düsünce bir olmalidir.
Yasli dedesi ile ninesini özlemisti. Edebiyatimizda en çok eser verilen türler siir ile romandir
Not: Edat olarak kullanilan ve zarf yapan “ile”den farklidir. Mehmet ile Ali sinemaya gittiler. (baglaç)
Mehmet, Ali’yle sinemaya gitti. (edat) Mehmet heyecanla yerinden kalkti. (edat)
b. Esdegerlik Baglaçlari “ya da, veya, yahut, veyahut”
Ayni degerde olup da birinin tercih edilmesi gereken iki seçenek arasinda kullanilirlar. Biriniz gideceksiniz: Sen ya da kardesin.
Bisiklet veya motosiklet alacagim. Sen, ben veya baskasi…
Sen olmasan yahut (veyahut) seni görmesem dayanamam. c. Karsilastirma Baglaçlari
“ya….ya” Iki seçenek sunuldugunda kullanilir.
Bunlar birbirinin zitti olabilir Biri yapilmadiginda digerinin yapilmasi gerekebilir.
Ya beni de götür ya sen de gitme. Ya gel ya gelme.
Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin“hem…..hem (de)” Her ikisi de geçerli olan iki durumu anlatir. Bunlar zit da olabilir, esdeger da.
Hem çalismiyor hem (de) yakiniyorsun. Hem kitap okuyor hem de müzik dinliyor. Ayni anda
“ne……ne (de)” ]Ayni görevdeki kelimeleri, kelime gruplarini ve ögeleri birbirine baglar.
Ne sis yansin ne kebap. özneleri Gönül ne kahve ister ne kahvehane. nesneleri
Ne Izmir’e gitmis ve Bursa’ya. dolayli tümleçleri ]Cümleleri de birbirine baglar:
Üç yildir ne bir telefon açti, ne de bir mektup yazdi. Onu ne gördüm ne de tanidim.
Ne aradi ne (de) sordu. Ne kizi verir, ne de dünürü küstürür.
Ne dogan güne hükmüm geçer, Ne halden anlayan bulunur.
]Cümleleri -yapi bakimindan olumlu olduklari hâlde- olumsuz yapar. Yüklem olumlu durumdadir. Ne kendi rahatsiz oldu ne de halki huzursuz etti. (kendisi rahatsiz olmadi, halki da huzursuz etmedi)
Yüklem olumsuz çekimlenirse anlatim bozuklugu meydana gelir. Ne çay ne kahve içmedi.? “Ne çay içti ne kahve” olmaliydi.
] Zit anlamli iki sifatla birlikte kullanilarak onlarin arasinda bir durum ifade eder. Disaridaki hava ne soguk ne sicak.
Yaptigi ise ne kolay ne de zor denebilir. Not: “Ne zor, ne aci günler yasadik” örneginde “ne zor” ve “ne aci” sözleri ayri ayri da (biri olmadan) kullanilabilecegi için buradaki “ne”ler baglaç olusturmaz.
“dE….dE, gerek……gerek, olsun…..olsun, kâh……kâh, ha……ha” Ögeleri ya da cümleleri birbirine baglarlar.
Ögretmeni de arkadaslari da onu çok merak ettiler. özneleri baglamis. Annesini de babasina da özlemisti. nesneleri baglamis.
Tatil boyunca dinlenmis de gezmis de. yüklemleri baglamis. Izmir’e de Aydin’a da ugrayacagiz. dolayli tümleçleri
Fizikten de anlamam kimyadan da. Gerek sen gerek(se) o, güzel çalistiniz.
Gerek baba gerek anne tarafindan bir akrabaliklari yok. Ali olsun, Ahmet olsun, ikisi de çaliskan ve zekîdirler.
Kâh yikiliyor, kâh kalkiyor, ama yilmiyor. Ha Ali ha Veli, ne fark eder?
d. Karsitlik Baglaçlari “ama, fakat, lâkin, yalniz, ancak, ne var ki, ne yazik ki”
“ama, fakat, lâkin” ayni anlamli baglaçlardir. “yalniz, ancak, ne var ki, ne yazik ki” de bunlara yakin baglaçlardir. ]“ama, fakat, lâkin, yalniz, ancak, ne var ki, ne yazik ki” baglaçlari, aralarinda zitlik bulunan iki ayri ifadeyi, cümleyi birbirine baglar.
Çok tembeldi, ama basarili oldu. Yemek az, ama doyurucu.
Yerinde ve zamaninda konusmaya dikkat ediyorum, ama bazen yanlis anlasiliyorum. Hizli yürüdü, ancak yetisemedi.
Bu ise basliyorum, ancak bugün bitiremem. Hava nemliydi, fakat yagmur yagmiyordu.
Altmis yasinda, kir saçli; fakat dinç bir adam bagirdi. Bunlari götür, yalniz digerlerini getirmeyi unutma.
Not: Bir cümle bu baglaçlardan biriyle baslayabilir. Bu durumda bu baglaçlar iki bagimsiz cümleyi birbirine baglamis olur.. … Ne var ki sanatçiyi bu yüzden elestirmek dogru olmaz.
] “ne yazik ki” baglaci çok kötü ve aci sonlari bildirir. Insanlara hep vefa gösterdi; ne yazik ki kendisi onlardan vefa görmedi.
] “ne var ki” baglaci çaresizlik ifade eder. En yüce duygularin tohumlari ekildi; ne var ki dünya, insanlari kendisine benzetmisti.
]“ama, fakat, lâkin, yalniz, ancak”, neden, sart, uyarma bildirir Arkadasinin kalbini kirdi, ama çok pisman oldu.
Bizimle gelmene izin veririz, ama yolda fazla soru sormayacaksin. ] Sadece “ama” baglaci pekistirme anlami katar.
Güzel, ama çok güzel eserler birakmis atalarimiz. ]Yine sadece “ama”, cümle sonunda, dikkat çekmek için kullanilir.
Bak kizarim ama! Böyle söylersen darilirim ama!
“hiç olmazsa” ve “hiç degilse” Çarsidan elimiz bos döndük. Hiç olmazsa iki kaset alsaydik.
“oysa, oysaki, hâlbuki” Aralarinda zitlik, aykirilik bulunan iki cümleyi “tersine olarak, -dIgI hâlde” anlamlariyla birbirine baglar.
Onu özledim, oysa gideli çok olmadi. Gelemeyecegini söyledi, hâlbuki vakti vardi.
Not: Bu baglaçlar anlam bakimindan zit olmayan cümleler arasinda kullanilirsa anlatim bozukluguna yol açar. Her zaman birinciydi, oysa çok çalisirdi. (anlatim bozuk)
e. Gerekçe Baglaçlari “çünkü”
“Sundan dolayi, su sebeple” anlamlarina gelir. Neden bildirir.
Eve gittim, çünkü babam çagirmisti. Otobüse yetisemedik; çünkü evden geç çikmistik.
“madem(ki)” Madem gelecektin, haber verseydin.
“zira” “çünkü” anlaminda kullanilir.
Allah’a sigin sahs-i halîmin gazabindan Zira yumusak huylu atin çiftesi pektir
“yoksa” Ver diyorum, yoksa yersin dayagi.
“nasil ki” Acele etmez, agirdan alir; nasil ki bu aksam agirdan aliyor.
“degil mi ki” f. Özetleme Baglaçlari
“kisacasi, demek ki, açikçasi, öyleyse, yani, özetle, o hâlde, anlasiliyor ki” … Kisacasi kendimizi toparlamaliyiz.
… Demek ki ülkemiz bunlardan dolayi gelismiyor. … Açikçasi bu isi istemiyorum.
… Öyleyse gidelim arkadaslar. g. Pekistirme Baglaçlari
“bile, dE, hem de, dahi, üstelik, hatta, ayrica, bundan baska” Bu baglaçlardan bazilari bazi durumlarda birbirlerinin yerine kullanilabilirler.
]“bile” kullanilan bir cümle daha önce kullanilmis bir cümlenin ya devamidir ya da devami gibi görünür. Bunu sen bile basarabilirsin.
Bagirsan bile duymaz. Tembel adam, olur, demis. Demis ama yerinden bile kalkmamis.
Hatta parasini bile ödemisti. / Hatta parasini ödemisti bile. Çölde suyun bir damlasi bile degerlidir.
] “bile” yerine “de” veya “dahi” de kullanilabilir. Bunu sen de basarabilirsin.
Bagirsan da duymaz. Tembel adam, olur, demis. Demis ama yerinden dahi kalkmamis.
Hatta parasini dahi ödemisti. / Hatta parasini ödemisti dahi. Çölde suyun bir damlasi dahi degerlidir.
] “hatta, hem de, ayrica, üstelik” Belle, kazmayla, hatta elleriyle kazidilar.
Gördüm, hatta konustum da. Konusmuyor; üstelik gülmüyor da.
Çalisiyor, hem de sabahtan aksama kadar. h. “de, ki, ise” baglaçlari
“dE” ] Her zaman kendinden önceki kelimeden ayri ve de, da seklinde yazilir; bitistirilmez, te, ta seklinde yazilmaz. “ya” ile birlikte kullanildiginda da ayri yazilir: “ya da”
Kelimenin son hecesine kalinlik-incelik bakimindan uyar. ] Genellikle “dahi, bile, üstelik, hatta” baglaçlariyla özdestir.
Bu soruyu Ali de bildi dahi, bile Artik gönlümü alsa da önemi yok. dahi, bile
] Cümleleri, ayni görevdeki kelimeleri ve sözleri birbirine baglar ve degisik anlamlar katar: Sorsan da söylemem asla
Erzakini hazirla da piknige gidelim. Cümleleri baglamis, burada piknige gitmek için erzak hazirlama sarti var.
Biraz müsaade etsen de isime baksam rica, istek, yalvarma Büyüyecek de bana bakacak. Küçümseme, alay
Çalisip da kazanacaksin. sart Dün bizi bekletti de gelmedi. yakinma
Çalisayim da gör neler yapacagimi. övünme Düzenli çalisti da basarili oldu. için, neden-sonuç
Kossan da yetisemezsin. degismezlik Bütün yil okumamis da simdi kitap kurdu oluverdi.
Zit anlamli cümleler arasina girmis. ] Tekrarlanan kelimelerin arasina girerek anlami güçlendirir:
Ev de ev olsa bari küçümseme Çalis da çalis… abartma
] “ama” baglacinin yerine kullanilabilir; cümleleri ve ögeleri birbirine baglayabilir: Hizli hizli kostu da yetisemedi. cümleleri baglamis
] Edattan ve zarftan sonra gelerek anlami pekistirebilir: O kadar da soguk degil.
Böyle davranmaniz hiç de iyi olmadi. “ki”
Sadece “ki” biçimi vardir. Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayri yazilir.
Türkçe degil, Farsça bir baglaçtir ve Türkçe cümle yapisina aykiri olarak kullanilir. ]Anlam bakimindan birbiriyle ilgili cümleleri birbirine baglar.
Bir sey biliyor ki konusuyor. (sebep-sonuç) Baktim ki gitmis. (saskinlik)
Ancak ne yazik ki böyle olmadi. ]Birisinden alinti yapilacagi zaman kullanilir.
Atatürk diyor ki: … (açiklama) ]Özneyle veya tümleçlerle ilgili açiklama yapilacagi zaman kullanilir. Bazen “ki” ile baslayan bu açiklama iki kisa çizgi arasinda verilir.
Ben ki hep sizin için çalistim. (pekistirme) Siz ki beni tanirsiniz, neden böyle düsünüyorsunuz?
O yerden -ki herkes kaçar- sen de kaç. ]”ki” kullanilan bazi cümlelerin “ki”den sonraki kismi söylenmez.
Sinavi kazanabilir miyim ki… (kusku) Bu adama güvenilmez ki! (yakinma)
Acaba çocuga kizarlar mi ki? (endise) ]Tekrar edilen kelimeler arasinda kullanilir.
Adam belâ ki ne belâ… ]Abartma anlami katar.
Bugün öyle yorgunum ki… ]Bu baglaç birkaç örnekte kaliplasarak bitisik yazilmaktadir.
Belki, çünkü (burada ünlü uyumuna girmis), hâlbuki, mademki, megerki, oysaki, sanki. “ise”
Karsilastirma ilgisi kurar, karsitligi güçlendirir. Yagmur yagiyor, evim ise çok uzakta. (baglaç)
Adam konusuyor, çocuksa hep susuyordu. (baglaç) Ek-fiilin sart çekimiyle karistirilabilir.
Çocuk basariliysa sinifini geçer. (ek-fiilin sarti) YAPI BAKIMINDAN BAGLAÇLAR
1. Basit Baglaçlar Ek almamis (kök hâlindeki) zarflardir. ve, ile, de, fakat, eger…
2. Türemis Baglaçlar Yapim eki almis zarflardir. kisaca, yalniz, üstelik…
3. Birlesik Baglaçlar Birden fazla kelimeden olusurlar ve bitisik yazilirlar. yoksa, hâlbuki…
4. Öbeklesmis Baglaçlar
Birden fazla kelimeden olusur ve ayri yazilirlar. ya da, ne var ki, hem de.
12 Kasım 2006
BÜYÜK HARFLERİN YAZIMI: Özel adlar büyük harfle yazılır: (yeryüzü, kişi, ülkeler, diller…) Minik kedisine hep Pamuk diye seslenirdi. Kurum ve kuruluş adlarını oluşturan kelimelerin ilk harfler:Devlet demir Yollarında … Milli Eğitim Bakanlığına yazılan … Dergi, kanun, eser, gazete, isimlerinin her kelimesi: Tarihi Galata Köprüsünün … Birden çok kelimeden oluşan kişi, yer adlarının ilk harfleri:Gazi Osman Paşa Mahalle sakinleri … Mahalle meydan, bulvar, cadde ve sokak adları:Bu gün Akdeniz Caddesi’nde ..
Cümlelerin ilk kelimesi büyük yazılır. Nokta, soru, ünlem işaretlerinden sonra gelen her cümlenin ilk harfi:
Dışarı çıktı. Acaba paradan kıymetli olan neydi? Düşündü ama bulamadı.
Şiirde mısraların ilk kelimesi:
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Mektup başlıklarının ilk kelimesi:
Sevgili yeğenim.
Levha ve açıklama Yazılarının ilk harfi:
Giriş, Vezne, Müdür …
İki noktadan sonra bir kimseden alınıp tırnak işareti içinde verdiğimiz sözlerin ilk kelimesinin ilk harfi:
O yıl soğuk ülkelerden gelen biri: “Ne olur beni geri götür.” demiş.
Gazete ve dergi adlarının her kelimesi büyük harfle başlar:
Genç Kalemler, Resmi Gazete …
Kitap adları ve yazı başlıklarının her kelimesi büyük harfle başlar. Başlıklarda geçen “ve, ile, ya, veya, ki” bağlaçlarıyla “mi” soru ekleri küçük harfle yazılır.
Bin Bir Gece Masalları, Ali Baba ve Kırk Haramiler …
İsimlerle birlikte kullanılan unvanların da baş harfleri: Sayın Profösör
SAYILARIN YAZIMI
Sayılar gerekli görülen yerlerde yazıyla yazılabilir. Bu durumda sayı adları yazıya ayrı ayrı geçirilmelidir:
Pazardan beş kilo patates, üç kilo elma aldım.
Banka işlemlerinde ve parasal işlemlerde araya başka sayı katılmasını önlemek amacıyla sayılar bitişik yazılır:
Birmilyondokuzyüzbin gibi…
TARİHLERİN YAZIMI
Bilinen bir tarihi anlatan ay ve gün adları her yerde büyük harfle yazılır:
31 Mart ayaklanması …
Ay ve gün adları yanlarında sayı olmadan kullanıldıklarında küçük harfle başlayarak yazılır.
Bu yıl şubat ve mart ayları çok soğuk geçti.
Gün bildiren tarihler aşağıdaki gibi yazılır:
19 Mayıs 1919 - 19.05.1999 - 19 / 05 / 2000
Tarih bildiren sayılardan sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrılır.
23 Nisan 1920′de TBMM açıldı.
DÜZELTME İŞARETİNİN KULLANILIŞI
Yazılışları birbirine benzeyen, anlamları ayrı birtakım yabancı kelimeleri ayırt etmen için uzun ünlülerin (sesli) üzerinde düzeltme işareti konur:
adet=sayı - âdet=alışkanlık - aşık=küçük kemik - âşık=tutkun …
Arapça ve Farsça kelimelerde “g” ve “k” ünsüzlerinin (sessiz) ince okunduğunu göstermek için bu ünsüzlerden sonra gelen “a” ve “u” ünlülerinin üzerinde:
dükkân, gâvur, hikâye, kâğıt, kâr, tez âh, mekân …
Ayrıca Arapça ve Farsça’dan gelen kelimelerde ” l ” ünsüzünün ince olunduğunu göstermek için de bu işaret kullanılır:
ahlâk, evlât, felâket, hilâl, ilâç, ilân, istiklâl, lâle, selâm, sülâle, lâmba, lâhana, plâk, plâj, plân
İKİLEMELRİN YAZILIŞI
İkilemeler ayrı yazılır:
Baka baka, konuşa konuşa, kem küm, ev bark, soy sop …
“m” ile yapılan ikilemeler de ayrı yazılır:
Dolap molap, kitap mitap, çocuk mocuk …
İsmin hâl ekleriyle yapılan ikilemeler de ayrı yazılır:
Baş başa, göz göze, diz dize, yan yana …
İyelik eki almış ikilemeler de ayrı yazılır:
Boşu boşuna, ucu ucuna, günü gününe …
isim ve sıfatları tekrarlayarak yapılan ikilemeler de ayrı yazılır:
Akın akın, ağır ağır, kara kara, çeşit çeşit, uslu uslu …
İkilemeler arasına virgül konmaz:
Ağır ağır konuşursak daha iyi anlaşılır.
BİRLEŞİK KELİMELERİN YAZILIŞI
Dilimizde önemli bir yer tutan pekiştirme sıfatları bitişik yazılır:
Apaçık, kapkara, kupkuru, sipsivri, sapasağlam, dümdüz …
Birleşik kelime durumuna girmiş kelimeler bitişik yazılır:
Babayiğit, dedikodu, delikanlı, gecekondu, kabadayı, yelkovan …
Ev, ocak ve yurt kelimeleriyle kurulan birleşik kelimeler ayrı yazılır:
Bakım evi, aş evi, radyo evi, sağlık ocağı, öğrenci yurdu, sağlık yurdu …
Hane kelimesiyle kurulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:
Pastahane, hastahane, yatakhane, yemekhane …
Birleştirmede yer alan kelimeler eski anlamlarını koruyorlarsa bu tür birleşik kelimeler ayrı yazılır:
Kara yolu, gül suyu, kuru üzüm, ay tutulması, balık yumurtası, yıl sonu…
Yardımcı fiillerle yapılan birtakım birleşik fiiller ayrı yazılır:
Yardım etmek, yol olmak, göç etmek, hayret etmek, gelin olmak…
Dilimizdeki “af, his, ret, zan” gibi birtakım kelimeler “etmek, olmak, eylemek” yardımcı fiilleriyle birleşirken söylenişlerine uyularak yeni ses alırlar. Bu kelimeler bitişik yazılır:
af + etmek __ affetmek, His + etmek __ hissetmek …
“Emir, hüküm, keşif, nakil, kayıp” gibi birtakım kelimeler “etmek, eylemek, olmak” yardımcı fiilleriyle birleşirken ikinci hecelerdeki ünlüleri düşürürler. Bu kelimelerle yapılan birleşik fiiller bitişik yazılır:
emir + etmek __ emretmek, kayıp + olmak __ kaybolmak …
“-a, -e, -ı, -i, -u, -ü” ekleriyle yapılan birleşik fiiller bitişik yazılır:
Bakmak + kalmak __ bakakalmak
yapmak + bilmek __ yapabilmek …
İki ya da daha çok kelimeden oluşan yerleşim merkezi adları bitişik yazılır:
Karaköy, Dörtyol, Gürgentepe, Tepeköy …
Sıfat ya da isim tamlaması biçiminde oluşmuş ve bu şekilde kalıplaşmış yer adları ve dağ, deniz, ova adları bitişik yazılır:
Kızılırmak, Çukurova, Uludağ, Akdeniz, Ulukışla…
KURULUŞUN ADLARININ YAZILIŞI
Kurum, kuruluş, işletme, okul, birlik ve derneklerin resmi adlarının her kelimesi büyük harfle başlar:
Devlet Demir Yolları, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Fatih İlköğretim okulu …
Kurum ve kuruluş adlarında geçen kelimeler cins isim olarak geçtiğinde küçük harfle yazılır:
Hava kuvvetlerinin güçlendirilmesi için …
Demir çelik işletmelerinin …
DE EKİNİN YAZILIŞI
Hal eki olan “de” kelimeye bitişik yazılır. Özel isimlerin sonuna geldiğinde kesme işaretiyle ayrılır. Kendisinden önce gelen kelimenin son ünlüsüne göre büyük ünlü uyumuna uyar.
Ayakta durmaktan canım çıktı.
Otomobil bozulunca yolda kalmışlar.
Yurtta sulh cihanda sulh!
Dolabın anahtarı Ali’de olmalı.
Bağlaç olan “de” ayrı yazılır. Kendisinden önce gelen kelimenin son ünlüsüne göre büyük ünlü uyumuna uyar.
Onları da gördünüz mü?
Kerem de çalışmasını tamamlamış
Kİ EKİNİN YAZILIŞI
Ek olan “-ki” ünlü uyumuna uymaksızın kendinde önce gelen kelimeye bitişik yazılır:
Bu sayfadaki yazıyı okudunuz mu?
Bağlaç olan “ki” ayrı yazılır:
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
Atatürk diyor ki: …
“Ki” bağlacı bazı kelimelerle zamanla kalıplaştıkları için bitişik yazılır:
Halbuki, oysaki, sanki, mademki …
Mİ EKİNİN YAZILIŞI
Soru eki olan “mi” kendinden önce gelen kelimeden ayrı yazılır.Kendinden önceki kelimenin son ünlüsüne göre ünlü uyumuna uyar.Kendisinden sonra gelen ekler bu eke bitişik yazılır:
Oğlunu işe almadılar mı?
Bitirdiğinde bana verecek misin?
Tahtadaki şekli görüyor musun?
YOR EKİNİN YAZILIŞI
“-yor” eki ünlü uyumuna uymaz. Eklendiğini fiilin ünlüsünü ince de olsa, bu ekin ünlüsü kalın kalır:
Atatürk Mudanya yolu ile Bursa’ya gidi-yor-du.
gel-i-yor,sür-ü-yor,sev-i-yor,sor-u-yor,görüş-ü-yor…
Fiil kökü ünlü ile bittiğinde, bağlantı ünlüsü almıyor.Ancak sondaki, “-a” sesi “-ı” veya “-u” ya,”-e” sesi “-i” veya “-ü” ye dönüşüyor.
başla + yor __ başlıyor: -a ünlüsü -ı’ ya dönüştü
İLE EKİNİN YAZILIŞI
“ile” sözü, ünlüyle biten kelimelere ek olarak geldiğinde başındaki “-i” ünlüsü “y”‘ye dönüşür ve büyük ünlü uyumuna uyar:
balta + ile __baltayla - çifte + ile__çifteyle
III.şahıs iyelik ekinden sonra ek olarak geldiğinde başındaki “-i” ünlüsü “y”‘ye dönüşür, büyük ünlü uyumuna uyar:
annesi + ile __ annesiyle -arkadaşı + ile__arkadaşıyla
Ünsüz ile biten kelimelere ek olarak geldiğinde başındaki “-i” ünlüsü düşer ve büyük ünlü uyumuna uyar.
kardeş + ile __kardeşle - ayak + ile __ayakla
KEN EKİNİN YAZILIŞI
“-ken” (iken) büyük ünlü uyumuna uymaz.; getirildiği kelimenin ünlüleri kalın da olsa, bu ekin ünlüsü ince kalır:
okur + iken __ okurken
bakar + iken __ bakarken
çalışır + iken __ çalışırken
durmuş + iken __ durmuşken
İMEK EKİNİN YAZILIŞI
İmek ek fiili ayrı yazıldığında ünlü uyumuna uymaz:
Aldığı elbise oldukça kaba idi.
Meğer bana kırgın imiş.
Her yıl yaz tatilinde Antalya’ya gider idim.
İmek ek fiili bu gün daha çok bitişik olarak kullanılmakta ve ses uyumuna uymaktadır. Ünlü ile biten kelimeye eklendiğinde “-i” ünlüsü düşer ve araya “y” girer:
tatlıcı idi __ tatlıcıydı - ne ise __neyse
yabancı imiş __yabancıymış - sinirli imiş __ sinirliymiş
Ünlüyle biten kelimelere eklendiğinde “-i” ünlüsü düşer:
gider imiş __gidermiş - kerpiç imiş __kerpiçmiş
bakar ise __bakarsa - görecek ise __ görecekse
DEYİMLERİN YAZILIŞI
Deyimler birden çok kelimeden oluşan, gerçek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kelime gruplarıdır.
Deyim ya da deyim niteliği taşıyan kelimeler ayrı yazılır:
Can kulağıyla dinlemek.
Canını dişine takmak .
12 Kasım 2006
Varlıkları (isimleri) türlü yönlerden niteleyen, belirten kelimelere sıfat denir. İsim soylu kelime olduklarından, ismin alabileceği tüm ekleri alabilirler. Bir isim başka bir ismi nitelerse sıfat olur yalnız başına sıfat yoktur. İsme sorulan “nasıl?” sorusu sıfatı verir.(sıfat + isim)
Niteleme Sıfatları: Kendinden sonra gelen ismin, nesnenin rengini, kokusunu, biçimini,……vb gibi niteliğini belirtir.
büyük adam, kötü iş, iyi insan…gibi
……………adam olunca, doktor diyecekler. (nasıl adam olunca?)
2-Belirtme Sıfatları : Varlıkları türlü yönlerden belirten kelimelerdir.
İşaret Sıfatları: Nesneleri göstererek belirten sıfattır. bu, şu, o Türkçe’deki işaret sıfatlarıdır.
Bu kitap çok güzel. ( Yakında bulunan nesne için bu)
O köy bizim köyümüzdür. ( Uzakta bulunan nesne için o)
Şu öğrenciyi çağırın. ( Şu, biraz uzakta bulunan nesneler içindir.)
Soru Sıfatları : Nesneleri soru yönünden belirten sıfatlardır.
Hangi apartmanın önünde bekleyeceksin?
Kaç ay oldu görüşmeyelim?
Nice yıllar dileğimle…
Neredeki ev?
Belirsizlik Sıfatları : Bir ismi, ona kesinlik kazandırmadan belirtir.
Bütün dünyaları verseler de…
Bir köylü vardı odada.
Başka insanlar ne düşünürler?
Bazı günler gelmeyeceksin.
Her anne çocuğunu sever.
Kimi insan az çalışır.
Sayı Sıfatı : Bir ismin, nesnenin sayısını, sırasını, oranını belirtir.
Üç gün sonra gel! (Asıl sayı sıfatı)
İkinci sınıftan bir öğrenci gelsin. (sıra sayı sıfatı)
Her öğrenci 25’er (yirmibeşer bin lira) getirecek . (üleştirme sıfatı)
Sınıfın dörtte üçü anladı. ( kesir sayı sıfatı)
Aşağıdaki Boşlukları Dolduralım.
………………insan herkesçe sevilir. Niteleme sıfatı
……………etin suyu yavan olur. ″
……………hesapları karıştırmayın. ″
Böyle …………bir duruma düşmek istemem. ″
Size ……………kitaplar aldım. ″
……………araba senin mi? İşaret sıfatı
……………daireyi kiraladım. ″
……………insanlar çok perişan. ″
……………daire sizin? Soru sıfatı
…………ay oldu gelmeyeli? ″
Bu …………Dünya böyle? ″
…………yiğitler gitti Kurtuluş savaşında. ″
…………zaman görüşürüz. Belgisiz sıfat
…………insanlar çalışır ama başaramaz. ″
…………gün geç geliyorum. ″
…………laf, …… iş istiyoruz. ″
……gün sonra yanıma ……kişi gelsin. Asıl sayı sıfatı
Kasımın …………haftası sınav var. Sıra sayı sıfatı
Sınav kağıtlarının çekimi için…………getirin. Üleştirme sıfatı
Başarıda …………………artış var. Kesir sayı sıfatı
12 Kasım 2006
Paragraf, bir düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya getirilen cümleler topluluğudur. Yani paragrafın bütün cümleleri aynı konuyu işler ve aynı düşünceyi açıklar ya da destekler. Tek bir düşünce etrafında oluştuğundan kendi içinde bir bütünlük gösterir; kendinden önceki ya da sonraki paragraflara bir bağlılık göstermez.Bu konudaki sorular paragrafın değişik özellikleriyle ilgilidir. Genellikle paragrafın ana düşüncesi, yardımcı düşünceleri, konusu, başlığı sorulur ya da paragrafın oluşturulmasıyla ilgili özellikler üzerinde durulur. Bir veya iki tane soruda da paragrafın anlatımıyla ilgili bilgiler sorulabilir.
Paragraf sorularının çözümünde bazı noktalara dikkat etmeliyiz. Bunlardan en önemlisi paragrafa yorum karıştırmamaktır. Paragrafı okurken önyargılarımızı, kabullerimizi bir kenara bırakıp paragrafta sözü edilenler üzerinde durmalıyız. Bazen bize göre çok yanlış bir düşüncenin doğruluğu savunulabilir. Paragrafta ne savunulursa onun doğru olduğu kabullenilerek soruya yaklaşmak gerekir.
PARAGRAFIN KONUSU
Paragrafta hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da durumlar konuyu verir. Konuyu bulmak için “Parçada neden söz ediliyor?” diye sorabiliriz. Yani üzerinde durulan neyse konu da odur. Bununla ilgili sorular değişik soru kökleriyle karşımıza çıkar.
“Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden söz edilmektedir?”
“Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?”
“Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?”
gibi sorular konuyu sorar.
Parçada konuyu soran bir diğer soru şekli de paragrafın bir soruya cevap olarak verilmesidir. Elbette bunlarda yazara sorulan sorunun konusu neyse cevap da o konuda olacaktır.
Konumuzun paragraf olması, konu, başlık, anadüşünce vs. gibi soruların sadece paragraftan olacağı anlamına gelmez. Bazen bir şiir parçası verilerek de bu tür özellikler sorulabilir.
PARAGRAFIN BAŞLIĞI
Paragrafın bir düşünce etrafında döndüğünü ve daima bir konudan söz ettiğini söylemiştik. Bir bakıma paragraf, bir makalenin, bir denemenin, bir fıkranın küçültülmüş şekli gibidir. Öyleyse nasıl bu tür yazıların bir başlığı varsa, paragrafın da bir başlığı olur. Ancak yazı başlıklarının dikkati çekme, ilgi uyandırma ya da şaşırtma gibi özellikleri vardır. Oysa paragrafın başlığı bu amaçla seçilmez. Konuyu en iyi şekilde yansıtan bir veya birkaç söz başlık olarak belirlenir.
PARAGRAFIN ANADÜŞÜNCESİ
Anadüşünce, parçada yazarın okuyucuya vermek istediği mesajdır. Buna yazarın paragrafı yazma amacı da diyebiliriz. Her paragrafın belli bir anadüşüncesi vardır. Bu düşünce bazen paragrafın herhangi bir yerinde bir cümle halinde verilir. Diğer cümleler bu düşünceyi açıklar ya da destekler. Bazen ise belli bir cümleyle verilmez, paragrafın bütününe sindirilir.
Paragrafın anadüşüncesini bulabilmek için kendimize “Yazar bu parçayı hangi amaçla yazdı?”, “Bize ne demek istedi?” gibi soruları sorabiliriz.
Anadüşünce, değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar.
“Bu paragrafın anadüşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?”
“Bu paragrafta anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?”
“Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmıştır?”
gibi sorular anadüşüncenin sorulduğu soru tiplerinden bazılarıdır.
Anadüşünceyi veren cümleler kesin bir yargı bildirir, açık ve anlaşılır bir anlam taşır.
Anadüşünce, parçada sözü edilenleri en kapsamlı bir biçimde bildirir. Parçada olmayan konular anadüşünce içinde yer almayacağı gibi, parçanın bir kısmını bildiren cümleler de anadüşünceyi vermez. Parçanın tümünü kapsayacak biçimde olması gerekir onun.
“Bir dilin söz dağarcığıyla o dili konuşan toplumun yaşama biçimi arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Sözgelimi sözcük sayısı Türkçeye oranla çok fazla olan İngilizcede yeşil için birkaç sözcük bulunurken, Türkçede, doğayla içli dışlı olmanın bir sonucu olarak yosun yeşili, çağla yeşili, tirşe, ördekbaşı gibi birçok sözcük vardır. Bunun gibi, söz dağarcığını oluşturan öğelerin somutluğu, soyutluğu da yine toplumun yaşama biçimine bağlıdır.”
Yukarıdaki parçaya baktığımızda toplumun yaşayış biçimiyle söz dağarcığı arasında ilgi kurulduğunu görürüz. Yazar bize vermek istediği mesajı ilk cümlede vermiş. Daha sonra “sözgelimi” diyerek ileri sürdüğü bu düşünceyi örneklendirmiş. İlk cümlenin genel ve kesin bir yargı bildirmesi de anadüşünceyi vermesinin diğer bu yanıdır. Bu parçadan “Türkler doğayla iç içe yaşadığı için doğayla ilgili birçok sözcüğe sahiptir.” yargısını çıkarabiliriz. Ancak bu yargı anadüşünce olmaz; çünkü parçanın sadece bir kısmını karşılar. “Söz dağarcığının genişliği toplulukların gelişmişlik düzeyini gösterir.” gibi bir yargı ise gerçekte doğru olsa bile parçada sözü edilmediğinden parçanın anadüşüncesi olamaz.
PARAGRAFIN YARDIMCI DÜŞÜNCELERİ
Her paragrafın tek bir konu üzerinde durduğunu ve bir anadüşünce etrafında döndüğünü söylemiştik. Paragrafta bunun dışında, anadüşüncenin daha iyi açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hale getiren, işlediği konunun sınırlarını çizen düşünceler de vardır. Bu düşüncelere de paragrafın yardımcı düşünceleri denir. Bir paragrafta anadüşünce bir tane iken yardımcı düşünce sayısı birden fazla olabilir.
Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz biçimdedir.
“Bu paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?”
“Bu paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?”
“Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?”
gibi sorular hep yardımcı düşünceleri sormaktadır. Bir parça üzerinde yardımcı düşünceleri inceleyelim.
Gündelik dil bilincimiz ile algımız, ister istemez birtakım toplumsal kalıplarla koşullanmıştır. Oysa şiirin, öykünün, romanın sunduğu kurmaca dünya, bizim yeni bir algı durumuna girmemizi gerektirir. Gerçekte, okuma sırasında bir beklentiden ötekine, bir varsayımdan ötekine geçerek sürdürdüğümüz bilinç etkinliği, bu yeni algı konumunun aranışından başka bir şey değildir. Haşim’in şiirindeki karanfil, bizim gündelik deneylerimizden tanıdığımız karanfil olmaktan çok uzaktır.”
Şimdi bu parçadan hangi düşüncelerin çıkabileceğine bakalım.
Toplumsal kalıplar algımızı ve bilincimizi koşullandırır.
Şiir, öykü, roman gibi türler bize kurmaca bir dünyanın kapılarını açar.
Şiirin kurduğu dünya ile romanınki birbirinden oldukça farklıdır.
Okuma sırasında bilinç etkinliğimiz sürekli değişir.
Şiirin etkileme gücü, düzyazıdan daha çoktur.
Gündelik hayatta karşılaştığımız nesneler, şiirde karşımıza farklı nesneler olarak çıkabilir.
Haşim şiirinde karanfili en güzel biçimde betimlemiştir.
Parçayı incelediğimizde, şiirle romanın karşılaştırmasının yapılmadığını görürüz. Öyleyse c’deki cümle parçadan çıkmaz. Eserlerin etkileme gücünden söz edilmediğinden e, Haşim’in karanfili nasıl betimlediğinden söz edilmediğinden g parçadan çıkarılamaz. Diğerlerine ise parçada yer verilmiştir.
PARAGRAFIN YAPISI
Paragrafın; bir makalenin, denemenin ya da başka bir yazının küçültülmüş biçimi olduğunu önceki sayımızda söylemiştik. Nasıl bu tür yazıların giriş, gelişme ve sonuç bölümleri varsa, bir paragrafın da bu tür bölümleri vardır. İşte paragrafın yapısıyla ilgili sorular böyle bir bölümlemeyi ortaya çıkarmak için sorulur.
Paragrafın yapısı değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar.
Bazı sorular paragraf oluşturmayla ilgilidir. Yani bir paragraf oluşturabilecek cümleler dağınık olarak verilir ve öğrencinin bunlardan bir paragraf oluşturması istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve yapıca birbirine bağlanabilmesi aranmalıdır.
Bir paragraf kendi içinde bir bütünlük oluşturur. Bu yüzden kendinden önceki veya sonraki paragraflara yapıca bir bağlılık göstermez. Öyleyse paragrafın ilk cümlesi onu kendinden önceki cümlelere bağlayan herhangi bir anlam veya bağlayıcı öğe taşımamalıdır. Bir başlangıç ifade etmelidir. Aynı zamanda kendinden sonraki cümlelere de anlamca bağlılık göstermelidir.
Paragraf tamamlamanın sorulduğu bir diğer soru tipinde de son cümle sorulur. Parçanın son cümlesi bir bitiş bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde cümlelerin anlamca bağlılığı yanında yapısal olarak bağlanmalarına da dikkat edilmelidir.
Son yıllarda sorulan paragraf oluşturmayla ilgili diğer bir soru tipi, paragrafın içine cümle yerleştirme şeklindedir. Bu tip sorularda cümlelerin hem anlam hem yapı bakımından uygun olduğu yer aranmalıdır.
Gittikçe soru sayısı artan diğer bir paragraf tipi, düşüncenin akışının bozulmasıyla ilgili olanlardır. Bir paragrafın tek bir düşünceyi aktardığını, cümlelerin hep bu düşünce etrafında döndüğünü önceki bölümlerde anlatmıştık. İşte bir paragraf içinde, paragrafın düşünce bütünlüğüne uymayan cümle varsa, bu cümle anlatımın akışını bozmaktadır.
Düşüncenin akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de, parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle ilgilidir. Bu tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce, ikinci bölümünde başka bir düşünce işlenir.
Bazı tip sorularda ise düşüncenin akışı cümlelerin yanlış yerde bulunmasından dolayı bozulmuştur. Bu tür sorularda numaralanmış cümlelerin uygun bir biçimde düzenlenmesi istenir.
PARAGRAFLARDA SORULAN KAVRAMLAR VE DUYGULAR
Bazı paragraf sorularında kişilerin nitelikleri üzerinde ya da yazının özellikleri üzerinde durulur. Bu tip sorularda seçeneklerde geçen kavramların duyu ve duyguların bilinmesi gerekir. Bunlardan bazıları şunlardır:
Özgünlük: Başkasına benzememe, kendine has olma demektir. Parçalarda genelde taklitçilikten kaçınma ve yenilikçi olmayla açıklanır.
Doğallık: Yapmacıksız, süs ve özentiden uzak, günlük hayatta olduğu gibi olma demektir.
Duruluk: Açık ve anlaşılır olma, kapalı ifadelerden kaçınma, söylenmek isteneni imgeler arkasına gizlemeden anlatma demektir.
Akıcılık: Okuyucuyu sıkmayan, sürükleyici bir anlatıma sahip olma demektir.
Özlülük: Az sözle çok şey ifade edebilme, sözü uzatmaktan kaçınma demektir.
Yoğunluk: Birçok anlamı bir arada verme, anlam içinde anlam bulunması demektir.
Kimi zaman da parçada ağır basan duyu ve duygular sorulabilir. Duyu ve duyguyu birbirine karıştırmamak gerekir. Duyu dışarıdaki nesneleri algılama yolumuzdur. Nesneler beş duyu organıyla algılanır. Duygu ise içimizden geçen hislerdir. Sevinç, keder, hoşgörülü olma, alçak gönüllülük…
ANLATIM BİÇİMLERİ
Paragrafta yazarın herhangi bir düşünceyi ya da durumu ortaya koyma biçimine anlatım denir. Yazar aktaracağı duruma uygun bir anlatım biçimi seçemezse, yazısının etki gücü azalır. Bir bilgiyi aktarmakla bir olayı hikaye etmek ya da bir manzarayı betimlemek farklı bir anlatım gerektirecektir.
Bu biçimleri şu şekilde açıklayabiliriz.
1. Açıklama
Öğretici özellik gösteren bir anlatım biçimidir. Yazarın amacı bilgiyi en kısa yoldan okuyucuya anlatmak olduğundan, yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutluktan, kişisellikten kaçınır. Tanımlarla, örneklerle konunun en iyi biçimde anlaşılmasını sağlar. Ansiklopedilerde daha çok bu tür bir anlatım görülür.
2. Tartışma
Yazarın, bir düşüncenin, bir önerinin doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla hazırladığı yazılarda başvurduğu bir yöntemdir. Yazar okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir üslupla yazısını oluşturur. Devrik cümlelerle, soru ve cevaplarla yazısına akıcılık kazandırır. Sonuçta burada da bilgi ortaya konmuş olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı savunuculuğunun yapılması onu açıklamadan ayırır. Yazar, görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama yoluna başvurur. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır, nesnel olmaya çalışır.
3. Betimleme
Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatmasıyla oluşan bir anlatım biçimidir. Betimlemede asıl olan görselliktir. Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer verilir.
Betimlemeler iki grupta incelenir.
a. Ruhsal betimleme : İnsanların iç dünyasıyla tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı betimleme türüdür. Görsellikten çok, izlenim ve sezginin ağır bastığı bu betimlemeler sadece insanlara özgüdür.
“İçli, çok duygulu bir adamdı; konuşurken hem ağlar hem ağlatırdı…” sözleri bu tür betimlemedir.
b. Fiziksel betimleme : Gözle görülenin anlatıldığı betimlemelerdir. Kişinin dış görünüşüyle betimlenmesi ya da dış dünyanın anlatılması bu türdendir.
Betimlemelerde yazar nesnel olabileceği gibi gözlemlerine duygularını da katabilir.
4. Öyküleme
Belli bir zaman diliminde gelişen olayların anlatıldığı durumlarda başvurulan anlatım biçimidir. Olayın olmadığı yerde öyküleme olmaz. Anlatım yönüyle betimlemeye benzer; ancak betimlemelerde yazarın izlenimleri söz konusu olduğu halde, öykülemede olayın aktarımı, durumların değişmesi, zaman süreci söz konusudur.
DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI
Her paragrafın belli bir düşünceyi aktarmak için yazıldığını söylemiştik. Yazar bu düşünceyi okuyucuya değişik şekillerde ortaya koyarak anlatır. Burada anlatım biçimiyle düşünceyi geliştirme yollarının farklı şeyler olduğunu da söylemeliyiz. Ancak anlatım biçimi dört tane olduğundan bir soru haline getirilemez. Bu nedenle geliştirme yollarıyla birlikte sorulur.
Şimdi sorularda karşımıza çıkan “düşünceyi geliştirme yolları”nı açıklayalım.
1. Tanımlama
Kavramların tanımlar halinde verilmesi şeklinde ortaya çıkar. Tanımın ne olduğunu cümle anlamında görmüştük. Parça içinde bir tanım cümlesi varsa, tanımlama var sayılır; bütün paragrafın tanım olması gerekmez.
2. Karşılaştırma
İki farklı düşünce, kavram ya da durumun mukayese edilmesiyle ortaya çıkan bir yöntemdir. Karşılaştırmada, karşılaştırılan olgular arasında bir derecelendirme söz konusudur. Bir kavram diğerinden üstün, aşağı ya da diğeriyle aynı seviyede olması yönünden başka bir kavramla karşılaştırılır. Üslup olarak “Bu böyledir; şu ise şöyledir. “ ifadesi hakimdir.
3. Örneklendirme
Anlatılan konuyla ilgili örneklerin verilmesiyle ortaya çıkar. Konuyu daha anlaşılır ve zihinde daha iyi kalıcı bir niteliğe kavuşturur. Verilen örneğin okur tarafından bilinen, çağrışım yaptırıcı bir nitelik taşıması gerekir.
Bazen bir fıkra, bir öykücük bile örnek olarak verilebilir.
4. Tanık Gösterme
Yazarın, düşüncesini inandırıcı kılmak için, o konuda sözüne güvenilir birinin sözünü parçasına alıntı yaparak almasıyla oluşur. Genellikle bu söz tırnak içinde verilir. Sözün olmadığı yerde tanık gösterme de olmaz.
5. Benzetme
Bir olguyu anlatırken başka olgularla benzerlik kurma şeklinde oluşur. İki olgu arasında sağlam bir benzerlik olmalıdır.
6. İlişki Kurma
İki kavram arasındaki ilgiden üçüncü bir hüküm çıkarma durumudur. Genellikle kavramlar arasında ilişki kurulduğu için bu adla verilir.
12 Kasım 2006
Fiillerin bildirdiği temel anlamlardan biride zamandır. Türkçe’de: 1) Eylemin yapılıp bittiğini haber veren geçmiş zaman; 2) Eylemin yapılmakta olup devam ettiğini bildiren şimdiki zaman; 3) Eylemin gelecekte yapılacağını bildiren gelecek zaman olmak üzere üç ana zaman vardır.
Fiillerin bildirdiği zaman, basit ve birleşik zaman olmak üzere ikiye ayrılır:
1) Basit zamanlar
a) Görülen geçmiş zaman, (-di): gel-di-m
b) Öğrenilen geçmiş zaman, (-miş): gel-miş-i-m
c) Şimdiki zaman, (-yor): gel-i-yor-u-m
d) Gelecek zaman, (-ecek): gel-ece(k)-i-m
e) Geniş zaman, (i/e)r: gel-ir-i-m
Basit zamanlı bir fiilin yapısı:
Kök/gövde Basit zaman eki Şahıs eki
gönder -di
-m
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız
2) Birleşik zamanlar
a) Hikâye birleşik zamanı, (-di): gel-di-y-di-m
b) Rivayet birleşik zamanı, (-miş): gel-iyor-muş-u-m
c) Şart birleşik zamanı, (-se, -sa): gel-miş-se-m
Yukarıdaki fiillerin açık şekli geldi idim, geliyor imişim ve gelmiş isem’dir.
Birleşik zamanlı fiilin yapısı:
Kök/gövde Basit zaman eki Birleşik zaman eki Şahıs eki
gönder -di (y) -di im
Örnek:
Yazmak fiilinin şimdiki zamanın şartına göre çekimi:
yaz-ı-yor-sa-m
yaz-ı-yor-sa-n
yaz-ı-yor-sa-
yaz-ı-yor-sa-k
yaz-ı-yor-sa-nız
yaz-ı-yor-lar-sa
12 Kasım 2006
Sözcüklerin kök veya gövdelerine gelerek onların cümledeki görevlerini belirleyen, onlara değişik anlamlar katan ya da onlardan yeni sözcükler türeten ses veya ses bileşimlerine ek denir.Bunlardan çekim eklerini daha önce gördüğümüz için yapım ekleri üzerinde duracağız.
Yapım Ekleri
İsim ve fiillerin kök veya gövdelerine gelerek onlardan başka isim ya da fiil türeten eklerdir.
Burada kök sözünü de açıklamakta fayda var.
Kök
Bir sözcüğün anlamı ve yapısı bozulmadan parçalanamayan en küçük parçasıdır. Köklerde yapım eki bulunmaz, ancak çekim eki bulunabilir.
Örneğin;
“Evimiz” sözünde “ev”; sözcüğün, anlamlı ve parçalanamayan en küçük parçasıdır. “-(i)-miz” eki iyelik ekidir; yani isim çekim ekidir. Öyleyse bu sözcük yapım eki almamıştır, kök halindedir.
Kökler iki türde bulunur; İsim kökleri ve Fiil kökleri. “Geldi” sözcüğündeki kök “gel-” fiil kökü; “sözlük” sözcüğünün kökü olan “söz” isim köküdür. Ancak bazen ses taklidi yoluyla oluşan yansıma kökler de vardır.
Örneğin;
“ağaçlık” sözcüğünün kökünü bulurken en anlamlı olarak gördüğümüz “ağ” sözünü kök olarak düşünebiliriz. Ancak “ağaçlık” sözüyle balık tutmakta kullanılan “ağ” sözünün herhangi bir anlam ilişkisi yoktur. Öyleyse bu sözcüğün kökü “ağ” olamaz. Ondan sonra “ağa” sözcüğünü görüyoruz. Yine “ağaçlık” sözüyle “ağa” sözcüğü arasında bir anlam ilgisi yoktur. Öyleyse bunu da kök olarak alamayız. Alabileceğimiz kök elbette “ağaç” köküdür. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz; sözcüğün köküyle, ek aldıktan sonraki şekli arasında mutlaka bir anlam ilgisi olmalıdır.
Sözcüğün yapım eki aldıktan sonraki durumuna gövde denir.
Bir sözcük birden çok yapım eki alabilir. İlk yapım eki köke diğerleri gövdeye eklenir.
Çekim Ekiyle Yapım Ekinin Farkları:
Çekim ekleri eklendiği sözcüğün anlamında bir değişiklik yapmaz; yapım ekleri ise anlamı, köke bağlı olmak şartıyla, değiştirir.
Örneğin;
“Yolda bekliyor.” cümlesindeki “yol” sözü “geçilen yer” anlamındadır. “-de” hal ekini alarak “yolda” şekline geldiğinde de geçilen yer olma anlamı değişmemektedir.
“Yolcu bekliyor.” cümlesinde ise “geçilen yer” olan “yol” sözü “-cu” yapım ekini alarak bu anlamını yitirmiş “yoldan gelen” ya da “yola giden” kişi anlamına gelmiştir. Yani yolla bir anlam ilgisi vardır; ama yer ismi, kişinin niteliği anlamını ifade edecek hale gelmiştir.
Çekim ekleri bir sözcüğe yapım ekinden sonra eklenir. Yani önce yapım ekleri, sonra çekim ekleri gelir. İstisnaları olsa da bu genel bir kuraldır.
Ek ve kök hakkındaki bu genel bilgilerden sonra şimdi eklerin önemlileri üzerinde durabiliriz.
a. İsimden İsim Yapan Ekler
İsim kök veya gövdelerine gelerek onlardan yeni isimler türeten eklerdir. Ancak bu sözcükler sıfat, zarf gibi görevlerde de kullanılabilir.
Bu eklerden bazıları şunlardır:
“-lık - lik” eki
“Buraya bir odunluk yapmıştık.”
cümlesinde ek, “odunların koyulacağı yer” anlamında bir sözcük türetmiş.
“Pencereye güneşlik almamız gerekiyor.”
cümlesinde güneşten korunmak için kullanılan alet ismi yapmış.
“Sendeki bu gençlik bir gün gidecek.”
cümlesinde soyut bir isim yapmış.
“Kiralık ev arıyoruz.” cümlesinde “kiraya verilecek” anlamında sıfat yapmış.
“Benlik özenle korunmalıdır.”
cümlesinde zamire gelerek ondan soyut bir isim türetmiştir.
Yukarıdaki örnekte olduğu gibi bir ek eklendiği sözcüğe değişik anlamlar katabilir. Bundan sonraki ekleri cümle içinde gösterip geçeceğiz. Ne anlama geldiğini cümle içindeki kullanımlardan çıkarabilirsiniz.
“Artık biz de şehirli olduk.”
“Kimse evsiz yaşayamaz.”
“Her noktaya bir gözcü koyalım.”
“Bu yaz İngilizce kursuna gideceğim.”
“Gençleri çağdaş bir insan olarak yetiştirelim.”
“Yarışmada üçüncü olduğumu söylediler.”
“Her sınıftan üçer kişi gelsin.”
“O çocuksu gülüşüne bayılıyorum.”
“Bu yemeğin acımsı bir tadı var.”
“Onun kendine özgü bir anlatımı var.”
“Sen çok bencil birisin.”
“Şu gelen sarışın çocuğu tanıyor musun?”
“Seninle yaşıt olduğumu bilmiyordum.”
Bunların dışında, az da olsa, kullanılan isimden isim yapma ekleri de vardır. Önemli olan kök halindeki sözcüğü bulup eklerini inceleyebilmektir.
Küçültme eki olarak kullanılan “-cık, -cağız, -cak” eklerini kimi kaynaklar çekim eki olarak değerlendirir. Ancak sorulardan anladığımız kadarıyla bu ek yapım ekidir.
“Kış gününde bu incecik gömlekle gezilir mi?”
“Bu hayvancağız bu kadar yükü nasıl taşısın?”
cümlelerinde gördüğümüz bu ekin, acıma, pekiştirme, sevgi gibi birçok anlamlar taşıdığı görülür.
Küçültme eki eklendiği sözcükte bazen ses düşmesine, bazen ses türemesine sebep olabilir.
“Küçücük elleriyle öyle güzel resim yapıyordu ki!”
cümlesinde “küçük” sözü “-cik” ekini aldığında, sondaki “k” sesi düşüyor.
“minik minicik”
“ufak ufacık”
“yumuşak yumuşacık” sözcüklerinde de aynı özelliği görebiliriz.
Bazen de ses türemesi olabilir.
“Azıcık aşım, kaygısız başım.” atasözünde “az” sözcüğüne “-cık” ekini getirdiğimizde “azcık” olması gerekirken “azıcık” olmuş; yani arada bir “ı” sesi türemiş.
“Bu gencecik yaşında ne sıkıntılar çekti zavallı.”
cümlesinde ise ekten önce “e” sesinin türediğini görüyoruz.
Kimi sözcüklerde bu ek, fiilden sözcük türetmiş gibi görülebilir.
Örneğin;
“Bebek, etrafındakilere gülücükler yolluyordu.”
cümlesinde “gülücük” sözü sanki gülmek fiiline “-cik” eki getirilerek yapılmış; oysa sözcük aslında “gülüş-cük” şeklindeymiş, daha sonra “ş” düşerek “gülücük” olmuş.
Bazı durumlarda “-cık” eki küçültmeyle ilgisi olmayan, bir nesne, bir kavram adı da yapabilir.
“Onun bu yıl kulakçık ameliyatı olması gerekiyor.”
“Yaşlılıktan elmacık kemikleri dışarı çıkmış adamın.”
cümlelerinde bu ekin küçültme anlamından sıyrıldığını ve nesne ismi yaptığını görüyoruz.
Bazı isimden isim yapma ekleri de yansıma sözcüklere gelerek onlardan isim türetebilir.
“Bu gürültü nereden geliyor?”
cümlesinde “gürül” yansıma sözcüğü “-tü” eki alarak isim olmuştur.
“Dün geceki horultu kimden geliyordu öyle?”
“Bu mahallede fısıltı gazetesi iyi çalışıyor galiba.”
cümlelerinde altı çizili sözcükler yansımadan isim olan sözcüklerdir.
b. İsimden Fiil Yapan Ekler
İsim kök veya gövdelerine gelerek onlardan fiil türeten eklerdir.
“Bahçedeki çiçekleri suladı.”
cümlesindeki altı çizili sözü incelediğimizde “su” ismine getirilen “-la-” eki, ismi “sulamak” şeklinde bir fiile dönüştürmüştür.
İsimden fiil yapan önemli ekleri cümlelerde gösterelim.
“Yol, buradan sonra gittikçe daralıyor.”
“Yaşlı adam yerinden doğruldu.”
“Parmağu uzun süre kanadı.”
“Yaptığı fedakarlığı duyunca gözleri yaşardı.”
“Derste kulağıma bir şeyler fısıldadı, gitti.”
“Neden bu kadar geciktin?”
“Sıkıntılara dayanamayıp delirdi zavallı.”
“Bu sözlerimi neden bu kadar garipsediniz?”
“Konuşmacının düşüncelerini pek benimsemedim.”
Ekler bazı sözcüklerde ses düşmesine sebep olabilir.
“Haberi duyunca rengi sarardı.”
cümlesinde altı çizili sözcük “sarı” ismine “-ar” eki getirilerek yapılmıştır. Bu sırada “sarı” sözcüğünün sonundaki “ı” sesi düşmüştür.
c. Fiilden İsim Yapan Ekler
Fiil kök veya gövdelerine gelerek onlardan isim türeten eklerdir. Bunlar da cümlede sıfat, zarf görevlerinde kullanılabilir.
“Burada eskiden bir durak vardı.”
cümlesinde altı çizili sözcük, “dur-” fiiline “-ak” eki getirilerek yapılmıştır.
En çok kullanılan fiilden isim yapma eklerini cümle içinde gösterelim.
“Bu istek bende eskiden beri var.”
“Gereksiz bir yığın eşya var bu evde.”
“Herkese sevgi duymam gerekmiyor.”
“Büyük bir dalga, kuma yazdıklarımı sildi, götürdü.”
“O, babasına çok düşkün bir çocuk.”
“Bu kadar alıngan olmana gerek yoktu.”
“Her dalgıç bu kadar derine dalamaz.”
“Yeni aldığım süzgeç ortalıkta görünmüyor.”
“Doğa durağan değil değişkendir.”
“Bu eserin okuyucu bulması çok zor.”
“Artık aynı şeyleri yapmaktan usanç duydum.”
“Bu yazı geçen gün dergide yayınlandı.”
“Bir ay da kesinti olmasa maaşlarda.”
“Geldiklerine dair bir belirti var mı?”
“Dağlar bize artık geçit vermiyor.”
“Işıl ışıl bir güne daha merhaba dedik.”
Türkçe’de sayı bakımından en çok yapım eki fiilden isim yapma ekleridir. Biz burada ancak çok önemlilerini verdik.
d. Fiilden Fiil Yapma Ekleri
Fiil kök veya gövdelerine gelerek onlardan yeni fiiller türeten eklerdir.
“Buradan iki yıl önce taşındı.”
“Müzeyi gezmeden buradan gidilmez.”
“Ortalık iyice karıştı.”
“O sudan sana da mı içirdiler?”
“Bu sözümüz onu mutlaka darıltmıştır.”
“Yeni takılan sokak lambalarını söktürmüşler.”
“Çiçekleri dalından koparmayın.”
“Bu suçlama karşısında biraz şaşaladım.”
SÖZCÜĞÜN YAPISI
Sözcüğün yapısını üç grupta inceleyebiliriz: Basit sözcük, türemiş sözcük, bileşik sözcük.
Şimdi bunları ayrıntılarıyla görelim.
1. Basit Sözcük
Yapım eki almayan sözcüklerdir. Bu tür sözcükler çekim eki almış olabilir. Yapım eki almadıklarından bunlar daima kök halinde bulunur.
“Her tarafı bembeyaz karlar örtmüştü.” cümlesindeki bütün sözcükler basittir.
2. Türemiş Sözcük
Yapım eki alan sözcüklerdir. Türemiş sözcükler cümledeki görevlerine göre belli türleri karşılar. Böylece sözcük hem yapı hem görevce adlandırılır; yani türemiş isim, türemiş sıfat, türemiş fiil…. gibi.
“Bu köşeye bir kitaplık kurmak lazım.”
“Bana bir silgi verebilir misin?”
“Sınıfımızın başkanı çok dalgın biriydi.”
“O her zaman büyük düşünürdü.”
“Yolda çok hızlı yürürdü.”
“O her zaman yanında çalışanları gözetirdi.”
“Çocuklar asla sevgisiz yaşayamaz.”
“Çok acıktım, haydi yemeğe gidelim.”
cümlelerindeki altı çizili sözcükler türemiştir.
cümlesinde altı çizili sözcük, “aç” ismine”-ık” isimden fiil yapma eki getirilerek türetilmiştir. Buna türemiş fiil diyoruz.
“Yaprakların hışırtısı, kuşların cıvıltısına karışmış, tatlı bir musıki oluşturmuştu.”
cümlesinde altı çizili sözcükler “hışır”, “cıvıl” yansıma sözcüklerine “-tı” eki getirilerek yapılmıştır ve yansımadan türeyen isim oluşturulmuştur.
* * *
Bazı pekiştirmeli sözcüklerde sözcüğün başına bir hece eklendiği görülür.
“Etraf bembeyaz olmuş, göz kamaştırıyordu.”
cümlesinde altı çizili sözcük incelendiğinde “beyaz” sözcüğünün ilk hecesinden oluşturulmuş “bem” hecesinin sözcüğün başına geldiğini görüyoruz. Bu bir ek olmadığından sözcük yapım eki almamıştır; yani basittir.
Diğer taraftan, Türkçe sondan çekimli bir dildir, ekler daima sözcüğün sonuna eklenir.
Bir sözcük sadece kökten türetilmez; gövdelerden de türetilebilir.
“Şuralarda bir gözlükçü vardı eskiden.”
cümlesinde altı çizili sözcük “göz” isminden “gözlük”, “gözlük” isminden “gözlükçü” olmuştur. Görüldüğü gibi “-lük” eki sözcüğün köküne, “-çü” eki gövdesine eklenmiştir. Elbette sözcük yine türemiş bir isimdir.
3. Bileşik Sözcük
İki farklı sözcüğün bir araya gelerek kendi anlamlarından az çok farklı bir anlam oluşturacak biçimde kaynaşmasıyla oluşan sözcüklerdir.
Bileşik sözcükler değişik şekillerde oluşur. Kimileri isim tamlamalarının, kimileri sıfat tamlamalarının, kimileri cümle özelliği gösteren söz öbeklerinin kaynaşmaları sonucunda oluşmuştur.
Bu kaynaşma sırasında sözcüklerin her ikisi anlamını kaybedebilir.
“Bahçeden çok güzel hanımeli kokusu geliyordu.”
Sözcüklerden sadece biri anlamını kaybetmiş olabilir.
“Yeryüzü yemyeşil olmuştu yine.”
Sözcüklerden hiçbiri anlamını tam olarak kaybetmemiş olabilir.
“Bu kış yeni bir ayakkabı almam gerek.”
* * *
Bileşik sözcükler yapılışlarına göre değişik özellikler gösterir. Bunları şu şekilde gruplandırabiliriz.
a. İsim Tamlaması Yoluyla
“Komşunun çocuğu kuşpalazına yakalanmış.”
“Onlar düğünden sonra balayına gidecekler.”
“Üzerinde camgöbeği renginde bir kazak vardı.”
“Bahçenin bir köşesine aslanağzı ekmişlerdi.”
cümlelerinde altı çizili bileşik sözcükler isim tamlaması yoluyla oluşmuştur. Sözcükleri ayrı düşündüğümüzde bu, açık olarak anlaşılır.
Bazen bu yolla oluşan isimlerin - özellikle yer isimleri - sonunda iyelik ekinin düştüğü görülür.
“Edirnekapısı Edirnekapı”
“Kadıköyü Kadıköy”
sözcüklerinde altı çizili eklerin düştüğünü görüyoruz.
b. Sıfat Tamlaması Yoluyla
“O ne açıkgöz adamdır bilsen.”
“Buradan Acıgöl’e gidebilir miyiz?”
“Buralarda eskiden çok sivrisinek olurdu.”
“Bu mevsim tam karatavuk avlama mevsimidir.”
cümlelerinde altı çizili bileşik sözcükler sıfat tamlamalarının kalıplaşmasıyla oluşmuştur.
c. İyelik Ekinin Kaynaştırması Yoluyla
“Burası bağrıyanık insanların diyarıdır.”
“Çocukları fazla başıboş bırakmamalıyız.”
“O sütübozuk adama güvenir miyim hiç?”
cümlelerindeki altı çizili sözcüklerde, birinci sözcük isim, ikinci sözcük sıfat özelliği gösteriyor ve isim olan sözcük iyelik eki almıştır.
d. İki Çekimli Fiilin Kaynaşması Yoluyla
“Odaya yeni bir çekyat alalım.”
“Bu denizlerde gelgit olayı pek görülmez.”
“Ekinler biçerdöverlerle biçilip ambarlara doldurulurdu.”
“Onunla uyurgezer diye dalga geçerlerdi.”
cümlelerinde her iki sözcük de çekimlidir. Birleşerek kendi anlamlarından farklı bir anlam ifade etmişler, ya da tür değişikliğine uğrayıp ad ve sıfat görevinde sözcükler oluşturmuşlardır.
e. Bir İsimle Bir Çekimli Fiilin Kaynaşması Yoluyla
“Onun gibi mirasyedi birinden, başka ne beklenir.”
“Yeni bir ateşkes imzalanacakmış.”
“Bu lokantada imambayıldı güzel yapılır.”
cümlelerinde altı çizili sözcüklerin birincisi isim, ikincisi çekimli bir fiildir. Sözcükleri gerçek anlamlarında düşündüğümüzde bunların bir cümle özelliği gösterdiğini söyleyebiliriz.
f. İsim ve Fiilimsinin Kaynaşması Yoluyla
“Bu bölgede günebakan yetişmiyormuş.”
“Ahmet karakaçanın sırtına binmiş gidiyordu.”
“Böyle oyunbozanlık edersen seninle geçinemeyiz.”
“Bu limana bir dalgakıran yapmak lazım.”
“Onun gibi çöpçatan birini görmedim, doğrusu.”
cümlelerinde birincisi isim soylu sözcük, ikincisi sıfat-fiil olan bu sözcüklerden bir bileşik sözcük meydana gelmiştir.
Bunlardan başka yollarla da bileşik sözcük oluşturulabilir. Önemli olan iki ayrı sözcüğün kaynaştığını anlayabilmektir.
Bileşik sözcüklerin kimileri oluşurken ses kaybı olabilir.
“Pazartesi günü size geleceğim.”
cümlesindeki sözcüğün oluşmasına bakalım.
Pazar - ertesi Pazartesi
Görüldüğü gibi “er” hecesi düşmüştür.
Bazı bileşik sözcüklerin oluşumunda ise iki ayrı sözcüğün varlığı bile hissedilemez.
sütlü aş
ne asıl
bu öyle |
|
sütlaç
nasıl
böyle |
Bu sözcüklerin artık iki ayrı sözcükten oluştuğunu düşünemiyoruz bile.
12 Kasım 2006
Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan sözcük ya da söz öbeklerine cümle denir. Şimdi birbirini tamamlayan öğeleri inceleyeceğiz.Bir cümlenin oluşması için en önemli şart, kip ve şahıs bildiren bir unsurun bulunmasıdır. Yani eğer cümle içinde herhangi bir söz, haber veya dilek kiplerinden herhangi biriyle çekimli halde bulunuyorsa o, bir yargı bildiriyor demektir.Yargı bildirmek ise cümle olmanın en önemli koşuludur. Şahıs bildirmek, cümle olmak için her zaman gerekli değildir.Cümlede bulunabilecek öğeler, yüklem, özne, nesne ve tümleçlerdir. Bunların özelliklerinin neler olduğunu şimdi ayrı ayrı görelim.
Yüklem Cümlede kip ve zaman bildirerek yargıyı ortaya koyan temel unsurdur. Tek başına cümle özelliği gösterir. Diğer öğeler yüklemin tamamlayıcı öğeleridir.Cümlede yüklemi bulmak için herhangi bir öğeye soru soramayız. Onu çekimli durumda bulunan sözcüklerden anlarız.
Örneğin;
“Biliyorum” sözü “bilmek” eyleminin şimdiki zamanla çekimlendiğini gösteriyor. Öyleyse yargı bildiriyor demektir. Dolayısıyla bir cümledir. “Biraz önce gelen çocuk, kapıcının kızıydı.”
cümlesindeki altı çizili söz isim tamlaması olduğundan; “O, eskiden, yaramaz bir çocuktu.”
cümlesindeki altı çizili söz sıfat tamlaması olduğundan birbirinden ayrılmaz ve birlikte yüklem olur.
Özne Cümlede yüklemin bildirdiği işi, hareketi yapan ya da oluş içinde bulunan öğedir. Cümlenin temel öğesidir. Ancak her cümlede bulunmak zorunda değildir.
Cümlede özneyi bulmak için yükleme “kim” ve “ne” sorularını sorarız. Ancak özellikle “ne” sorusu, nesneyi bulmak için de sorulduğundan, biz özne sorusunu yükleme değişik biçimde sorarız.
Örneğin; “Öğretmen soruyu bana sordu.”
cümlesinde “sordu” yüklemdir. Özneyi bulmak için yükleme “Soran kim?” diye soruyoruz. Cevap olarak “Öğretmen” geliyor. Öyleyse cümlenin öznesi bu sözcüktür. Cümlede özne yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, açık olarak verilebileceği gibi, yüklemin çekiminden de çıkarılabilir. Cümlede olmayan, yüklemdeki şahıs eklerinden anlaşılan bu tür öznelere “gizli özne” adı verilir.
“Sana bu kitabı iki günlüğüne verebilirim.”
cümlesinin yüklemi “verebilirim” sözüdür. Özneyi bulmak için “Veren kim?” diye soruyoruz, “Ben” cevabı geliyor; ancak bu söz cümlede yok, biz bunu yüklemin bildirdiği şahıstan çıkarıyoruz. Öyleyse bu cümlenin öznesi gizli öznedir. Bu özne cümlede var olan öğelerden biri sayılmaz. Yani “Geldim.” cümlesinde öznenin “ben” olduğu görülse bile bu cümle sadece yüklemden oluşmuş sayılır. Her cümlede özne bulunmaz. Yani eylemi yapan bazen belli değildir.
“Kasabaya bu yoldan gidilmez.” cümlesinde “Gidilmeyen ne, gidilmeyen kim?” gibi sorulara cevap alınmaz. Öyleyse cümlenin öznesi yoktur.
Nesne
Cümlede yüklemin bildirdiği işten etkilenen öğedir. Yükleme sorulan “kimi, neyi, ne” sorularına cevap verir. Nesneler hal ekini alıp almamalarına göre iki grupta incelenir.
1. Belirtili Nesne
Nesne görevinde bulunan söz, “-i” hal ekini almışsa, nesneye belirtili nesne denir. “Çiçekleri annesine verdi.”
cümlesinde “Çiçekleri” nesnesi “-i” hal eki aldığından belirtili nesnedir.
2. Belirtisiz Nesne Nesne görevinde bulunan söz “-i” hal ekini almamışsa nesne, belirtisiz nesnedir.
“Annesi için çiçek topladı.” cümlesinde “çiçek” nesnesi bu eki almamış ve belirtisiz nesne olmuştur.
Dolaylı Tümleç
Yüklemin yöneldiği, bulunduğu, çıktığı yeri gösteren öğedir. Yükleme sorulan “-e”, “-de” ve “-den” hal eklerini alan sorulara aynı ekleri alarak cevap veren sözcük ya da söz öbekleri dolaylı tümleç görevinde bulunur. Soruların ve cevapların aynı ekleri alması zorunluluğu bunun diğer öğelerle karışmasına engel olur. Bunu örneklerle açıklayalım. “Elindeki kitap ve defterleri bana verdi.”
cümlesinde altı çizili öğeyi bulabilmek için yükleme “kime” sorusunu soruyoruz. Soru da cevap da aynı eki almış. Öyleyse “bana” sözü dolaylı tümleçtir. “Sizinle ancak yaza görüşürüz.”
cümlesinde altı çizili sözcük de “-e” hal ekini almıştır. Ancak bu öğeyi bulmak için yükleme “ne zaman” sorusunu soruyoruz. Görüldüğü gibi soru hal eki almadan soruluyor. Öyleyse bu, “-e” hal eki almış olmasına rağmen dolaylı tümleç değildir. “Kimseye sormadan dışarı çıktı.”
cümlesinde ise altı çizili öğeyi bulmak için yükleme “nereye” sorusunu soruyoruz. Bu durumda soru, “-e” hal eki almış, ancak “dışarı” sözü aynı eki almamış. Öyleyse buna da dolaylı tümleç diyemeyiz. Görüldüğü gibi sorular ve cevapların aynı ekleri alması koşulu, birbiriyle karışan öğeleri ayırt etmemizi sağlıyor.
Aynı durumu “-de” ve “-den” eklerinde de görebiliriz. “Beni sınıfta iki saattir bekliyormuş.”
cümlesindeki altı çizili öğeyi cevap olarak almak için, yükleme “nerede” sorusunu soruyoruz. Öyleyse bu öğe dolaylı tümleçtir. “Hepimiz iki saattir ayakta bekliyoruz.”
cümlesinde ise altı çizili öğeyi bulabilmek için yükleme “nasıl” sorusunu sormamız gerekiyor. Görüldüğü gibi soru “-de” ekiyle sorulmamış. Demek ki öğe dolaylı tümleç değil. “O, iki gün önce buradan ayrıldı.”
cümlesinde altı çizili öğe “nereden” sorusuna cevap vererek dolaylı tümleç olmuş. “Senin de gelmeni yürekten isterdim.”
cümlesinde altı çizili öğe “nasıl” sorusuna cevap verdiğinden dolaylı tümleç değildir. “Şu elmadan üç kilo verir misin?”
cümlesinde altı çizili öğeyi bulmak için “neyden” sorusunu yükleme soruyoruz. Cevap geldiğinden öğe dolaylı tümleçtir. “Hastalandığından gelmedi.”
cümlesinde altı çizili öğeyi ise “niçin” sorusuyla buluyoruz. Öyleyse bu, dolaylı tümleç değildir. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Burada unutmamamız gereken, soruyla cevabın aynı ekleri (-e, -de, -den) almasıdır. Dolaylı tümleci bulduran soruları ezberlemek yerine, bunu kavramak daha avantajlı bir yoldur.
Zarf Tümleci
Yüklemin zamanını, durumunu, miktarını, yönünü, koşulunu vb. bildiren öğelerdir. Bunların her biri değişik bir soruyla bulunur. “Hava kararmadan köye inmeliyiz.”
cümlesindeki altı çizili zarf “ne zaman”; “Dosta düşmana muhtaç olmadan yaşamalıyız.”
cümlesinde altı çizili zarf “nasıl”; “Aldığı notlar şaşılacak kadar yüksekti.”
cümlesindeki altı çizili zarf “ne kadar”; “Tek bir söz bile söylemeden içeri girdi.”
cümlesindeki altı çizili zarf “nereye”; “Zamanımız kalırsa bir örnek daha çözeriz.”
cümlesindeki altı çizili zarf “hangi takdirde” sorularına cevap vermişlerdir. Yükleme sorulan bu sorulara cevap veren öğeler daima zarftır. Ancak burada “nereye” sorusuna dikkat etmeliyiz. Dolaylı tümleç konusunda da söylemiştik, bu soru dolaylı tümleci de buldurur. Ancak cevabın da aynı eki alması gerekir. Örnekteki “içeri” sözü ise bu eki almamıştır. Bu özelliği, yani hal eki almadan yön bildirme özelliğini yer-yön zarfları gösterir. Cümleyi öğelerine ayırırken dikkat edilmesi gereken bir husus, azlık - çokluk zarflarının kullanımıdır.
“O, çok çalışkan bir öğrencidir.” cümlesinde yüklem, altı çizili sözün tamamıdır. Çünkü “öğrenci” isimdir, “çalışkan” öğrencinin sıfatıdır. “çok” da çalışkan sıfatının zarfıdır. Dolayısıyla, “çok çalışkan bir öğrenci” sıfat tamlaması olduğundan bunlar birbirinden ayrılmaz. Oysa biz aynı cümleyi;
“O, çok çalışkandır.” şeklinde kullansak, “çalışkandır” yüklem “çok” zarf tümleci olacaktır. Kısaca adlaşmış sıfatlar yüklem olduğunda, onun derecesini bildiren zarflar zarf tümleci olur. Çıkmış soruların birinde,
“Kafesteki kuşların tüyleri, şaşılacak kadar parlaktı.” cümlesi verilmiş ve “şaşılacak kadar” öğesine zarf tümleci denmiştir.
Edat Tümleci
Çıkmış sorularda, seçeneklerde bile olsa, edat tümleci adının geçtiği görülmemiştir. Ancak bazı soruların çözümünde yardımcı olduğu söylenebilir. Eğer seçeneklerde “edat tümleci” adı geçmiyorsa, siz “edat tümleci” olarak gördüğünüz söz öbeklerine zarf tümleci de diyebilirsiniz. Yüklemin ne ile, kimin ile, hangi amaçla, yapıldığını gösteren söz öbeklerine edat tümleci denir.
“O, bütün yazılarını, dolma kalemle yazar.” “Bu araştırmayı arkadaşlarıyla yapmış.”
“Bu yemekleri sizin için hazırladım.” cümlelerindeki altı çizili söz öbekleri edat tümleci sayılır.
Cümle içinde her söz, cümlenin bir öğesi durumunda değildir. Yükleme sorulan sorulara cevap vermeyen söz veya söz öbekleri cümle dışı unsur sayılır. Örneğin aşağıdaki cümleyi öğelerine ayıralım. “Ahmet, sana defalarca geç kalmamanı
Dolaylı Zarf Nesne
söylemedim mi?”
yüklem Görüldüğü gibi “Ahmet” sözü cümlede yükleme sorulan herhangi bir soruya cevap vermiyor yani cümle dışı unsurdur.
CÜMLE VURGUSU
Cümlede asıl anlatılmak istenen öğe vurgulanır. Biz konuşurken, önemsediğimiz öğeyi cümlenin herhangi bir yerinde ses tonumuzu yükselterek vurgulayabiliriz. Ancak yazıda bunu yapamayacağımızdan, vurgulamak istediğimiz öğeyi yükleme yaklaştırırız. Yani cümlede yükleme en yakın öğe, en çok vurgulanan öğedir. “O, beni, hep burada bekler.”
Özne Nesne Zarf Dolaylı Yüklem Tümleci Tümleç
cümlesinde yükleme en yakın öğe dolaylı tümleç olduğundan, en çok vurgulanan öğe de odur.
ARASÖZ Cümleyi söylerken söz arasına sıkıştırılan, bazen bir öğenin açıklayıcısı, bazen cümle dışı unsur olan söz veya söz öbeklerine arasöz denir. Eğer bu söz bir cümle ise “aracümle” diye de adlandırılır.
Açıklamadan da anlaşılacağı gibi arasözün iki işlevi vardır. “O kasabayı, doğduğum yeri, bu kitapta tanıttım.”
Nesne Dolaylı Yüklem
Tümleç cümlesinde “doğduğum yeri” sözü, kasaba hakkında söylenmiştir ve kasabayı açıklamaktadır. Öyleyse bu öğe nesneyi açıklayan bir arasözdür.
Arasöz daima açıkladığı öğeden sonra gelir. “Ahmet, siz de çok iyi bilirsiniz, derslerine pek çalışmaz.”
özne Dolaylı Zarf Yüklem
Tümleç Tümleci
cümlesinde “siz de çok iyi bilirsiniz” sözü cümlenin geneli üzerinde açıklama yapan, ancak herhangi bir öğeyle ilgili olmayan bir arasözdür. Cümle dışı unsur olarak kabul edilir. Arasöz ve aracümleler iki virgül arasında ya da iki kısa çizgi arasında verilir.
“Anneme, hayatını bana adayan kadına, saygıda kusur etmem.”
D.Tümleç Dolaylı Tümleç Yüklem “Odaya girdiğimde, neden olduğunu bilmiyorum, içim garip bir hüzünle doldu.”
Zarf Tümleci Özne Zarf Tümleci Yüklem
cümlelerinde koyu renkle gösterilen sözler de arasözdür.
12 Kasım 2006
Her cümle belli bir düşünceyi, duyguyu aktarmak için kurulur. Bu cümlenin, ifade edeceği anlamı açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koyması gerekir. Ayrıca mümkün olduğunca gereksiz unsurlardan arındırılmış olmalıdır bu cümle. İşte bu özelliği göstermeyen cümleler, anlatım bakımından bozukt
Bu konu ile ilgili, ÖSS’de 5 ya da 6 soru çıkmaktadır. Sadece anlamla ilgili olmayıp dilbilgisi ile de ilgili özellikler gösterdiğinden, daha önceki konuların, özellikle cümle öğelerinin, çok iyi bilinmesi gerekir.
Bu alanda sorulan sorular değişik özellikler gösterir. Bazen bir cümle verilir ve “Bu cümledeki anlatım bozukluğu nasıl giderilir?” diye sorulur, bazen de “Aşağıdakilerden hangisinde anlatım bozukluğu vardır?” şeklinde sorulur.
Anlatım bozukluklarını anlama ve yapıya dayalı bozukluklar olmak üzere iki grupta toplayabiliriz:
1. Anlama dayalı bozukluklar
Bu bozuklukları birkaç bölüme ayırarak inceleyebiliriz.
Gereksiz sözcük kullanılması
Cümlede belirsizlik bulunması
Birbiriyle çelişen ifadelerin bulunması
Sözcüğün anlamca cümleye uymaması
Sözcüklerin yanlış eyleme bağlanması
Mantık hatasının olması
Deyimin yanlış anlamda kullanılması
Sözcüğün yanlış yerde kullanılması
Bazen de bu belirsizlik noktalama işaretleriyle giderilir.
Örneğin;
“Yaşlı adamın yüzüne dalgın dalgın baktı.”
cümlesinde “dalgın dalgın” bakanın “yaşlı” olduğunu belirtmek için, “yaşlı” dan sonra virgül gelmelidir. Aksi takdirde “yaşlı” sözü adam isminin sıfatı olacaktır.
Cümlede gereksiz sözcük kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.
Bir cümlede gereksiz sözcük bulunduğunu anlamak için, sözcük cümleden çıkarılır. Bu durumda cümlenin anlam ve anlatımında bir bozulma oluyorsa o sözcük gerekli, olmuyorsa gereksizdir.
“Herkesi eleştirip tenkit etmek bize hiçbir yarar sağlamaz.”
cümlesinde “eleştirip” sözcüğünün verdiği anlamla “tenkit etmek” sözcüğünün verdiği anlam aynıdır. Öyleyse bu cümlede “eleştirip” sözü gereksizdir. Cümleden çıkarılmalıdır.
“İki kardeşten en küçüğü arkadaşımdı.”
“Bilgili insanlardan yararlanmayı, istifade etmeyi bilmeliyiz.”
cümlelerinde altı çizili sözcükler gereksizdir.
Bir cümlenin anlamı içinde bulunan başka bir sözü cümlede kullanmak da gereksiz sözcük kullanımına girer.
Cümlede böyle bir sözcük varsa, o cümle de anlatım bakımından bozuktur.
“Böyle yüksek sesle bağırmana gerek yok, sağır değilim.”
cümlesinde “bağırmak” zaten yüksek sesle konuşmak anlamındadır. Öyleyse bu sözün anlamı içinde bulunan “yüksek sesle” sözüne gerek yoktur.
Cümlede belirsizlik varsa, o cümle iyi bir cümle değildir.
Bu belirsizlik mutlaka giderilmelidir.
Örneğin;
“Geleceğini babamdan öğrendim.”
cümlesinde “geleceğini” sözü belirsizdir. Çünkü kimin geleceği belli değil. “Onun geleceği” de olabilir; “senin geleceğin” de olabilir. Bu belirsizlik giderilmeli ve sözcüğün kime ait olduğu belirginleştirilmelidir.
Bazı eylemler olumlu durumlarda, bazıları olumsuz durumlarda kullanılır. Eylemin anlamca yanlış yerde kullanılması da anlatım bozukluğuna yol açar.
Örneğin;
“Bana yardım ederek, işi kısa sürede bitirmeme neden oldu..”
cümlesindeki “neden olmak” eylemi daima olumsuz anlamlar verecek biçimde kullanılır. Oysa işin kısa sürede bitirilmesi olumlu bir durumdur. Öyleyse “neden oldu” sözü bu cümlede yanlış kullanılmıştır. Bunun yerine cümle “…bitirmemi sağladı.” şeklinde bitirilebilir.
Bazı cümlelerde mantık hatasının bulunması da o cümlenin anlatımını bozar.
Örneğin;
“Bırakın patates doğramayı yemek bile yapamaz o.”
cümlesinde “bırakın” sözcüğünün cümleye kattığı anlamdan dolayı sanki patates doğramak yemek yapmaktan daha önemliymiş gibi görülüyor. Bu yanlışın düzeltilmesi için cümle,
“Bırakın yemek yapmayı, patates bile doğrayamaz o.”
şeklinde söylenmelidir.
Bazen sözcüklerin bağlandığı ortak eylemler de anlatımda bozukluğa yol açar.
Örneğin;
“Bu davranışıyla bize yarar mı sağladı zarar mı belli değil.”
cümlesinde “yarar” ve “zarar” sözcükleri “sağladı” eylemine bağlanmıştır. Ancak “yarar sağlamak” doğru olsa bile, “zarar sağlamak” doğru değildir. Cümle;
“Bu davranışıyla bize yarar mı sağladı, zarar mı verdi belli değil.”
şeklinde söylenmelidir.
Bu, bazen öğelerin eyleme bağlanmasında da görülür.
Örneğin;
“Ayağına ayakkabı, omzuna şal, üzerine pardesü giyip dışarı çıktı.”
cümlesinde “ayakkabı, şal ve pardesü” sözcükleri “giymek” eylemine bağlanmıştır. Oysa şal giyilmez, atılır.
Cümlede deyimin yanlış yerde kullanılması da cümlenin anlamını bozar.
“Öğretmenin anlattığı konu tüm öğrencilerin dikkatini çekmişti. Herkes kulak kabartmış, öğretmeni dinliyordu.”
cümlesinde “kulak kabartmış” yanlış kullanılmıştır. Çünkü “kulak kabartmak” fark ettirmeden dinlemek anlamındadır. Burada “kulak kesilmek” deyiminin kullanılması gerekirdi.
Bazı sözcüklerin anlamları birbirine karıştırılabilir. Cümledeki sözcüklerin anlamına da dikkat edilmelidir.
Örneğin;
“Çocukların birbiriyle uygunluk içinde olmaları beni sevindirdi.”
cümlesindeki “uygunluk” sözü yanlış anlamda kullanılmıştır. Çünkü burada “uyum” sözü kullanılmalıdır.
Bazen sözcük doğrudur ancak cümlede bulunduğu yer doğru değildir.
Örneğin;
“Yeni elbisemi giymiştim ki kapı açıldı.”
Cümlesinde “yeni” sözünün yeri anlatımda bozukluğa yol açmıştır. Çünkü burada söylenmek istenen, elbisenin yeniliği değil, giymenin yeni yapıldığıdır. Öyleyse cümle;
“Elbisemi yeni giymiştim ki kapı açıldı.” şeklinde olmalıdır.
Aynı anlama gelen ek ve sözcüklerin bir arada kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.
Örneğin;
“Onun beni sevmemesinin nedeni, fikirlerini benimsememiş olmamdandır.”
cümlesinde “nedeni” sözcüğü bir olayın sebebini anlatıyor. Ayrıca “olmamdandır” sözündeki “-dan” eki de neden anlamı veren bir ektir. İkisinin bir arada bulunması cümlenin anlatımını bozmuştur. Cümle,
“Onun beni sevmemesinin nedeni, fikirlerini benimsememiş olmamdır.”
şeklinde düzeltilebilir.
Anlatım bozukluklarının anlama dayalı olanlarını anlattık. yapıya dayalı anlatım bozukluklarını anlatacağız. Bu tür bozukluklar daha çok, Türkçe’nin kurallarıyla ilgili olduğundan, soruları çözebilmek için dilbilgisi kurallarının iyi bilinmesi gerekir. Bu tür bozukluklar şu şekilde sıralanabilir:
Öğe eksikliğinin bulunması
Özneyle yüklem arasında olumluluk-olumsuzluk uyumsuzluğunun bulunması
Özneyle yüklem arasında tekillik-çoğulluk açısından uyumsuzluğun bulunması
Özneyle yüklem arasında şahıs yönünden uyumsuzluğun bulunması
Tamlama uyumsuzluğunun bulunması
Ek uyumsuzluğunun bulunması
Etken-edilgen fiillerin bir arada bulunması
İsim cümlelerinde ekfiilin ortak kullanılması
Şimdi bunları tek tek açıklayalım.
Cümlede, kullanılması gereken bir öğenin bulunmaması, anlatım bozukluğuna yol açar. Bu, daha çok ortak kullanılan öğelerde görülür. Çünkü Türkçe’de her fiil, öğeleri aynı eklerle kendine bağlamaz.
Örneğin;
“Kardeşini yanına çağırdı, bir şeyler söyledi.”
cümlesindeki öğeleri inceleyelim: “Çağırdı” ve “söyledi” yüklemdir. Çağrılan ve söylenen kişi ise “kardeşi” dir. Yani “Kardeşini” öğesi her iki yüklemin ortak öğesidir. Bu ortak öğeyi yüklemlerle kullanalım. “Kardeşini çağırdı” doğrudur; ancak “kardeşini bir şeyler söyledi.” denmez, “kardeşine bir şeyler söyledi.” olmalı. “Kardeş” sözcüğünü iki kez kullanmamak için “ona” da diyebiliriz.
Başka bir örnek verelim:
“Arkadaşlarını pek sevmez, hatta çoğu zaman nefret ederdi.”
cümlesinde, sevmediği kişiler ile nefret ettiği kişiler aynıdır, yani “arkadaşları” ortak öğedir. Ancak “arkadaşlarını sevmez” dense de “arkadaşlarını nefret ederdi.” denmez; “arkadaşlarından nefret ederdi.” denmeli ya da onun yerine geçen “onlardan” sözü kullanılmalıdır.
Görüldüğü gibi bu tür bozukluklar daha çok sıralı cümlelerde görülüyor, ancak bileşik cümlelerde de bu tür öğe eksiklikleri görülebilir.
Türkçe’de bazı özneler olumlu, bazıları olumsuz anlamlar verir. Buna göre yüklemlerin de olumlu, olumsuz çekimlenmesi gerekir.
Örneğin;
“Hiç kimse okula gelmedi, geziye gitti.”
cümlesinde gelmeyen ve gidenler aynı kişiler, ancak “hiç kimse” olumsuz bir öznedir ve yüklemi daima olumsuz çekimlenir. Oysa “gitti” olumlu bir çekimdir. Yani ikinci cümle özneyle uyum sağlamamıştır. Buna “hepsi” şeklinde bir özne getirilmelidir.
Gerçi bu, sadece özneyle ilgili bir durum değildir. Bu tür sözcükler başka öğe durumunda bulunduklarında da yüklem aynı özelliği gösterir.
Örneğin;
“Öğretmenimiz hiçbirimizi azarlamaz, çok severdi.”
cümlesinde, yine “hiçbirimizi” olumsuz olduğundan “hiçbirimizi severdi” şeklinde kullanılmaz; “hepimizi severdi” olmalıdır.
Cümlede öznenin ifade ettiği şahıslarla yüklemin bildirdiği şahıs arasında bir uyum olmalıdır.
Özne birinci tekil, ikinci tekil (ben, sen); birinci tekil, üçüncü tekil (ben, o); birinci tekil, ikinci çoğul, (ben, siz); birinci tekil, üçüncü çoğul (ben, onlar) şahıslardan oluşuyorsa yüklem, daima birinci çoğul şahısa göre çekimlenir.
“Bu işi ancak ben ve sen halledebiliriz.”
“Dışarıda sadece ben ve o küçük çocuk kalmıştık.”
“Ben ve siz yarışmada eşit durumda değildik.”
“Ben ve birkaç yaşlı adam, kahvede uzun bir sohbete dalmıştık.”
cümleleri buna örnek gösterilebilir.
Eğer özne ikinci tekil ve üçüncü tekil (sen, o); ikinci tekil ve ikinci çoğul (sen, siz); ikinci tekil ve üçüncü çoğul (sen, onlar); şahıslardan oluşuyorsa, yüklem ikinci çoğul şahısa göre çekimlenir. Ancak ikinci tekil ve birinci çoğul (sen, biz) şahıslar özne olursa yüklem birinci çoğul şahısa göre çekimlenir.
“Sen ve annen burada ne yapıyordunuz?”
“Sen hatta hepiniz bu konuda suçlusunuz.”
“ Sen ve buradaki konukların, bize yarın gelebilirsiniz.”
“Galiba sonunda senle biz aynı sonuca ulaştık.”
cümleleri buna örnektir.
Öznenin insan ya da başka varlıklar olması da yüklemin tekil veya çoğulluğunu etkiler. Eğer özne bitkiler, hayvanlar, cansız varlıklar ya da soyut kavramlarsa, yüklem daima tekil olur. İnsanlar çoğul özne olduğunda ise yüklem tekil veya çoğul olabilir.
“Kuşlar dallara kondular.” değil “Kuşlar dallara kondu.”
“Sevgiler gizli kaldıkça güzelleşirler.” değil “güzelleşir.” olacak.
“Çocuklar geldi.” şeklinde de doğrudur, “Çocuklar geldiler.” de.
Bazen özneyle yüklem arasındaki uyumsuzluk, öznenin anlamından kaynaklanır.
Örneğin;
“Nüfus sayımı bu yıl yapıldı, bir hayli artmış.”
cümlesinde “yapıldı” yükleminin öznesi “nüfus sayımı”dır, “artmış” yükleminin öznesi ise “nüfus” olacaktır. Ancak cümlede “nüfus” diye bir özne yoktur. Sanki nüfus sayımı, “artmış” yükleminin öznesi olmuştur. Bu ise anlamca uygun değildir.
Sıfat ve isim tamlamalarının aynı tamlanana bağlanması anlatım bozukluğuna yol açar. Çünkü isim tamlamalarında tamlanan iyelik eki aldığı halde sıfat tamlamalarında tamlanan ek almaz. Dolayısıyla tamlananlar, niteliği farklı olduğundan, ortak kullanılamaz.
Örneğin;
“Kaza yerine birçok askeri ve polis aracı geldi.”
cümlesinde “araç” sözü hem “askeri” hem “polis” sözcüklerinin tamlananı durumundadır. Ancak “polis aracı” isim tamlamasıdır ve tamlanan iyelik eki almıştır. “Askeri” sözcüğü ise sıfat olabilecek bir sözcüktür ve “askeri araç” şeklinde sıfat tamlaması yapar; tamlanan da ek almaz. Dolayısıyla araç sözcüğü ortak tamlanan olarak kullanılamaz. Cümle;
“Kaza yerine birçok askeri araçla polis aracı geldi.”
şeklinde olmalıdır.
Burada ayrıca sıfat tamlamalarında görülen bir özelliği de ifade edelim. Türkçe’de sıfatlar çoğul anlam verirse isimler çoğul eki almaz. Bu özellik genellikle belgisiz sıfatlarda görülür.
Örneğin;
“Geceye birçok davetliler katıldı.”
cümlesinde “birçok” sıfatı çoğul bir anlam verdiği halde davetliler sözü de çoğul eki almıştır. Cümleden çoğul eki çıkarılmalıdır.
Cümlede eklerin eksik kullanılması cümlenin anlatımını bozar.
Örneğin;
“Her ülke, dünya devletleri arasında önemli bir yer edinmek için, ekonomik açıdan gelişmesi gerekir.”
cümlesinde “gelişmesi” sözcüğündeki iyelik ekinin, sözcüğü nereye bağladığı belli değil; “kimin gelişmesi gerekir?” diye sorarsak “ülkenin” cevabı gelir. Öyleyse “ülke” sözcüğüne ilgi eki (-in) getirilmelidir.
Bazen de bu durumun tersi görülür.
“Sanatçının, topluma yararlı bir kişi olmak için, eserinde mutlaka toplum sorunlarına yer vermelidir.”
cümlesinde “yer veren kim?” sorusuna “sanatçı” cevap verir. Oysa cümlede “sanatçının” denmiş. Ya bu sözcükteki ilgi eki kaldırılmalı ya da yüklem “vermesi gerekir” şeklinde değiştirilmelidir.
Bazı cümlelerde ise sözcükleri birbirine bağlayan ekler yanlış kullanılmıştır.
Örneğin;
“Senin en beğendiğim yanın, derslerine düzenli çalıştığındır.”
Cümlede öğeleri ortak olarak kullanan etken ve edilgen fiiller bir arada bulunmaz.
Örneğin;
“Bütün yemekleri hazırlayıp bir kenara koyulmalıdır.”
cümlesinde “hazırlamak” etken “koyulmalıdır” edilgen fiillerdir. Bunların aynı öğelerle kullanılması bozukluğa yol açmıştır. Cümle;
“Bütün yemekler hazırlanarak, bir kenara koyulmalıdır.”
şeklinde düzenlenirse bozukluk giderilir.
Sıralı isim cümlelerinde ekfiilin kullanılması da bazen bozukluğa yol açar.
Örneğin;
“O yaşlı şair geleneklere bağlı, ama yeniliklere kapalı değildi.”
cümlesinde iki yargı vardır: Şairin geleneklere bağlı olduğu, aynı zamanda yeniliklere de kapalı olmadığı, oysa cümlede “bağlı” sözü yüklem gibi kullanılmadığından “değildi” edatına bağlanıyor ve böylece şairin geleneklere bağlı olmadığı anlamı çıkıyor. Bunu engellemek için “bağlı” sözü “bağlıydı” şekline getirilmelidir
12 Kasım 2006