5 Kasım 2006 Arşivi
Toplumda kadınlara, erkeklerle aynı hakların tanınmasını sağlamaya çalışan fikir akımıdır. 18. yüzyılın başarına kadar kadınların siyasal, toplumsal hakları hemen hemen hiç yoktu. Kadınların yapı bakımından erkeklerden geri olduğuna inanılmıştı.
Gerek dini mezhepler, gerekse kanunlar, kadınları birçok haklardan yoksun bırakıyordu. Ayrıca kadınlar kendi başlarına mal sahibi olamıyorlar, hiçbir işe giremiyorlardı.Mary Wollsonecraft, ilk kez İngiltere’de kadınların toplumsal hakları üzerine bir kitap yayınladı. Böylece feminizmin temelleri atılmış oluyordu. Amerika’da 1920′de kadınlara oy hakkı verildikten sonra diğer konularda da erkeklerle eşit haklar kazanıldı.
5 Kasım 2006
Ürtiker vücudun herhangi bir yerinde gruplar halindeoluşan, soluk kırmızı renkli kabarıklıklardır. Bu döküntü bir kaç saat içinde geriler. Eski bir döküntü solarken yerine yenileri çıkabilir. Boyutları bir kalem arkası büyüklüğünden, bir tabak büyüklüğüne kadar değişebilir ve birleşerek büyük alanlar oluşturabilirler. Genellikle kaşıntılıdır, fakat yanma ve batma hissi de olabilir.
Ürtiker kan plazmasının derideki küçük damarlardan dışarı çıkması sonucu oluşur. Bu duruma histamin denen kimyasal maddenin salgılanması neden olur. Histamin mast hücresi dediğimiz hücrelerden salgılanır. Alerjik reaksiyonlar, yiyeceklerin içinde bulunan bazı kimyasal maddeler ve bazı ilaçlar histamin salınımına neden olabilir. Bazen ürtikerin neden oluştuğu saptanamayabilir. Ürtiker oldukça yaygındır. İnsanların % 10-20 si yaşamı boyunca en az bir kez ürtiker atağı geçirir. Bir çok atak bir kaç gün veya haftada geriler. Bazen de yıllarca sürebilir. Ürtiker göz etrafında, dudakda, cinsel bölgede geliştiğinde aşırı bir şişliğe neden olur. Bu durum hastaları korkutmasına rağmen, genellikle 24 saat içinde geriler. Bununla birlikte nefes almakta ve yutkunmakta zorluk var ise acilen bir doktora başvurulmalıdır.
Akut Ürtiker
Altı haftadan kısa süren ürtikere akut ürtiker denilir. Bu tip ürtikerlerde genellikle ürtikere sebep olan neden bulunabilir. En sık rastlanılan neden gıdalar, ilaçlar ve enfeksiyonlardır. Böcek ısırıkları ve bazı iç hastalıkları ile birlikte görülebilir. Diğer nedenler ise basınç, soğuk ve güneş ışınlarıdır.
Gıdalar
En sık ürtiker yapan gıdalar fındık, çikolata, balık, domates, yumurta ve süttür. Pişmemiş yiyecekler pişmişlere göre daha sık olarak reaksiyona neden olur. Gıdalara eklenen katkı maddeleri ve koruyucular da ürtikere neden olabilir.
Ürtiker neden olan yiyeceğin yenilmesinden bir kaç dakika ile 2 saat arasındaki bir sürede meydana gelir. Bu süre gıdanın sindirim sisteminden emilme süresine göre değişir.
İlaçlar
Antibiyotik, ağrı kesici, sakinleştirici ve idrar söktürücü ilaçlar sıklıkla ürtikere neden olur. Anti asit denen mide ilaçları, romatizmada kullanılan ilaçlar, vitaminler, göz ve kulak damlaları, kabızlık ilaçları vajinal fitiller ürtiker nedeni olabilir. Bu tip bir döküntünüz olduğunda doktorunuza kullandığınız ilaçları söylemek önemlidir.
Enfeksiyonlar
Bir çok enfeksiyon ürtikere neden olabilir. Çocuklarda soğuk algınlığı en sık rastlanılan nedendir.
Kronik ürtiker
Altı haftadan fazla süre devam eden ürtikere kronik ürtiker denilir. Bu tip ürtikerin nedenini bulmak, akut ürtikere göre çok zordur. Kronik ürtilerli hastaların çok azında etken saptanabilir. Doktorunuz ürtikerin sebebini bulmak için size bir takım sorular soracaktır. Hastalığa ait spesifik bir test bulunmadığından doktorunuz size soracağı sorular ve muayene bulgularına göre bazı testler isteyecektir.
Fiziksel ürtikerler
Ürtiker güneş ışınları, sıcak, soğuk, basınç, titreşim ve egzersize bağlı olarak gelişebilir. Güneş ışınlarına karşı gelişen ürtikere solar ürtiker denilir. Bu durum nadiren görülür ve güneşe maruz kalındıktan bir kaç dakika sonrasında gelişir ve bir iki saat içinde geriler. Soğuğa karşı gelişen ürtiker daha yaygındır. Bu tip ürtiker soğuğa maruz kaldıktan sonra derinin ısınması ile ortaya çıkar. Eğer soğuk vücudun geniş alanını etkilemişse, çok fazla histamin salgılanır ve bu durum nefes darlığı, yaygın kızarıklık, yaygın ürtiker ve bayılmaya neden olabilir.
Dermografik ürtiker
Deride yapılan bir ovuşturma veya bir herhangi bir cisim ile bastırıldığında bu alanda ürtiker gelişmesi dermografizm olarak bilinir. Bu durum toplumda % 5 oranında görülür. Özellikle genç bayanlarda aylarca hatta yıllarca devam edebilir.
Tedavi
En iyi tedavi etkenin saptanması ve bu etkenden sakınılmasıdır. Bu kolaylıkla yapılamaz ve bazen imkansızdır. Doktorunuzun yazacağı antihistaminik dediğimiz ilaçlar genellikle ürtikerde iyileşme sağlar. Ürtikerin oluşmaması için en iyi yol anthistaminiklerin düzenli bir şekilde alınmasıdır. Doktorunuz size en uygun olan bir veya birden fazla antihistaminik seçeneğini reçeteleyebilir. Şiddetli olgularda epinefrin veya kortizon enjeksiyonuna ihtiyaç duyulabilir.
5 Kasım 2006
Kızgınlık çok hafif bir rahatsızlıktan yoğun bir şiddete kadar gidebilen bir duygudur. Öfkeyle birlikte bir takım fizyolojik ve psikolojik değişimler görülür. Adrenalin ve noradrenalin hormonunun salınımı artar ve bununla beraber soluk alıp verme hızlanır, kalp atışı hızlanır , göz bebekleri büyür ve tansiyonumuz çıkar. Kızgınlığa bir çok kolay neden olabilir. Bunlar dışsal olaylar olduğu kadar içsel olaylar da olabilir.
Belli bir dozu hayatın devamı için gerekli olmakla beraber belli bir düzeyi aşan durumlarda canlı kendisine veya çevresine zarar vermeye başlayabilir. Önemli olan o sınırı koruyabilmektir.Kızgınlık ve öfkeyle başa çıkmada kullanılan yollar savunma mekanizmaları genel olarak ifade etme , sakinleştirme ve bastırmadır.Kızgınlığı ifade etmek o an istediğimiz gibi davranmaktan , saldırganlıktan farklı birşeydir. Burada önemli olan kendi duygu ve düşüncelerimizi doğru şekilde ifade etmektir. Bunun için hızlı davranmaktan çok ne hissettiğimizi düşünüp ona göre cevap vermeliyiz. Amacımızın , istediğimizin ne olduğuna dikkatimizi yöneltmeliyiz.Sakinleştirme; dışsal tepkilerimizden çok içsel tepkilerimizi kontrol altına almamız anlamına gelir. Derin nefes alarak kalp atışımızı düzene sokabilip kendimizi sakinleştirebiliriz . bu da öfke duygumuzun katlanılabilir bir hale gelmesine yarar.Üçüncü yol ise bastırmadır. Burada öfke o an için bastırılıp daha sonra olumlu duygularla yer değiştirilir. Bu yol sürekli kullanıldığında ve olumlu duygulara çevrilemediğinde öfke içe döner ve depresyon , somatizasyon gibi çeşitli rahatsızlıklara döner. duyguların ifade edilememesi başka bir takım şeylere de yol açar. Kişinin kızgınlık duyguları değişir ve kin , intikam alma gibi yollarla kendini göstererek ilişkilerinin bozulmasına yol açabilir. Bu yüzden sık kullanılması tavsiye edilmez. Kızgın olduğumuz durumlarda olayları ya da kişileri değiştirip yok edemeyiz. Burada yapılacak şey verilecek tepkileri düzenlemektir.Aşırı öfkenin altında “herşey istediğim gibi olmalı!” mesajı yatar. Bunu enggeleyen en küçük bir olay onları sinirlendirir. Engellenme toleransları düşüktür.Öfkeli bir mizaca sahip olmanın bir çok nedeni olabilir. Bunlar genetik , fizyolojik , aile içi ilişkilerinden kaynaklanabildiği gibi bebeklik döneminde bebeğin öfkesinin aile tarafından yatıştırılmamasından kaynaklamıyor da olabilir.Derin nefes alma ve kişiyi yatıştırabilecek durumların hayal edilmesi bir yoldur. Basit olarak uygulanabilecek yollar:Diyaframınızdan derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir.Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.Belleğinizden çağırarak ya da hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın.Kendinizi zorlamayacağınız, yavaşça yapılan Yoga-türü egzersizlerle kaslarınızı gevşetmeye çalışın.Bu teknikleri hergün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.
Bilinçte Yeniden Yapılandırma
Kızgın olduğumuzda düşüncelerimizi ve duygularımızı abartarak ifade ederiz. Burada yapılacak olan düşünce tarzımızı değiştirmektir. “Herşey mahvoldu!” demek yerine “evet bu kötü oldu fakat dünyanın da sonu değil diyebilmek” tir.“Asla” veya “hiçbir zaman” gibi kelimeler öfkeyi tetikler. Bunların kullanımı olabildiğince azaltılmalıdır.
Mantıklı düşünmeye başlanınca öfkenin nesnesi belirlendiği için öfke azalır. Daha katlanılır bir hale gelir.
Problemi Çözme
Önce öfke yaratan durumun değiştirilip değiştirilemeyeceğine bakılmalı. Eğer durum değiştirilemeyen bir durumsa çözüme odaklanmak yerine sorunla yüzleşmeli. Birden sorunlara yanıt bulunamıyorsa kişi kendine yüklenmemeli zamana yaymalı , gerekirse bir profesyonelden yardım almalıdır. Çünkü sorunun nedenini bulamadıkça engellenme hissi yaşanacaktır ki bu da tekrar kızgınlığa neden olabilir.
İletişimin iyileştirilmesi
Öfkeli anda kırıcı ve yargılayıcı olunmamak için bir an için geriye çekilip olay gözetlenmeli. Gerçekten ne hissettiğinizi tartmalı ve asıl duygularınızı yapıcı bir şekilde ifade etmelisiniz. Kendinize zaman tanımamalısınız , yavaştan almalısınız.
Mizah
Mizahın olduğu yerde öfke barınamaz. Bu yüzden öfkeli anlarınızın mizahi bölümlerini yakalayın ve aklınızda hayal edin. Burada unutulmaması gereken mizah kullanmak kişinin sorunlarını gülerek geçiştirmemek olduğu ve mizah kullanırken alaycı bir hal almamasına dikkat etmek gerekir.
Çevre Değişikliği
Bazen sinirlendiğimizde bizi sinirlendiren ortamdan uzaklaşmak öfkemizi dindirip mantıklı düşünmemize neden olabilir.
Size gün içerisinde çok stres veren zamanlara dikkat edin ve bu zamanlarda kendinize küçük bir mola verin. Bu sizin o anı daha rahat atlatmanızı ve daha analayışlı bir şekilde karşılamanızı sağlayacaktır.
5 Kasım 2006
Objeden yansıyan ışık, göz kapakları arasından geçerek saydam kornea tabakasına gelir korneadan pupilla dediğimiz, gözün ortasındaki açıklığa ulaşır. Pupillanın arkasında bir çok ince bağla yerinde asılı duran saydam lens bulunmaktadır. Lensi de geçen ışık belli oranda kırılarak gözün arka kısmında retinanın üzerine düşer. Böylece obje retinanın tam üzerine düşüyor ise normal net görme sağlanmış olur.
Doğaldır ki objenin sadece retina üzerine düşmesi görmeyi tam olarak sağlamıyor, buradan itibaren de görme siniri üzerinden görüntünün, beynin arka kısmında yer alan görme merkezine ulaşması gerekmektedir. Kısaca lens ve korneanın görevi gelen ışınları kırarak görüntünün net olarak retina üzerine düşmesini sağlamaktır. İnsan uzağa da yakına da baksa gözün oto-fokus sistemi, otomatik olarak bir fotoğraf makinası gibi çalışarak görüntünün retina üzerine net olarak düşmesini sağlar. Kişide kornea veya lenste kırma kusuru varsa myopi, hipermetropi, presbiyopi ve astigmatizm adı verilen görme bozuklukları oluşur.
Miyopi Nedir ?
Kişi uzağı göremez, örneğin normal mesafeden değil de, yazıyı gözüne daha yakın tutarak okur. Miyopide kornea veya lensin kırma gücü normalden fazladır. Bu tür myopiye kırılma miyopisi adı verilir. Birde gözün ön-arka aksının uzun olmasına bağlı miyopi vardır buna da aksmiyopisi adı verilir. Her iki tür miyopide de oluşan görüntü, retinanın üzerine değil retinanın önüne düşmektedir. Miyopi (-) camla yani konveks camla veya laserle düzeltilir.
Hipermetropi Nedir?
Kişi uzağı görür yakını göremez. Hipermetropide miyopidekinin tam aksi, korneanın veya lensin kırma gücü zayıf, ya da gözün ön-arka çapı kısadır. Her iki durumda da görüntü teorik olarak retinanın arkasında bir yere düşmektedir. Hipermetropi (+) cam dediğimiz konveks camla düzeltilir.Bu görme kusurunda da laser ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Presbiyopi Nedir?
Kişi uzağa baktığı zaman normal görüşte göz akkomadasyon (uyum) yapmaz ama yakına baktığımız zaman lensin bombeliği artıp azalarak, yani akkomadasyon yaparak oto-fokus sistemi sayesinde normal görme sağlanır. Yaş ilerledikçe gözün bu oto-fokus sistemi yeteneği azalır. Bu şekilde oluşan görme kusuruna da presbiyopi denir. Presbiyopi gözlükle düzeltilir.
Astigmat Nedir?
Gözün yapısı, dıştan bakıldığı zaman küre şeklindedir. Korneanın bu muntazam yapısı Astigmat gözde bozulmuştur. Daha anlaşılır bir şekilde izah etmek için şöyle düşünebiliriz; şişirilmiş balonun bir tarafından bastırılınca, karşı tarafta düzensiz bir bombeleşme olur astigmat gözde korneanın durumunu buna benzetebiliriz. Böylece korneanın yatay ve dikey eksenlerindeki uyumsuzluktan dolayı kırılma sonucu görüntü, retina üzerinde nokta şeklinde değil çizgi şeklinde oluşur. Astigmat, miyopi ve hipermetropi ile birlikte olabilir. Astigmat kusur, gözlükle düzeltilir. Ancak laserle tedavi konusunda da çalışmalar vardır.
5 Kasım 2006
Otizm ilk olarak 1943 yılında Amerikalı çocuk psikiyatristti Leo Kanner tarafından erken çocuk otizmi olarak tanımlanmıştır. Kanner otizmin psikolojik kökenli olduğunu ve yanlış anne baba tutumlarından kaynaklandığını ileri sürmüştür. Kanner’den günümüze kadar yapılan araştırmalar sonucunda otizmin kökeninin genetik ve nöropsikiyatrik kökenli olduğu beyindeki yapısal bozukluktan kaynaklandığı ortaya çıkmıştır.
Otizm yaşamın ilk yıllarında başlayan sosyal ilişki, iletişim ve bilişsel gelişimde gecikme yada sapma ile kendini gösteren, yineleyici ve sınırlı davranış ve ilginin olduğu yaygın gelişimsel bir bozukluktur.Otizm 30 aydan önce (çoğunlukta) görülmekte, çocuklarda konuşma ve dil gelişiminde belirgin bir gecikme, sosyal iletişimde yetersizlik (kucağa alınmayı reddetme, insanlara karşı genel bir ilgisizlik, göz kontağı kurmaya ilgisizlik) söz konusudur.Kalıplaşmış davranışlar aynılığı korumada ısrar, değişikliğe karşı tepki gösterme ve oyun becerisinde gerilik görülmektedir. Duygusal alanda; işitsel uyarılara aşırı tepki yada tepkisizlik, görsel olarak dönen, hareket eden aşırı ilgi, acı, soğuk ve sıcağa karşı aşırı duyarsızlık ya da aşırı duyarlılık, dokunulmaya karşı tepki görülür.Otizm toplum içinde 1000 kişiden 4 görülme sıklığı gösterir.Kızlara oranla erkeklerde daha sık otizm görülmekle birlikle kızlarda rahatsızlık daha ağır olmaktadır. Otizm kesin bir tedavisi olmayan,yaşam boyu süren gelişimsel bir hastalıktır. Otizm de ilaç, eğitim ve terapi yöntemleriyle çok yönlü bir tedavi uygulanmaktadır. Eğitim ve terapiyle sözel iletişimin güçlendirilmesi, sosyal iletişim becerilerinin güçlendirilmesi, sosyal iletişim becerilerinin kazandırılması hedeflenmektedir. Eğitimde otistik çocuğun somut ve görsel algılayışı, aynılığını koruma ihtiyacı göz önünde bulundurularak yapılandırılmış ve görsel eğitim modelleri geliştirilmektedir. (TECH ve PECH) gibi teknikler şu anda Amerika’da kullanılmakta, İsrail’de de kullanılmaya başlanmıştır. Otistik çocuğun duygusal duyarlılığı ve ihtiyaçları dikkate alınarak geliştirilmiş teknikler eğitimin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Eğitim ve terapinin ortak amacı otistik çocuğun bağımsızlık kazana bilmesi, günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini düzenleyebilmesi ve kapasitesi doğrultusunda zihinsel gelişimini hedeflemektedir.Bütün rahatsızlıklarda olduğu gibi otizmde de erken teşhis ve tedavide çok önemlidir.Aileler otizmi iyi tanımalı,çocuğun bireysel özelliklerinin farkında olmalı,eğitime aktif katılmalı,çocuğun sınırlılıklarını bilmeli ve beklentilerini bu sınırlılıklar üzerinde kurmalı,iletişim becerilerini güçlendirmeliler.Ayrıca çocuğuna otistik bir tanı konulması, otistik bir çocuğa sahip olmak ve otistik bir çocukla yaşamak her anne baba da farklı tepkilere neden olacağından gerektiğinde psikolojik yardım almaktan kaçınmamalılar.
5 Kasım 2006
Depresyon, değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile fizyolojik işlevlerde yavaşlama gibi belirtileri içeren bir sendromdur. Genel olarak çökkünlüklerde yaygınlık oranı % 9-20 arasında bildirilmiştir. Ağır çökkünlük durumlarında yaygınlık oranı erkeklerde %3, kadınlarda % 5-9 olarak verilmektedir.
Yaşam boyu hastalanma riski erkekler için % 8-12, kadınlar için %20-26 olarak bulunmuştur. Ağır çökkünlükler (majör depresyon ya da ünipolar bozukluk) kadınlarda, erkeklerden iki kat daha fazla görülmektedir. Depresyon, kadınlarda en çok 35-45 yaşları arasında, erkeklerde 55 yaşlarından sonra görülmekte ise de bu bozuklukların genç yaşlarda sanıldığından da çok görüldüğüne ilişkin veriler artmaktadır.
1) Birincil çökkünlükler: Bedensel ya da başka bir ruhsal hastalığa bağlı olmaksızın ortaya çıkan ruhsal çökkünlüklerdir. 6 ayrı grupta değerlendirilebilir:
a) Çökkünlük nöbeti: ağır, hafif
b) Yineleyeci depresyon ( unipolar depresyon)
c) Bipolar duygulanım bozukluğunda (Manik-depresif-psikoz, PMD) görülen çökkünlük nöbetleri: Mani nöbetine benzeyen kamçılanış durumları en çok şizofreni, paranoid bozukluk ve organik nedenlere bağlı ruhsal bozukluklarda görülebilir. Şizofrenik bozukluklarda acayip davranışlar, sanrılar ve varsanılar klinik durumda belirgindir. Organik kaynaklı ruhsal bozukluklar kafa travmaları, enfeksiyonlar, ağır karaciğer yetmezliği, hipertiroidi, beyin urları, bazı ağır kalp ve göz ameliyatlarından sonra ortaya çıkan delirium durumlarında görülebilir. Bipolar duygulanım bozukluğu genellikle yıllarca nöbet nöbet gelir.
d) Distimik bozukluk: Bu hastalarda genel olarak en az iki yıl süren, çok ağır olmayan depresyon belirtileri arasında uyku bozukluğu, süregen mutsuzluk ve karamsarlık, halsizlik, istek ve ilgi azlığı, güvensizlik, süregen sızlanma ve yakınmalar görülür. Zaman zaman birkaç gün gibi kısa süreli iyilik dönemleri olabilir. Alkol ya da sıkıntı giderici ilaçlar kullanma eğilimi fazladır.Bozukluğun önemli özelliği süregen olması, mutsuz ve karamsar olmasıdır.
e) Siklotimik bozukluk: Taşkınlık ve çökkünlük durumlarının daha hafif ve kısa süreli olmasınedeni ile duygulanım dalgalanmaları gösteren bir kişilik bozukluğu sanılır. Kişi coşkulu dönemlerinde canlı, hareketli, toplumsal ve iş etkinliği artmış, aşırı güvenli, fazla dışadönük bir kimsedir. Uzun ya da kısa bir sürede birden sıkıntılı, durgun, karamsar ve çekingen saatler ya da günler olur.
f) Atipik çökkünlükler: Bu hastalarda tipik depresyon belirtileri yerine fobik-obsesif, hipokondriak uğraşlar, konversiyon belirtileri, beklenmedik bir biçimde alkole, kumara ilaçlara düşkünlük, aile ve iş yaşamından uzaklaşma eylemleri, açıklanması güç cinsel uyumsuzluk, aşırı yeme, aşırı yememe ve daha birçok başka değişken belirtilerin altında bir çökkünlüğün yatmakta olduğu kabul edilir.
2) İkincil çökkünlükler: Bedensel ya da başka bir ruhsal hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan çökkünlüklerdir. Kanser, kalp, damar hastalıkları, kansızlıklar, süregen enfeksiyon hastalikları, hipotiroidi, kafa travmaları, beyin urları, beyin damar hastalıkları ve çeşitli nedenlere bağlı bunamalarda hastalığın başlangıcında ya da gidişi sırasında değişik derecelerde çökkünlük durumları sık görülür.
YAŞ DÖNÜMÜ DEPRESYONU
Yaş dönümü çökkünlüklerinde ağır bunaltı, sabah bunaltısı, uyku bozukluğu görülür. Bunaltıya bağlı aşırı telaş ve tedirginlik ile hasta yerinde duramaz. Sabahlara kadar ellerini oğuşturarak dolaşır. Sıkıntılı bir kamçılanış içindedir. Ayrıca bedensel uğraşlar ve intihar düşünceleri fazla görülür. Çökkünlüğün bütün öbür belirtileri de bulunur. Genellikle melankolik tip çökkünlüktür.
İNTİHAR SORUNU
Ruhsal bozukluklar arasında intihar riskinin göreceli olarak yüksek olduğu bozukluklar sırasıyla şunlardır:
1) Ruhsal çökkünlükler
2) Kronik alkolizm
3) Yaşlılık çağı ruhsal ve organik hastalıkları
4) Şizofreniler
5) Diğer ( sanrısal bozukluklar, kişilik bozuklukları, cinsel uyum sorunları ve benzeri)
Ölümle sonuçlanan intiharların yaklaşık % 70’i depresyonlu ya da kronik alkolik hastalara aittir. Yaklaşık % 5’i şizofrenik, % 5’i organik, ruhsal ve bedensel bozuklukları ya da ölümcül hastalığı olan hastalardır. İntihar, çocukluktan ileri yaşlara dek her yaşta fakat daha çok 45 yaşın üstünde görülebilmektedir. Ölümle sonuçlanan intiharlar erkeklerde kadınlara oranla 5 kat daha fazladır. Ölümle sonuçlanmayan intihar girişimleri ise kadınlarda aynı oranda daha fazladır.
5 Kasım 2006
Grip hastalığı genellikle sonbahar ve kış aylarında sıklıkla görülen ancak halkımız tarafından pek önemsenmeyen bir hastalıktır. Damlacık enfeksiyonu yoluyla hasta ve taşıyıcı insanlardan sağlam insanlara bulaşan bu mikrop, çok kısa süre içerisinde akciğerlere yerleşmekte ve ağır tablolara neden olmaktadır. Yüksek ateş, öksürük, bitkinlik, eklem ve baş ağrıları şeklinde kendisini gösteren bu hastalığın bilinen bir etkin tedavisi yoktur.
C vitamini, iyi beslenme ve soğuktan korunmanın hastalık tedavisinde ve korunmasında yeri yoktur. Başta astımlı çocuklar olmak üzere kronik akciğer, kalp, böbrek hastalığı olanlar ile şeker hastası olan çocuk ve erişkinlerin bu hastalıktan mutlaka korunmaları gerekmektedir. Akciğerlerde harabiyete ve vücudun savunma sistemlerinde yetersizliğe neden olan bu virüs, daha sonra vücuda yerleşecek diğer mikroplara zemin hazırlamakta ve hastalar bu nedenle risk altında kalmaktadır. Hastalığın kendisi ya da eklenen diğer fırsatçı mikropları oluşturduğu enfeksiyonlar nedeniyle vücut bitap düşmekte ve başka bir kronik hastalığı olan çocuk ve erişkinler maalesef kaybedilebilmektedir. Hastalığın bir başka özelliği de, hastalanan kişilerin mutlaka kesin yatak istirahatine gereksinim duymaları nedeniyle işe ve okula devamsızlık nedenleri arasında birinci sırayı almasıdır. Tedavisi olmayan bu viral hastalıktan ancak aşı ile korunmak mümkündür. Grip hastalığının tüm topluma yayılmasında en önemli etken olan okul, işyeri, kreş, kışla gibi toplu yaşam yerlerinde bulunan kişilerin mutlaka aşılanması önerilmektedir.
Grip aşısı
Grip virüsü kendini sürekli olarak değiştirebilen bir virüstür. Grip virüsü hemen her sene değiştiği için gribe karşı kalıcı bağışıklık gelişemez ve tekrar tekrar grip geçirebiliriz. Sürekli değişen virüs Dünya Sağlık Örgütü tarafından yakından takip edilir ve Dünya Sağlık Örgütü her yıl salgın yapması beklenen virüsleri tespit ederek gelecek yıl hastalık yapacak olan virüslere karşı hazırlanan özel aşıları önermektedir. Aşı her yıl yenilenmekte ve o yıl salgın yapması beklenen grip tiplerini içermektedir. Grip aşılarının çeşitli tipleri vardır. Ancak özellikle çocuklarda hemen hemen hiç bir ciddi yan etkisi olmayan split (ayrıştırılmış-parçalanmış) aşı kullanılmalıdır. Risk altında olan bireylerin ve okul çocuklarının özellikle aşılanması gereklidir. Grip aşısı kullanımında yaş gruplarına göre bazı farklılıklar vardır:
*6ay-3 yaş arası çocuklarda : ilk kez yapılıyorsa : Bir ay ara ile 2 yarım doz uygulanır. Daha önce grip aşısı ile aşılanmış çocuklarda :1 yarım doz yapılır.
*3-9 yaş arası çocuklarda : ilk kez yapılıyorsa :bir ay ara ile 2 tam doz uygulanır. Daha önce grip aşısı ile aşılanmış çocuklarda :1 tam doz yapılır.
*10 yaş üstü erişkin ve çocuklara ilk kez uygulanacaksa bile her yıl tek doz uygulanmaktadır.
5 Kasım 2006
Fobiler arasında sık görülen agorafobi, eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinirdi. Şimdi agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten; örneğin sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, deniz otobüsü, uçak gibi yerlerde duyulan korkular artık agorafobi sayılmaktadır.
Genellikle panik bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkar. Nadir olarak da panik bozukluğa bağlı olmayabilir. Çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. Yani hasta panik atak geçireceği korkusu nedeniyle, yalnız başına sokağa çıkmamakta,kalabalığa girememektedir.Agorafobi uzun bir süre kişiyi etkisi altına alabilir. Bir panik atak hastamız 2 yıl boyunca evden dışarı çıkamadığını, markete gidemediğini, alışveriş yapmak için dahi evden dışarı çıkamadığını belirtmiştir.
5 Kasım 2006
Yeryüzünde yaşayan ve kısaca mikrop diye tanımlanan virüs bakteri gibi zarar verici etmenlerin çeşitliliği göz önüne alındığında insanoğlunun böyle bir ortamda hastalanmadan yaşamını sürdürebilmesinin ne kadar güç olduğu ortadadır. Bu ortamda insanın yaşamasını sağlayan ve dış zararlı etkenlere karşı koyan vücudun savunma sistemine “bağışıklık sistemi” adı verilmektedir.
Bağışıklık sistemi özgül ve özgül olmayan bağışıklık sistemi olarak iki başlık altında incelenmektedir. Özgül olmayan bağışıklık sistemi; vücudumuza zarar verebilecek tüm etkenlere karşı hiçbir ayırım yapmadan savunma yapar. Örneğin derinin salgıları ile tüm vücut yüzeyinde oluşturduğu tabaka , burun tüyleri ve mide asidi gibi savunma mekanizmaları mikropların vücuda girmesini engellemekte ya da girse bile hastalık yapmasını önlemektedir. Özgül bağışıklık sistemi; vücudumuza giren mikropları tanımlayarak onlara karşı özel bir savunma yapmaktadır. Vücudumuz kendi yapısını çok iyi tanımakta ve kendisine yabancı olan her türlü mikropları ayırt edebilmektedir. Vücut, kendisine yabancı mikropların yapısını tanımladıktan sonra bu yapıları etkisiz hale getirebilecek savunma cisimcikleri (antikorlar) yapar. Örneğin, kızamık geçiren bir çocuk bu nedenle yaşamı boyunca bir daha kızamığa yakalanmamaktadır. Ancak bir kez geçirildiğinde bile ağır seyreden ve ölüm, sakatlık, zeka geriliği gibi ciddi sonuçlara neden olabilen hastalıkların varlığı söz konusu olduğunda kişileri bu hastalıklardan korumanın ne kadar önemli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Hastalıklardan korunmak için önerilen birçok yol olmasına karşın; korunmada en etkin, en güvenli ve en ucuz yöntem kişilerin aşılanmasıdır.
5 Kasım 2006
Akciğer absesi,akciğer parankimasında değişik etyolojik ve patolojik olaylarla oluşan nekroz, süpürasyon ve fibröz doku reaksiyonu ile sınırlı patolojik bir oluşumdur.
ETYOLOJİ:
Akciğer absesi hazırlayıcı bir hastalığın sekonder komplikasyonudur.
Akciğer abselerinin %60’ı anaerob mikroorganizmalar içeren üst solunum yolları florasının aspirasyonuyla oluşur.Periodontal sepsisli (gingivitis veya piyore) olgularda uygulanan ÜSY operasyonlarında sık görülür.Aspirasyona neden olan durumlar;Alkolizm, diyabet koması, epilepsi, malnütrisyon, ilaç alışkanlığı, sedatif kullanılması, hemipleji, nörolojik bozukluklar gibi bilinç kaybına yol açan koşullar.Özefageal bozukluk ve nörolojik yetersizliğe bağlı disfaji.Nazogastrik intübasyon, trakeostomi, nazogastrik beslenme tüpleri.Akciğer tümörü, lenfadenopati, mukoid tıkaç, yabancı cisimle bronş tıkanıklığı olursa, tıkanıklığın gerisinde biriken mukus mikroorganizmaların üremesi için iyi bir ortam oluşturur, infeksiyon ve abse gelişir. Bronş kistleri, hidatik kist, bronşektazi ve akciğer infarktüsü olaya eklenen infeksiyon ile abseye dönüşebilir.
En fazla etken olan mikroorganizmalar;
Anaerob:. Fusobacterium nucleatum, Bacteroides melaninogenicus, B. İntermedius Peptostreptococcus.
Aerob: Streptokoklar,mikroaerofilik streptokoklar,Stphylococcus aureus ve Klebsiella’dır.
S. Aureus ve gram negatif basillere bağlı abseler hastane infeksiyonu olup ağır tıbbi cerrahi koşullarda, direnci düşük, güçsüz olgularda görülür.Amip absesi hepatik abseden diyafragma yoluyla akciğere direkt yayılma ile oluşur. Nocardia abseleri özellikle kortikosteroid uygulamasına bağlı immünsüpresyon sonucu oluşur.Özellikle S.aureus, anaerob bakteri ve P. Aureginosa’nın etken olduğu septik emboliler multipl, soliter, periferik yerleşimli hematojen akciğer abselerine yol açar. Hematojen abseler çoğunlukla intravenöz ilaç uygulanan olgularda görülür.
PATOGENEZ:
Aspirasyon pnömoni ve absesinin gelişmesi için akciğerin savunma mekanizmasının ve vücut direncinin zayıflaması, fazla miktarda mikroorganizma bulunması gerekir.Sağ ana bronşun trakea ile daha dar açı yapması nedeniyle aspire edilen maddeler daha çok sağ akciğere ulaşır.7-14 günde hava sıvı düzeyi gösteren tipik abse görünümü ortaya çıkar.
PATOLOJİ:
Patolojik özellikler diğer abselerden farklı değildir.Başlangıçtaki solid inflamasyon dokusu erir ve cerahat dolu bir kavite oluşur.Kısa sürede çevresinde granülasyon dokusu ve fibrozis gelişerek olayın yayılması engellenir. Arasıra iltihabi materyal bronşlar yoluyla dışarı atılır ve drenaj yeterli olursa abse iyileşir.Drenajı bozuk ve virulan bakterilerin oluşturduğu abseler birçok bronşa açılarak diğer akciğer alanlarına yayılır ve multipl abselere yol açar. Bazen abseyi drene eden bronşta oluşan inflamasyon materyali birikir, kollapsa yol açar.Kollabe alan üzerinde plevranın negatif basıncının emici etkisi daha artarak ampiyem oluşmasına yol açar. Plevraya yayılım periferik yerleşimli abselerde sıktır.Abse büyüdükçe genişleyen granülasyon dokusu plevraya yayılımı önler. Aspirasyon abselerinde plevraya rüptür ender, bronşa rüptür sıktır. Ufak abseler büzülür, fibröz skar dokusu içinde kaybolur.Büyük olanlar aynı kalır. Yetersiz drenaj ve yetersiz tedavi sonucu infeksiyonun devam etmesi abseyi kronikleştirir, bal peteği şeklinde kistik görünümler ortaya çıkar. Birçok olguda tedaviyle bu oluşumlar gelişmez.
KLİNİK BULGULAR:
Abse pnömoni belirtileriyle başlar.Titreme ile ateş yükselmesi, halsizlik olur. Sonra öksürük ve giderek artan balgam çıkarma eklenir.Anaeroblara bağlı abselerde balgam kötü kokulu olur.Bazen absenin bronşa açılmasıyla kusma şeklinde bol balgam çıkarma olabilir. Balgamda çizgi şeklinde kandan, ağır öldürücü kanamalara ulaşabilen hemoptizi bulunabilir.Yan ağrısı olabilir.S. aureus, gram(-) basil ve amip abseleri hızlı ve ciddi seyir gösterir.
Fizik bulgular, erken evrede pnömoni bulgularıdır. Geç evrede amforik veya kavernöz solunum, plörezi bulguları, geniş abselerde matite alınır. Solunum sesleri hafiflemiştir. Kronik abselerde çomak parmak görülür.
LABARATUVAR BULGULARI:
Hastalığın erken evrelerinde lökositoz vardır.Sedimentasyon hızı artmıştır.İnfeksiyonun toksik etkisiyle hipokromik anemi görülebilir.Balgamda bakteriyolojik incelemeler, mikobakteri, patojen mantarlar, parazitler yönünden incelemeler ve sitolojik incelemeler, rutin aerob ve anaerob kültürler yapılır.Transtrakeal aspirasyon biyopsisi veya fiberoptik bronkoskopi ile alınan örnekler anaerob kültür için daha uygundur. S. Aureus, gram (-) basil ve anaerob infeksiyonlarda kan kültürü yararlıdır.Plevral sıvıda aerob ve anaerob kültür özellikle ampiyemde tedaviye başlamadan önce yararlıdır.
TANI:
PA-Yan Akciğer Filmi: Akciğer absesi, akciğer filminde hava-sıvı düzeyi gösteren kavite görünümü ile tanınır.Başlangıçta bir veya birkaç akciğer segmentini tutan homojen, düzensiz sınırlı pnömonik gölge görülebilir.Hava-sıvı düzeyinin görülebilmesi için absenin bronşa drene olması gerekir.Bir çok olguda absenin primer nedenini radyolojik olarak saptamak olası değildir.Yabancı cisim aspirasyonu varsa madeni olanlar radyolojik olarak görülür,organik olanları görmek olanaksızdırBilgisayarlı Tomografi: Absenin büyüklüğü ve lokalizasyonu hakkında daha iyi bilgi verir. Bronkoskopi: Bronkoskopi, antibiyotik tedavisine yanıt alınamayan, atipik klinik bulgu gösteren, malign kavite, obstrüktif tümör ve yabancı cisim aspirasyonu olan abseli olgularda rutin olarak uygulanır. Diyagnostik Torakotomi: Wegener granülomatozu, diğer vaskülitler ve malignitelerde, diğer yöntemlerle tanı konamayan olgularda biyopsi ve eksizyon için cerrahi tetkik endikedir.
TEDAVİ:
Absenin tedavisi etyolojik nedene yönelik olmalıdır.
Antibiyotik tedavisi: Kültür antibiyogram sonucuna göre antibiyotik verilmelidir.
Penisilin 10-20 milyon ünite/gün klinik düzelme sağlanıncaya dek verilir.Sonra im. yada po. Penisilin G, penisilin V, ampisilin, amoksilin 4×500-750 mg verilir.
Klindamisin 4×600 mg iv. olarak;
Penisiline dirençli anaerob olgularda,
Penisilin kontrendikasyonu olan, ciddi ve hızlı seyirli olgularda verilir.
Ateş düşüp klinik düzelme sağlandıktan sonra 4×300 mg’a düşülür.Metranidazol anaeroblarda erken etkili olup mikst anaerob ve aerob infeksiyonlarda, ciddi seyirli ve klindamisine yanıt alınamayan olgularda kullanılır.Sefalosporinler penisiline eşdeğer etkilidir. 4×1gr. İv. verilir.S.aureus abselerinde nafcillin, oxacillin, özellikle meticillin gibi penisilinaz enzimine dirençli penisilinler veya birinci jenerasyon sefalosporinler kullanılır. Sefalosporinlere direnç kazanan, ağır S.aureus infeksiyonlarında vankomisin 4×500mg. veya devamlı infüzyonla 1-2 gr. verilir.
A grubu beta-hemalitik streptekok infeksiyonlarında penisilin G tercih edilir.
Ekspektoran,mukolitik balgam çıkarmayı kolaylaştırmak için kullanılır.
Solunumsal, kardiyak, renal, fonksiyonlar dikkatle izlenmeli ve destekleyici tedavi verilmelidir.
Tedavinin 3-7. günleri arasında ateş düşmeye başlar, 14. günde kaybolur.
Balgamda pis koku 3-10 günde azalır.
Radyografik bulgular 2-3 haftada düzelir.
Tedavi 6 hafta veya akciğer filminde lezyon düzelinceye kadar sürdürülmelidir.
Tekrarlamayı önlemek için 2-4 ay veya daha uzun koruyucu tedavi verilir.
Cerrahi tedavi:
Tıbbi tedaviye yanıt yoksa,
Kontrol edilemeyen veya hayati tehlike oluşturan hemoptizi,
Bronkojenik karsinoma,
Ampiyem, bronkoplöral fistül, bronşektazi, fibrozis, hava kistleri gibi komplikasyonlar varlığında uygulanır.
KOMPLİKASYONLAR:
Erken:
1 -Bronş yoluyla diğer akciğer alanlarına ve kan yoluyla diğer organlara yayılması.
2-Ampiyem
3-Bronkoplöral fistül
Geç:
1-Bronşektazi
2-Bül, bleb, fibrozis
3-Amiloidozis,malnütrisyon, kaşeksi, anemi, su ve elektrolit dengesinin bozulması
.
PROGNOZ:
Kötü prognoz kriterleri:
1-6 cm’den büyük kavite
2-6 haftadan uzun süren semptomlar
3-Nekrotizan pnömoni
4-Yaşlı, düşkün ve immunolojik yetersizliği olan olgular
5-Bronşiyal obstrüksiyona bağlı abseler
6-S. aureus ve gram(-) basillerin oluşturduğu abseler
KORUNMA:
1-Aspirasyon oluşmasının önlenmesi
2-Periodontal hastalıkların uygun tedavisi
3-Tekrarları önlemek için antibiyotiklerin yeterli süre kullanılması.
5 Kasım 2006
Önceki