Çocuğunuzda bir ya da birkaç kez bayılma, morarma, sıçrama, çırpınma, anlamsız bakma, dalma veya size olağandışı gelen benzeri bir rahatsızlık durumu olabilir ve bir süre sonra tamamen düzelebilir. Danışman olarak önce aile büyüklerine başvurulduğunda, sevilen toruna “hasta” damgasının vurulmaması için ve bu geçici rahatsızlıktan çocukta gözle görülür hiçbir iz de kalmadığından doktora gidilmesi gereksiz görülebilir.
Bu bir hatadır ve erken tanıyı geciktirir. Çocuğunuzun doktoruna mutlaka zaman geçirmeden başvurmalı ve gerekli tetkikleri mutlaka başlatmalısınız. Bu yazıda çocuğunuzun özel durumunun teşhisi ve tedavisi yoktur. Burada doktorunuza giderken daha bilgili olmanızı sağlayacak genel bilgilere, yaşadığınız olayla ilgili hissettiklerinize, aklınıza takılan ve doktorunuza sormayı unuttuğunuz bazı konulara yer verilecektir. Konu hakkında doğru bilginiz ne kadar fazla olursa çocuğunuza yardım etme imkanınız da o kadar artacaktır. Çocuğunuzun iyiliği için profesyonel yardım ve tıbbi tedavi tabi ki gerekmektedir. Ama siz, tedavideki en önemli kişilersiniz. Çünkü çocuğunuzun ileride kendine güvenen ve bağımsız bir erişkin olması için gereken sevgi ve anlayışı ona sadece sizler verebilirsiniz.
Epilepsi Nedir?
Doktorunuz çocuğunuzda mevcut nöbet ya da nöbetlerin “epilepsi” nöbeti olduğunu söylerse ilk sorunuz epilepsinin ne anlama geldiği olacaktır. Bu sözcük halk arasında “sara” adıyla tanınır. Epilepsinin ne olduğunu anlayabilmek için beyni bir bilgisayar gibi düşünmekte yarar vardır. Beyin hücreleri de bilgisayar parçaları gibi birbirleri ile bağlantılıdır ve haberleşmek için küçük elektriksel uyaranlar kullanırlar. Bazen beyinde normal olmayan bir elektriksel aktivite oluşur ve bu olay çocuğun nöbet geçirmesine neden olur.
Bu olay belirli aralarla tekrarlanırsa o kişi de epilepsi var demektir. O halde nöbet, beynin kuvvetli ve hızlı bir elektrik akımı ile kaplanması sonucu oluşan kısa ve geçici bir durumdur, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.
Epilepsiye yol açabilen nedenler
Çoğunlukla epilepsinin bir açıklamasının bulunamaz. Çocuklarda epilepsiye en sık yol açan nedenlerişöyle özetleyebiliriz.
Doğuştan gelen hastalıklar: Kromozom hastalıkları, yapım maddeleri ile ilgili değişiklikler içeren metabolik hastalıklar, bazı enzim eksiklikleri gibi doğuştan gelen nedenler.
Gebelikte bebeğin beyin gelişimini etkileyen mikrobik hastalıklar, annenin ilaç ve alkol alımı.
Doğum sırasında meydana gelebilecek beyin zedelenmesi, kanaması ve beynin oksijensiz kalması.
Doğum sonrası menenjit, beyin iltihabı.
Kazalara bağlı beyin zedelenmesi.
Beyin tümörleri.
Uzun süren ateşli havaleler.
Bazen nöbetler, olaydan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bir çok vakada da nöbetlerin nedenlerini en modern araştırma yöntemleri ile dahi bulabilmek mümkün olmayabilir.
Epilepsi çocuğunuza sizden mi geçmiştir?
Bir çocuğunuz daha olursa onda da epilepsi gelişme ihtimali var mıdır? Her iki soruya da verilebilecek cevap büyük oranda hayır olacaktır. Ancak hem anne hem de babanın ailesinde epilepsi olduğuna dair bulgu, ya da tek bir tarafta epilepsi hikayesi ile birlikte anne-baba akrabalığı varsa ve özel bazı epilepsi türlerine sahiplerse kalıtımın rolü olduğu söylenebilir. Bu konuda her hastanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu konuda daha fazla bilgi almak için doktorunuzla görüşmeniz tavsiye edilir.
Epilepsi nöbetleri nasıldır?
Elektriksel bozukluk eğer beynin sadece bir kısmını etkilerse “parsiyel nöbet” dediğimiz nöbet tipi oluşur. Parsiyel nöbetlerin en sık görülen türü şuur kaybı ile birlikte olan “kompleks parsiyel” nöbetlerdir. Kişi sersemlemiş ve şaşkın bir haldedir, gözlerinin önünde benekler görebilir, kulakları çınlayabilir, mide bulantısı olabilir, elbiselerini çekiştirebilir, ellerini kollarını anlamsızca oynatır ve yaptıklarının farkında değildir. Genellikle nöbet geçtikten sonra da olanları hatırlamaz.
Başka bir parsiyel nöbette belli bir kas grubunu (örn: bir kolu veya yüz yarısını) kontrol eden beyin bölgesinin etkilenmesi ile olur. Nöbet esnasında sadece o kas grubu etkilenir ve kontrol edilemeyen hareketler yapmaya başlar, bu olaydan başka hiçbir kas grubu etkilenmez ve şuur kaybolmaz (basit parsiyel, fokal motor nöbetler).
Bütün beyin etkilendiğinde ise sonuç jeneralize nöbettir. Jeneralize nöbetin bir çeşidi jeneralize tonik-klonik nöbettir (grand-mal). Grand-mal nöbet geçiren bir kimse aniden şuurunu kaybeder ve yere düşer, kasları kasılır sonrada bütün vücudu sarsılmaya başlar, ağzından köpük gelebilir, dilini ısırabilir, idrar ve kakasını kaçırabilir, dudaklarında, yüzünde, ellerinde morarma olabilir. 1-5 dakika sonra çırpınma hareketi durur, arkadan bazen uyuklama veya yorgunluk dönemi başlar, bundan sonra kalkıp daha önce yaptığı işine devam eder. Başka bir jeneralize nöbet tipi dalma (absans, petit-mal) nöbeti olarak bilinenidir. Bu nöbet o kadar kısadır ki, hissedilmeden geçebilir. Absans nöbeti geçirenler hayal kuruyormuşcasına çevrelerine birkaç saniye anlamsız gözlerle baktıktan sonra yaptıkları işlerine devam ederler. El kol hareketi yoktur, kişi kısa bir zaman için şuurunu yitirmiştir. Tedavisiz kalırsa bir gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Bu tip nöbetler çok kısa süreli olduğundan aile tarafından pek önemsenmeyebilir veya farkedilmeyebilir. Nöbetlerin peşpeşe gelmeleri haline “status epileptikus” denir. Hayati tehlikesi olan bu durumda hastanın acilen hastaneye kaldırılması gerekir. Her epilepsi nöbetinde şuur kaybı olmayabilir. Bazı nöbetler de sadece uykuda görülebilir. Burada anlatılanlar en sık görülen nöbet tipleridir. Epilepsinin başka tipleri de vardır.
Hastalığın Teşhisi: En ideali hastanın nöbetini doktorun görmesidir. Ancak çoğunlukla bu mümkün olamaz, bu nedenle doktorunuz önce nöbeti gören kişiler ve anne-babadan nöbetin başlangıcı, sıklığı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi alır. Ayrıca gebelik, doğum, çocuğun gelişimi ve diğer aile bireylerinde nöbet olup olmadığı konusunda bilgi isteyecektir. Ayrıntılı bir nörolojik muayeneden sonra bazı laboratuvar tetkiklerine ihtiyaç doğabilir. Bunların başında elektroensefalografi (EEG) gelir. Bunun yanısıra beyin tomografisi (CT), manyetik rezonans (MRI), uzun süreli EEG-video monitorizasyon ve çeşitli biyokimyasal ve metabolik tetkikler (kanda, idrarda ve beyin-omurilik sıvısında) gerekli olabilir. Bu tetkiklerin hiçbirisinin hasta açısından önemli bir tehlikesi yoktur. Aksine bu nöbetlerin nedenini bulmak, epileptik olmayan diğer bazı nöbetlerden ayırdedebilmek için gereklidir.
Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.
Nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenlere ilişkin bazı basit kurallar
Büyük bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu olabilecek zararlardan korumak ile sınırlıdır.
Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işle görevlendirin.
Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın.
Çocuğu yan döndürüp tükrüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin.
Elbiselerini gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ancak ağızdaki yiyecek maddelerinin çıkartılması yararlı olur.
Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın.
Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik hiçbir şey yapmayın.
Unutmayın ki nöbet sonrasında çocuk yorgun, ne yaptığını bilmez haldedir, bu aşamada elinizden geldiğince sakin bir şekilde teskin ederek bu durumun düzelmesini bekleyin, güven verici olun.
Nöbetler hakkında verebileceğiniz tüm bilgiler hem çocuğunuza, hem de doktorunuza yardımcı olacağından dikkatli bir gözlem daha sonra doktorunuzun sorularını cevaplamada çok işe yarayacaktır.
Akıllıca gözlemek akılsızca müdahele etmekten daha yararlı olacaktır.
Nöbet 10 dakikadan uzun sürerse ya da kısa bir süre sonra tekrarlarsa doktorunuza haber verip tavsiyelerine uyun ya da en yakın sağlık merkezine başvurun.
Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.
Epilepsi tedavi edilmeli mi?
Epilepsi, mutlaka doktora başvurulmasını ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınmasını gerektiren bir hastalıktır. Bu epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde algılanmamalıdır. Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilirler ve bunlarda ilaç tedavisine gerek duyulmabilir, ancak bu kararı doktor vermelidir. Ülkemizde maalesef epilepsi hastalığı doktor olmayan kişiler tarafından tedavi edilmeye çalışılmaktadır.
Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hali, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir ve her nöbet bir sonra kinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin bir süre sonra büyük nöbetlere dönüşmesi olasıdır ve nöbet geçirme anında hastanın maruz kalabileceği tehlikeler vardır. Bunlar, merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma, vb.dir. Yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle epilepsi mutlaka müdahale edilmesi gereken bir durumdur.
Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir. Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılma durumunu baskılayarak nöbetlerin oluşunu engeller. Epilepsi ilaçları hergün, önerilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Anne-babaların sık yaptıkları yanlışlıklar; *örneğin sabah dozu unutulduğunda akşam her iki dozun birlikte verilmesi veya *dozların çok dakik verilebilmesi amacıyla çocuğun uyku düzeninin bozulması gibidir. Bu uygulamalar hastaya yarar sağlamaz. İlacın veriliş saatlerinde yapılacak 30-60 dakikalık oynamaların zararı yoktur.
Doktorunuz çocuğun yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçmiştir. İlaçları düzenli ve doktorunuzun tarif ettiği gibi kullanmanız çok önemlidir. Kullanılan bu ilaçların hastalığı tamamiyle geçirmediğini, ancak nöbet gelmemesini sağladığını ya da sayısını azalttığını bilmelisiniz. Bu nedenle aylardır nöbet olmuyor diye ilaç miktarını azaltmamalı ya da çocuğunuza vermekten vazgeçmemelisiniz. İlacın ne zaman kesileceğini ya da değiştirileceğini ancak doktorunuz bilir. Bazen kullanılan tek bir ilaç nöbeti kontrol altına alamayabilir. O zaman doktorunuz ikinci, bazen de üçüncü ilaç ilave edecektir. Çocuğunuzun geçirdiği nöbetlerle ve aldığı ilaçlarla ilgili kayıt tutarak doktorunuza yardımcı olabilirsiniz.
Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi halinde de nöbetler devam edebilir. Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez. Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60’ında nöbetlerin tümüyle ortadan kalktığı, %20’sinde tüm tedavi seçeneklerine rağmen nöbetlerin devam ettiği görülmektedir. Anne babanın hiç aklından çıkarmamaları gereken bir nokta, epilepsi çağdaş tıbbi tedavi yöntemleriyle yeterince kontrol altına alınamıyorsa orta çağın büyücülük yöntemleriyle hiç durdurulamaz.
Halen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde ülkemizde cerrahi tedavi olanakları geliştirilmektedir.
Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mıdır?
Evet, hastalıkların tedavisinde kullanılan tüm ilaçların olduğu gibi epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların da (özellikle uygun kullanılmadıkları zaman) hastada bazı yan etkileri olabilir. Unutulmamalıdır ki doktorunuz çocuğunuzun tedavi şemasını düzenlerken uygun gördüğü ilaçların yan etkilerini en az düzeye indirecek şekilde belirler.
Bazı epilepsi ilaçları tedavinin başlangıcında uyku hali, sersemlik, dengesizlik, ciltte döküntüler gibi yan etkilere neden olabilir. Doktorunuz bu tür yan etkilerin görülmememesi için ilaçları küçük dozlarda kullanmaya başlayarak zaman içinde doz artırmayı tercih edecektir. Bazen de tedavinin ilerleyen yıllarında iştah artışı, şişmanlama, saç dökülmesi, diş etlerinde kabarma, aşırı hareketlilik, kıllanma vb. gibi yan etkiler görülebilir. Doktorunuz, kullanılan ilacın çocuğunuzda yarattığı yan etkileri ve onun epileptik nöbetler üzerindeki etkisini yakından ve bilinçli olarak izleyen kişi olduğundan uygun aralıklarla muayene ve gerekli laboratuvar tetkikleri ile çocuğunuzu koruyacak önlemleri alacaktır. Bu durum “komşu çocuğuna iyi gelen ilacın” sizin çocuğunuz için kullanılmaması gerekliliğini anlatan en önemli sebeplerden biridir.
Epilepsi tamamen geçer mi?
Bu soruya kesin bir cevap vermek imkansızdır. Çoğu vakada bu durum ergenlik çağına gelindiğinde geçebilir. Diğer vakalarda ise nöbetler maalesef hayat boyu sürer. Her bir birey için gelecekteki durumu şimdiden tahmin etmek mümkün değildir. Eğer çocuğunuzda nöbetler arka arkaya 2-4 yıl görülmezse, doktorunuz yapacağı genel bir durum değerlendirilmesinden sonra vereceği kararla ilacı 6-8 ay gibi uzun bir sürede kesebilir. Böylece olayın tekrarlanıp tekrarlanmayacağı beklenebilir. Nöbetler tekrarlamayabilir, ancak tekrarladıkları takdirde yeniden ilaç tedavisine geçilecektir.
Epilepsi çocuğun hayatını etkiler mi?
Epilepsi kesinlikle utanılacak bir hastalık olmadığından çocuğunuzla çok sık görüşen ya da birlikte vakit geçiren insanların durumu bilmelerinde hiç bir sakınca yoktur. Önemli olan çocuğunuzun epileptik olması dışında hiçbir farkın bulunmadığının bilinmesidir. Çocuğunuzun sorumluluğunu sizlerle birlikte paylaşan öğretmeni, okul hemşiresi, servis sürücüsü, antrenörü vb. gibi büyüklerin ve çok yakın bazı arkadaşlarının da epilepsi konusunda hiç olmazsa genel bir bilgiye sahip olmaları gerekir. Ne olup bittiğini bilmeyen kişiler böyle bir nöbeti seyretmekle korkabilir ve çocuğunuza yardım edemeyebilirler.
Öncelikle vurgulanması gereken nokta epilepsinin ruh ve akıl hastalığı ile hiçbir ilgisi olmadığıdır. Epilepsili çocukların çoğu normal zekaya sahiptir. Bazıları okulda ortalamanın üzerine bile çıkarlar. Epilepsinin ağır beyin hasarı ile birlikte olduğu bazı durumlarda (%20) zihinsel gelişme bozulabilir.
Epilepsinin çocuğunuzun hayatını bazı konularda etkileyeceğini kabul etmelisiniz. Pilot olamaz, yükseklerde çalışamaz ama üniversite dahil olmak üzere istediği okula gidebilir. Doktor, avukat, iş adamı, profesyonel sporcu, balerin, fizikçi olmaması için hiçbir neden yoktur. Epileptik insanlar evlenebilir, çocuk sahibi olabilir ve normal bir hayat yaşayabilir. Gerçekten çocuğunuzun yapamayacağı çok az şey vardır.
Dünyanın tarihi gidişini değiştiren nice ünlü insan epileptikti. Örneğin Julius Sezar, Büyük İskender, Napoleon Bonaparte gibi generallerin bu tür kişilerden olduğuna inanırmıydınız? Bu kişiler o dönemde günümüzün tıbbi bilgilerine sahip olunmamasına rağmen pek çok iş başarmışlardır. Ayrıca Dostoyevski, Gustave Flaubert ve Dante gibi büyük yazarlar, adına ödüller verilen Alfred Nobel, Tchaikovsky, Van Gogh, Buddha ve St. Paul de epileptikti.
Dikkat edilmesi gereken hususlar var mı?
Epilepsili çocuğunuzun da herkes gibi dengeli beslenmeye gereksinimi vardır. Hastalığından dolayı fazladan vitamin ve mineraller almasına gerek yoktur. Kolalı ve alkollü içecekler, çikolata, boyalı şekerlemeler, çay, kahve aşırı miktarda alınmamalıdır. Işığa duyarlı epilepsi türlerinde çocukların çok yakın mesafeden karanlık odada televizyon seyretmesi, bilgisayar oyunları ile uzun süreli oynaması engellenmelidir. Diğer epilepsi türlerinde böyle bir kısıtlamaya gerek yoktur. Ayrıca aşırı uykusuzluk, ateşli hastalıklar, güneş altında uzun süre kalmak, uzun süren açlık ve kafaya gelebilecek darbeler gibi bazı durumlar nöbetin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Bunlardan kaçınılmalıdır.
Spor yapabilir mi?
Çocuğunuzun pozitif tarafının belirgin olmasına gayret ediniz. Her insanın bir kuvvetli tarafı vardır. Çocuğunuzun o tarafını geliştirirseniz kendine güveni artar. Sporda, müzikte, resim çizmede ve benzer konularda yeteneği varsa, özendirilmelidir. Hastalığı bahane ederek, çocuğunuzun yapabileceği sporları ve işleri ihmal etmesine müsade etmeyiniz. Düzenli fizik faaliyet herkes için yararlıdır. Gerçekten de epilepsili hastalar spor faaliyetlerine katıldıkları zaman kendilerini daha iyi hissettiklerini ve daha az sayıda nöbet geçirdiklerini söylemektedir. Spor faaliyetlerine katılmakla sağlanan faydanın, yine aynı nedenle ortaya çıkabilecek tehlikelerden kat kat üstün olduğu açıktır.
Tehlike herkesin hayatında şu veya bu zamanda mevcuttur. Bu tehlike epilepsi hastasında zaman zaman sıradan bir hastanınkinden daha fazla olabilir ama, hastanın normal hayattaki faaliyetlere katılmasıyla sağlanacak fayda bu tehlikenin göze alınmasına yol açacak kadar fazladır. Özellikle çocuklarda olmak üzere hastanın diğer insanlarla karşılıklı ilişkiler kurması ve onların yaptıklarını yapması, onun diğerlerine ihtiyacı olmayan, üretken bir büyük olması yolunda atılacak çok önemli bir adımdır. Nöbetleri kontrol altındaki çocuklar gerekli, mantıklı önlemler alındığı takdirde spor yapabilirler. Aletli jimnastik, ağır fiziksel efora yol açan aktiviteler ve sık kafa darbelerine açık olan sporlar epilepsisi olan çocuklarda tercih edilmemelidir. Bisiklete trafiğin yoğun olmadığı alanlarda, mutlaka kask takarak binmelidir. Yüzme ve sörf türü sporlar ancak çocuğun durumunu bilen bir erişkinin gözetiminde yapılmalıdır. Tenis ve futbol, tramplen atlamadan daha güvenli sporlardır.
Araba kullanabilir mi?
Epilepsililerin trafik kazası yapma ihtimali az da olsa diğer normal sürücülerden fazladır. Ancak bu risk diabet gibi kronik hastalığı olanlardan daha fazla değildir. Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre epilepsili sürücülerin sebep olduğu trafik kazalarının %27 sinin nöbetlerden ileri geldiği, geri kalan kazaların ise alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı olduğu belirlenmiştir. Çocuğunuzun nöbetleri en az 2 yıldır (bu süre ülkelere göre değişmektedir) kontrol altında ise doktorunuzdan alacağınız izin ile (18 yaşını bitirmişse ve ehliyeti varsa) araba kullanmasında sakınca yoktur. Anne-babalara; Çocuğunuzun durumunu değerlendirmede gerçekçi olmaya gayret ediniz. Çocuğunuza karşı anlayışlı olunuz. Çocuğun kendisini epileptik değil de epilepsisi olan (diabeti, hipertansiyonu, tüberkülozu olan vb.) bir kişi olarak görmesini sağlayınız. Genellikle pek çok epilepsili çocuğu davranış ve kişilik açısından diğer çocuklardan ayırt etmek mümkün değildir. Epilepsi nöbetleri genellikle dış faktörlerden etkilenmezler ve ansızın ortaya çıkarlar. Çocuğun üzülmesi, isteğinin yerine getirilmemesi, iştahsızlık, çok terleme veya terli halde su içme gibi durumlar nöbetlerin oluşmasında rol oynamazlar. Bu nedenle anne-babanın kendilerini suçlamalarına ve aşırı koruyucu ve kollayıcı davranmalarına gerek yoktur. Bu tutum çocuktaki girişimciliği önler ve aşırı korunan bir çocuk toplum içinde anne-babası gibi koruyucular bulamayacağı için geçimsiz bir erişkin olmaya adaydır. Aşırı koruma epileptik çocuk için olduğu kadar, kardeşleri tarafından kıskanılmasına yol açacağından aile içi sorunlar da yaratacaktır. Epileptik çocuğunuza ilginiz, diğer çocuklarınıza olan ilginizden az veya çok olmamalıdır. Ona özel muamele yapmayın. Sevginizi, disiplin anlayışınızı, dikkat ve ihtimamınızı eşit bölüştürün. Birine bir sorumluluk verdiğiniz zaman, diğerlerine de ona benzer bir sorumluluk verin. Şüphesiz bu sorumluluklar yaşlarına ve yeteneklerine uygun olmalıdır. Epilepsisi olan çocuğunuza gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur. Ailenin tüm fertleri bu durumu olgunlukla ve tebessümle karşılamalıdır. Çünkü koşulacak mesafe uzundur.
Çocuğunuz için her şeyin mükemmel olmasını isteyen sizler için epilepsi tanısı önceleri bu rüyanızı yıkan kabus gibidir. Çoğu anne-baba gibi siz de kendi kendinize “Neden benim çocuğumun epilepsisi var?” diye soruyor, bazen kızgınlık, bazen korku, bazen de suçluluk duyuyorsunuzdur. Bunları hissetmeniz gayet doğaldır. Hislerinizi yenmeye çalışmanız çocuğunuza yardım etmenizi kolaylaştıracak ve ailenin beraberce olgunlaşmasını ve yakınlaşmasını sağlayacaktır. Anne baba hislerini kendi aralarında açıkca konuşmalı ve gerekirse doktorundan yardım istemelidir. Çocuğunuza karşı karşıya kaldığı sorunu anlatırken yaşını dikkate alın. Çocuğunuz nöbetlere yol açan bir hastalığı olduğunu bilmelidir. Olayın nedenlerini anlayabileceği kadar anlatın. Üç-dört yaşlarındaki çocuklar bile beynin vücudumuzun merkezi olduğunu ve değişik organlarımıza yapılmasını istediği şeyler hakkında emirler gönderdiğini anlayabilirler. Ancak bazen beynin gönderdiği acayip emre vücudumuz uymak istemese bile itaat etmek zorundadır. İşte kasılmaların nedeni budur. Ancak çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun sorunun hem bugün hem de yarın geçmeyeceğini öğrendiği zaman hissedeceği olumsuz duygulara karşı onu rahatlatmak zorundasınız. Size “Neden ben?” diye soracaktır. Sizin olayı kabullenmedeki beceriniz, gerek kendi gerekse çocuğunuzun hislerini kontrol edebilmeniz, çocuğunuzun söz konusu duruma karşı reaksiyonunu çok etkiler. Bu aşamada kendisi gibi krizleri olan bir çocukla buluşturmanın kendisine güvenini artırması açısından büyük yararı olacaktır. Bir kez daha vurgulayalım: kızmak, suçluluk hissetmek veya gelecekten korkmak gayet doğaldır. Her sorununuzu doktorunuzla görüşünüz.
Epilepsi bir derttir, ancak dünyanın sonu demek değildir. Siz çocuğunuzdaki epilepsiyi yok saymaz, bundan ürkmez, bu durumu mutluluğunuzu alt üst eden bir felaket olarak görmezseniz çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından gerekli temel koşulları oluşturabilirsiniz. Ancak bu koşullarda doktorunuz bilgi ve becerisini başarılı olarak uygulayabilir. Tıbbi durumunuzu konuşacağınız tek kişi doktorunuz olmalıdır. Her şeyi tek başınıza çözmeye çalışmak sizin için zor olacaktır. Böyle davranmak zorunda değilsiniz. Çevrenizde dostlarınız var. Ayrıca unutmayınız ki her çocuk gelecekte, toplum içinde kendi yerini alacaktır. Ona sorunu ile barışık yaşamayı öğretebilirseniz, topluma mutlu ve başarılı bir insan kazandırmış olursunuz.
3 Kasım 2006
Bebeğinizin doğumdan sonra seyretmesi gereken gelişme sürecini konulayan bu yazıda sağlıklı bebek büyütmek için sınırlarınızı kendi başınıza belirleyebilirsiniz. her anne ayynı zamanda uzman bir bebek bakıcısı olduğu için annelerin tecrübeleri bu yazıyı meydana getirmiştir. Dilerseniz şimdi gelişim sürecine bakalım;
1. Ay:
- Yeni doğanın hareket yetenekleri fazla etkileyici değildir. Çocuğun ilk kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun ardından el ve kollarını kullanabildiği, nihayet ayak ve bacaklarını kullanmaya başladığı görülmüştür.
- Çenesini kaldırabilir
- 19-20 cm. Uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. - Kokuları ayırt edebilirler,
- Bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.
- Annelerin çocuğuna karşı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir dönemin varlığı ileri sürülmektedir ki bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir. Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.
- Bu ayda konuşmaya yönelik bir faaliyet genellikle görülmez.
- Bebeğin başı her zaman desteklenmelidir.
- Elleri yumuktur veya hafifçe açıktır.
- Hıçkırıklar sık görülür ama önemsizdir.
- Hapşırıklardan korkmayın, bu burnu temizler.
- Bu ay objelere bakmaya başlayabilir.
- İşitmeye başlamıştır ama sesin geldiği yeri anlayamaz.
- Yüzüne 0.5 metreden yakın objeleri daha iyi görür.
- Bu ayda bebek siyah beyaz geometrik objeleri çok iyi seçer.
- Yatağının çevresindeki bu tür objelere dikkatini çeker.
- Bebekler insan yüzünü diğer objelerden ayırırlar.
- Bebeğiniz insan sesini diğer seslere tercih eder.
- Bebeğinizi beslerken onunla konuşun.
- Günlük banyoya ihtiyacı yoktur. Fazla yıkamak bebeğinizin cildini kurutur.
- Doğumda Hepatit B aşısının ilk dozunun yapılmış olması gereklidir. Birinci ayın sonunda (ilk dozdan 1 ay sonra) Hepatit B aşısının 2.dozu uygulanmalıdır.
Kişilik gelişimi:
Bebeğin diğer önemli özelliği tümüyle kendi gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön planda tutmak değildir. Bebek ilk ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma ve korunma ) ve sosyal bakım ( sevgi ve duygusal yakınlık ). Bu iki temel gereksinimin nasıl ve ne ölçüde yerine getirildiğini bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir, ona bağlılık duyar ve bağlanır. Bebeğin kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi bebeğin özbenliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa karşı tutarlı ve olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta zorluk çeker.
Fiziksel bakım eksiksiz de olsa temel güveni oluşturmada tek başına yeterli değil. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan, konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi ve duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin temel güven oluşturur. İşte, anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta “temel güven duygusunun” özünü oluşturur.
2. Ay:
- Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi, babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bu ayda görülen reflekslerdir.
- Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 2-5 ay içinde azalarak geçmektedir.
- Bu ayda bebek göğsünü kaldırabilir
- Başarısız uzanmalarda bulunur.
- Ellerini açmaya başlar.
- Anneyi babayı tanır.
- Seslere tepki vermeye başlar.
- Birinci ay tamamlandıktan sonra Hepatit B aşısının 2. dozu uygulanmalıdır.
- Bebeğinizin ikinci ayı dolduğunda, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 1.dozunun yapılmış olması gereklidir.
Algısal gelişim :
- Doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar.
- Bu duyarlılık ilk iki ay içersinde hızla gelişir.
- Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür
- İki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin algısına ulaşmış oldukları gösterilmiştir.
İlk hafta ve aylarda anne-baba ile bebek arasında karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.
3. Ay:
- Bebek bu aylarda kişileri ayırabilir.
- Çevredeki ilginç değişiklikleri fark edebilirler.
- Bebekler konuşma seslerini algılayabilir .
- Konuşucuları çok erkenden ayırt edebilirler.
- Anne babalarının yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.
- Yüksek sesle güler.
- Seslerin kaynağına bakar.
- Ellerini birleştirir.
- Bu aylarda evde sessiz zamanlar yaratın.
- Bebeğinizle konuşurken aynı sesleri tekrar edin.
- Bebeğiniz hasta olmasa bile normal kontrollerine götürün.
- Genizden konuşanlar incelendiğinde, genellikle sütleri çok yavaş emdikleri, bu nedenlerle annelerin biberon deliğini fazla genişlettiği öğrenilmiştir, ancak bu konuşmaya yardımcı olacak olan normal emmeyi engellediği için önerilmemektedir. Biberon deliği gereğinden fazla küçük olanlarda ise ileri de peltek konuşma olabileceği için bu da önerilmemektedir. - Üçüncü ayın içinde bebeğinizin BCG (verem) aşısının uygulanması gerekmektedir.
- Bebekler hem tatlı, ekşi ve biberli gibi tatlara duyarlıdırlar hem de aralarında ayırım yapabilirler.
Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra(genellikle 3. Ay), babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri ve daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri ve daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.
4. Ay:
- Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilirler.
- Renkleri farkedebilirler.
- Bebekler hareketleri üzerinde daha istemli bir denetim sağlayabilir.
- Yaptıkları davranışı yinelemekten hoşlanırlar.
- Bu ayda destekle oturabilir.
- Objeleri elden ele geçirebilir.
- İki heceli sesleri çıkarabilir.
- Yabancılardan korkmaya başlar.
- Bebeğin ayakları düz olarak görülebilir veya başparmakları içe dönük görünebilir. Doktorunuz bu konuda en doğru bilgiyi verecektir ancak bu durum genellikle geçicidir.
- Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. Bu ayda çocuk iletişimini mimiklerle, ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar.
- Sesli uyarıcıları bol çevrede yetişen bebek, daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir.
- Bebeğinizin dördüncü ayında, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 2.dozunun yapılmış olması gereklidir
Beslenme:
İlk dört ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu süreden önce yutma refleksi zayıftır vesüt çocuğu kaşıkla verilenleri yeterince yutamaz, ağzından geri çıkarmaya eğilimlidir. Bu dönemde böbrekler de immatürdür.protein ve elektrolitlerin yükünü atamaz. Sindirim sisteminde yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Mideden yeterli asit salgılanamaz. Nişasta ve yağların emilimi için gerekli enzimleri de yetersiz salgılanırlar. Bu nedenle bu dönem için en ideal gıda,içinde bu enzimleri içeren,protein ve elektrolit içeriği düşük olan anne sütüdür. Anne sütünün verilemediği nadir durumlarda içeriği anne sütüne yaklaştırılmış sütlerin verilmesi gerekir.
5. Ay :
- Kucağa oturup nesneleri yakalar.
- Bebek yüzler arasında ayırım yapar .
- Desteksiz oturmaya başlayabilir.
- Objeleri ağzına götürerek keşfetmeye başlar (ayağı dahil)
- Yabancı olmayanları tanır.
- Aşina olduğu kişi bebeği daha kolay sakinleştirir.
- Önce çocuk dili anlamlı şekilde kullanamaz, ancak seslendirme (vocalisation) işlevi vardır kişilik gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal gelişimdir. Duygusal gelişim sağlıklı bir insan gelişimini inceleyebilme açısında önemli olduğu kadar, duygusal temelde sorunları olan çocukların bu sorunlarının anlaşılması ve tedavisi açısından da araştırılması gereken bir konudur. Duygusal gelişimin parçası olan korkuya şöyle bir bakalım. Bu dönemde ses korku yaratan uyarıcılar arasında birinci sırada gelir. 5.aysonrasında bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artmıştır. Diğer bir korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri korku tepkileridir.
- Bu aydan sonra ek gıdalarabaşlanmıs olması gereklidir. Kaşıkla beslenmeye geç başlanan çocukların bazılarında çiğneme ve katı gıdayı yutabilmek için dilin dönme reflekslerinde gecikme olmaktadır. Bu nedenle büyümesi yeterli olsa bile 5. Ayda kaşıkla ek gıda verilmeye başlanması önerilmektedir.
6. Ay :
- Mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar
- Arama davranışı buaylarda görülür.
- Neden ve sonuçları ayırma yeteneği görülmeye başlar.
- Sabit duran nesneleri tüm duyularıyla inceler, dikkatlice bakıp seslerini dinler. Nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler.
- Sadece zevk almak için birçok karmaşık ve ilginç yolu denerler ve böylece de oyun davranışlarına ilk kez girişirler. Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- Bebekler annelerinden ayrıldıklarını anlayabilir. Uykularından uyandıklarında korkup ağlayabilirler. Bu duruma alıştırmak için kendinizi saklayıp tekrar ortaya çıkartan “cee “oyunu oynayabilirsiniz. Bebeğiniz günde 11 saat uyur. Ama unutmayın bu süre yalnızca gece uyuyacak anlamında değildir.
- Altıncı ay tamamlandıktan sonra Hepatit B aşısının 3. dozu uygulanmalıdır.
- Bebeğinizin altıncı ayında, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 3.dozunun yapılmış olması gereklidir.
Hayatın dört-altı aylarında süt çocuğunda yutma refleksi gelişir.
Ancak henüz dişleri olmayan çocuk katı gıdaları çiğneyemez ve ağzından geri çıkarır. Sindirim sisteminin yağ ve karbonhidratları emme işlevi ve yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması da bu dönemde gelişir. Bu geçiş döneminde başlanan ek gıda lar yumuşak ve düşük allerjenik özellikte olmalıdır. Unlu, sütlü mamalar, yoğurt anne sütünün yanı sıra bu dönem için uygun besleyicidirler. Allerjen olmadığı için pirirç unu tercih edilmelidir. Dördüncü aydan sonra meyve ve sebze pürelerine de azar azar başlanabilir. Sebze püreleri patates,havuç, kabak ve pirinç ile hazırlanabilir. Mevsime göre elma, şeftali bu dönem için tercih edilen meyvelerdir. Vitaminlerin kaybolmaması için pürelerin yapımında cam rende kullanılması önerilmelidir. Gaz, karınağrısı ve allerji yapmadığından zengin c vitamin kaynakları olan portakal, mandalinaya da bu ayda başlanabilir.
7. Ay :
- Bu aydan itibaren bebeğe bir ses verildiğinde o da bir sesle tepkide bulunur. Kendi çıkardığı sesleri dinlediği gibi başkalarının çıkardığı sesleri de dinlemeye başlar. Bu toplumsallaşmış seslendirmedir.
- Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- Bebeğiniz sürünmeye başlamıştır.
- Kendi kendine yiyecek alabilir.
- Düşen objeler dikkatini çeker.
- İlk dişi çıkar.
Yedinci aydan itibaren çocuğa uygun olarak hazırlanmış sofra yemekleri verilebilir. Bunlar etli dolmalar, etli sebze yemekleri, tarhana,şehriye ve benzeri çorbalar, azilmiş makarna(haşlama suyu dökülmeden)ve pilav olabilir. Baharatsız ızgara köfte ve tavuğun beyaz eti didiklenerek küçük parçalar halinde sebze pürelerine eklenebilir.
8. Ay:
- Sesli ifadeleri duygularını açığa vurur.
- Daha önce yapmadıkları yetişkin davranışlarını taklit edebilirler.
- Oyuncakları tanımaya başlar.
- Kendi kendine oturma pozisyonuna geçebilir.
- Yatarken okuduğunuz kitabı dinler
- Bu ayda bebeğin enbüyük özelliği daha mükemmel şekilde neden ve sonuçların birbirinden ayrılmasıdır.
Bu aydan başlayarak, haşlanmış beyaz etli balıklar, haftada bir-iki defa bir-iki çorba kaşığı karaciğer ezmesi verilebilir. Beyin ezmesi vermenin herhangi bir faydası yoktur. Sekiz-dokuzuncu aylarda tam yumurta verilebilir. Yumurtanın kolesterol içeriği yüksek olduğundan haftada iki-üç defa verilmesi önerilmelidir.
9. Ay:
- Köfteyi ve diğer birçok yiyeceği ısırarak yiyebilir,
- Aile sofrasına oturabilir
- Evde hazırlanan erişkin besinlerin tamamı
- Oyuncaklarını vurarak ses çıkarabilir.
- Hayır kelimesini anlar.
- Ortaklaşa oyun oynayabilir.
- Etrafa tutunarak yürüyebilir.
- Kendini çekerek ayağa kalkabilir.
- İşaret parmağı ve baş parmağı ile objeleri tutabilir.
- Buayda çocuğunuza okuduğunuz kitabıdinler.
- Bu ayda kızamık aşısı yapılmalıdır. Bu ay içinde kızamık aşısı yapılması gerekip gerekmediğini hekiminize danışınız.
10. Ay:
- İşittiği sesleri taklit eder gibi görünür, ancak başarılı olamaz.
- Ellerinizi tutarak yürüyebilir.
- Bir elini tutularak yürüyebilir
- Kaşıkla bir şeyler yiyebilir.
- Bu durumda evdeki emniyet kontrolünü bir kez daha yapın.
- Balkonlara dikkat edin.
- Mobilyaların sivri köşelerini plastik koruyucularla kaplayın.
- Ocaktaki tavaların saplarını çocuğun ulaşamayacağı bir şekilde tutun.
- Bebeğinizi mutfakta,balkonda, tuvalet ve banyoda yalnız bırakmayın.
- Sıcak içecekleri çocuğun ulaşabileceği yerden uzak tutun.
- Ne anlama geldiğini bilerek anne ve baba diyebilir.
- Bebeğinizle şarkı söyleyebilirsiniz.
11. Ay:
- Bardaktan su içebilir.
- Bir elinizi tuttarak yürüyebilir
- Anne ve baba dışındabir kaç kelime daha söyleyebilir.
- Bu ayda karşılıklı oyun oynayabilirsiniz. En favori oyunu karşılıklı top yuvarlamak olabilir.
- Bebeğiniz artık kendi başına dolaşan bir bireydir ve evinizde tedbir almanın zamanı gelmiştir.
- Emirleri anlar.
- Bebeğiniz artık size cevap verebilir.
- Sevdiği oyuncakları gösterebilir.
- Bir ya da iki kelime söyleyebilir.
- Yetişkinin çıkardığı sesleri papağan gibi yineler ancak, konuşmasında anlaşılır bir akıcılık yoktur.
12. Ay:
- Tek başına ilk adımını atar.
- Sizin haraketlerinizi taklit eder.
- Yemeklerde artık masanıza oturmak ister.
- İkiden fazla kelime söyleyebilir.
- Bu ayda biberondan bardağa geçiş yapabilir.
- Bir yaşın sonunda kendi ayağa kalkıp yürür.
- Kimi çocuklar bir süre sonra da yürüyebilir
- İlk yaş gününü kutlama hazırlıkları!!!!
- Bebeğiniz 1 yaşını doldurduğunda, Hepatit A ve KKK (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak) aşısının ilk dozlarının uygulanması gerekmektedir.
15. Ay:
- Bebeğinizin tek dozluk su çiçeği aşısının uygulanması gerekmektedir.
18. Ay:
- Bu ay içinde, 5li karma aşının tekrar dozunun ve Hepatit A aşısının 2. dozunun uygulanması gerekmektedir.
Sevgili anne babalar, unutmayın ki her bebeğin farklı ve kendine özgü bir fiziksel, algısal ve sosyal gelişim tablosu vardır. Bu sebeple eğer bebeğiniz yukarıda bahsedilen gelişim aşamalarından bir kısmına henüz ulaşmadıysa gereksiz endişe ve korkuya kapılmayın. Eğer bebeğinizin gelişiminde dikkat çekici ölçüde bir problem olduğunu düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza danışın. Bebeğinizin gelişim süreciyle ilgili en doğru bilgiyi doktorunuzdan alabilirsiniz.
3 Kasım 2006
Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri ,virüs, parazitlere bağlı ) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yanlızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vaginal akıntı,erkekte üretradan akıntı,her iki cinste genital bölgede ülser gibi) ,diğer bir kısmı vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B, AIDS gibi)
Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması (genital siğil,herpes simpleks,vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B’nin virüs taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi ,anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir. (anneden bebeğine doğum esnasında doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil ,herpes simpleks ve hepatit B gibi ,aile içi günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi)
Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki koşul olmadığı gibi , bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyon taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir.(genital siğil gibi).Cinsel yoldan bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yeralırlar.
Aşağıda anlatılacak hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini ,ya da partnerli hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası cinsel yoldan bulaşan hastalıklarda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yanlızca belirtilere dayanarak , tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.
Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması ,tedavi bitene kadar ,doktorun belirlediği süre içersinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR BAŞLIĞI ALTINDA TOPLANAN HASTALIKLAR
Gonore ve Klamidyalara bağlı jinekolojik enfeksiyonlar
Genital ülser hastalıkları
Herpes Simpleks enfeksiyonu
Sifilis (Frengi)
Genital Kondilomlar (Genital Siğiller)
Hepatit B
AIDS
Yumuşak Şankr
Lenfogranüloma Venereum
Granuloma Inguinale
Molloskum Kontagiosum
Uyuz ve Bitlenme
Her hastalıkta tedavi yöntemleri farklı olmakla beraber ,korunmada ortak yol cinsel eş seçiminde titiz olmak ve cinsel birleşme sırasında kondom(prezervatif=kaput) kullanmak önemlidir.
GONORE (BELSOĞUKLUĞU)
Neisseria gonrrhea adlı bir tür bakterinin neden olduğu gonore en sık rastlanan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir.Halk arasında belsoğukluğu olarak ta bilinmektedir.Özellikle cinsel yönden aktif gençleri hedef alması ve tedavi edilmez ise ilerleyerek kısırlığa yol açmasından dolayı oldukça önemlidir.
Düşük sosyoekonomik düzey,çok eşli cinsel yaşam,cinsel aktivitenin erken yaşta başlaması,hastalığın saklanması bazen de hiç belirti vermeden seyretmesi nedeniyle yayılımı oldukça fazladır.Hastalık en sık Güney ve Güneydoğu Asya ‘da görülmektedir.Son yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan Bağımsızlıklarını Yeni Kazanmış Devletler de hastalığın giderek arttığı bildirilmektedir
Gonore’nin belirtileri nelerdir?
Gonore kadın hastaların % 80 inde herhangi bir belirti vermez.Belirti vermeyen kişilerin çoğu tedaviden yoksun kalır ve hastalığı bilmeden sağlam cinsel eşlerine de bulaştırırlar.Gonore’nin hasta bir kadından cinsel eşine bir tek ilişki ile %20,daha fazla ilişki ile % 60-80 bulaşma riski ile hasta bir erkekten cinsel eşine bir tek ilişki ile % 50, daha fazla ilişkide % 90 bulaşma riski vardır. Cinsel ilişki ile kastedilen vajinal, anal ve oral ilişkilerdir.
Kadınlarda belirtilerin ortaya çıkması 1-3 hafta kadar zaman alabilir.Belirti veren kadınlarda ,ilişki esnasında kanama ,vajinadan fena kokulu akıntı olabilr.İdrar yaparken yanma ve ağrı vardır,sık sık az miktarda idrara çıkılır.İki adet arasında kanama şikayetleri vardır.Ayrıca gebe kadında gonore düşüklere ve erken doğumlara neden olabilir.Doğum sırasında bebeğe bulaşabilir ve bebeğin gözlerinde iki taraflı akıntı ile başlayan ,körlüğe kadar varabilen Gonore göz hastalığına yol açar. Bu yüzden bütün yeni doğan bebeklerin gözlerine antibiyotikli damla damlatılır.
Erkeklerde belirtilerin ortaya çıkması ,ilişkiden 2-14 gün sonra kendini göstermeye başlar.Önce idrar yolunda sızlama ,ardından ağrılı idrar yapma gibi şikayetler ortaya çıkar. İlk olarak süt kıvamında olan akıntı daha giderek koyu cerahat görüntüsünü alır.
Gonore’nin anal ilişki ile bulaşması halinde anüs bölgesinde ve dışkılama sırasında rahatsızlık duyulur.
Oral sex de bulaşma yolu olabilir. Böyle hallerde boğazda ve bademciklerde kızarma ,iltihaplanma,yutkunurken ağrı gibi şikayetler görülebilir.
Gonore’nin tanısı çok basittir.Hastalık belirtileri ile gelen kişilerin akıntılarından alınacak bir örnek mikroskop altında incelenir.Kültürde bakteri üremesiyle ilgili antibiyotik kullanılarak tedavi edilir.Doktorun belirleyeceği bu antibiyotikler ,yine doktorun belirleyeceği doz ve sürede kullanılarak hastalıktan kurtulmak mümkün olmaktadır.Cinsel eşinde muayenesi ve gerekirse tedavisi gerekmektedir.Gonoreli hastalar ve cinsel eşleri hastalık tam tedavi oluncaya kadar cinsel ilişkiden kaçınmalıdır.
Doktorlar genellikle gonore tedavisi için Ceftraxone – Cefixime – Ciprofloxacin ve Ofloxacin kullanırlar
Gonore zamanında ya da etkisiz ve tam tedavi edilmediğinde kadınlarda önemli sağlık sorunlarına neden olur. Yumurta kanallarının iltihaplanması sonucu kısırlık,dış gebelik gelişebilir.Karnın alt kısmında kronik ağrı şikayeti olabilirErkek hasta tedavi edilmediğinde sperm yollarında iltihap ve bunun sonucunda kısırlık ortaya çıkabilir
Gonoreden nasıl korunulur
Cinsel ilişkde kondom kullanılmasıen önemli koruyucu güvenlik önlemidir.
Cinsel eş sayısının artması hastalık bulaşma riskinide arttırır
Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceği akıldan çıkmamalıdır.
,
KLAMİDYALARA BAĞLI JİNEKOLOJİK ENFEKSİYONLAR
Klamidya bakterisi gerek kadında ve gerekse erkekte ürojenital sistem(idrar yolu ve üreme sistemi) iltihabına neden olabilir. Vaginal ya da anal ilişki ile bulaşabilir.Belirtileri belsoğukluğuna benzemekle birlikte daha hafiftir.
İdrar yaparken ağrı ve yanma
Kadınlarda vajinal akıntı
Erkeklerde üretral akıntı
. Hiçbir belirti vermeme gibi semptomları olan bir hastalıktır.
Mikroplu salgı bulaşmış ellerin gözlere sürülmesiyle hastalık gözlere de bulaşabilir.Hastalık mikrobu taşıyan annelerin vajinal salgılarının doğum sırasında bebeklerin gözlerine bulaşması gözlerde körlüğe kadar götürebilen ciddi iltihaplanmalara yol açar.Özellikle sosyoekonomik gelişmesini tamamlamamış ülkelerde en çok körlük nedeni klamidya enfeksiyonlarıdır.
Hastalığın teşhisi için kadınlarda idrar yolu yada vajinal akıntının tahlili ,erkeklerde ise idrar yolu akıntılarının ya da spermin tahlili gerekir.
Tedavi antibiyotiklerle yapılır.1-2 hafta içersinde enfeksiyon kaybolur.Reenfeksiyonu önlemek için eşlerin birlikte tedavileri şarttır.
HERPES SİMPLEKS ENFEKSİYONU (Genital Uçuk Hastalığı)
Dudaklarda ve dudak çevresinde görülen uçuğa benzer lezyonların çok sayıda ve gruplaşmalar şeklinde ve çok daha şiddetli belirtilerle genital bölgelerde ortaya çıkmasıdır.Dudak uçuğuna yol açan Tip 1 herpes Simpleks virüsü tarafından oluşturulabileceği gibi daha sık olarak cinsel temasla da HSV 2 tarafından oluşturulur.
Virüs bir kez vücuda yerleştiğinde belli dönemlerde tekrarlayıcı enfeksiyonlara yol açar.İlkk enfeksiyon oldukça ağrılı ve kaşıntılıyken ,ikinci ve sonraki enfeksiyonlarda daha hafif belirtiler gözlenir.
Bu enfeksiyonun kadın açısından en önemli özelliği ,gebelik döneminin sonlarında ortaya çıktığında ,doğum kanalından bebeğe ulaşarak bebeğin hayatını tehdit eden enfeksiyonlara yol açma riski olması ve bu nedenle sezeryan doğumu gerektirmesidir.
Primer yani ilk kez ortaya çıkan bir genital herpeks enfeksiyonu ,genital bölgede hafif bir kaşıntı ile birlikte kızarık bir döküntü şeklinde başlar. Çok kısa bir süre içinde (saatler içinde) bu kırmızı zemin üzerinde gruplaşmış su kabarcıkları (veziküller) şeklinde kabartılar ortaya çıkar,Bu kabarcıklar çok ince duvarlı olduklarından bazen hastalar tarafından hiç farkedilmeden yüzeysel yaralara dönüşebilirler.
Lezyonlardan önce ortaya çıkan kaşıntı ,karıncalanma ve bacaklardaki ağrılar tipiktir. Deri belirtilerine bölgesel bezelerde şişme ve sistemik bulgular(ateş,halsizlik gibi) da eşlik edebilir.
Lezyonlar çok çabuk patladığından tanı için klinik görünümün yanında immünolojik kan tetkikleri ,yara sıvısının incelenmesi ve kültürü gerekebilir.
Rekürran(tekrarlayıcı) genital herpes enfeksiyonları genellikle tedavi edilmemiş primer herpes enfeksiyonlarından sonra görülür.,Primer herpes enfeksiyonlarına göre daha hafif seyreder ve daha kısa sürerler.
Tedavi ve aşısı yoktur.
Uçukları temiz ve kuru tutmak ayrıca antiviral ilaçlar (Acyclovir) iyileşmeyi hızlandır.Çok inatçı tekrarlayıcı enfeksiyonlarda düşük doz antiviral ilaçlar uzun süre (3,6,12,24 ay) kullanılabilir. Aktif ataklar sırasında cinsel temaslardan kaçınılmalıdır. Özellikle kadınlarda genital herpes’in serviks ve vajen kanseri riskini arttırdığı bilindiğinden bu hastalığa gerektiğinden daha da fazla önem verilmelidir
GENİTAL SİĞİLLER (Genital Kondilomlar)
Genital siğiller human papilloma virus (HPV) adı verilen virüsün cinsel temasla genital bölgeye yerleşmesi sonucu oluşan değişik sayı ve büyüklükte kitlelerdir.Virüs vücuda yerleştiğinde zaman zaman tekrarlayıcı enfeksiyonlara ve yeni kitlelerin oluşmasına neden olur.Kadında erkeğe göre daha sık belirti verir.Kitleler mikroskopla tanınabilecek kadar ufak olabilecekleri gibi ,çok sayıda kitlenin yan yana gelmesiyle karnıbaharı andıran bir büyüklükte olabilirler.HPV olağanüstü bulaşıcı bir virüstür ve gerçek cinsel birleşme olmaksızın yalnızca genital bölgelerin teması ve hatta umumi tuvaletlerden bile bulaşabilir.
Genital siğillerin tedavisinde kitlelerin cerrahi yöntemle çıkarılması, koter yardımıyla yakılması ya da kriyoterapi ile dondurulması, ,ya da krem şeklinde ilaçlarla eritilmesi yöntemlerinden biri veya birkaçı birden uygulanabilir. Burada amaç görünen lezyonların tümüyle ortadan kaldırılarak kitlelerin tekrar oluşma riskinin ve bulaştırıcılığının azaltılmasıdır.
Genital siğillere bağlı olarak ortaya çıkan estetik problemler dışında HPV’nin en önemli özelliği virüsün bazı alttiplerinin kanserojen özellikler taşımasıdır. HPV’nin çok sayıda alttipi arasında Tip6ve Tip11 dışında çoğu alttipin kanserojen özelliği vardır. Bu alttipler genellikle siğil yapmadan sessiz bir şekilde vücuda girer ve hücrelerde kanserojen etkilerini başlatırlar.Bu virüsleri taşıyan erkeklerde penis kanseri oluşma riski ,kadınlarda da serviks kanseri oluşma riski artmıştır.
En sık enfeksiyon yapan alttipler kanserojen etkileri olmayan daha çok kitle oluşumu şeklinde belirti veren 6 ve 11 tipleri olmasına karşın HPV tanısı konmuş bir bireyde diğer alttiplerin de bulunma ihtimali çok yüksektir. Bu yüzden enfeksiyonu taşıyan erkeklerin üroloji uzmanlarının tavsiyalerine göre hareket etmeleri,kadınların ise yıllık pap-smear testine ek olarak kolkoskopik incelenmeleri gerekmektedir.
YUMUŞAK ŞANKR (ULKUS MOLLE)
Epidemiyolojik olarak tüm dünyada yaygın olan bu hastalık yurdumuzda da zaman zaman küçük salgınlar yapmıştır.
Hemen hemen daima cinsel temasla bulaşan yumuşak şankr nadiren kaza ile oluşan dokunmalar sonucu yakın kimseler ve sağlık personelinde de görülebilmektedir.
Cinsel temastan genellikle 2-3 gün sonra genital bölgede önce kızarıklık ardından sivilce benzeri bir oluşum ve sonuçta ağrılı ülser şeklinde yaralar oluşur ,zeminleri yumuşaktır. Sayıları genelde birden fazladır. Ülserler erkeklerde tüm genital bölgede ,kadınlarda da yine tüm genital bölge ,makat ve idrar yolları ağzında(üretra) yerleşebilir.
Hastaların yaklaşık % 30 ila % 50 ‘sinde her iki kasık bölgesinde ağrılı şişlikler oluşabilir,bunlar zamanla dışarıya akıntı yapabilirler.
Tanısı için yara kenarından alınan sıvının mikroskopik incelenmesi, bu sıvıdan kültür yapılması ve kan tetkikleri gerekebilir.
Uygun antibiyotikler ile 2-3 haftada tam iyileşme sağlanabilmektedir.
LENFOGRANULOMA VENEREUM
Cinsel temastan 1 ila 3 hafta sonra genital bölgede su kabarcıkları ya da sert kabarcıklar şeklinde başlayıp ülserleşen yaralar görülür.Ağrısızdırlar.Yaralar erkekte tüm genital bölgede ,makat ve idrar yolları ağzında , kadında da yine tüm genital bölge makat civarı ve idrar yolları ağzında görülebilir.
İdrar yaparken yanma ve makattan kanlı,iltihabi bir akıntı yapabilir.Tedavi edilmeyen hastalarda lenf damarlarının da tutulmasına bağlı olarak genital bölgelerde kalıcı şişliklere ,makat iltihaplarına ve makatta darlıklara neden olabilir.
Genellikle tek taraflı ,nadiren çift taraflı kasıklardaki bezelerde şişmeler görülebilir. Bu belirtilere ateş ,kilo kaybı, eklem ağrıları , karaciğer ve dalakta büyümeler eşlik edebilir.
Tanı için özel deri testleri ,immunolojik kan tetkikleri gerekebilir.
Tedavi uygun antibiyotiklerle iki haftada mümkündür.
GRANÜLOMA İNGUİNALE
Özellikle erkeklerde ve homoseksüellerde daha sık görülen bir hastalıktır.
Cinsel temastan yaklaşık 6 hafta sonra genital bölgede ağrısız, kırmızı kabartılar ortaya çıkar ve bunlar büyüyerek ülserleşir,Ülserler tüm genital bölge ,makat civarı ve kasıklara yayılırlar. Lezyonlar iz bırakarak iyileşirler.
Kasıklarda şişlikler ve bu şişliklerde gelişen karnabahar benzeri deri kabartıları da görülebilir.Bazen mide barsak sistemi ve kemiklerde de sorunlar oluşabilir.
Tanı yaradan alınan materyalin mikroskopik incelenmesi ve kültürü ile konulur.
Tedavisi uygun antibiyotiklerle 10-15 günde gerçekleşebilmektedir.
MOLLOSKUM KONTAGİOSUM
Bir virüs enfeksiyonu olan molloskum kontagiosum bir zamanlar en çok çocuklarda görülürken,daha sonra gitgide artan cinsel temasla bulaşan bir hastalık haline gelmiştir.
Her iki cinste,özellikle kasıklar,genital bölgeler ve makat civarında,inci taneleri gibi ,sivilce benzeri ama sivilceden daha sert ,göbekli kabartılar şeklinde görülür.Hızlı bir şekilde tüm vücuda yayılabilirler.
Kabartılar pensetle tek tek toplanarak ,elektrokoter ile yakılarak ya da kriyoterapi ile dondurularak tedavi edilebilirler.
SİFİLİZ (FRENGİ)
1500’lü yıllardan 1900’lü yılların başına kadar batı dünyasını kasıp kavuran ve dolaşım sistemi ile sinir sisteminde kalıcı harabiyetlere sebep olan frengi 2. Dünya Savaşından sonra keşfedilen güçlü antibiyotikler sayesinde büyük ölçüde önemini yitirmişken AIDS hastalığının yaygınlaşması ve frengii le HIV enfeksiyonu arasında yakın ilşkisi olması nedeniyle yeniden ilgi odağı haline gelmiştir.Özellikle Kuzey Amerika’da görülme sıklığı giderek artmaktadır.
Hastalık Treponema Pallidium adı verilen bir bakteri tarafından yapılır. Yapılan onca araştırmaya rağmen hala daha bu mikroorganizmayı üretebilecek bir kültür ortamı bulunamamıştır. Görülme sıklığı konusunda çok değişken raporlar vardır. Sosyoekonomik düzeyi düşük topluluklarda daha sık görülür. Vakaların çoğu 15-30 yaş arasında , birden fazla partneri olan kişilerdir.
Hastalık bulaşma yolları AIDS ile aynıdır.En sık heteroseksüel ya da homoseksüel ilişki ile bulaşır. Bir diğer bulaşma yolu ise enfekte kan kan ürünleri ile temastır.Birden fazla kişinin kullandığı iğneler ,uyuşturucu bağimlılarında hastalığın kolayca yayılmasına olanak sağlar.Plesantadan kolayca geçtiği için hasta bir gebe mikrobu karnındaki bebeğine bulaştırabilir.
Hastalık evreler halinde ilerler ve her evrede değişik bulgular verir.
Primer Sifiliz: Hastalık etkeni ile temastan sonra genital bölgede ağrısız bir ülser belirir. Bu lezyona şankr adı verilir. Yine kasık bölgesindeki lenf düğümlerinde büyüme olur ancak bu lezyonlarda da ağrı görülmez.Ciddi şkayet yaratmadığı için hastaların çoğu bu belirtileri önemsemez. Lezyonlar tedavi edilmediği takdirde 6-8 haftada kendiliğinden kaybolur. Tedavi görmeden yaraların kaybolması hastalığın iyileşmesi anlamına gelmez Bu devrede tedavi edilmeyen hastalarda hastalık ilerler.
Sekonder Sifilliz: Hastalık şankr döneminde tedavi edilmez ise ,yaraların ortaya çıkışından 3-6 hafta içinde ellerde ayaklarda ve vücudun diğer kısımlarında kırmızılıklar (döküntüler) oluşur. Bu kırmızılıkların olduğu bölgelerde de bakteriler bulunmaktadır. Bakteri fiziksel temas sonucu ,bu bölgelerdeki yara sıyrık gibi kısımlardan sağlam kişiye bulaşabilir. Bu döküntüler 4-12 hafta içinde kaybolur. %1 civarındaki vakada karaciğer iltihabı, böbrek hastalıkları,menenjit görülebilir. Genital bölge civarında nemli,düz kondiloma lata adı verilen yüksek bulaşıcılığa sahip lezyonlar ortaya çıkar. Kısmi saç dökülmesi, ağız,boğaz ve vajinada ülser ortaya çıkabilir.Tedavi edilmeyen vakalarda dahi ,bu belirtiler kendiliğinden kaybolabilir.
Gerek Primer ,gerekse sekonder dönemde tedavi edilmeyen frengi vakalarının üçte birinde ,hastalık uzunca bir dönem sessiz kaldıktan sonra daha ileri bir döneme girer .Bakteri kalp,gözler, beyin,sinir sistemi ,kemikler,eklemler başta olmak üzere vücudun birçok yerinde hasarlara sebep olur.
Latent Sifiliz: Tedavi edilmediği takdirde sekonder sifilizin belirtileri de kendiliğinden kaybolur ve sessiz enfeksiyon halini alır. Bu durumda hastalık sadece yapılan kan testlerinde saptanabilir. Bu süre zarfında mikroorganizmalar yavaş yavaş çoğalmaya devam etmektedir. Zaman geçtikçe kişin hastalığı bulaştırıcılığı giderek azalır.
Tersiyer Sifiliz: İlk enfeksiyondan yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkar .Hiçbir dönemde tedavi edilmeyen vakaların %35 inde tersiyer sifiliz ortaya çıkar.Tersiyer bulgular üç kategoride saptanır
Kardiyovasküler lezyonlar: %10 vakada görülür. Aortta balonlaşma, kalp kapakcıklarında yetmezlik gibi bulgular olur.
Nörolojik lezyonlar: Göz,beyin zarları gibi sinir sistemi organlarına hasar verir.
Diğer Sistemik lezyonlar: Diş,dişetleri ,kas ve iskelet sistemi ve iç organlarda lezyonlar görülür.
Hastalık kalıcı sakatlıklar bırakabildiği gibi tedavi edilmezse öldürücü olabilmektedir.
Frenginin etkeni olan mikroorganizma kültürlerde üretilemediği için tanıda en yaralı yöntem kan testidir. Kanda yapılan serolojik testler ile antijen ve antikorlar aranır. Taze yaralardan alınan örneklerin özel floresanlı mikroskoplar altında incelenmesi ile Treponema Pallidium görülebilir. Beyin omurilik sıvısından alınan örneklerle serolojik testler yapılabilir.
Hangi evrede olursa olsun sifilizin tedavisinde antibiyotikler ve penisilin kullanılır.Tedaviye başlandıktan sonra hasta 24 saat içinde hastalık bulaştırıcılığını yitirir.
Frengiden korunma yolları:
Cinsel ilişkide kondom kullanmak
Cinsel eş sayısının artması ile birlikte hastalık bulaşma riski de artacağından ,partner seçiminde titiz davranmak
Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmamak.
Kan nakillerinde gerekli testlerin yapılıp yapılmadığının kontrolünü unutmamak
Frenginin tedavisi ve bu çağda hastalığın yokolması için halen aşı ve tek dozluk antibiyotik tedavisi çalışmaları yapılmaktadır.
UYUZ(SCABİES) VE BİTLENME(PEDİKÜLOZ)
Her nekadar yanlızca deride ,özellikle geceleri ve sıcakla artan kaşıntı ve eller ,karın,kalçalar,göğüs ile bacak iç yüzlerde kaşıntılı döküntülerle karekterize olmasına karşın ,uyuzun en tipik ve muhtemelen en erken bulguları özellikle erkeklerde genital bölgede yerleşen deriden kabarık şeffaf ,sivilce benzeri kaşıntılı kabartılardır. Çok kaşıntılı olmaları nedeniyle kısa sürede ülser yaralar haline dönerler. Zeminleri sert olan bu ülserler uyuz şankrı adı verilir ve bazen frengi ile diğer cinsel temasla bulaşan hastalıkların ülserleriyle karıştırılabilir.
Bitlenme de özellikle kasık bitleri yakın temas ile karşı tarafa bulaşır.
Hasta kaşıntısı olsun olmasın tüm yakın aile bireylerinin tedavisi ile kişisel ve ortak kullanılan eşyaların dezenfeksiyonunu gerektirdiğinden tedavisi oldukça zahmetlidir. Fakat kurallara uyulduğunda iyileşme tamdır.
HEPATİT- B (B TİPİ SARILIK)
Hepatit B aynı adlı virüsün karaciğere yerleşip orda çoğalarak karaciğeri tahrip etmesi ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır.
Hepatit B virüsü bir DNA virüsüdür. Bu virüsün üç adet antijenik yapısı mevcuttur. Virüs dış kısmında yani zarf kısmında eskiden Avustralya antijeni denilen Hepatit B Surface Antigen mevcuttur. Virüsün nükleoplasit denilen merkez kısmında ise iki önemli antigenic yapı vardır. Bunlar Hepatit B Core Antigen ve Hepatit B Antigenidir.
Hepatit B Türkiyede ve Dünyada önemli bir sağlık sorunudur. Bugün dünyada yaklaşık iki milyar kişinin Hepatit B’ye yakalandığını biliyoruz. Bunun yanında 350 milyon kişi bu virüsü kronik olarak taşımaktadır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Türkiyede bugün yaklaşık her üç kişiden yaklaşık biri Hepatit B virüsü ile karşılaşmıştır. Yine her 10 kişi,den biri Hepatit B virüsünü taşımakta ve bulaştırmaktadır. Hastaların % 75-80’inde hiçbir belirti görülmez.
Hepatit B belli başlı üç yolla bulaşır.
Virüsü taşıyan kişilerle cinsel temasta bulunma.
Virüsü taşıyan kişilerin kan ve vücut sıvıları ile temas etme.
Virüsü taşıyan hamile kadınlardan doğum sırasında bebeklerine bulaşmasıdır.
Hepatit B virüsü AIDS’ten 50 ila 100 kat daha bulaşıcıdır. Derideki bir çatlak ya da açık yara ile temas eden bir damla kan ya da tükürük bile hastalığın bulaşmasına yeterli olabilmektedir. Kan ve Kan ürünlerinin kullanımı ,kirli enjektörler, cerrahi müdahale, manikür pedikür setleri,traş bıçaklarıHepatit B virüsünün bulaşmasına aracılık edebilmektedirler.Steril olmayan aletlerle yapılan sünnet ve kulak delme gibi işlemler de Hepatit B’nin bulaşması için önemli risk oluştururlar.
Bu virüs ile temas eden her 10 bebekten 9’u ve her 10 erişkinden 1 ‘i belli bir süre sonunda (yaklaşık 6 ay) mikrobu vücudundan atmayı başaramaz. Bu durumda kişi virüsü yaşam boyu vücudunda taşıyacak ve etrafa yayacaktır. Ayrıca taşıyıcılarda hastalık durumu farklılıklar gösterir. Bazı kişilerin karaciğerlerinde önemli değişiklikler meydana gelmezken, bazılarının karaciğer hücrelerinde ağır hasrın ortay çıktığı tablolar oluşabilir.Bu gruptaki bireylerde ,yıllar sonra siroz ve karaciğer kanseri görülebilir.
Hepatit B ‘de risk birçok bulaşıcı hastalıktan çok farklıdır. ,çünkü kronik hepatitlilerin %25’i primer karaciğer kanseri ve siroz nedeniyle ölmektedir.Çünkü Hepatit B tüm dünyadaki primer karaciğer kanserlerinin %60-%80’inden sorumludur. Ve primer karaciğer kanserleri kanser ölümleri içinde ilk üç sırada yer almaktadır. Hepatit B virüsü sigaradan sonra bilinen en yaygın kanser nedenidir.
Kronik Hepatit B taşıyıcıları tamamen sağlıklı görünürler .Taşıyıcılığı saptayabilmek için kanda Hepatit B yüzey antigeni saptanmasıyla taşıyıcılar ayırt edilebilirler.
Taşıyıcıların % 50’si belirtisiz olarak sadece virüsü taşır. Karaciğer biyopsisi yapılırsa bu kişilerin bir kısmında Kronik Persistan Hepatit adı verilen bir tablo görülür. Bu hastalık nisbeten selim seyretmekle birlikte herhangi bir zamanda kronik aktif hepatit haline dönüşebilir.
Taşıyıcıların %50 ‘sinde Kronik Aktif Hepatit adı verilen kronik karaciğer hastalığı gelişir. Bu hastalığın geliştiği kişilerin % 25 ‘inde karaciğer kanseri ortaya çıkar.
Kronik taşıyıcılar cinsel eşlerine Hepatit B bulaştırabilirler.
Kronik taşıyıcı annelerden doğan bebeklere Hepatit B bulaşır.
Kronik taşıyıcılarla aynı evi paylaşanlarda Hepatit B’ye yakalanma oranı ,normal popülasyona kıyasla 2-4 kat daha fazladır.
Hastalığa yakalanan kişilerin ancak yarısında sarılık ortaya çıkar .Hastaların % 65 ‘inde grip benzeri belirtiler görülür. Geriye kalanlarda hastalık belirtisiz seyreder. Klinik olarak sarılık gelişse de gelişmese de hastaların %90 ‘ı tamamen iyi olur. İyileşen kişiler yaşamlarının sonuna kadar hastalığa bağişiklı kalır.
Kesin tedavisi olmayan bu hastalığa karşı en etkili korunma yolu aşılanmadır. 1980’li yıllarda çıkan Hepatit b aşıları ,bu virüsü taşıyan kişilerin kanından elde edilirken,günümüzde kullanılan aşılar genetik mühendislik yöntemleriyle bakteri hücrelerinden elde edilmektedir.
Her iki tipteki Hepatit B aşısının da güvenilirliği tamdır. Aşıya bağlı karaciğer hastalığı meydana gelmesi veya başka bir hastalık bulaşması söz konusu değildir. Sık görülen yan etki ,aşının yapıldığı bölgede birkaç gün sürebilen ağrı ,kızarıklık ve şişliktir. Çok nadiren halsizlik bildirilmiştir.
Aşının tam etkili olabilmesi için 0,1.6 aylarda toplam 3 doz yapılması gerekir.Üç doz uygun aşılamadan sonra aşının koruyucu etkisi ortaya çıkar.
KAZANILMIŞ BAĞIŞIKLIK YETMEZLİĞİ SENDROMU (AIDS)
AIDS (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) virüs yoluyla bulaşan bir hastalıklar bütünüdür. Bireye HIV(İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) bulaşması sonucunda ,vücudun savunma gücü zayıflar ve birey bazı mikrop ve hastalıklara sağlıklı kişilerden daha duyarlı hale gelir. Sonuçta birden fazla hastalık ve kanserlerin ortaya çıkması ile AIDS tablosu oluşur ve hastalık mutlak ölümle sonuçlanır.
HIV nasıl bulaşır?
HIV kandan başka erkeğin sperminde,kadının vajina salgısında bulunur ve cinsel ilişki sırasında vajinadan, penisten, anüsten ve ağızdaki zedelenmiş doku ve çatlaklardan vücuda girerek ,erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe,kadından kadına bulaşır.
HIV ,hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine, gebelik, doğum ve emzirme sırasında bulaşır.
HIV taşıyan bir kişiden ,taşımayan diğerine , prezarvatif kullanmadan yapılan her türlü cinsel ilişki ile mikrobun geçme riski vardır.
HIV taşıyan kan yoluyla mikrop bulaşabilir. Kan ve kan ürünleri ,organ ve doku nakli ile ,traş bıçağı ,diş fırçası ve enjektör paylaşımı ile ,kesici ve delici aletlar yolu ile bulaşır.
HIV bulaşmadığı durumlar
HIV günlük yaşamda aynı odada,aynı büroda ,sınıfta bulunmakla ,aynı havayı solumakla bulaşmaz.
Masum öpüşme ,dokunma,sarılma ,öksürük ,aksırık,tükürük ve el sıkışmayla bulaşmaz.
HIV sağlam deriden geçemez
Yiyecek içecek çatal kaşık bıçak tabak telefon,çeşme musluğu ,tuvalet,duş ortak kullanımıyla bulaşmaz
AIDS günlük yaşamdaki olağan davranışlarla bulaşmaz.
Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması ve hayvanlarla temasla da bulaşmaz.
AIDS’ e yakalanan insanın vücuduna AIDS virüsü (HIV) yerleşir.Vücutta HIV’e karşı 2-3 ayda antikorlar oluşur. Bu antikorlar kan serumunda antikor testi (ELISA) yapılarak saptanır.Test yaptırmak isteyen AIDS Danışma Merkezine başvurarak bilgi almalı ve kendi iradesi ile test yaptırma kararı vermelidir. Test anonim yapılır,ad ve adres alınmaz .Testin pozitif oluşu ,kişinin AIDS ‘e yakalandığını gösterir. Bu kişiye seropozitif veya HIV pozitif denir ve yaşamının sonuns kadar virüs taşıyıcısı olarak kalır. HIV pozitif kişi hastalık belirtileri yıllar sonra ortaya çıkıncaya kadar sağlıklı görünür., fakat virüsü başkalarına bulaştırabilir
HIV virüsü insanın vücuduna girdiğinde en çok T4 adı verilen beyaz kan hücrelerine yerleşerek çoğalır.HIV T4 hücrelerinin ölümüne sebep olur.Bu hücrelerin ölümü vücut direncini azaltır ve sonuçta AIDS hastalığının belirtileri ortaya çıkar.
AIDS hastalığının başlıca belirtileri şunlardır:
Gece terlemeleri
Sürekli ishal ve aşırı kilo kaybı
Koltuk altı, kasık boyun ve lenf bezlerinde şişlik
Öksürük ve akciğer şikayetleri
Uçuk ,zona ,ağizda pamukçuk
AIDS hastalarında yukarıda sayılan çeşitli belirtiler yanında:
Merkezi Sinir Sistemi hastalıkları
Kanser (Karpoksi Sarkomu,Lenfoma)
Bazı mikropların sebep olduğu enfeksiyonlar görülebilir.
AIDS tanısı konulan hastalar birkaç yıl içinde ölmektedir.Hastalığın başlangıcında tedavide AZT(Zıdovudıne) ve DDI gibi ilaçlar kullanıldığında yaşam süresi yıllarca uzayabilir.
AIDS ‘e karşı aşı henüz bulunamamıştır.
AIDS ‘ten Korunma:
Cinsel ilişkilerde koruyucu Latex kondom kullanmak
AIDS virüsü taşımayan kişi ile karşılıklı sadakate dayalı ilişki kurmak.
Kan naklinde AIDS testi yapılmamış ,kontrolsüz kan asla kullanılmamalıdır.
Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga ,iğne,cerrahi aletlar,jilet kesinlikle kullanmamalıdır.
Kuaför ve berberlerde traş,manikür ve pedikür sırasında kullanılan aletler yoluyla hastalık bulaştırabilirler. Bunun için işi yapanların çalışırken eldiven kullanmaları en iyisidir. Ayrıca ellerin bol su ve sabunla yıkanması mikroplardann arındırmanın en iyi yoludur. Eller yıkandıktan sonra Hibisel ve Sporocıdın Losyon gibi bir antiseptik madde kullanılması uygun olur. İşlem sırasında yaralanan ellere Batticne,Betadine, Isosol ,Polyod gibi antiseptik maddeler uygulanmalıdır.
AIDS virüsünü öldüren diğer dezenfektan maddeler:
Çamaşır suyu, Bacteranios D, Cidex, Mikrozid Liquıd, Hibisel,Setridif, klorheksol, Lysoformin, Hylox, Presept, Betadine Gargara, Kodan Tinktur Forte. Bu maddeler eczanelerde ,kullanışları prospektüslerinde yazılı olarak satılırlar.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar eski çağlardan beri varolan ve güncelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş hastalıklar grubundandır. İlerleyen değişik dönemlerde bu grupta yeni hastalıkların güncellik kazanmalarıyla da halen giderek artan önemli bir tıbbi ve halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedirler.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların artış nedenlerine göz atıldığında :eğitim yetersizliği,toplumun sosyoekonomik yapısında meydana gelen bozukluklar(ahlak kavramındaki değişiklikler, göçler,iç ve dış turizm,gittikçe zorlaşan,bazı çevrelere göre de gittikçe kolaylaşan hayat şartları,uyuşturucu ve alkol alışkanlıklarının artması gibi),fahişelik,gizli fahişelik, eşcinsellik,genelev ve gizli buluşma yerleri ile mücadele ve kontrollerin yetersizliği,ilaçlar ile gebe kalma korkusunun ortadan kalkması gibi nedenler yer almaktadır.
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLARDAN KORUNMA
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler ,çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli görünmeyen birinden de hastalık bulaşabilir. O yüzden hakkında tam bir bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle ne kadar temiz görünürse görünsün ilişkide prezervatif kullanmak şarttır.Prezervatifler arasında latex yapılı olan ve spermisid içerenler tercih edilmelidir. (çünkü spermisidlerde aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır)Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlamıştır. Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması ,hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Bireyin cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer alan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazla olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.
Erkekler için: Genital akıntı Genital bölgede siğil ,ülser tipi lezyonlar İdrar yaparken yanma
Şüpheli biriyle ilişkiye girmiş olmak
Kadınlar için: Kasık ağrısı ve beraberinde akıntı Tek başına akıntı İdrar yaparken yanma
Genital bölgede siğil,ülser tipi lezyonlar Şüpheli biriyle ilişkiye girmiş olmak
3 Kasım 2006