14 Ekim 2006 Arşivi
Doymaz bir potansiyele sahip olan insanoğlu her geçen gün hayatına yeni ve değişik şeyler katmaktadır. Hiç şüphe yoktur ki, bu yenilik ve değişimler insanların ve ulusların istikbali ile ilgilidir. Özellikle son dönemlerde bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen hızlı gelişmeler, insanoğlunun hayatında bir çok ilke imza atmaktadır. İşte bu ilklerden bir tanesi “Elektronik Ticarettir (E-Ticaret )”.Bazı insanlar için oldukça yeni olan bu kavram, yukarıda da denildiği gibi insanların, ulusların ve devletlerin geleceğinin şekillenmesi açısından oldukça önemlidir. Pek de küçük olmayan küremizi büyük bir köy sınıfına sokacak; globalleşmenin belki de -en sağlam ve en gerçekçi adımı- sayılabilecek elektronik ticaret, gerek sosyal ve gerekse ekonomik yaşamda yeni, hızlı ve ilginç değişimler getirecektir.
ELEKTRONİK TİCARET ( E- TİCARET ) NEDİR?
Bilindiği gibi “ticaret” ifadesi kavramsal olarak “mal veya hizmetin satın alınması ve satılması” işlemlerini kapsamaktadır. Bu sürecin elektronik ortamda, internet üzerinde yapılması e-ticaret kavramını ortaya çıkarmıştır.Müşteri beklentilerindeki mal ve hizmet arzındaki artış, iş dünyasındaki rekabeti küresel ölçekte zorlaştırmaktadır. İşadamları buna uyum sağlamak için organizasyonlarını ve çalışma tarzlarını değiştirmekte, firma-müşteri-tedarikçi arasındaki bariyerleri internet ve e-ticaret ile kaldırmaktadır. E-ticaretin tanımı konusunda farklı ülkelerin kuruluşları tarafından farklı tanımlar ortaya konmaktadır. Ancak e-ticaret konusunda en yaygın genel kabul görmüş tanım OECD tarafından 1997’de yapılan tanımdır. Bu çerçevede E-ticaret aşağıdaki eylemleri kapsayan süreç olarak tanımlanmaktadır;
Ticaret öncesi firmaların elektronik ortamda bilgilenmesi ve araştırma yürütmesi,
Firmaların elektronik ortamda buluşması,
Ödeme sürecinin yerine getirilmesi,
Taahhüdün yerine getirilmesi, mal veya hizmetin müşteriye teslimi,
Satış sonrası bakım, destek, vb. hizmetlerin temin edilmesi.
E-Ticaret ile daha esnek yapıya kavuşan, tedarikçileri ile daha yakın
çalışan, müşterilerin beklenti ve ihtiyaçlarına daha hızlı cevap veren firmalar da, global ölçekte değişim yaşamaktadır. E-Ticaret, firmalara en iyi tedarikçiyi seçme ve bütün dünyaya satış yapma imkanı sunmaktadır.
Elektronik ortamda yürütülen ticari faaliyetler İngilizce’de “e-trade” ,
“e-business” gibi farklı kelimelerle de adlandırılabildiği halde İngilizce karşısında Türkçe’mizin daha az zengin bir dil olması sonucunda “commerce”, “trade” ev “business” kelimelerinin karşılığında genellikle “ticaret” kelimesi kullanılmaktadır. Aslında bu üç kelimenin İngilizce’de anlattığı olgular birbirinden biraz farklıdır. Commerce, ürün ve hizmetin belirli bir karşılık sonucunda el değiştirmesi anlamına gelen ticaret kelimesi anlatır. Bu terim siparişleri de kendi bünyesinde toparlar. Tükçe’de “ iş ” anlamına gelen business kelimesinden çoğaltılan “ e-business ” terimi ise geniş ölçüler içersinde elektronik ortamda iş yapılmasıdır. Bu terim pazarlamadan iletişime, satıştan desteğe, siparişten teslimata kadar tüm iş süreçlerinin elektronik ortamda yapılmasını anlatır. Bu ifadeye göre e-mail kullanmakta bir çeşit e-business (e-iş) aktivitesidir. Trade kelimesinden türetilen “e-trade” ise elektronik ortamda bir ürünün alım satımının yapılmasıdır. Kısaca üç kelimeyi tekrar incelersek e-business (e-iş); genel iş dünyasının elektronik ortama taşınmasını, e-commerce ( e-ticaret ); pazarlama, sipariş gibi aktiviteleri de içeren ticareti, e-trade ( e-alım/satım ) ise ürün ve hizmetlerin alım ve satım bölümünü tarif eder. E-business, e-commerce ve e-trade’i kendi bünyesi içersine alan çok geniş bir kavram, e-commerce, sipariş, pazarlama ve satış olgularını yani e-trade’i de içine alan orta kapsamlı bir kavram ve e-trade ise sadece alım ve satımın anlatıldığı dar bir kavram olarak karşımıza çıkar.
ELEKTRONİK TİCARETİN TARİHÇESİ
Bilgisayarlar arası ilk iletişim ağı 1969 yılında dört Amerikan üniversitesi ve ordunun işbirliğiyle ARPANET projesi altında kurulmuştur. Başlangıç amacı bilgisayar kaynaklarının paylaşımı olan bu projenin düşünülmeyen ancak en önemli yararı elektronik posta, haber grupları, on-line tartışma grupları gibi yeni bir iletişim ortamı yaratması olmuştur. 1980’lerin başında TCP/IP protokolü eski ARPA protokolünün yerini almasıyla internet adını alan ağın çok çeşitli bilgisayar, işletim sistemi ve farklı kullanıcı gruplarını kapsayacak şekilde genişlemesi mümkün hale gelmiş, ayrıca sağlıklı olmayan hatlarda da iletişimin sürdürülebilmesi amacı gerçekleştirilmiştir. Bu gelişme her geçen gün daha çok sayıda üniversite ve araştırma kurumuna internete bağlanma ve bizzat interneti geliştirme şansı tanımıştır. İnterneti asıl önüne geçilmez bir çığa dönüştüren gelişmenin başlangıcı ise 1990 yılı sonunda HTTP protokolünün kullanıldığı ilk web sayfasının faaliyete geçmesi olmuştur. Protokolün kaynak kodları 1991 yılında yayınlanmış ve protokole 1992 yılında da protokole grafik bileşenleri eklenmiştir. Aynı yıl Macintosh bilgisayarlar için tarayıcı geliştirilmiştir. 1993 başlarında da günümüzde en yaygın kullanımda olan tarayıcıların özünü oluşturan pc bazlı ilk tarayıcı yayınlanmış ve bu gün geldiğimiz noktaya doğru ilerleyen inanılmaz süreç ilk belirtilerini vermiştir.Elektronik iletişim teknolojileri ticari hayatta aslında uzun yıllardır (1980’lerden beri ) kullanılmaktadır. Ama internettin e-ticaret için kullanılması çok yenidir (1997’lerden beri). Zaten internet asıl gelişimini (patlamasını) ticari kullanımı artmaya başladıktan sonra yaşamaya başlamıştır. Sonuçta, internetin yaygınlaşması ile birlikte, web ve e-posta uygulamalarının e-ticaretin doğal mekanı haline geldiğini söyleyebiliriz. İnternetin ticari ürünleri satmada kullanımı, ilk başta “belki olabilir.” türünden ve süslü web sayfalarından oluşan bir takım denemelerden ibaretti. Ancak Amazon.com, Dixons, Yahoo gibi örneklerin 1-2 yıl içersinde, sadece internetin üzerinden sattıkları servislerle birer büyük şirket haline gelmeleri, birden bu denemeleri ve hayalleri gerçeğe dönüştürüverdi. İnternet üzerinde dönen ekonomi her geçen gün artmaktadır. Hatta, 1999 yılında Amerikan Ticaret Bakanlığı’nın yaptığı bir araştırmada internet ekonomisinin ( ucuz girdi ve iş gücü, az maliyet vb.. sebebiyle) enflasyon oranının azaltılmasında rol oynadığını saptamıştır.OECD, Avrupa Topluluğu, ABD gibi ekonomiler, internet üzerinden yapılan elektronik ticaretin globalleşmesi ve sağlıklı bir yapıda gelişmesi konusunda 1990’lı yılların sonlarından beri stratejik toplantılar yapmakta ve ortak eylem planlarını geliştirmeye çalışmaktadırlar. Bu çalışmalarda,kullanıcıların ve müşterilerin elektronik ticarete güvenlerinin artması, kişisel bilgilerin güvenliği, güvenli kredi kartı kullanımı, müşteri haklarının korunması vb), geleneksel ticari faaliyetlerin yapılabilmesi için geliştirilmiş /düzenlenmiş yasa ve kuralların elektronik ticari pazara da hitap eder hale gelmesi, elektronik ticaret için oluşturulan bilgi/işlem altyapısının geliştirilmesi,
elektronik ticaretten alınacak verimin artması gibi unsurlar göz önünde tutulmakta ve bu konularda hükümet politikalarına yön verecek karalar alınmaktadır. 2010 yılına kadar, Avrupa Topluluğu bünyesinde, e-ticaret ile ilgili konularda 20 milyon yeni iş olanağı oluşturulacağı tahmin edilmektedir. (EU Summit, Mart 2000,Lizbon,Portekiz). Bu ve benzeri örnekler ve açıklamalara baktığımızda, globalleşen dünyada e-ticaretin ne kadar önemli olduğunu görmekteyiz.
TÜRKİYE’DE ELEKTRONİK TİCARET
Türkiye’de elektronik ticaret henüz gelişme aşamasındadır, ancak büyük bir potansiyel olduğu konusunda firmalar arasında bir görüş birliği vardır. Bu potansiyele ulaşmak için hızlı ve yaygın internet alt yapısı gereksiniminden başlayan, bilgisayar sayısının azlığını ve güvenliğini kapsayan ve standartların oturmasına kadar giden bir çok engelin aşılması gerekmektedir. Bunun dışında yasalar ve bu konudaki mevzuatın belirlenmesi gerekmektedir. Bu engellerin aşılması halinde ise, elektronik ticaretin çok hızlı gelişmesi beklenmektedir.
Ülkemiz de, 1998’den sonra bazı büyük alışveriş merkezleri internet üzerinde satış mağazaları açmışlar, ayrıca kurumlara ve bireysel girişimcilere elektronik dükkan (e-dükkan) kiralayan servis sağlayıcılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Basın ve bankacılık alanlarında, konularında öncü niteliği olan bazı kuruluşlar, e-ticaret alanında da yatırımlarını (2000’lerin başlarında) hızlandırmışlardır.
Ülkemizin mevcut durumuna bakıldığında çok hızlı gelişen bir internet alt yapısı ( alt yapının yakın tarihlere kadar hiç olmayışı sayesinde ve gerek Türk Telekom’un gerekse özel sektörün son 3-4 yıllık yatırımları itibariyle OECD ülkeleriyle kıyaslandığında Avrupa’da en hızlı gelişim gösteren ülke Türkiye’ dir.) ve internet dışı e-ticaret alt yapısının olmayışı yüzünden tek şansımız internet üzerinden e-ticaret olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye son iki yıl da inanılmaz gelişmeler kaydetmiş, alt yapısı “base band” kategorisinden “broad band” kategorisine terfi etmiştir. Yurt içi omurgası 2 Mbit den 155 Mbite çıkar-tılmış ve yakın gelecekte 2 Gbite çıkarılması için hazırlıklar yapılmaktadır. ( ki bu 4 sene içinde 1000 kez büyüme anlamına gelir.)
İnternet üzerinde elektronik bankacılık ve sanal marketler üzerinden on-line alışveriş merkezi uygulamaları başta olmak üzere seyahat rezervasyonları, elektronik eşya satışı vb. gibi konularda ciddi bir elektronik ticaret pazarının oluşmaya başlama sinyalleri verdiğini söyleyebiliriz.
ELEKTRONİK TİCARETİN UNSURLARI VE TEMEL ARAÇLARI
E-Ticaretin Unsurları
E-Ticaretin unsurları genel itibariyle şu şekilde sıralanabilir:
Ticarete konu olabilecek bir ürün veya hizmet.
Ürün veya hizmetin satışa sunulacağı yer e-ticarette bir web sayfası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Müşterileri web sitesine çekmek için gerekli olan pazarlama aktivitesi.
Ödeme aracı olarak, elektronik ortamda nakit kabul edilemeyeceği için genelde kullanılan sistem kredi kartı ile ödemedir. Bunun için kredi kartı numarasının temin edilmesi gerekmektedir. Bu numaranın güvenliğini sağlamak için güvenli web sayfaları, satıcı ve banka arasında bu bilginin gizlice dolaştığı ödeme sistemi ve elektronik kredi kartları gibi pek çok ödeme şekli karşımıza çıkmaktadır.
E-Ticaretteki teslimat ise genellikle bağımsız bir lojistik firması ile sağlanır. Sipariş edilen veya satın alınan ürün kurye şirketleri ile alıcısına ulaştırılır. Yazılım, yazı ve veri gibi bilgisayardan bilgisayara aktarılması gereken ve bilgisayar aracılığıyla erişilebilen ürün ve hizmetlerde ise teslimat aracı olarak dosya indirme mekanizmaları kullanılır.
İade ürünleri kabul etmek, garanti şartlarını yerine getirmek ve istek halinde sigorta sistemini oluşturmak klasik ticaret anlayışı ile farklılık göstermeyen sistemlerdir.
Müşteri Destek sistemi ise elektronik ortamda yapılan ticarette elektronik olarak daha fazla rağbet göstermektedir. Ürün ile ilgili sıkça sorulan soruların yer aldığı sayfalar, e-mail veya elektronik formlar ile bilgi akışı sağlanması da bu sistemin birer parçasıdır.
Bunun dışında klasik iş süreçlerinin web ortamına açılmasıyla birlikte müşteriye sadakat, müşteriye duyarlılık ve hizmet anlayışı çerçevesinde satışların arttırılması mümkündür. Buna örnek vermek gerekirse otomobil üreticisi bir firmanın web sitesinde verilen bir otomobil siparişinin ne zaman hangi aşamada olduğunu görmek müşteri tarafından oldukça mutlu bir şekilde karşılanacaktır.
E-Ticaretin Temel Araçları
E-Ticaretin yapılmasını sağlayan araçlar; telefon, faks, televizyon, elektronik ödeme ve para aktarma sistemleri, elektronik veri değişimi sistemleri (EDI) ve internet olmak üzere altı temel araç sayılmaktadır.
EDI ve internet, e-ticaret açısından diğer dört klasik araca göre farklı bir konuma sahiptir. Ticareti yapan iki firma arasında insan faktörü olmaksızın bilgisayarlar aracılığıyla belge ve bilgi değişimi sağlayabilen EDI sistemleri,e-ticaretin önemli bir aracıdır. EDI sistemi, ekipman ve bağlama maliyetinin yüksekliği nedeniyle yaygın olmamakla birlikte kendine ait telekomünikasyon alt yapısı bulunan bir şebekedir.
Yukarıda sayılan altı temel araç arasında internet e-ticaret açısından en etkin araç olarak kabul edilmektedir. Bir hizmetin üretiminin, reklamının, satın
alımının, ödenmesinin ve teslimatının yalnızca internet aracılığıyla yapılması mümkündür. Ses, görüntü ve yazılı bir metni aynı anda ve daha hızlı iletebilme imkanının olması ve bu işlemlerin internet ortamında daha ucuz olması gibi nedenlerden ötürü daha çok tercih edilmektedir.
ELEKTRONİK TİCARETİN TÜRLERİ
Faaliyetlerine Göre Elektronik Ticaret
Elektronik ticaretin faaliyetlerine göre ikiye ayrılmaktadır. Dolaylı E-Ticaret ve Doğrudan E-Ticaret.
Dolaylı E-Ticaret
Dolaylı e-ticaret, malların elektronik ortamda sipariş edilmesi ile geleneksel yollarla ( posta hizmeti ve ticari kuryeler ) fiziki tesliminin gerçekleşmesi şeklinde olmaktadır. Dolaylı e-ticaret, ulaşım sistemi, para sistemi, gümrük sistemi gibi bazı dışsal faktörlere bağlıdır.
Doğrudan E-Ticaret
Doğrudan e-ticaret, fiziksel olmayan mal ve hizmetlerin (bilgisayar programları, eğlence ve kültürel içerikli, görsel ve işitsel eserler, çeşitli konularda bilgi sunan hizmetler, danışmanlık hizmetleri vb. gibi) siparişinin, ödenmesinin ve tesliminin on-line olarak gerçekleştirilmesidir. Doğrudan eticaret, coğrafi sınırlar ötesinde tamamlanabilen elektronik bir işlemdir.
Taraflarına Göre Elektronik Ticaret
İşletmeden Tüketiciye E-Ticaret (Business to Consumer, B2C)
İşletmeden tüketiciye yönelik ticari hizmetlerde e-ticaretin işlevi, işletme ve müşteri arasındaki ticari ilişkilerin ve işlemlerin web üzerinden yürütülmesidir. Amaç, mal ve hizmetlerin satılması ve hedef kitlelere pazarlanmasıdır. Web teknolojisindeki hızlı gelişmeler sonucunda ortaya çıkan “Sanal Mağaza” uygulamaları ile internette firmalar elektronik ortamda; bilgisayardan otomobile, kitaptan pizzaya bir çok ürünün doğrudan tüketiciye satışını yapmaya başlamıştır. Dell, Amazon.com, eBay gibi şirketlerin hizmetleri bu modele girmektedir.
İnternet kullanıcılarının geliri, eğitim düzeyi ve yaşı bu tür ticareti belirleyen etkenlerdendir. Genel itibariyle yüksek eğitimli ve gelir düzeyi ortalamanın üstünde olan 25-35 yaş arası kişiler internet üzerinden e-ticarete katılmaktadırlar.
İşletmeden İşletmeye E-Ticaret (Business to Business, B2B)
“İşletmeden İşletmeye E-Ticaret” modelinde ki amaç, otomasyonlandırılmış sistemlerin ortaklaşa iş yapılan birimlere (üretici firma, tedarikçi firmalar, bayiler, mağazalar, departmanlar vb.) entegrasyonu ile ürün, hizmet ve bilginin işletmeler arasında satışını, kullanımını ve paylaşımını sağlamaktır. Firmaların elektronik ortamda tedarikçiye sipariş vermesi, faturalarını temin etmesi ve bedellerini ödemesi olarak da ifade edilebilir.
İşletmeden Kamuya E-Ticaret
İşletmelerle kamu kuruluşları arasındaki ticari işlemleri kapsayan bu bölüme kamu ihalelerinin internette yayınlanması ve firmaların elektronik ortamda teklif vermeleri ilk örnekleri oluşturmaktadır. E-Ticaretin yaygınlaş-masını desteklemek amacı ile kamunun vergi ödemeleri, gümrük işlemleri de sanal dünyaya taşınmaktadır.
Bireyden Kamuya E-Ticaret
Henüz yaygın örnekleri olmayan bu kategoride ehliyet, pasaport başvuruları, sosyal güvenlik primleri ve vergi ödemeleri, vb. uygulamalar ile “Elektronik Devlet”e geçişin sağlanması planlanmaktadır. İngiltere Hükümeti, 2005 yılında tüm kamu hizmetlerinin elektronik ortamda yapılabileceğini ve Elektronik Devlet’e geçişin tamamlanacağını duyurmuştur. 2002 yılına kadar ise tüm okul ve kütüphanelerin internet bağlantılarının sağlanması planlan-maktadır.
ELEKTRONİK TİCARETİN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI
Elektronik ticarette avantajların ve dezavantajların her ikisini de hesaba katmak önemlidir. Bu yöntem ile kullanımı kolay ve güvenli ürünleri geliştirmek daha kolaydır. Kullanıcıların bu sitemlere nasıl adapte olduklarında bu iki faktör önemli bir rol oynar.
Elektronik Ticaretin Avantajları
Elektronik Ticaret, bu ticarete katılan her tarafa faydalar sağlamaktadır. Bir banka nakit para tutma sorumluluğundan ve müşteri için sağlayacağı yeni, etkileyici servis formundan yararlanır. Bu sistemdeki ticaret, alıcılar ve satıcılar arasında doğrudan bir bağ olduğu gibi, aynı zamanda aralarında dijital bilgi değişimi de sağlar. Zaman ve mekan sınırları aşılıyor. E-ticaretteki interaktiflikten dolayı, müşteri davranışları bu ticarete adapte olabilirler. Bilgileri güncelleştirmek kolaydır. Perakendeciler daima nakit para tutma yükümlülüğünden yararlanırlar ve kasalarında büyük miktarda para tutmak zorunda değillerdir. Günün sonunda parayı bir işlem ile bankaya transfer edebilirler. Bu da daha az hırsızlığa neden olur. İnsanlar gerçek para ile harcama yapmaktan daha çok elektronik kartlarla harcama yapmaya eğilim gösterirler. Müşteriler, evlerinden nasıl kolayca para çekebileceklerinin ve azalan servislerden ve sipariş maliyetlerinden dolayı fiyatların nasıl düştüğünün farkına varacaklardır.Hiç kimse senin elektronik paranı ( E-Para ) izleyemez ve böylece senin gizliliğin vardır. Eğer kartını kaybedersen, sen taşıdığın kadar parayı kaybedersin, hesaptaki paraya bir şey olmaz. Kayıp bir kartı almanın da kimseye faydası olmaz. İki hatalı denemeden sonra güvenliğini kaybedebilirsin yani geçersiz olur. İnsanlar birinin çalabileceği parayı taşımamakla daha fazla güvenlik elde ederler. Dükkanlar ve mağazalar aynı miktardaki gerçek parayı daha fazla ellerinde tutmaktadırlar. Dijital para çalınamaz.
Elektronik Ticaretin Dezavantajları
Bir parça elektronik paranın (e-para) kopyalama izni ve bu kopyaların harcanmasına “ Çifte Harcama Problemi” denir. Bu durum bazı insanları birkaç saniyede milyarder yapabilir. Diğer taraftan birkaç saniyede çok fakir olunacaktır. Kolaylıkla anlaşılabileceği gibi gerçek e-para sistemleri bu sorunu çözmelidirler. Tüccarlar “Online e-para sisteminde her satışta banka ile iletişim kurmaları gerekmektedir. Eğer para hala harcanabilir özelliğe sahip ise, banka bu bilgileri, veri tabanlarından öğrenebilir veya doğrulayabilirler.
“Off-line (hatta bağlı olmayan) sistemler” bu problemi değişik yöntemlerle ele alabilirler. Bir yolu, “Gözlemci (observer)” adında bir kanıt tarayıcı ( tamper-proof chip) çipi içeren akıllı kart oluşturmaktır. Bu gözlemci akıllı kart ile harcanan bütün e-paraları küçük bir bilgi bankasında barındırır. Diğer bir yöntem de; e-para ve bankaya bir kısım e-para girişi yapıldığı zaman çifte kullanıcının kimliğinin açığa vurulduğu şifrelenmiş protokol yapısıdır.Elektronik satın alma ve elektronik işlemle ilgili bir negatif taraf, aslında, tüm bu işlemler kullanıcı için daha az somut bir yolla meydana gelecektir. Kullanıcı, normal bir nakit değişimde gördüğü işlemleri bu yolda göremez. Bu insanları, emin olmama durumuna sokacaktır. Dolayısıyla aklımıza “bilgisayar ve akıllı kart güvenilir mi?” sorusu gelmektedir. Anahtar belge (key escrow), kişinin özel anahtarlarının yarısı adalet bakanlığına ve diğer yarısını da polise verdiği bir diğer metottur. Onlar senin yasadışı bir şey yaptığından şüphelendikleri zaman senin şifreni çözmeye karar verebilirler.Birçok ülke ABD’den gelen bu öneriye sıcak bakmaktadırlar. Yani hükümetler isterlerse şifreyi kırıp sizi izleyebilirler. Bu durumda da elektronik işlemlerin güvenilirliği ve gizliliği konusunda şüpheler uyanmaktadır. Finlandiya anahtar kelimeye ( key escrow) karşı çıkan ülkelerden biridir. Elektronik ticarette ana bir durum, tamamıyla güçlü bir şifrelemenin kullanımıdır.
ELEKTRONİK TİCARETİN ETKİLERİ
E-Ticaret, özü itibariyle ekonomik bir olgu gibi algılansa da sosyal ve kültürel alanlarda da etkiler oluşturmaktadır. E-Ticaretin; birey, firmalar ve toplum üzerinde farklı etkiler oluşturduğu görülmektedir. Müşteri beklentilerinin pazarı yeniden tanımladığı veya yeni pazarlar oluşturduğu koşullara E-Ticareti benimseyen firmalar, daha hızlı uyum sağlamakta ve rekabet konusunda avantaj elde etmektedir. Bireylere ise alışveriş, bilgi ve hizmetlere erişim, kamu ile etkileşim konularında fiziki uzaklık ve zaman kısıtlarını ortadan kaldıran yeni yollar sunulmaktadır.
E-Ticaret İş Hayatında Hangi Faaliyetleri Etkilemektedir?
E-Ticaret İş hayatında şu faaliyetleri etkilemektedir.
Pazarlama, satış ve promosyon,
Ön satış, taşeronluk, tedarik,
Finansman ve sigorta,
Ticari işlemler: sipariş, teslimat ve ödeme,
Servis ve bakım,
Ortak ürün geliştirme ve çalışma,
Kamu ve özel hizmetleri kullanma,
Kamu ile ilgili işlemler: vergi, gümrük, vb.
Teslimat ve lojistik,
Kamu alımları,
Muhasebe,
Elektronik ortamdaki ürünlerin otomatik ticareti,
Anlaşmazlıkların çözümü.
E-Ticaretin iş hayatına etkilerinden örnekler;
KOBİ’lere büyük firmalarla eşit şartlarda rekabet etme imkanı,
Reklam, nakliye, ürün tasarımı ve üretim maliyetlerinde azalma,
Pazar raporları ve stratejik planlama konularında ilerleme,
Etkin pazarlama,
Eşit şartlarda yeni pazarlara ulaşım,
Ürün ve hizmet tasarımına müşterinin dahil edilmesi.
E-Ticaretin Ekonomik ve Sosyal Yaşama Etkileri
OECD tarafından üye ülkelerde 1998 ortalarında yürütülen ve 1999’da yayınlanan araştırmaya göre E-Ticaret’in, ekonomik ve sosyal yaşamda oldukça kayda değer değişikliklere neden olduğu belirlenmiştir.
Ekonomik yaşama ilişkin etkileri:
İşletmeler arası rekabeti artırmakta,
İşletmelerde genel maliyetleri düşürmekte,
Maliyetler fiyatlara yansımakta,
Tüketici açısından ürün seçenekleri artmakta,
Yukarıdaki (c) ve (d) bendlerindeki faktörler ile pazar gücünün tüketiciye geçmesi sağlanmakta,
“Aracısızlaşma” veya “yeni fonksiyonlar üstlenen aracılar” oluşmakta,
Siber aracılar oluşmakta,
Hayatı kolaylaştırmakta; 7 gün 24 saat (7×24) çalışma prensibi ile sürekli ticaret ve alışveriş imkanı sunmakta,
7×24 prensibi ile açık olan mağazalar, aracıların da fonksiyon değiştirmesi ile ürün fiyatlarını 10’a 1 seviyesinde ucuzlatmakta,
Halen firma-firma arası %90 firma-tüketici arası %10 civarında olan oranın, teknolojik altyapının gelişmesi ve tüketiciye daha kolay ulaşılması ile, firma-tüketici lehinde yükselmesi beklenmekte,
Telekomünikasyon alt yapısındaki gelişmeler, ucuz PC’ler, kablo TV, telefon hatları, vb. altyapı gelişmeleri ile KOBİ’lerin doğrudan evdeki tüketiciye satış yapması ve pazarını genişletmesi tahmin edilmekte,
E-Ticaretin yaygınlaşmasındaki teknik ve felsefi niteliğin “şeffaflık” ve “açıklık” olduğu belirtilmekte,
“Açıklık” tüketicinin pazar gücünü artırmakta, fakat kişisel bilgilerin toplanmasıyla aleyhte kullanılabilecek bir veri tabanı yaratmakta,
E-Ticaret ile zamanın göreli önemi değişmekte, pazara coğrafi olarak yakın olmanın önemi ortadan kalkmakta,
Firma tedarik/zincir yönetiminde düzenli bir planlama ile maliyetler düşürülmekte (ABD’de bu konuda %15-20 tasarruf edilmiş durumdadır),
Web tabanlı pazarlama ve siparişi on-line geçmek de işletme lehine verimliliği artırmakta,
Sipariş alma, alındı makbuzu, fatura tutarlılığı vb. izlemede yapılan hatalar E-Ticaret ile düşmekte, böylece genel maliyetler azalmakta,
Pazar yapısını değiştirmekte,
Firmanın iş organizasyonu ve modelleri değişmekte,
şeklinde özetlenmektedir.
E-Ticaretin KOBİ’ lere Etkileri
Elektronik ticaret, işlem maliyetlerinin düşmesi, pazara giriş engellerinin az olması ve tüketici açısından bilgiye erişimin kolaylaşması açısından, ekonomik faaliyetleri tam rekabet ortamına yaklaştırmaktadır. Bu durum rekabetin artmasına neden olmakta ve ayrıca küçük işletmelerle büyük işlet-melerin piyasaya giriş koşulları açısından eşit şanslara sahip olmalarına yol açmaktadır. Bu nedenle, KOBİ’ler açısından elektronik ticaret önemi azımsanmayacak boyuttadır.Esnek yapılarından dolayı müşteri beklentilerine daha hızlı adapte olabilecek KOBİ’lerin, büyük firmalara oranla e-ticarette daha avantajlı bulundukları düşünülmektedir. Dinamik yapıları olan KOBİ’lerin büyük firmalar karşısındaki en büyük dezavantajı olan uzak coğrafyadaki pazar ve müşteriye erişememe sorunu da internet ile ortadan kalkmaktadır.
E-Ticaretin Yönetime Etkileri
İnternet, firmaların iş yapma şeklini de değiştirmektedir;
Elektronikleşme: Bilgilerin elektronik ortamda tutulması ile, herhangi birisi, herhangi bir zamanda herhangi bir yerden ihtiyaç duyduğu bilgiye bir başkasına gerek kalmadan ulaşabilmektedir. Fiyat listeleri, sipariş formları, tanıtım filmleri, vb. materyaller firmanın servis bilgisayarından intranet aracılığı ile güncel olarak erişilebilmektedir.
Hareketlilik: İnternet teknolojisi, kişilere bulundukları yerden bağımsız olarak bilgiye erişim imkanı sunmaktadır. Müşterilerine destek vermek için seyahat eden çalışanlarının, ihtiyaç duyduğu bilgiye herhangi bir zamanda herhangi bir yerden güncel olarak ulaşabilmesi, firmanın müşterilerinin ihtiyaçlarına cevap vermedeki performansını artırmaktadır.
Çabukluk: İş adamları, güncel bilgilere gece veya gündüz istedikleri zaman ulaşabilmektedir. İş ortağının veya firmasının web sitesine ulaşarak son fiyat listesine, üretim rakamlarına, malların çıkış tarihine kolaylıkla erişebilmektedir.
Çalışma Grupları: İnternet, verinin paylaşımına ve çalışanların işbirliği yapmasına da altyapı sunmaktadır. Firmalar, haber grupları, konuşma odaları, vb. araçlar ile değişik coğrafi yerlerdeki çalışanlarını bir araya getirerek çalışma grupları oluşturabilmekte, müşterilerinin önerilerini değerlendirebilmektedir.
E-Ticaretin Reklamcılığa ve Pazarlamaya Etkileri
İşletmeler açısından sanal pazarlamanın birkaç ayrı yönden avantajı bulunmaktadır:
Etkileşimli Elektronik Pazarlama: İşletmeler, etkileşimli olarak ses, görüntü unsurlarını da kullanarak hazırlayacakları sanal mağazalarda müşteri ile karşılıklı etkileşim içerisinde satışlarını yapabilmektedir.
Etkin ve Hızlı Müşteri Talepleri Yönetimi: Sanal ortamda yapılan alışveriş hangi müşterinin hangi mala talep duyduğu yönünde bir veri tabanı oluşturulmasına imkan sağlamaktadır. Bu kapsamda işletmeler müşteri taleplerini veya satış reyonlarını yönlendirme şansını elde edebilmektedir. E-Ödeme İmkanı: Elektronik ortamda ücretin ödenmesi ve alışverişin elektronik ortamda tamamlanması, işletmeler açısından lojistik altyapıda tasarruf yapılması açısından avantaj olarak değerlendirilmektedir.
Etkileşimli Tedarik Zincir Yönetimi: İşletmelerin nereye, ne kadar, hangi tarihte ürün veya hizmet sağlamaları gerektiğinin kararı ve bunun yönetiminin elektronik ortamda alıcı ve satıcılar arasında etkileşimin sağlanması bir avantaj oluşturmaktadır.
Etkileşimli Stok Yönetimi: İşletmelerin tedarik yönetimlerinin bir başka yönü de stok yönetimidir. Dolayısıyla etkileşimli olarak hangi üründen ne kadar ve hangi süreyle stok bulunduracağının yönetimi de elektronik ortamda gerçekleştirilebilmektedir.
Bankacılık ve Sigortacılık Hizmetlerinde Etkinlik ve Hız: Bu tür hizmetlerde sonuca hızlı erişilmesi, alışverişin hızlı bir şekilde tamamlanması taraflara zamandan tasarruf sağladığı gibi hizmetin etkinliğini de artırmaktadır.
Sanal Anket ve Kamuoyu: Elektronik ortamda alışveriş yapan kesim ile hızlı ve etkin bir şekilde anket yapılıp hizmetin yönlendirilmesi ve istenilen kapsamda kamuoyu oluşturulması da mümkündür.
Birebir Pazarlama: Elektronik pazarlamada doğrudan tüketiciye hitap ederek birebir pazarlama yapma imkanı bulunmaktadır.
Ancak E-Ticaretin yaklaşık üç yıllık geçmişinde büyük bir gelişme ile yaygınlaştığı bilinmekle beraber, birtakım zorlukları içerdiği de gözlenmektedir. Bunlar;
İşletmelerin, değişen pazar koşullarına uyum sağlayamaması,
Ayıplı ürün teslimi sonucu şirketlerin ürünü yenilemede lojistik güçlükle karşılaşması,
İşletmelerin hızlı gelişen teknolojik altyapıya uyum sağlayamaması,
İşletmelerin ürün geliştirmede yetersiz kalmaları,
İşletmelerde, ürün dağıtım amaçlı oluşturulan kanalların lojistik olarak yetersiz kalmaları
şeklinde özetlenebilir.
E-Ticaretin Tüketiciye ve Alışverişe Etkileri
Sanal dünyada alışveriş yapmak gerek birey gerekse firma olarak müşteriye önemli avantajlar sağlamaktadır:
Hesaplı: Sanal dünyadaki alışveriş, klasik mağazada yaptığınız alışverişten daha ucuzdur. Sanal iş dünyasındaki mağaza kirası, personel gideri, elektrik, vb. masrafların ihmal edilecek düzeyde olması satış fiyatlarına da yansımaktadır.
Şehirlerarası veya ülkelerarası dolaşarak mağazalar arasındaki fiyat karşılaştırması, bire beş oranında şehir içi telefon ücreti ödeyerek yalnızca İnternet ile yapılabilmektedir.
Kolay ve Rahat: Sanal dünyadaki alışverişi ile evden çıkmadan, trafik ve park sorunu yaşamadan, zaman ve benzin harcamadan muazzam çeşitlilikteki ürün ve hizmetler incelenebilmektedir. Birçok sanal mağaza, ana caddelerdeki benzerlerine kıyasla daha fazla stok bulundurabilmektedir. Ayrıca sanal dünyada yapılacak kısa bir gezinti ile, satın alınacak ürün/hizmet ile ilgili uzmanların raporlarına ulaşılabilmekte, diğer tüketicilerin fikirleri öğrenilebilmektedir. Hızlı: Satın almak istenilen ürün seçildikten sonra yalnızca beklemek gerekmektedir. Birçok mağaza e-posta servisi ile siparişin hangi aşamada olduğu hakkında (ne zaman kargoya verildi, ne kadar sürede teslimat yapılacak, vb.) müşterisini de bilgilendirmektedir. Güvenli: Birkaç basit önlemi aldığınızda, sanal dünyadaki alışverişte kredi kartı kullanmanın restoran veya dükkanda kullanmadan daha az riskli olduğu görülmektedir.Birçok on-line satış yapan sanal mağaza, müşterilerin ödeme bilgilerini güvenli olarak ulaştırabilmesi için çeşitli güvenlik önlemleri (SLL, SET) almaktadır. Bilgileri göndermeden söz konusu güvenlik önlemlerinin (alışveriş yapılan mağazanın gerçekten o mağaza olduğunun garanti edilmesi, satıcıya gönderilecek bilgilerin, özellikle kredi kartı, şifrelenerek ulaştırıldığı, vb.) alınıp alınmadığının kontrol edilmesi tüketicinin lehine olacaktır. Web tarayıcı programının altındaki durum çubuğundaki “Anahtar”ın kapalı olması, mağazanın güvenlik önlemi aldığını göstermektedir. Güvenlik önleminin türü ve derecesine anahtarın üzerine tıkayarak ve mağazanın web sitesinden öğrenilmesi gerekmektedir. Ayrıca son dönemde bankalar, İnternet üzerinde rahat ve güvenli kullanabilmesi için “Sanal Kart” uygulamasını başlatmıştır. Yalnızca İnternette kullanılabilen ve normal zamanda “sıfır TL/$” limiti olan “Sanal Kart”ın limitini, alışveriş sırasında kart sahibi artırmakta/belirlemekte ve alışverişin sonunda ise kalan miktar olması durumunda tekrar “sıfır”layabilmektedir. Eğlenceli: Web dünyasındaki en keyifli alışverişlerden birisi de on-line müzayedelerdir. Dünyanın herhangi bir yerinden insanlar herhangi bir şeyi on-line müzayedeye katılarak satın alabilmektedir. Küresel: Sanal dünyada müşteriler, en geniş çeşitlilikte mağaza bulma imkanına sahiptir. Bu mağazaların bir kısmı büyük şehirlerde bulunabilecek olmasına karşın bir kısmına ise yalnızca İnternet dünyasında erişilebilmektedir. Sonuç olarak, bilgi toplumu küreselleşme, dünyanın giderek küçülerek ekonomik bir köy haline gelmesi, sınırların ortadan kalkması ve benzer kavramlar her geçen gün daha fazla günlük konuşmalarımıza girmektedir. İşte bu kavramlardan biri olan “ Elektronik Ticaret” değişen dünyanın gelişen en önemli ekonomik ve sosyal araçlarından bir tanesidir. Son yıllardaki hızlı gelişimi dikkate alındığında önümüzdeki yıllarda büyük sekmeler yapacağı muhakkaktır. Ancak bu hızlı gelişimin nasıl bir yapıya dönüşeceğini kimsenin tam olarak bilmediği de göz ardı edilmemelidir.
Elektronik Ticaret, şirketlerin yeni pazarlara açılmasına yardım etmektedir. Bu yeni pazar, hayatlarının önemli bir kısmında internet kullanan yüz milyonlarca insandan oluşmaktadır ve burada herhangi coğrafi bir sınır bulunmamaktadır. Ayrıca iletişim teknolojilerinin sağladığı hız, ucuzluk, güven pazarlama stratejileri ile birleştiğinde ortaya müthiş bir potansiyel çıkacaktır. Bu potansiyelin neler getireceğini şimdiden kestirmek güçtür. Ama şurası bir gerçektir ki, müspet getirilerinden faydalanabilmek için hızlı değişmeyi de öğrenmemiz gerekmektedir. Bu yapı içersinde var olabilmenin yolu, kendimizi bu hızlı değişikliklere adapte etmekten geçmektedir.
14 Ekim 2006
Beyin cerrahisinin faaliyet alanı nedir?
Beyin, omurilik, periferik sinirler dahil, sinir sisteminde cerrahî müdahale gerekebilecek bütün tıbbî faaliyet alanı. Yaralanmalar, enfeksiyonlar, tümörler, doğuştan gelebilecek bir çok anormallikler, kopan diskler, bazı sancılı durumlar ve kafatası içerisinde meydana gelen kanamalar, beyin cerrahîsinin yardımcı olabileceği durumlardır.
Genel olarak, sinir sistemi nasıl işler?
Sinir sistemi beynin ve omuriliğin merkezinde bulunan sinir hücre, lerinin ve yardımcı dokuların meydana getirmiş olduğu sistemdir. Görevi, beyin çalışmasını temin eden fenomenlere gerekli nakil ve koordinasyon görevini yapan dürtüyü ulaştırmaktır. Duyumsal etkileri taşıyan hisler, dokunma, tatma ve koku alma gibileri, beyine «afferent» (içeri getiren diye adlandırılan) sinirlerle nakledilir. Bunlar, bu iş için kullanılan ulaştırma yollarıdır. Bundan başka, guddelerden ifrazat ve kas faaliyeti, merkezi sinir sisteminde meydana gelen itici kuvvetle husule gelir ve bunlar dış yönlere «effe-rent» (dışarı götüren diye adlandırılan) sinir yollarıyle ulaşırlar, insanoğlunun günlük hayatının normal düzeni ancak sinir sistemindeki yüksek organizasyon kabiliyeti ile mümkün olmaktadır.
Bu gerçek, özellikle bu kompleks sistemin bir kısmında herhangi bir hastalık durumu meydana geldiği zaman, tam anlamıyla anlaşılmaktadır.
Sinir sistemi otomatik olarak iki kısma ayrılmaktadır: Bir merkezî bir de periferik. Beyin ve omurilik bunun merkezî kısmını oluşturur. Periferik kısım ise vücudun geri kalan kısmiyle ulaşım temin eden bütün sinirleri ihtiva etmektedir. Periferik bölümde oniki çift kafatası siniri vardır. Beyinden gelen bu sinirler kafatasındaki kemiklerde bulunan açıklıklardan geçerler. Bunlardan başka otuziki çift omurga siniri, omurga kemiğindeki açıklardan çıkar ve otomatik veya sempatik sistem olarak adlandırılan kompleks bir sinir şebekesi bulunmaktadır. Otomatik sistemin görevi sinir güdülerini bağırsak iç zarına, mesaneye, kalbe, guddelere ve kan damarlarına ulaştırmaktır.
Beynin görünüşü nasıldır?
Beyin yumuşak, gri-beyaz renkte, sayısız katları bulunan ve yarıküre biçiminde bir yapıdır. Cisminin mesamatını dolduran birçok kan, kan damarları yoluyla beslenmektedir. Kafatasının dibinden çıkışı olan omuriliği ile bir bağlantısı vardır. Beyin de omurgalığının ikisi de zarlarla örtülü olup «dura, arachnoid, pia» ve «cerebros-pinal» olarak adlandırılan bir sıvı içinde bulunur. Beyinin içerisinde belirli sayıda aralarında bağlantı olan boşluklar vardır. Bu boşluklar da «cerebrospinal» sıvı bulunmaktadır.
Cerrahî yoldan beyne nasıl ulaşılır?
Beyni açmak ve meydana çıkarmak için yapılan ameliyatın adı kranyotomidir. Bu ameliyat çoğunlukla genel anestezi ile yapılmaktaysa da, bazı vakalarda lokal anestezi tercih edilmektedir. Ameliyata hazırlanılırken, kafatasını kaplayan deri tamamıyla traş edilmektedir ve sonra bu kısım su ve sabunla iyice yıkanmaktadır. Ondan sonra bir deri antiseptiki uygulandıktan sonra ameliyat edilecek bölümün dışında kalan bütün bölüm sterilize edilmiş gazlı bezlerle örtülmektedir. Kafatasını kaplayan deri, çoğunlukla yarım’ daire şeklinde kesilir ve sonra altta açılmış olan kafatasına muayyen sayıda delikler matkapla açılır. Bu delikler birbirine bir tel testere kullanılmasıyla birleştirilir ve böylece kafatasından bir blok halinde kemik çıkarılmış olur. Bu çıkarılmış kemik bölümünün hemen altında beynin üstünde bulunan zarlar vardır. Bunlar da deşilince beyin meydana çıkmış olur. Çağımızda beyin ameliyatlarında kaydedilen ilerlemeler sayesin de, beynin herhangi bir tarafına oldukça emniyetli bir şekilde ameliyat yoluyla varmak imkânları vardır.
Omuriliğin görünüşü ve görevi nedir?
Omuriliği silindir biçiminde ve yaklaşık 45 santim uzunluğunda olan ve belkemiği kanalı içinde yerleşik bir yapıdır. Bir yığın sinir den yapılı olan omuriliğinin başlıca görevi bir idare mekanizma; olarak çalışmasıdır. Duygusal sinirler beyne doğru yön alırken adale kasılmalarını ve hareketlerini temin eden motor sinirler, al si istikamete yönelmektedirler. Omurga iliğine bütün uzunluğu boyunca bağlı olan omurga sinirleri ise muhtelif organlar ve yapılarla temasları temin ederler.
Ameliyat için omurga kemiğine nasıl varılır?
Sırtın ortasından bir delik açılır ve kaburga kemiğinin üzerindeki kaslar birbirlerinden ayrılır. Böylece meydana çıkan kaburga kemiklerinin kavis kısımlarının bir bölümü çıkarılır. Böylece zar ile örtülü olan kaburga kemiği meydana çıkmış olur. Bu ameliyat «laminektomi» adı verilmiştir.
KAFATASI VE BEYİN: KAFA TRAVMALARI
(Sıyrıklar, Beyin Sarsıntısı, Kırıklar)
Başta meydana gelen bütün travmalar ciddî olur mu?
Hayır, aksine, başta meydana gelebilecek yaralanmalar kafatası m kaplayan ve nispeten zararsız sayılan deride meydana gelen hafif yaralanmalarla derin şuursuzluklara neden olan beyin zedelen meleri arasında değişmektedir. Kafatası, altındaki beyin madde sine önemli bir korunma vasıtası olmaktadır. Birçok kafa travmaları nispeten önemli sayılamayacak yüzeyde kalan dokuları zedelemektedir. Daha ciddî vakalar, örneğin bir yırtılma veya ağır bir ezilme sonucu kafatasında meydana gelebilecek bir kırılma çok ciddî beyin zedelenmelerine neden olabilir.
Kafatasını kaplayan derinin yırtılması tehlikeli olabilir mi?
Kafatası yaralanmaları çoğunlukla yığın kanamalara neden olduklarından çok kez olduklarından daha tehlikeli görünürler. Bu kanamalar tazyik yapma yoluyla çoğunlukla kendiliklerinden durur. Bazı hallerde yırtık çok genişse, cerrahî müdahale gerekebilir. Bu durumda yara dikilmeden önce yaranın etrafındaki saçlar traş edilir. Yaranın kafatasına veya altındaki beyne tesir etmediğini tespit için çok dakik bir muayene gerekir.
Başta bir yaralanma olduktan sonra kişinin şuurunu kaybetmiş olması neyi ifade etmektedir?
Kafatası içerisindeki maddelerde bir yaralanmanın meydana gelmiş olduğunu göstermektedir. Bu durumlarda bir kafatası kırılması söz konusu olabileceğinden derhal bir röntgen filmi çekilmesi gereklidir. Birkaç saniye süreli bile olsa, şuurunu kaybeden kişiler, kafatası içerisinde bir kanama olup olmadığını tespit etmek için sıkı bir kontrol altında tutulmalıdır.
Bir darbe ile beyinde meydana gelen sarsıntı ne demektir?
Bunun anlamı başa isabet edilen bir darbe sonucu, kısa bir süre de olsa kişinin şuurunu kaybetmiş olmasıdır.
Beyin sarsıntısının tedavi metotları nelerdir?
Ciddî olmayan vakalarda, kişi derhal iyileştiği için, herhangi bir tedaviye ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak yaralanan kimse vücudunun bir tarafındaki kol ve bacaklarında uyuşukluk ve zafiyet baş gösterirse, bunun devamlı bir müşahede altında tutulması gereklidir. Bu belirtiler genellikle kafatası içerisinde meydana gelen bir kanamadan olabilir.
Kafatasının çatlaması ciddî bir durum mudur?
Evet. Baş üzerine düşmekten veya kafaya sert bir çarpmadan kafatasında kırılmış kemik parçacıkları meydana gelmiş olabilir. Ancak, şu belirtilmelidir ki, yaranın ciddiyeti yarıklığın büyüklüğünden değil, ancak alttaki beyinin ne derece zedelendiğinden ileri gelmektedir. Başka bir deyişle, küçük bir kafatası yarasının neden olduğu ciddî bir beyin zedelenmesi, basit beyin zedelenmesi yapan büyük bir kafatası yarasından çok daha vahim olabilir.
Hastanın şuursuzluk durumu yaralanmanın ciddiyeti ve meydana gelecek sonuçla ilgili önemli bir faktör müdür?
Evet. Koma veya şuursuzluk halinin derinliği yaralanma oranına göre değişiklik gösterir.
Şuursuzluğa neden olan bir kafa yaralanmasında tatbik edilecek ilk yardım yöntemleri hangileridir?
a. Yaralı yarı yatık vaziyette ve yan olarak tutulmalıdır. Bu yolda ifrazatın solunum yoluyla vücuda girmesi tehlikesi azaltılacaktır.
b. Kafatası derisinde meydana gelmiş bir yaradan gelen kanama sterilize edilmiş bir bezle veya mendille yapılacak tazyik yoluyla kontrol altına alınmalıdır.
c. Hasta sedye ile taşınmalıdır. Başının ve gövdesinin eğilmemesi-ne çok dikkat etmek gerekir.
d. Hastanın solunum yolunun tıkanmaması için çok dikkat edilmeli.
Beyin zedelenmesi için özgül (spesifik) bir tedavi var mıdır?
Hayır. Beyin yaralanmalarına özel bir tedavi yöntemi yoktur. Neyse ki böyle yaralananların çoğu kendiliklerinden iyileşmektedir, îyi bakım muhakkak surette gereklidir. Basınçların yara açmaması için baygın olan hastaların devamlı olarak bir taraftan diğer tarafa çevrilmeleri gereklidir. Kirlenen çarşaflar devamlı olarak değiştirilmelidir, idrar yolları çalışmazsa mesaneye bir sonda yerleştirilmesi gerekecektir. Normal nefes alınabilmesi için, solunum yollarının devamlı açık bulunması çok önemlidir. Bazı hallerde soluk borusuna bir delik açarak ve bu delikten bir tüp sokarak solunumun normalleşmesini temin etmek gerekli olabilecektir. Kusma ve balgam birikimleriyle meydana gelebilecek tıkanıkların mekanik bir aygıtla dışarıya atılması gerekli olabilir. Şuurunu kaybetmiş ve yarı komada olan bir hastanın beslenmesinin genellikle birkaç gün süreyle damar yoluyla yapılması gerekir. Bundan sonra bir tüpün mideye sokulmasıyla beslenme yapılabilir.
Her baş yarası ameliyat gerektirir mi?
Hayır.
Cerrahî müdahale gerektiren haller nelerdir?
a. Açık bir yara (açık kırık).
b. Basınçla veya yaralanma sonucu beyine tazyik eden kemik parçaları (baskılı kırık).
c. Bir komplikasyon sonucu meydana gelen kafatası içerisi kanaması.
d. Burun devamlı olarak akıntı halinde gelen beyin-omurga (ce-rebrospinal) sıvıları.
Kafa yaralanmasından sonra kafatası içerisinde meydana gelen kanama ciddî bir durum mudur?
Evet.
Bir yaralanma olayından sonra kafatası içerisinde meydana gelen bir kanama nasıl belli olur ve bu durumda ne yapılması gereklidir?
Bir yaralanmadan sonra kafatası içerisinde meydana gelebilecek bir kanama bazen birkaç saat içerisinde belli olmaktaysa da, bu durumun bazı hallerde haftalar ve hattâ aylar sonra da belli olması mümkündür. İlk görünüşte hafif görülen yaralanmalar kafatası içerisinde kanamalara neden olabilirler. Bundan dolayı böyle bir komplikasyona karşı tetikte bulunulması gerekmektedir. Yaralanmadan kısa süre sonra meydana gelen bir kanama derhal cerrahî müdahaleyi gerektirebilecek âcil bir durumdur. Bu durumun belirtileri Vücudun bir tarafındaki bacak ve kolları, t görülen artan uyuşukluk ve zafiyettir. Böyle bir vakanın çok ciddi bir komplikasyon ve hattâ ölümle sonuçlanmaması için kanamayı durdurmak ve kan pıhtısını çıkarmak için derhal cerrahî müdahale gerekmektedir. Kanamadan bir şüphe bile araştırma kabilinden bir cerrahî müdahaleyi gerektirmektedir. Bu ameliyat lokal novokain anestezesi ile yapılan basit ve önemli sayılmayan bir prosedürdür. Kulağın önünde ve üstünde kafatasını örten deri açılarak kafatasına ufak bir delgi açılmaktadır. Eğer bu yolda kafatası içerisinde bir kanamaya rastlanmazsa mesele kalmaz. Öte taraftan, bir pıhtı mevcut olup hastaya cerrahî müdahale yapılmadığı takdirde bu, hastanın hayatına mal olabilir. Daha sonraları, haftalarca, hattâ aylarca sonra meydana çıkan kanama belirtileri şunlardır: Baş ağrısı, uyuşukluk ve zihin karışıklığı. Bu durum çok daha az tehlikeli olmakla beraber, daha ciddî durumlardaki cerrahî müdahale gereği yine de mevcuttur. Bazı hallerde kafatasına açılan küçük delikten toplanan kan pıhtıları almabilinmekteyse de, daha ilerlemiş durumlarda daha ciddî bir müdahale gerekebilecektir.
Kafatası içerisinde kanama genç çağlarda meydana gelebilir mi?
Evet. Yaralanmalardan meydana gelen kafatası içerisi kanaması (subdural hematoma veya beyin üzerinde toplanan kan pıhtısı) bazen bebeklik çağlarında rastlanır, incinme dikkatsizlik yüzünden çocuğun doğumu sırasında meydana gelmiş olabilir. Devamlı beyin zedelenmesini önlemek için erken teşhis ve cerrahî müdahale gerekir.
Kafa yaralanmalarından sonra fiziki veya aklî sakatlıkların meydana gelmesi normal bir sonuç mudur?
Baş yaralanmalarının her yerde ne kadar çok sayıda olduğu göz önünde bulundurulursa bunların sonuçlarının büyük oranda ciddî olmadığını görmekteyiz. Vakaların büyük çoğunluğunda iyileşme tam olarak gerçekleşmektedir.
Bazı vakalarda belirtiler baş ağrısı, baş dönmesi, aşırı sinirlilik ve buna benzer belirtiler göstermektedir. (Yaralanmadan ve yaralanma sonrası sarsılma sendromlan). Bunların genellikle, ciddî bir durum veya komplikasyon arazı olmaları şart değildir. Şurası göz önünde bulundurulmalıdır ki, her fiziki yaralanmada bir duygusal eleman da mevcuttur ve bu özellikle baş yaralanmalarında öyledir. Bir kafa yaralanmasından veya beyin zedelenmesinden sonra, yaralanan kişiye yarasının asıl durumunu anlatmakla meydana gelmesi muhtemel psikolojik rahatsızlıklar ve duygusal dengesizlikler büyük ölçüde azaltılabilir. En önemlisi, bu şekilde yaralanmış bir kişiye böyle bir kazanın fizikî etkilerinden kurtulduktan sonra tamamen normal bir yaşantı tarzına dönebileceğini anlatmak ve kendisini bu yolda ikna etmek gerekmektedir.
KAFATASI VE BEYİNDE CERRAHI İLTİHAPLAR
Kafatası veya beyinde meydana gelen bütün iltihaplar cerrahî müdahale gerektirir mi?
Hayır, iltihap genişlemişse ansefalit, menenjit ve drenaj usulüyle alınılabilecek lokalize olmuş cerahat toplantısı yoksa, ameliyat tavsiye edilmemektedir.
Beyin ve örtüleri nasıl iltihaplanmaktadır?
Sinüzit veya nadir vakalarda yaralanmalar, genellikle kafatası kemiklerinin iltihaplanmasına neden olmaktadır (osteomyelitis). Beyin içinde bir apse ise sinüsler veya kulaklar gibi bitişik organlardan veya ciğer gibi uzak bir organdan gelebilecek bir iltihabın yayılması yoluyla meydana gelebilecektir. Ayrıca kafatasının yarılması veya yarılmalarıyla meydana gelen bir yaradan böyle bir durum ortaya çıkabilecektir.
Kafatasında (osteomyelitis) kemik iliği iltihabı ciddî bir durum mudur?
Evet. Gerektiği şekilde tedavi edilmediği taktirde, yayılması ve beyin iltihabına neden olması tehlikesi vardır. Kemoterapi usulü tedavi ve antibiyotikler bulunduktan sonra bu durumun tehlikesi büyük ölçüde azalmıştır.
Kafatasında kemik iliği iltihabının tedavisi neden ibarettir?
Hastalanan kemiğin ameliyatla alınması ve drenaj yoluyla cerahatin dışarıya çıkarılması. Aynı zamanda antibiyotikler de kullanılmaktadır.
Beyin apsesinin ciddiyet derecesi nedir?
Kemoterapi ve antibiyotiklerin kullanılmasının başlanmasından sonra tedavi yöntemleri çok ilerlemiş olmasına ve bu gibi vakalara rastlantı, bir hayli azalmış olmasına rağmen, beyin apseleri yine de çok ciddî bir durum sayılmaktadır. Tedavisi cerrahî yolda delik açılmasıyla drenaj yapılması yöntemidir.
BEYİN TÜMÖRLERİ
Beyin tümörleri ne ölçüde yaygındır?
İnsan vücudunda en çok tümör rastlanan yer beyindir.
Ayrı türde beyin tümörleri var mıdır?
Evet. Kafatası içerisi «intracranial» tümörü deyimi ile kafatası içerisinde meydana gelebilecek birçok tür marazî teşekküller için kullanılmaktadır. Bir tümör, kafatasından, beyin dışındaki dokulardan veya sinirlerden ya da beynin kendisinden ileri gelebilmektedir. Başka bir merkezi kafatasının dibindeki balgam salgılayan (pitiutari gland) guddeden gelebilmektedir. Son olarak da vücudun başka bir yerinde meydana gelmiş olan bir kanserli marazî teşekkül kan dolaşımı ile ikinci derecede beyne tesir edebilecektir.
Beyinde meydana gelen belirli bir tümörden iyileşme şanslarını ne tayin eder?
Marazî teşekkülün bulunduğu yer ve karakteri. Beyin örtüleri (me-ningiomas) ve beyin sinirleri (neurofibromas)nde çıkan tümörler, cerrahî yoldan ulaşabilecek yerlerdeyse, bunları tamamen çıkarmak mümkün olabilecek ve hasta tam anlamıyla tedavi edilecektir. Bu gibi kafatası içerisinde meydana gelen bütün tümörlerin yaklaşık % 20’si oldukları göz önünde bulundurulursa bu gibi hastaların büyük çoğunluğu bu marazî halden kurtulabilme imkânlarının bulunduğu görülmektedir.
Hipofiz tümörlerinin büyük bir oranı ameliyata başvurmadan yalnız X ışınları ile tam olarak tedavi edilebilmektedir. X ışınından faydalanamayan hastalara daha sonra da cerrahî müdahale yapmak imkânları vardır.
Hipofizde olan tümörler bütün olagelen beyin tümörlerinin yaklaşık % 10′unu teşkil ederler.
Beyin tümörlerinin yaklaşık yüzde ellisi beyin maddesinin (glioma) içerisinde gelişmektedirler. Bazı istisnalar dışında bu tümörler tamamen çıkarılabilmeleri için, yeterli derecede lokalize olmamalıdırlar. Büyüme oranları değişik olup ve en habis olanları çok < buk büyümektedir. Bazılarının gelişmesi yıllarca sürmekte, bazısı ise, çok daha kısa sürede tam teşekkül haline gelmiş olurlar. Tam bir tedavi bu tür beyin tümörleri olan hastalara, tatbik edilmeyecekse de, cerrahî müdahale ile kendilerine kısmen yardır olunulabilir. Ancak, tam olarak çıkarılamamış olan bir beyin türünün yeniden gelişme ihtimali mevcuttur ve bu halde hastayı yaşama şansı tümörün gelişme hızına bağlıdır. Bu gibi tümörün gelişmesi bazen X ışını tedavisi yoluyla geciktirilebilinmektedir. Bunun için bu gibi ameliyatların hemen peşinden bu tedavi yoluna başvurulmaktadır.
Bazı hallerde beyindeki tümör öyle bir yerdedir ki, operatör ciddi komplikasyonları göze almadan, hattâ hastanın hayatını tehlike sokabileceğinden bu müdahaleye başvuramamaktadır. Bu dun da kafatası içerisindeki tazyiki azaltacak bir cerrahî müdahale yetinilmektedir. Az tehlike arz eden bu ameliyat sayesinde, değ bir süre için hastaya belirtilerden bir derece rahatlama temin etmektedir.
Beyin tümöründen ameliyatla ölümden kurtulma oranları nedir?
% 85 - 90 arası.
Beyin tümörleri irsi midir?
Hayır.
Ameliyat öncesi bir beyin tümörünün nerede olduğu kesin olarak bit edilebilinir mi?
Çok vakalarda evet.
Beyin tümörünün bulunduğu yer nasıl tespit edilir?
Hastanın sıkı bir muayeneden geçirilmesi ve yaşantısı hakkında derinine bir inceleme yapılması önemli ip uçlarının elde edilme yardımcı olabilecektir. Ancak, genel bir kaide olarak, bir tüm yerini tam olarak tespit edebilmek için aşağıda gösterilen teşhis metotlarına başvurmak isabetli ve bazı hallerde de muhakkak gerekli olacaktır:
a. Kafatasının röntgen filmlerinin alınması. Bunlar bazı hail yeterli bilgiyi temin edeceklerdir.
b. Omurga sıvısının analiz edilmesi.
c. Gözlerin muayenesi (görüş alanı).
d. Çok vakada ansefalogram ve vantrikülogram’lar gerekli olacaktır. Bu testler yapılırken beyinin etrafında ve boşluklarında bulunan sıvı bir iğne ile alınmakta ve bunların yeri bir gazla (helyum veya oksijen) doldurulmaktadır. Bir kontrast madde görevini yapan bu gaz bir röntgen filminde beyinin siluetini çizmektedir. Bu gibi boşlukların asıl görünüşü belirli olduğundan bir tümörün meydana getirdiği tahrip belli olmakta ve bu bulunduğu yeri tespite yararlı olmaktadır.
e. Arteriogram’lar beyindeki kan damarlarının siluetini çizmekle gayet kıymetli bilgi verebilirler. Boyundaki damarlara (radio-opak) bir madde enjektör ile zerkedilmekte ve bu sayede, beyindeki kan damarları röntgen filminde belirmektedir. Bir beyin tümörü Cradio-opak) maddeleri kendi kan damarları içerisinde temerküz ederek bu yolda röntgen filminde çizgilerle belirebilmektedir. Başka hallerde, beyindeki kan damarlarının yer değiştirmiş olduğu görülür, böylece de tümörün yeri tespit edilmiş olmaktadır.
f. Elektroansefalogramlar. Beynin elektrik dalgalarının incelenmesi olan bu sistem de, kıymetli olan bir teşhis testidir. Çok kez kafatasından yayılan elektrik dalgalarının tümör olan yer üzerinden geçerken anormal dalgalar haline geldiği anlaşılmakla tümörün yeri öğrenilebilinir.
g. Beyne radyoaktif maddeler (izotoplar) özellikle son yıllarda kullanılmaya başlanan radyoaktif civa karışımı, zerkedilmekte ve bu sistemle beyinde tümörün teşhis ve bulunduğu yerin lokalize edilmesi birçok vakada mümkün olmaktadır. Bu radyoaktif maddelerin kullanılmasında girişilen risk az olarak kabul edilmektedir.
h. Total Body Seanner (Computerized Tomoqraphy) olarak da adlandırılmaktadır. Bu yeni geliştirilen X ışınları aygıtı ile beyin tümörlerinin gelişmesinin en erken günlerinde teşhis edilebilmesinde çok büyük başarılar sağlanmıştır.
Cerrahî müdahaleden önce bir beyin tümörünün habis olup olmadığını tespit etmek mümkün müdür?
Her vakada değil. Ancak bazı hallerde durumu tam olarak tespit etmek mümkün olmaktadır. Daha önceden meselâ habis bir göğüs tümörü olunduğuna dair önbilgi, bu kanserin beyne yayılmış olduğu metastasis şüphesini uyandıracaktır. Kanserin cinsini tayin etmeye yardım edebilecek başka faktörler arasında, hastanın yaşı, belirtilerin ne kadar zamandan beri devam ettiği, tahlillerde ele geçen bilgiler ve yukarıda bahsedilen testlerden öğrenilen sonuçlar da vardır.
Beyin ameliyatlarında hangi anestezi kullanılır?
Ya lokal ya genel anestezi; tercihen ikincisi. Solunum borusuna bir tüp yerleştirmek suretiyle.
Beyin ameliyatlarında kafatasının açılması nerede yapılır?
Kafatasını kaplayan derinin herhangi bir tarafında. Asıl açılma yeri altta bilinen duruma bağlıdır.
Beyin ameliyatından sonra, kalan yara çirkinleştirici midir?
Hayır. Ameliyatlarda açılmaların, mümkün olduğu kadar saçları] bulunduğu kısımlarda yapılmasına gayret sarf edilmektedir. Böylece ameliyattan sonra açılan kafatası derisi yeniden yerine getirilerek, saçlar yeniden büyüdükten sonra herhangi bir çirkinlik görülmeyecektir.
Ameliyat sırasında kan nakilleri yapılmakta mıdır?
Evet, bunlar çok sık yapılır.
Bir beyin ameliyatının yapılması ne kadar sürer?
Bu süre ameliyat gerektiren durumun cinsine ve tatbik edilecek ameliyat sisteminin karakterine bağlıdır. Bazı beyin ameliyatla] bir ile iki saat arası sürerken, bir başka cerrahî müdahaleler döı ile beş saat arası zaman alabilir.
Hastalar bu kadar saat süren ameliyata emniyetle dayanabilirler mi
Evet. İleri anestezi teknikleri ve destekleyici tedbirler uzun süre ameliyatların, hastayı tehlikeye sokmadan yapılmasını mümkün kılmıştır.
Ciddî bir beyin ameliyatından ne kadar süre sonra operatör hastanın yaşayıp yaşamayacağını açıklayabilecektir?
Genellikle bir kaç gün içerisinde.
Bir beyin ameliyatından sonra, özel hastabakıcılar gerekli midir?
Evet. Uzun süre bu gibi hemşirelere lüzum görülecektir.
Ciddî bir beyin ameliyatından sonra, hastanın ne kadar süre hastanede kalması gerekecektir?
Yaklaşık iki hafta.
Beyin ameliyatının yapıldığı bölgedeki ameliyat yarası özel bakıma ihtiyaç gösterir mi?
Genellikle hayır. Yalnız ameliyatta bir kemik parçası çıkarılıp yerine yerleştirememişse bu gibi vakalarda üstün bir ihtimam gerekir.
Beyin tümörleri çıkarıldıktan sonra tekerrür etme eğilimleri var mıdır?
Yalnız tam olarak çıkarılmadıkları hallerde.
Ameliyat yoluyla başından bir beyin tümörü çıkarılmış hasta bu ameliyattan sonra normal bir hayat sürdürebilir mi?
Evet.
Beyin tümörlerine çocuklarda da rastlanır mı?
Evet. Çocuk yaşlarında beyin tümörleri seyrek vakalar sayılmaz. Bazı tür tümörler özellikle çocuklarda olmaktadır ve bunlar genellikle beynin muayyen bir yerinde görülmektedirler. Hem selim ve hem de habis tümörlere rastlanmaktadır. Tedavi usulü büyüklere yapılan tedaviden farksızdır ve sonuçlar da değişiklik arz etmemektedir. Çocuklar beyin ameliyatlarına büyükler kadar dayanıklılık göstermektedirler.
Bazı hallerde beyin ameliyatı yerine kobalt veya yüksek voltajlı X ışınları tedavisi tavsiye edilmekte midir?
Evet. Kobalt ve X ışınları yoluyla tedavi hipofiz salgı bezi tümörlerinde başarı göstermekte ve bunların büyük bir oranını tedavi etmektedir. Yine bazı tümörlere, bulundukları yerler nedeni ile, cerrahî müdahale mümkün olmamaktadır. Bunlar ancak X ışınları yoluyla tedavi edilebilinmektedir. Birçok vakada çok iyi sonuçlar elde edilmiştir.
Bir beyin durumundan görüş kaybolduğu takdirde bu bir daha dönebilir mi?
Görüş kafatası içerisindeki bir baskıdan kaybolmuşsa bunun geriye dönme şansı çok değildir. Bazı görüşte ileri gelen aksaklıklar ameliyatla iyileşebilir veya daha vahim hal alması önlenebilir. Tümörün direkt olarak optik siniri üzerine yaptığı baskıdan dolayı görüş kaybolmuşsa ameliyatla bu durumun büyük ölçüde düzelmesi sağlanabilir.
İşitme hassası bir tümör nedeni ile kaybolmuşsa, ameliyattan sonra hasta yeniden duyabilir mi?
İşitme hassasını ortadan kaldıran bir tümör genellikle işitme sinirinden gelmektedir ve tümörün çıkarılmasıyla duyma hassası geriye gelmeyecektir.
Konuşma hassasını kaybeden bir hastaya beyin tümörü çıkarıldıktan sonra yeniden konuşması öğretilebilinecek midir.
Evet. Bu çok vakalarda mümkün olmaktadır. Fakat olağanüstü güç ve eğitim gerekecektir.
Beyin tümörünün çıkarılmasından sonra bir hasta kol ve bacaklarını yeniden kullanabilir mi?
Birçok vakada evet. Ancak tam anlamıyla bir iyileşme her zaman meydana gelmez.
Bir beyin ameliyatından sonra bir hastanın düşünüş durumu ve zekâsı genellikle zedelenmiş olarak mı kalacaktır?
Genellikle hayır. Hastanın aklî tepkisi özellikle beyin tümörünün cinsi ve bulunduğu yere bağlıdır.
Bir beyin tömürünün çıkarılması izpazmozlara bir son verir mi?
İzpazmozların tekerrür etme sayısı ve süresi azalabilir. Fakat bunlar her olayda tamamen ortadan kalkmamaktadır. Bundan dolayı ameliyattan sonra da izpazmozlara karşı kullanılan ilâçların verilmesine devam etmelidir. Ameliyat öncesi ihtilâç halleri görülmemişse bile bir korunma tedbiri olarak ameliyat sonrası izpazmozu kontrol eden ilâçların verilmesi tavsiye edilmektedir.
KAFATASI İÇİ KANAMALARI
Kafatası içi kanamasının anlamı nedir?
Beynin içerisindeki veya üzerindeki maddelerde ileri genel bir kanamadır.
Kafatası içi kanamasının genel nedenleri hangileridir?
a. Kafatası içi kanamalarının en yaygın nedenleri arterlerin (kırmızı kan damarları) sertleşmesi ve yüksek kan basıncıdır. Bu gibi kanamalar genellikle kırk yaşını geçmiş olan kişilerde olmaktadır.
b. Kusurlu teşekkül etmiş bir kan damarının kopması sonucu aynı tür kanamalar daha genç insanlarda da görülür. Çoğunlukla kusurlu teşekkül eden bir kan damarının torba şeklinde genişlemesi halinde belirir (aneurysm). Bazı hallerde de bir yığın anormal derecede büyük olan kan damarları şeklinde görülür (angioma).
c. Beyinde meydana gelen bir zedelenme de kafatası içi kanamaya yol açabilir.
Kafatası içi kanama inme ile aynı mıdır?
Tamamen değil. «İnme» tabiri birçok rahatsızlığı içerisine alır ve kafatası içi kanama da bunlardan biridir.
Kafatası içi kanama ciddî bir hal midir?
Nedeni ne olursa olsun, evet.
Kafatası içi kanamayı tedavide cerrahî müdahalenin rolü nedir?
Kopmuş, hastalanmış veya anormal bir kan damarından ileri gelmiş olan bir kafatası içi kanaması bazen cerrahî müdahale ile tedavi edilebilmektedir. Bazı hallerde cerrahî müdahale hastanın hayatını kurtarabilir, başkalarında ise daimi bir beyin zedelenmesini önler. Ameliyat endikasyonları değişik olur, hangi hallerde ameliyatın gerekli olduğuna dair kabul edilmiş muayyen sualler mevcut değildir. Bununla beraber, beynin çok derin bölgesinde olmayan bir kanama geçirir gençlerde cerrahî müdahale genellikle tavsiye edilmektedir.
Kafatası içi kan damarlarının kusurlu teşekkülü halinde cerrahî müdahalenin rolü ne olur?
Bu kusurlu teşekkül etmiş kan damarları çok kez delinerek kafatası içerisinde kanamalara neden olduklarından, bunların her zaman insanın hayatını tehlikeye sokacak nitelikleri vardır. Pek barizdir ki, bunları mümkün olduğu kadar önceden bulmak ve kanamaya yol açmadan tedaviye girişmek tercih edilecek bir yoldur. Ancak, ne yazık ki, kanama, bunların mevcut olduğunu gösteren ilk belirti olmaktadır. Kan damarlarında bir anormallik olabileceğinden şüphe edildiği zamanlarda, radio-opak maddelerin beyindeki kan damarlarının görüntüsünü göstermek için kullanılması çok iyi sonuçlar vermiştir (arteriyografi). Birçok cerrahî müdahale sistemleri geliştirilmişse de, bu ameliyatlar, yapılması mümkün görülen hallerde bile, çok kez büyük tehlike gösteren müdahaleler olmaktadır.
Kanama yapmayan inmelerde (cerebral vascular occlusive disease cerrahın rolü ne olabilir?
Son yıllarda kesin olarak tespit edilmiştir ki, inmeler genellikle, fi kat her zaman değil, kanın beyne gitmesine engel olan bir tıkanıklıktan ileri gelmektedir. Bunlar kalpten yükselmekteyken boyundaki kan damarlarına tesir etmektedirler. Arteriyografi yoluyla durumun teşhisi kolayca yapılabilmektedir. Bu hallerin, bazılara da sakatlanmış olan damarda tıkama yapan cismin ameliyat yoluyla alınması veya tıkanmanın bulunduğu yer ve cismin bakımından bu ameliyat mümkün görülmemekteyse; yanından gecece sunî bir tüple bir ekleme yapılması tavsiye edilmektedir. Şurası k sinlikle belirtilmelidir ki, inme geçiren hastaların büyük çoğunluğu bu tip cerrahî müdahale için uygun adaylar sayılamayacaklardır.
Üçlü nevralji ne demektir? (trigeminal neuralgia - tic doloureux, trafical neuralgia)
Üçlü nevralji özellikle orta yaşlı ve yaşlı insanlarda rastlanan bir hastalıktır. Karakteristikleri yüzde ciddî ve tekerrür eden şiddet sancıların duyulmasıdır. Nedeni bilinmemektedir.
Üçlü nevraljinin tedavi metotları nelerdir?
Derhal rahatlama temin edebilecek bir ilâç bilinmemekteyse c «Dolantin» bazı hallerde tesirli olmaktadır. Yüzdeki sinirlere alkol enjekte edilmesiyle sancı bir dereceye kadar ve bir süre için dindirilebilmektedir. Kafatası içerisinde bu sancıya neden olan başlıca sinirin kesilmesiyle sancının dindirilmesi mümkündür. Bu ameliyat vakalarının çoğunluğunda başarılı olmaktadır.
Sara tedavisinde cerrahî müdahale ne zaman tavsiye edilir?
Çok az vakalarda. Sara hiçbir belirli neden göstermeden gelebildiği gibi idyopatik, beyinde bir tümör, apse, kusurlu gelişmiş bir kaç damarı veya yaradan da ileri gelebilmektedir.İdyopatik ve organik olarak ayırım yapılması şarttır.İdyopatik saraların nedenle bilinmemektedir ve bu hastalığa uygulanan tedavi usulleri anca ihtilâçları kontrol altına alabilmek için tatbik edilmektedir. Bu ti hastalıklarda ilâç kullanılmakla yetinilmektedir. İdyopatik türde olmayan sara izpazmozları gösteren hastanın problemi bambaşkadır. Burada da ihtilâçların kontrol altına alınması gerekmekteyse de, ihtilâçların neden ileri geldiğinin tespiti de lüzumludur. Bu tür vakalarda cerrahî müdahale icap eder.
Temel neden bir tümör, apse veya basınç yapan bir çatlak ise, ameliyat tavsiye edilir. Yara izlerinden ileri gelen sara da, ilâçla ihtilâçla kontrol altına alınamadığı takdirde ameliyat gerektirebilir. Amnezi halindeyken otomatik aktivite gösteren ve kontrol edilemeyen psychomotor saralılar da, bazı hallerde ameliyat yolundan faydalandırılabilir.
Akıl hastalıklarında ameliyatın rolü ne olabilir?
Akıl hastalıkları için geliştirilmiş olan asıl operasyon lobotomi (beynin bir kısmının kesip çıkarılması) artık hemen hemen tatbik edilmemekte olan bir müdahale haline gelmiştir. Aslında günümüzde psikiatrik hastalıklarda, operasyonun pek belirli bir rolü bulunmamaktadır. Olumsuz yan tesirleri ortadan kaldırmak için orijinal ameliyatta birçok değişiklik yapılması öngörülmüşse de, bunların ne derece verimli ve yararlı olacağı henüz tespit edilememiştir.
Parkinson (ellerin titremesi ve yüz kaslarında kontrolün kaybolması) hastalığında ameliyat yararlı olmakta mıdır?
Bazı parkinson vakalarının ameliyattan çok yararlanmakta oldukları artık şüphe götürmemektedir. En iyi sonuçlar tek taraflı hastalanmış olanlarda alınmaktaysa da, yaşlılar da dahil, cerrahî müdahaleye karşı herhangi bir gösterge bulunmaktadır. Bu tür ameliyatlarda olumsuz neticelerin oranı, çok düşük bulunmaktadır. Bu gibi ameliyatlar yüksek ihtisas ve özel ekip gerektirmektedir. Bunların nevraljik bir merkezde yapılması şarttır. Bu ameliyat genellikle lokal anestezi altında yapılmaktadır. Bu gibi ameliyatlarla sara dışında; başka, istenmeden yapılan hareketler de önlenebilecektir.
Hidrosefali (beyinde aşırı su toplanması) ne demektir?
Bu hastalık genellikle beyinlerinde normalin.çok üstünde beyin-omurga serebrospinal sıvı bulunan bebeklerde görülür. Bu hastalıkta, kafa anormal şekilde büyümektedir. Kan dolaşımının engellenmesi ve beyin-omurga sıvısının içe çekilmesiyle absorption bu gayritabiî fazla toplanma ileri gelmektedir. Kafanın büyüklüğü normalin çok çok üstünde olabilir.
Hidrosefalinin tedavisi nasıl yapılır?
Hastalık kendi kendine iyileşebilecekse de, ilerleme gösteren tiplerin beynin fazla su toplamasını engellemek veya mümkün derecede azaltmak için cerrahî müdahale gerekebilecektir. Eskiden bu yolda birçok ameliyat usullerine başvurulmuşsa da, bunların pek başarılı olduğu iddia edilemez. Birçok klinikte günümüzde tercih edilen cerrahî müdahale usulüyle fazla beyin-omurga sıvısı kalbe saptırılmaktadır. Bu ameliyatta kanın kusmasını önlemek için bir valv kullanılmaktadır. Bu ameliyat usulünün birçok mahzurları varsa da, şimdiye kadar bulunmuş usullerin en yararlısı olduğu kabul edilmektedir.
OMURİLİK: DOĞUŞTAN BOZUKLUKLAR
(Kalıtsal Formasyon Bozuklukları, Gelişim Anormallikleri)
Omurilikle ilgili genel formasyon bozuklukları hangileridir?
Omurga kanalının bir kısmının tamamen kapanmamış olması çok rastlanan bir formasyon bozukluğudur ve çok kez herhangi bir belirti göstermemektedir (spina bifida occulta). Ancak, aynı zamanda omuriliği örten dokularda bir çıkıntı veya fıtık herniation belirtisi de olabilir. Böyle bir çıkıntıda yalnız beyin-omurga celeb-rospinal sıvısı, meningocele veya sinir elemanları ve hattâ omuriliğin bir parçası bile bulunabilir (meningomyelocele)
Meningocele veya meningomyelocele’nin belirtileri nedir?
Bu belirtilerle doğan bir çocuğun arkasında belirli bir yumru olabilir. Bu yumruda sinir elemanlarının bulunması bacakların alt kısmında değişik derecelerde felce yol açabilir.
Bir çocuk bu sakatlıklardan birden fazlasıyla doğabilir mi?
Evet. Su toplanmış başlar (hydrocephalus) çok kez meningomyelocele ile aynı zamanda birlikte gelişir.
Bir gelişme yolundaki sakatlığın düzeltilme çareleri var mıdır? (Me-ningole, meningomyelocele gibileri)
Mevcut bir felcin düzeltilmesi için hiçbir şey yapılamaz. Ameliyat yalnız sakatlığı düzeltmek için yapılabilir. Bâzı vakalarda, torba çok ince olduğu ve yırtılma tehlikesi gösterdiği hallerde, cerrahî müdahale doğumdan hemen sonra gerekebilir.
OMURİLİK TÜMÖRLERİ
Omurilikte bulunan bir tümörün olağan belirtileri nedir?
Zafiyet, el ve ayaklarla birlikte beliren arka ağrıları, mesane ve bağırsakta meydana gelen rahatsızlıklar.
Muhtelif omurilik tömörleri var mıdır?
Evet. Omurilik dış basınçlardan ve içerisinde gelişen yabancı maddelerden etkilenebilir. Bu tümörlerin yaklaşık % 50’si omuriliğin üzerindeki dokulardan veya bir omurga sinirinden ileri gelmektedir.
Omurilik tümörü nasıl teşhis edilmektedir?
Hastanın yaşantısı incelenince ve hasta tam bir muayeneden geçirilince bir omurilik tümöründen şüphe edilebilir. Omurgada ufak bir delik açılması yoluyla beyin-omurga (cerebrospinal) sıvısı akıntısında bir tıkanma olup olmadığı tespit edilebilinmektedir. Omurga sıvısının laboratuarda teste tâbi tutulması çok kez kıymetli bilgilerin elde edilmesine yarayacaktır. Beyin-omurga (cerebrospinal) sıvısına radio-opak maddesi zerkedilmesiyle ve sonra has. taya fluoroscopy yapılmasıyla teşhis daha da kuvvetlendirilebilinecektir. Bu prosedürün adı myelography’dir. Normal durumda hasta sağa sola çevrildiği zamanlarda radio-opak madde serbestçe akacaktır. Bir tümör radio-opak maddenin akıntısını engelleyecek ve böylece bir taraftan teşhisin doğrulanmasına yarayacak ve öte taraftan tümörün tam yerini gösterecektir.
Omurilik tümörlerinde cerrahî müdahale sonuçları ne olur?
Omuriliğin üzerindeki dokularda meydana gelen tümörler veya bir omurga sinirinden olan tümörler ameliyatla alınabilir ve hasta ya tamamen iyileşir veya büyük ölçüde tedavi olur. Eğer omurilikteki hasar uzun süreden beri mevcutsa düzeltilemez hâle gelmiş olabilir. Omurilik maddesinin içerisinde gelişmiş olan bir tümör genellikle çıkarılamaz durumdadır. Ancak bunların gelişmesi çok hallerde X ışını tedavisi ile önlenebilinir. Bazı vakalarda vücudun başka yerinde meydana gelmiş olan bir kanser yayılarak omuriliği de sarar. Bu gibi vakalar çoğunlukta umutsuzdur. Ancak, X ışınları tedavisi ve bazı hallerde cerrahî müdahale kısa bir süre için yararlı olabilir.
Omurilik tümöründen ileri gelmiş bir felç durumu cerrahî müdahaleyle iyileştirilebilinir mi?
Evet. Böyle vakaların yaklaşık yüzde ellisinde tümör cerrahi müdahale yoluyla çıkarılabilir ve hasta ya tamamen veya kısmen iyileşir. Bu tümörün tekerrür etmesi tehlikesi değildir.
Omurilik ameliyatları tehlikeli midir?
Vücudun başka herhangi bir yerinde yapılacak ciddi bir ameliyattan daha fazla değil.
Omurilik ameliyatlarında hangi anesteziler kullanılır?
Genellikle soluk borusuna yerleştirilmiş bir tüple yapılan genel aneztezi.
İNTERVERTEBRAL DİSK KOPMALARI
(Bel Fıtığı, Disk Kayması)
Kaymış bir disk nedir?
Omurga arası diskler, omurgalar arasında yan yana bulunan elastiki yapılardır. Dejenerasyon veya yaralanma sonucu böyle bir disk omurga kemiğine baskı yapabilir ve sancıya yol açar. Kopan diskler genellikle arkanın alt kesiminde meydana gelir ve ayağa kadar uzanan sırt ağrılarına neden olurlar. Daha az vakalarda disk kayması boyun bölgesinde meydana gelir ve bu durumlarda sancı kendisini boyunda ve kolda gösterir.
Kopan bir diskin teşhisi nasıl yapılır?
Hastanın tarihçesi ve fizikî muayeneden geçirilmesiyle teşhise yaklaşılabilinir. Normal röntgen fizikî muayeneden elde edilen bilgiye muhtemelen hiçbir şey ekleyemez. Myelography (omurga kanalını çizgilerle belirten röntgen filmi) hiç şüphe bırakmayacak bir teşhisi gerçekleştirebilir.
Kayan disk tedavisi nasıl yapılır?
Bu durumun tedavisi için yatakta istirahat, çekme ve fizyoterapi gibi koruyucu tedbirlere başvurulur. Eğer bu tedavi ile iyileşme elde edilemezse, sancı ve hareket yetersizliği devam ettiği taktirde, ayrıca nöbetler tekerrür gösterirse ameliyata başvurulması gerekecektir.
.1
Disk ameliyatları tehlikeli midir?
Hayır.
Böyle bir ameliyattan sonra omurgaya fitil sokmak gerekecek midir?
Bu gibi ameliyatların çok az bir oranında bu gerekli olabilecektir.
Disk ameliyatından sonra ne kadar süre hastanede kalınması gereklidir?
Bir hafta ile on gün arası.
Disk ameliyatları ne oranda başarılı olur?
Ameliyat olan hastaların yaklaşık % 85′inin sancıları tamamen ortadan kalkar veya büyük ölçüde azalır.
Disk kaymaları tekerrür eder mi?
Edebilir, ama ancak çok nadir vakalarda.
Kopan bir diskin çıkarılması bazı hallerde felçle sonuçlanabilir mi?
Hayır.
Bir diskin çıkarılması hastanın cinsel hayatına tesir edebilir mi?
Hayır.
OMURİLİK TRAVMALARI
Omurilik travmalarının genel sebepleri nelerdir?
Omurilik yaralanmaları genellikle kaburga kemiğinde ileri gelen kırıklar veya çıkıklarla birlikte meydana gelmektedir. Düşmeler, otomobil kullanırken meydana gelen veya trafik kazaları, silâhla yaralanmalar genellikle bu duruma sebep olurlar. Kaburga, bir kazada zedelendiği zaman, omurilik zedelenmemiş olabilirse de yaralının hastaneye kaldırılırken yapılacak herhangi küçük bir ihmâl omuriliğin de zedelenmesine yol açabilir.
Bir omurilik yaralanması nasıl belli olur?
Omurilik yaralanmalarında muhtelif derecelerde felç durumu, his kaybı, mesane ve bağırsakların kontrolünün kaybı görülebilinir.
Bir omurilik yaralanmasından sonra iyileşme şansı nedir?
Tam bir felç durumu ve bütün hislerin kaybolması halinde iyileşe-bilme şansları çok azdır. Omuriliğin bütün fonksiyonları durmamışsa ve çok az da olsa bu fonksiyonlar işlemekteyse, o zaman yaralının iyileşme şansı çok daha yüksek olur. Eğer omuriliğin fonksiyonları birkaç gün tamamen çalışmaz halde kalırsa, herhangi bir iyileşme elde edilebileceği imkânı yok gibidir. Ayrılmış liflerin yeniden canlanması (regeneration) omurilikte meydana gelmez.
Omurilik yaralanmalarında cerrahî müdahaleden faydalanma imkânları var mıdır?
Omurilik yaralanmaların büyük çoğunluğunda ameliyatın hiçbir faydası yoktur. Bazı nadir istisnalar varsa da, genel kaide omurga çatlaması veya çıkıntısını tedavi etmek için ortopedik tedbirlere başvurulmasıdır. Kemiklerde sağlamlık ve kemiklerin normal sıralanma temini bakımından cerrahî müdahale gerekli olabilir.
Felçli kalan bir hastanın iyileşme umutları var mıdır?
Felçli kalan bir hastanın idaresi o kadar karışık bir problemdir ki, bunun hakkında fikir yürütmek bu eserin konusu dışındadır. Sununla yetinelim ki, uzun bir eğitimden sonra bu gibi felçlilerin birçoğunu rehabilitasyon yoluyla, araçla hareket ve yaklaşık normal bir hayat sürdürme imkânları temin edilebilinmektedir.
GİDERİLEMEYEN AĞRILAR İÇİN CERRAHİ
Ağrı dindirmek için omurilikte ameliyata başvurulur mu?
Çok kez ilâçla giderilemeyen ağrılar için beyin cerrahının müdahalesine başvurulur. Bu tür ağrılar çoğunlukla ilerlemiş kanser den ileri gelir. Omurilik içerisindeki yolların ve ağrıyı ileri getiren yer belli olduğundan, bunları kesmekle hasta bir derece rahata kavuşturulabilinmektedir. Bu ameliyat «cordotomy» olarak adlandırılmaktadır. Vücudun bir kısmına hizmet eden sinirleri (omuriliğe girerken) de kesmek mümkündür. Böylece bu kısım bütün histen yoksun bırakıldığı için ağrı ortadan kaldırılmaktadır. Bu prosedür «rhizotomy» olarak adlandırılmıştır.
Omuriliğe yapılan bu iki ameliyat da tehlikesizdir. Temel olarak tedavi etmemekteyseler de dayanılmaz ağrıyı ortadan kaldırdıkları için çok önemli ve kıymetli müdahaleler olarak kabul edilmektedirler.
Ağrı giderilmesi için omuriliğe yapılan bu tür ameliyat (cordotomy) felce neden olur mu?
Normal olarak hayır. Bununla beraber değişik derecelerde zafiyet (felç) veya mesane kontrolsüzlüğü meydana gelebilir.
Periferal sinir nedir?
Omurilik ile vücudun başka bir kısmı arasında dürtüleri sağlayan sinir. Kas gerilmelerini ve his izlenimlerini ulaştıran dürtüleri nakledebilir.
Sinir zedelenmeleri nasıl meydana gelir?
Bunlar basit travmadan, delinmelerden, kopuklardan, yarılmalardan veya girmelerden (kurşun veya bıçak yaraları) ileri gelebilir.
Periferal sinir yaralanmaları çoğunlukla nerede görülür?
Bacaklarda ve kollarda.
Periferal sinir yaralanmasının belirtileri nedir?
Kaslarda felç ve muayyen sinir tarafından ihtiyaçları temin edilen özel mıntıkada hissin kaybolması.
Periferal sinir yaralanmalarında cerrahî müdahalenin rolü nedir?
Kesik uçlar tam olarak birleştirildiği takdirde sinirlerin yeniden büyüme ihtimalleri vardır. Operatör ameliyatta bunu temin etmek için cerrahî müdahaleyi yapar. Ameliyatlardan sonra sonuç her zaman başarılı olmaz. Ancak, en iyi durumlarda bile bazen artı ortopedik tedaviye ihtiyaç duyulur. Bu tür vakaların tedavisinde fizyoterapinin bir ek tedavi olarak önemli bir yeri vardır.
Her tip sinir yaralanmasında cerrahî müdahale gerekli midir?
Hayır. Yalnız sinir koptuğu takdirde ameliyat gerekli olmaktadır.
Periferal sinirlerden tümörler oluşabilir mi?
Evet. Ancak bunlar çoğunlukla selimdir ve tamamen çıkarılabilinir.
14 Ekim 2006
Böbreklerin yapısı nasıldır ve vücudun neresinde bulunur?
Böbrekler; kırmızı-kahverenkte, parlak ve ince bir kapsülle örtülü, fasulye biçiminde iki organdır. Her böbreğin uzunluğu yaklaşık 10, genişliği 5 ve kalınlığı ise 3,75 cm.dir. Böbrekler karın bölgesinin arka kısmının iki tarafında, belin en üst kısmında, karın boşluğunun arkasında ve diyaframın altında bulunur.
Böbrekler nasıl çalışır?
Böbrekler, nefron olarak bilinen yüz binlerce küçük ünitelerden teşekkül etmiştir. Bunlar tübüller olarak adlandırılan mikroskobik kanallara boşalmaktadırlar. Her nefron başlı başına bir kimyasal fabrikadır ve kan plasması buradan geçerken idrar meydana gelmektedir. Nefronlar ürettikleri idrarı, toplama tübüllerine boşaltır, oradan böbreğin pelvisine ulaşır ve oradan da boruyu andıran bir idrar yolu ile sidik torbasına gider.
Böbreklerin başlıca görevleri nedir?
Kalbin pompaladığı kanın yaklaşık dörtte biri böbreklere naklolur. Nefronlar, içerilerinden geçen kandan artık ve zehirli maddeleri, fazla mineralleri ve suyu süzerek vücuttan dışarı çıkarırlar. Kandan bazı lüzumlu kimyasal ve başka maddelerin kaybını engellemek de böbreklerin görevleri arasındadır.
Böbreklerin çalışması bozulduğu hallerde ne meydana gelir?
a. Kan dolaşımında aşırı ölçüde kimyasal artıkların ve zehirlerin (toksin) toplanması.
b. Kan dolaşımına elzem kimyasal maddelerin idrara karışarak kaybolması.
c. Böbrek fonksiyonu bozulmuş olduğundan vücut dokularına uygunsuz kimyasal maddeleri ihtiva eden kan ve solüsyonların girmesi. Böbrekler muayyen bir derecenin üstünde bozuldukları takdirde, kimyasal bozgunluk öyle bir hadde ulaşır ki, hastanın hayatı artık kurtarılamaz.
Tek bir böbrekle normal ve sağlıklı bir hayat sürdürülebilinir mi?
Öteki böbrek normal fonksiyonlarını yapmaktaysa evet.
Böbreklerin normal fonksiyon yaptığı nasıl tespit edilebilir?
a. İdrar tahliliyle.
b. Kanın muhtelif unsurlarını kimyasal analizden geçirmekle.
c. Böbreklerin ve idrar kanal ve yollarının röntgen filmlerinin alınması ve bu filmlerin doktor tarafından incelenmesiyle.
d. Özel böbrek fonksiyonu testleriyle.
İdrar tahlili, böbrek hastalıkları için her zaman iyi bir analiz sayılır mı?
Hayır. Bazı hallerde böbrek fazlasıyla zedelenmiş olur ve idrar tahlili bunu göstermeyebilir. Bununla beraber, idrar tahlili çabuk, ucuza mal olan ve yapılması gerekli bir analizdir.
Böbreklerin bozuk çalışmasının genel sebepleri nelerdir?
a. Her genel ve ciddî iltihaplanma olayı.
b. Böbreklerin dışarı çıkış yolunun mekanik tıkanması.
c. Doğuştan beri var olan genel böbrek anormallikleri.
d. Böbrek tümörleri.
e. Vücuda giren ve böbrek yapısını zedeleyen zehirler.
f. Böbreklere kan akımını engellemeler.
g. Metabolik ve hormonal hastalıklar.
h. Kan akımında normal ölçüde mineraller toplanması veya suların boşalması (dehydration).
Şeker hastalığı (diabet) bir böbrek hastalığı mıdır?
Hayır. Şeker hastalığı genellikle bir pankreas hastalığıdır. Fakat teşhis idrar muayenesi yapılmakla kolaylaşmaktadır.
Bacaklarda, karında ve yüzde şişkinlikler her zaman böbreklerin hasta olduğunun belirtisi midir?
Muhakkak surette değil. Başka durumlar da bu gibi şişkinliklere neden olabilir.
Böbreklerin normal çalışması için çok miktarda su içilmesi gerekli midir?
Çok miktarda değil. Susamanızı gidermekle böbreklerin normal çalışması için gereken suyu almış olacaksınız.
Reklâmları yapılan ve böbrekleri «temizlediği» bildirilen ilâçların alınması gerekli midir?
Hayır. Normal böbrekler kendi temizlenmelerini yaparlar. Normal olmayan böbreklerse bu gibi ilâçlardan yararlanamaz.
Arka ağrıları genellikle böbrek hastalığı olduğunu mu gösterir?
Bu ağrıların büyük çoğunluğunun böbreklerle hiçbir ilgisi yoktur. Bazı arka ağrıları böbrek bozukluğu ile ilgili olabilirlerse de, bunun teşhisi için doktor muayenesinden geçilmesi gereklidir.
Yüksek kan basıncı ile böbrek hastalığı arasındaki ilişki nedir?
Uzun bir süreden beri devam eden yüksek kan basıncı böbrekteki akımda engelleme yapabileceği için er geç böbrek hastalığına neden olabilir. Bunun tersine de, ciddî böbrek rahatsızlıkları yüksek kan basıncına neden olabilir.
Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, böbreklerin en önemli damarı olan böbrek arterinde meydana gelen arteryosklerozun, aynı zamanda yüksek kan basıncına da neden olabildiğini göstermiştir.
Böbreklere uzanan kan damarlarına cerrahî müdahalede bulunmakla yüksek kan basıncının bazı hallerde tedavi edilmesi mümkün müdür.
Evet. Günümüzdeki teknik imkânlar röntgen ile böbreğe giden en önemli damarın daralmış olup olmadığı tespit edilebilmektedir. Bu durumun mevcut olduğu görülürse böbreğe uzanan başlıca arter üzerinde plâstik ameliyat yapılmak suretiyle durum düzeltilir. Bu gibi ameliyatlar çoğunlukla iyi sonuç vermektedirler. Eğer arterin daralması arteryosklerosis yüzünden meydana gelmişse, o zaman bu damarın iç astarı temizlenerek genişletilmektedir ve teflon veya dachron’dan yapılmış bir yama yerleştirilmektedir. Bu yolda böbreğe gereken kan akımı temin edilecek ve çok vakalarda yüksek kan basıncının ortadan kalkması sağlanacaktır.
İdrarda albümin bulunması her zaman böbrek hastalığının belirtisi midir?
Kesin olarak değil. Bununla beraber idrarda albümin bulunması başka testler ve işlemler aksini gösterinceye kadar bir böbrek hastalığının nedeni veya belirtisi olarak kabul edilmelidir.
Bol idrar etmek bir böbrek hastalığı belirtisi midir?
Bazen. Fazla idrar fazla sıvı almaktan ileri gelebilir. Fakat, diabet (şeker) veya prostatın büyümesi de fazla idrarın nedenleri olabilir. Çok fazla idrar edildiği zamanlarda böbreklerde bozukluk olup olmadığını tespit için doktor muayenesinden geçmek gerekir.
Yatak ıslatılması böbrek hastalığı veya mesane yolunda zafiyet işaretleri midir?
Hayır. Bu gibi durumların büyük çoğunluğu ruhsal rahatsızlıklardan ileri gelir.
Böbreklerinden rahatsız olan bir kişinin beslenme düzeninde tuzun azaltılması gerekli midir?
Yalnız bazı durumlarda gerekebilir.
Kronik böbrek hastalıklarında hastaya verilen suyun azaltılması gerekli midir?
Yalnız bazı tip böbrek hastalığında, vücut lüzumundan fazla sıvıyı içerisinde tuttuğu hallerde gerekebilir.
Fazla et yemekleri, yumurta veya fazla tuz alınması böbrek hastalıklarına neden olabilir mi?
Hayır.
Sigara içmek böbreklere zararlı olabilir mi?
Hayır.
Fazla alkol almak böbreklere zarar getirebilir mi?
Büyük miktarda alkol almak bütün öteki dokular gibi, böbreklere de zararlı olabilir. Ciddî bir böbrek hastalığı olan kimsenin alkol almaması tavsiye edilir.
Fazla baharat alınması böbreklere zararlı olabilir mi?
Genellikle hayır. Ancak bir böbrek hastalığı mevcutsa tahriş sebebi olabilir.
İdrarda kan bulunmasının anlamı nedir?
Böyle bir hal, idrar yollarında bir bozukluğun olduğunu gösterebilir. Böyle bir durumda muhakkak surette hekime başvurulmalıdır.
İdrarda kan görünmesi her zaman bir böbrek hastalığının belirtisi midir?
Hayır. Kan, idrar yolundan, mesaneden veya mesaneden dışarıya idrarı taşıyan kanaldan gelmiş olabilir.
İdrarda bulanıklık veya idrar ederken ağrı çekilmesi her zaman böbrekte hastalık olduğunu mu gösterir?
Her zaman değil. Ancak idrar yolunda bir rahatsızlık olduğuna işaret olabilir. Böyle belirtilerle karşılaşanlar muhakkak surette ve acilen doktora danışmalıdırlar.
Bright hastalığı nedir?
Bu eski bir terim olup ünlü bir doktorun adıdır. Birçok böbrek hastalıklarında kullanılır.
Nefrit (böbrek iltihabı) nedir?
Böbreklerin anormal fonksiyon yaptıklarını belirten bir terimdir.
GLOMERÜL ONEFRİT
Glomerülonefrit nedir?
Böbreklerin nefronlarma zarar veren özel bir hastalıktır. Nefronların iltihaplanması ile meydana gelir ve durdurulmadığı takdirde bu yapıların hasar görmesine veya harap olmasına yol açabilir. Böyle bir durum karşıcmda da böbreklerin fonksiyonu bozulmuş olur.
Ne cins glomerülonefritler vardır?
a. Akut glomerülonefrit.
b. Kronik glomerülonefrit.
Akut şekli birkaç günden bir yıla kadar ve hattâ daha uzun süre devam edebilir. Daha kronik türü, hastanın hayatı boyunca devam edebilir. Bu hastalığın bir de orta derecesi vardır; bunun adı da yarı-akut (subacute) glomerülonefrittir.
Glomerülonefrit ne derece yaygın bir hastalıktır?
Oldukça yaygın bir hastalıktır. Özellikle çocuklarda daha çok görülmektedir.
Akut gîomerülonefritin sebepleri nelerdir?
Nedeni bilinmemekteyse de, genellikle bir bakterinin yol açtığı enfeksiyondan kısa bir süre sonra görülmektedir. En çok boğaz ağrıları, bademcik ve kızıl hastalığına neden olan streptokok mikrobunun getirdiği bir enfeksiyondan sonra rastlanmaktadır.
Akut gîomerülonefritin normal gelişimi nedir?
Genellikle birkaç hafta sürer ve ondan sonra kendiliğinden kaybolur. Bu hastalığa yakalanan çocukların % 75 ile 90 arasıdakilerin herhangi bir böbrek hasarına uğramadan iyileşecekleri tahmin edilmektedir.
Akut giomerülonefrit öldürücü olabilir mi?
Evet. Yirmide bir vakada bu hastalığa yakalanan hasta ölebilir.
Akut gîomerülonefritin belirtileri nedir?
Hasta ciddî bir boğaz hastalığı gibi akut bir enfeksiyonu önceden geçirmiş olabilir. İdrarda kan ve albümine rastlanılabilir ve böbrekler bölgesinde hafif sancı hissedilirken kan basıncı da değişik derecelerde yükselme gösterebilir.
Glomerülonefrite en çok hangi yaşlarda rastlanır?
Vakaların yüzde yetmişi yirmi bir yaşından önce görülür.
Bu tip nefrit irsi midir?
İrsî olmadığı zannedilmektedir. Ancak hastalığın bazı ailelerde fazlaca meydana gelme eğilimine de rastlanmıştır.
Bu tür nefriti önlemenin çareleri var mıdır?
Bütün akut enfeksiyonlar, özellikle boğazda, bademciklerde ve kızılda olanlar hiç zaman kaybetmeden doktor kontrolünde tedavi edilmelidir.
Akut gîomerülonefritin bilinen bir tedavi şekli var mıdır?
Hayır. Bununla beraber tam istirahat ve yardımcı şartlarla hastaların büyük çoğunluğu iyileşmektedir.
Kronik gîomerülonefritin özel bir tedavi şekli var mıdır?
Hayır. Bununla beraber bu gibi hastalar kendilerine iyi baktıkları takdirde, muayyen rejimlere riayet eder ve akut enfeksiyonlardan kaçınırlarsa, uzun yıllar normal bir hayat sürebilirler.
NEFROZ
Nefroz nedir?
Vücut dokularının su toplamasına ve şişmesine yol açan bazı böbrek hastalıklarına verilen genel bir terimdir. Bu su toplanmaları ve şişkinlikler yüzde, karında ve ayaklarda görülebilir. Ayrıca vücut proteinlerinde büyük kayıplar, kan dolaşımında bazı yağlı maddelerin kısmen artışı ve hastanın esas metabolizmasında inişler görülecektir. Nefrozun birçok ayrı özel sebepleri olabilmektedir.
Nefroz en çok kimlerde olmaktadır?
İki ila yedi yaşındaki çocuklarda görülmektedir.
Nefroz yaygın bir hastalık mıdır?
Nispeten az sayıda vakaya rastlanmaktadır.
Nefrozun tedavisi nedir?
Bu hastalığın asıl sebebine bağlıdır. Genel tedavi metotları arasında perhiz ve tuz alımının azaltılması bulunmaktadır. Bazı nefroz vakalarında kortizon ve onun benzeri ilâçlar iyi sonuçlar vermektedir.
Nefroz tedavisinde hastanın tuz alımı kısılmalı mıdır?
Evet. Vücutta tuz birikimi su birikimine yol açtığı için alımını azaltmak, önemli tedavi metotlarından biri sayılmaktadır.
Nefrozun tedavisine et, yumurta ve başka proteinlerin alınmasının azaltılması gerekli midir?
Hayır.
Nefrozdan iyileşme imkânı ne dereceye kadardır?
Geçmiş yıllarda nefroza yakalanan çocukların yaklaşık yarısı ölmekteydi. Bugün, yeni geliştirilen metotlar sayesinde, dört çocuktan üçü iyileşmektedir.
ÜREM
Üremi nedir?
Böbreklerin, artık maddeleri yok edecek gücü kalmadığı derecede ilerlemiş olarak hastalandıkları hallerde, kanda anormal kimyasal değişiklikler ve bununla ilişkili arazlar görülmektedir. Bu durum üremi olarak adlandırılmıştır.
Üremiye yakalanan bir hasta iyileşebilir mi?
Sebebin bulunması ve bunun ortadan kaldırılması mümkün olsa evet. Örneğin, eğer tıkanma idrar yolu veya böbrek çıkışır meydana gelmişse; bu durum hiç vakit kaybetmeden hemen ortadan kaldırılırsa, üremi yatışacak ve hasta iyileşecektir. Eğer üremi kronik nefrozun son safhası olarak gelmişse, o zaman iyileşmenin tek çaresi böbrek nakli olacaktır.
PİYELİT
(Böbrek İltihabı)
Piyelit ve piyelonefrit nedir?
Bunlar böbreğin ve böbrek çıkışının bakteri ile gelen enfeksiyonlarıdır. Piyelit, idrarın toplandığı pelvisin enfeksiyonuna verilen addır. Piyelonefrit ise idrarı üreten böbrek kısmının da iltihaplanmış olduğunu ifade etmektedir. Piyelonefrit olmadan piyelit kendi başına çok nadiren görülür.
Piyelit veya piyelonefritin kimlerde gelişmesi muhtemeldir?
Piyelite çok kez çocuklarda akut bir enfeksiyon olarak rastla: Ama daha gelişmiş insanlarda da yaygındır. Kadınlar, geneli; gebe olan kadınlar, mesane enfeksiyonu olma oranları yüksek olduğundan, böbrek enfeksiyonlarına çok daha fazla eğilimleri bul maktadır. Şekere eğilimleri olanlar, anormal derecede halsiz olurlar ve nevraljik hastalıkları olanlar da bu hastalıklara karşı istidatlı bulunmaktadırlar.
Piyelit veya piyelonefritin belirtileri nedir?
Muhtemelen nöbet halinde titremelerle beraber yüksek ateş, ağrısı, böbreküstü bölgelerde hafif sancı, fazla idrar ve idrar ederken sancı çekilmesi, idrarda kan bulunması. Ayrıca baş dönmesi,kusma, iştahsızlık da genel arazlardır. Tahlilde idrarda cerahat bakteriler ve beyaz kan hücresi oranının yükselmiş olduğu gön çektir.
İki böbrek de genellikle aynı zamanda mı enfekte olmaktadır?
Hayır. Ama bazı vakalarda bu da olabilmektedir.
Böbrek enfeksiyonlarının tedavisi nasıl yapılır?
a. Fazla miktarda sıvı alarak pelvis ve böbreklerin, idrar yollarının temizlenmesi.
b. Enfeksiyon organizmalarını yok edecek antibiyotiklerin alınması.
c. Yatakta istirahat ve yumuşak bir perhiz uygulanması.
d. Ağrıların dindirilmesi için gerekli ilâçların alınması.
Böbrek enfeksiyonlarının iyileşme oranları nedir?
İyi şekilde tedavi edildikleri takdirde yaklaşık bütün hastalar iyileşir. Önemli olan idrar yolunun tıkanmış olup olmadığının ve engellenen idrarın enfekte olup olmadığının tespitidir. Ayrıca, böbrek iltihabına neden olabilecek vücudun başka bir tarafındaki enfeksiyonun giderilmesi de gerekir.
Bu gibi enfeksiyonlardan ileri gelmiş bir hastalık ne kadar sürebilir?
Birkaç günden birkaç haftaya kadar.
Piyelit veya piyelonefritin tedavisinde antibiyotikler her zaman tesirli olur mu?
İdrar yollarındaki aksaklıklar düzeltilirse ve enfeksiyonu getirmiş olan bakteri tespit edilip ona gereken antibiyotik ilâca başvurulursa, antibiyotikler yaklaşık her vakada yararlı olmaktadırlar.
Böbrek enfeksiyonlarında hastanın hastaneye yatırılması gerekli midir?
Pek ciddî değilse evde tedavi edilebilir. Ancak, ateş fazla yüksekse veya böbrek pelvisi enfekte olan idrarı akıtamazsa, o zaman hastanın hastaneye kaldırılması tavsiye edilir.
Vaka normal tedavi yöntemlerine cevap vermediği hallerde ne gibi özel hastane tedavi usullerine başvurulması gereklidir?
Başvurulacak ürolog, (böbrek idrar yolları hastalıkları uzmanı) idrar yolundan geçireceği bir sondayı (uzun bir kauçuk boru) sidik torbasına kadar vardıracak ve buradan böbrek pelvisinde tıkalı kalmış olan enfekte idrarı emme usulüyle dışarıya çıkaracaktır.
Piyelit veya piyelonefritte cerrahî müdahale gerekli olabilir mi?
Genellikle hayır. Ancak, böbreğin içinde veya etrafında bir apse gelişirse operasyon yoluyla drenaj yapılması gerekli olabilir. Eğer böbrek iltihabı, örneğin taş gibi, başka bir böbrek hastalığının tâli bir komplikasyonu ise, o zaman da cerrahî müdahale gerekecektir.
Böbrek enfeksiyonları yenilenme eğilimini gösterirler mi?
Eğer esas hastalığın tedavisinde gecikme olmuşsa veya tedavi yeterli olmamışsa, böbrek enfeksiyonları yenilenebilir. Bu gibi hallerde böbreklerde kalıcı zedelenmeler meydana gelebilir ve böbreğin hayat boyunca sakat kalmasına yol açabilir.
Böbrek enfeksiyonlarının tekerrür etmesi devamlı doktor kontrolü altında kalmakla önlenebilir mi?
Evet.
Diabet (şeker hastalığı) olan kişilerin böbrek enfeksiyonlarına dar fazla meyilli oldukları doğru mudur?
Evet.
Kronik böbrek enfeksiyonları başka hastalıklara yol açar mı?
Evet. Bu durumda olan kişilerin böbrekleri taş toplar, kan basınçları yükselme eğilimi gösterir ve sonunda bunlarda üremi de gelişebilir.
BÖBREK VE İDRAR YOLLARI TAŞLARI
Böbrek taşları nasıl meydana gelir?
Bunlar kalsiyum, fosfat, amonyum gibi inorganik tuzların bir bil simidir. İçinde ürik asit veya amino asitlerin bulunduğu organ karışımlardan da meydana gelebilir.
Böbrek taşlarının meydana gelmelerinin sebepleri nelerdir?
Bazı hallerde esas nedenler bilinmektedir. Meselâ, gut hastalığı da böbrek ifrazatında yüksek bir kan-ürik asit konsantrasyonu i ayrıca yüksek ürik asit konsantrasyonu bulunmaktadır. Bunlar ürik asit türü taşlarının meydana gelmesine yol açmaktadır. Yine bunun benzeri olarak, kalsiyum metabolizma bozukluklarında, idrar ve böbreklerde kalsiyum türü taşlar meydana gelmektedir. Ancak, vakaların çoğunluğunda bunun asıl mekanizması bilinmemektedir. Bununla beraber taşların meydana gelmelerinin çeşitli nedenleri vardır:
a. Düzensiz gıda alımı.
b. İdrarda kimyasal dengesizlikler (bunların nedeni bilinmemektedir).
c. İç salgı bezlerinin düzensiz işlemesi, özellikle boyundaki para-tiroid bezleri.
d. Vitamin eksiklikleri.
e. Böbrekte iltihap.
f. idrar yolunun bir veya birkaç tarafında yetersiz drenaj kudreti.
Böbrek taşları erkek ve kadınlar arasında aynı oranda mı olur?
Hayır. Erkeklerde olma oranı biraz daha fazladır.
Böbrek taşları herhangi bir yaşta mı meydana gelebilir?
Evet. Bunlar çoğunlukla kırk, elli ve altmış yaşlarında olanlarda rastlanmaktadır. Çocuklarda böbrek taşlarına çok az rastlanır.
Böbrek taşları ne gibi belirtiler gösterir?
Bazı hallerde taşlar hareketsizdir ve belirti göstermezler. Bu tür taşlar ancak kazara meydana çıkabilir. Genellikle taşlar idrarda sancı durumu, cerahat hücreleri, kan, belirtileri gösterir ve çok kez de böbrek fonksiyonunda arıza yaparlar.
Böbrek taşları tek mi veya birden fazla mı olur?
Genellikle tek olur. Ancak birden fazla da olabilirler. Birden fazla oldukları hallerde iki böbrekte de bulunabilirler.
Böbrek taşlarının büyüklüğünde büyük farklar olabilir mi?
Evet. Bunlar kum tanesi boyunda mikroskobik taşlardan mercan veya geyik boynuzu biçiminde böbreğin biçimini almış olan çok büyük taşlar olabilir.
Bütün böbrek taşlarının cerrahî müdahale ile alınması gerekli midir?
Hayır. Bunların birçoğu kendiliklerinden kaybolur. Bunların bazıları hareketsizdir ve sancıya neden olmazlar, enfeksiyon yapmazlar ve böbrek fonksiyonlarını bozmazlar. Bu gibi taşlar kendi hallerinde bırakılmalıdır. Ameliyatla alınması gereken taşlar geçit vermeyecek ölçüde büyük olanlar, tıkama ve enfeksiyonlara, devamlı sancıya ve periyodik şiddetli sancıya neden olanlar, böbrek fonksiyonunu artıcı surette zedelemekte olanlardır.
Böbrek taşlarını dağıtabilecek ilâçlar var mıdır?
Hayır. Bununla beraber az fosforlu diyet, kalevi (alkalik) diyet gibi rejimlerle taşın büyümesi bazen önlenebilinmekte veya yeni taşların meydana gelmesine imkân verilmemektedir. Aynı görevi yapan bazı ilâçlarda vardır: (Basalgel, asitli tuzlar, alkalik tuzlar).
Taşları dağıtabilecek solüsyonlar var mıdır?
Taşları ufaltabilecek solüsyonlar vardır ve bunlar bazı hallerde taşları dağıtmaya bile yararlı olmaktadır. Fakat bu solüsyonların yararlı olabilmesi için taşlarla yeterli bir süre direkt temasta kalmaları gerekmektedir.
Bu demektir ki, eğer taş böbrek içerisindeyse, bu böbreğe bir sonra indirilmeli ve birkaç gün süreyle orada bırakılmalıdır. Bu metot her zaman kullanılamaz ve belli bir tedavi metodu olarak kabul edilemez. Üstelik, bu metodun hatalı kullanılması yüzünden ölümle sonuçlanan vakalara rastlanmıştır.
Böbrek taşları kendiliklerinden dağıldıktan veya cerrahî müdahale ile çıkarıldıktan sonra tekerrür eder mi?
Evet. Ancak rejime riayet edilmesiyle, fazla sıvı ve bazı ilâçların alınmasıyla, idrar yolunda enfeksiyon ve tıkanmalara meydan vermemekle, bunların yenilenmesinin önlenmesine yardımcı olunur. Bütün bu tedbirlere rağmen, bazı hallerde taşlar az bir oranda bile olsa yeniden tekerrür edebilir.
İdrar yolundaki taşlar nedir?
İdrar yolu (ureter), böbreği sidik torbası ile bağlayan boru biçimindeki bir yapıdır. Taşlar nadiren ilk olarak idrar yolunda teşekkül ederler ve genellikle böbrekte teşekkül eden taşlar oradan geçerken saplanıp kalırlar. Orada teşhis edildikleri zaman bunlara mesane yolları taşları adı verilmektedir.
İdrar yolundaki taşlarda ne gibi belirtilere rastlanılır?
Başlıca belirti kolik tipi şiddetli bir sancıdır. Bu sancı o kadar şiddetli olabilir ki en kuvvetli narkotik ilâç bile tesirsiz kalabilir. Eğer taş böbrekten idrar akımını engellerse hastanın ateşi yükselebilir. Eğer gelen idrar enfekte olmuşsa ateş çok yükselebilir ve üşümeden ileri gelen ciddî titremeler de olabilir. Baş dönmesi, kusma ve kabızlık da yaygın belirtilerdir. Devamlı idrar ve idrar etmekte güçlüğe de rastlanmaktadır. Vakaların çoğunluğunda idrarda kan görülür.
İdrar yolundaki taşların tedavisi nasıl yapılır?
İlk önce, sancı kontrol altına alınmalıdır. Ondan sonra, eğer enfeksiyon varsa, antibiyotik veya sulfamitli ilâçlar ile tedaviye girişilmelidir. Eğer sancı ve enfeksiyon bu yollarla kontrol altına alınamamışsa c zaman böbreklerin drenaj usulüyle temizlenmesi gerekecektir. Bu ameliye taşın etrafından bir sistoskop içerisinden bir sondanın geçirilmesiyle yapılmaktadır. Eğer sonra taşın etrafından yerleştirilemezse o zaman cerrahî müdahale gerekir.
İdrar yolunda taş bulunduğu zamanlarda cerrahî müdahale her zaman gerekir mi?
Hayır. Bu gibi taşlar genellikle kendiliklerinden kaybolur. Eğer araya bir enfeksiyon girmediği takdirde, sancı yenilenmezse ve idrar akışı engellenmemişse, o zaman taşın kendiliğinden kaybolmasının beklenmesi tavsiye edilir. Bu durum birkaç gün veya birkaç hafta içerisinde meydana gelebilir.
İdrar yolunda taş bulunduğu hallerde ne zamanlar cerrahî müdahale gerekmektedir?
a. Taş kendiliğinden geçemeyecek kadar büyükse.
b. İdrar akımı uzun zaman engellenmişse.
c. Şiddetli sancılar sık sık tekrarlanmaktaysa.
d. Enfeksiyon inatçıysa.
e. Böbreklerin çalışması bozulmuşsa.
Taş, sistoskop içerisinden geçirilen bir âletle kavranılabilinir mi?
Evet. Taş kavrayıcı aygıtlar vardır ve bunlarla bazı hallerde taş idrar yolundan geçirilebilinir. Bütün bu metotlar başarısız olursa o zaman cerrahî müdahale gerekir.
İdrar yolundan bir taşın ameliyatla çıkarılması ciddî bir cerrahî müdahale sayılır mı?
Ciddî bir müdahale olmakla beraber ölüm tehlikesi yok denebilecek derecede azdır.
İdrar yolundan taş çıkarılması için yapılan bir ameliyattan sonra hastanın ne kadar süre hastanede kalması gereklidir?
On ila on iki gün.
İdrar yolundan ameliyatla taş çıkartılan bir hasta ameliyat sonrası normal bir hayat sürdürebilecek midir?
Evet.
Böbrek taşından bir kez mustarip olan bir hasta periyodik olarak doktoru tarafından muayene edilmeli midir?
Evet. Üstelik taşın yenilenmesine engel olabilmek için yukarıda gösterilen ön tedbirleri alması da gerekecektir.
BÖBREK TÜMÖRLERİ
Böbrek tümörlerine genellikle kimlerde rastlanır?
Böbrek tümörlerine her yaşta, erkekte olsun kadında olsun rastlanır. Bununla beraber vakaların büyük çoğunluğu kırk yaşından sonra olmaktadır. Adı Wilm tümörü olan özel bir tip bebeklik ve çocukluk çağında meydana gelmektedir.
Bütün böbrek tümörleri habis midir?
Hayır. Fakat habis tümörlere selim tümörlerden daha fazla rastlanmaktadır.
En yaygın habis tümörün adı nedir?
En yaygın böbrek tümörü hipernefromdur.
Bir böbrek tümörünün varlığı kesin olarak nasıl teşhis edilir?
Fizikî muayene yapılması, böbreklerin ve idrar yollarının röntgen ile alman filmiyle (piyelogram). Bu özel röntgen sistemiyle böbrekteki tümör görülecektir.
Damardan piyelogram çekilmesi neyi ifade eder?
Bir radio-opak (röntgen ışınlarını geçirmeyen) solüsyon kan akımına şırınga edilerek yapılan bir röntgen incelemesidir. Solüsyon böbrekler tarafından ifraz edildiği zaman ve ifraz olunduğu sırada böbreklerin ana hatlarını çizmekte olduğundan bunlar röntgen filmiyle tespit edilebilinmekte ve gözle görülebilinir hale getirilebilmektedir.
Damardan yapılan piyelogram sancı veren veya tehlikeli bir usul müdür?
Hayır. Ancak hasta fazlasıyla alerjik bir kimse ise bu işleme başvurulmadan bazı ön tedbirlerin alınması gerekir.
Tümörlerden başka böbrek hastalıklarının meydana çıkarılması için piyelogramlar yararlı olmakta mıdır?
Evet. Bu sayede idrar yollarında bulunabilecek birçok başka anormallik de meydana çıkmış olacaktır. Bu metotla ayrıca prostat bezi de belirli bir şekilde meydana çıkacağından bu bezde taşların bulunup bulunmadığı da tespit edilebilecektir.
Böbrek tümörlerinin belirtileri nelerdir?
a. İdrarda kan.
b. Böbrek üstündeki bel bölgesinde sancı.
c. Böbrek bölgesinde bir toplantı veya yumrunun bulunması.
Böbrek tümörünün tedavisi nedir?
Bütün böbreğin tamamen ve vakit kaybı olmadan çıkarılması. Bazı böbrek tümörlerinde ameliyat öncesi X ışını tedavisi ve ameliyat sonrası X ışını tedavileri de tavsiye edilmektedir.
Bir böbreğin alınması ciddî bir ameliyat mıdır?
Evet. Ama öteki böbrek normal işlemeye devam etmekteyse bir böbreğin alınması hastanın normal bir hayat sürmesini engellemeyecektir.
Bir böbreğin alınması (nefrektomi) tehlikeli bir ameliyat mıdır?
Hayır. Ameliyat sonrası bir komplikasyon meydana gelmediği takdirde, hastanın tamamen iyileşmesi normal bir sonuçtur.
Bir böbreği cerrahî müdahale ile alınan hasta ameliyat sonrası ne kadar süre hastanede kalmalıdır?
On ila on iki gün.
BÖBREK KİSTLERİ
Böbreklerde kist hastalığının bazı yaygın halleri hangileridir?
a. Doğuştan çok kistli olan böbrekler (polikistik). Bu durum doğuş, la gelir ve birçok büyük ve küçük kistlerle karaketize olur. Bu kistler genellikle iki böbrekte de bulunur. Bu gibi hastalar yaşlanınca böbreklerin fonksiyonu bozulmaya başlar. Bu ailevî bir hastalıktır.
b. Böbrekte tek kist. Bu tür kist genellikle böbrek çalışmasını engellemez.
Çok kistli (polikistik) böbrek hastalığının belirtileri nedir?
Böyle bir kişi erginliğe varınca böbrek bölgesinde sancılar baş gösterebilir; idrarda kan, enfeksiyon ve yüksek kan basıncı belirtileri kendilerini gösterebilir.
Böbrekte tek kist belirtileri nedir?
Genellikle hiçbir belirti yoktur. Bazı hallerde sancı ve idrarda kana rastlanabilinir.
Çok kistli (polikistik) böbreklerin tedavisi nasıl yapılır?
Kistlerin tedavisi için herhangi bir metot mevcut değildir. Ancak, günümüzde böbrek nakli ameliyatları artan başarı ile yapılmakta olduğundan bu gibi hastalara bir umut ışığı açılmış bulunmaktadır.
Böbrekte tek kistin tedavisi nasıl yapılır?
Kist çıkarılır ve böbreğin geri kalan kısmı yerinde bırakılır. Bazı nadir vakalarda bu gibi kistler içerisindeki sıvı alınarak ve kistin kendi kendini kapattıracak bir sıvının bunun yerine şırınga edilmesiyle tedavi edilmeleri görülmüştür. Ancak, bu tek kistlerin tedavisinde kullanılmakta olan yaygın bir metot değildir.
KALITSAL BOZUKLUKLAR
(Doğuştan Anormallikler)
Böbreklerde doğuştan var olan bazı anormalliklere rastlanabilinir mi?
Evet. İki yerine bir böbrek veya fazladan olarak bir ya da iki böbrek bulunabilir. Böbrekler vücudun yanlış bir bölgesinde de olabilir (ektopik böbrekler). İki böbreğin de vücudun aynı tarafında yer aldığına rastlanabilir. Böbrekler vücudun ortasından birbirine bağlı olabilir (at nalı böbrekleri). Böbreklerin toplama mekanizması (pelvis) ve idrar yolu çift olabilir.
Önemli bir anormallik böbrek ve idrar yolu arasında böbrek pelvisinde yapısal bir darlığın bulunmasıdır. Bu gibi bir durum idrarın normal akımını önleyecek ve daha sonra böbreğin fonksiyonunu engellemekle böbreğin zedelenmesine yol açacaktır.
Doğuştan var olan bütün böbrek anormalliklerinin belirtileri olur mu?
Hayır, yukarıda gösterilen haller hariç. Bunların hepsinin belirtileri vardır.
Bu gibi anormal böbrekler enfeksiyona daha fazla meyilli midirler?
Evet.
Böbrek ile idrar yolu arasında bulunan doğuştan tıkanmanın tedavi usulü nedir?
Böbrek tıkanıklığı fazlaysa veya böbreğin çalışması engellenmekteyse cerrahî müdahale gerekir.
Böbreğin idrar yolu ile bağlantısında bir tıkanıklık olduğu zaman ne gibi bir ameliyat gerekmektedir?
Geçit yolunu genişletmek için bir plâstik ameliyata başvurulmaktadır. Eskiden bu geçit yolunu genişletmek için açıcı ve genişletici aygıtlarla basit teşebbüslere girişilmekteydi. Ancak, bunlar çok kez enfeksiyona ve böbreğin daha fazla zedelenmesine yol açmaktaydılar.
Böbrek çıkışındaki tıkanıklığı ortadan kaldırmak için yapılan ameliyatlar ciddî midir?
Evet ama tehlikeli sayılmazlar. Bu ameliyatlardan sonra üç veya dört hafta hastanede kalınması gerekmektedir. Yaranın iyileşme süresi içerinde, boşalma bölgesini ayırmak ve tecrit edebilmek için konması gereken bir tüpün hasta tarafından uzun süre taşınması gerekebilecektir.
Bu tür ameliyatlar başarılı olmakta mıdır?
Vakaların büyük çoğunluğunda evet.
BÖBREK TRAVMASI
Böbrek travmaları genellikle nasıl meydana gelir?
a. Otomobil kazaları.
b. Atletik oyunlarda, futbol veya boks gibileri.
c. Yüksek bir yerden doğrudan doğruya böbrek bölgesi üzerine düşüşten.
Bir böbrek travması olduğu nasıl anlaşılır?
a. Böbrek bölgesinde sancı veya rahatsızlık duyulmasından.
b. İdrarda kan görülmesinden.
Böbrek travmaları nasıl tedavi edilir?
Çoğunluğu teşkil eden hafif travmalar için .en iyi tedavi usulü yatakta istirahat etmektir. Eğer kanama telaş Verecek çaptaysa ve röntgen filmi fazla yara almış bir böbrek göstermekteyse, o zaman bu organın alınması için cerrahî müdahale gerekebilecektir veya yaralanan böbrekten kaçan kan ve idrarın drenaj ile alınması yoluna gidilecektir.
Yaralanan bir böbrek ameliyat yoluyla eski haline getirilebilir mi?
Evet. Eğer yaralanma geniş çapta olmamışsa, böbreğin çıkarılması gerekmeyecek ve yara operatör tarafından dikilerek kapatılabilinecektir.
Böbrek travmalarında cerrahî müdahaleye çok kez gerek olur mu?
Travmaların büyük çoğunluğu ameliyata gerek olmadan iyileşecektir.
Ameliyata gerek olup olmadığı nasıl anlaşılır?
İdrar yeniden berrak olursa ve böbreklerin tam çalışmakta oldukları görülmekteyse ameliyat gereksizdir. Eğer idrarda kan görünmeye devam ederse ve böbrekler normal görevlerini yerine getirememekte iseler, hastanın genel durumu kötüye doğru gitmekteyse ve belde şişkinlik görülürse bu gibi hallerde ameliyata başvurulması gerekecektir.
BÖBREK TÜBERKÜLOZU
Böbrek tüberkülozu asıl (primary) bir hastalık mıdır?
Hayır. Genellikle akciğerlerdeki tüberkülozdan ileri gelen tâli bir hastalıktır.
Tüberküloz böbreklere nasıl ulaşır?
Mikroplar kan dolaşımıyla böbreklere ulaşır.
Böbrek tüberkülozunun belirtileri nedir?
Devamlı sancılı ve kanlı idrarla olagelmesi muhtemel hastalıklar arasında böbrek tüberkülozu da yer almaktadır.
Böbrek tüberkülozu teşhisi nasıl yapılmaktadır?
Tüberküloz mikroplarının idrarda bulunmasıyla. Çok kez kobaylara bu idrar enj ekte edilir. Eğer kobaylar birkaç hafta içerisinde tüberküloz arazı gösterirlerse hastada böbrek tüberkülozu teşhisi konmuş olur. Röntgenle de belirli teşhisler yapılması mümkün olmaktadır. Tüberküloz sidik torbasına sirayet ettiği zaman, kist testleri karakteristik belirtiler gösterecektir, Skrotumda ve prostattan ele geçen maddeler de böbrek tüberkülozu teşhisinde yardımcı olabileceklerdir.
Böbrek tüberkülozunun tedavisi nasıl yapılır?
ilk günlerinde teşhis edildiği zaman yeni geliştirilen anti-tüberkü-loz ilâçlarıyle seyri durdurulabilir. Eğer hastalık yalnız bir böbrekte gelişmişse ve epeyce harabetmişse uyuşturucu maddelerin kullanılması ve bu hasta böbreğin çıkarılması tavsiye edilir. îki böbrek de hastalanmışsa yalnız uyuşturucu madde kullanılması gerekli olacaktır. Kullanılan ilâçlar genellikle İsoniazid, Streptomisin, pa-ra-amino-asit-salisilik’tir.
Tüberküloz bir böbrekteyse ve o böbrek çıkarılmışsa, tedavi mümkün olur mu?
Tüberkülozda tedaviden bahsedilemez. Ancak hastalığın ilerlememesinin teminine gayret sarf edilmektedir. Eğer hastalık bir böbrekteyse o böbreğin çıkarılması hastalığın yayılmasını önleyecektir.
YER DEĞİŞTİREN BÖBREK
(NEFROPTOZ)
Yer değiştiren böbrek (nefroptoz) ne demektir?
Bağlı olduğu yerden ayrılan (kopan) ve vücutta çok anormal derecede düşük bir seviyede olan böbrek anlamına gelir.
Bu gibi bir durum genellikle hangi tip insanlarda görülür?
Çok zayıf kişilerde, özellikle kadınlarda.
Nefroptoz genellikle sağ tarafta mı olur?
Evet.
Yer değiştiren böbreğin genel belirtileri nelerdir?
Eğer belirti varsa bunlar sırt ve karın ağrıları olacaktır. Böbrek çıkıntısının dolaşmış olması idrarın serbest şekilde akıntısına engel olabilir. Bu durum böbrek krizi (renal crisis) diye adlandırılır ve böbrek bölgesinde şiddetli sancılara yol açabilir.
Belirti göstermeyen nefroptozun tedavi edilmesi gerekir mi?
Hayır.
Yer değiştiren bir böbrek belirtiler gösterdiği zaman ne gibi tedavi metotlarına başvurulmalıdır?
a. Tıbbî kontrol altında bulunmak, kilo alınmasını temin için özel bir beslenme rejiminin tatbiki ve böbreği normal yerinde tutabilecek bir korse giyilmesi.
b. Cerrahî müdahale ile böbrek normal yerine yerleştirilebilir. Bu ameliyatın adı «nephroprexy» dir.
Nefroptoz ameliyatları ciddî midir?
Hayır. Sonuçlar iyidir. Hastanın on ila on iki gün hastanede kalması gerekecektir.
Ciddî böbrek ameliyatlarında kan nakilleri genellikle lüzumlu mudur?
Evet.
Bir böbrek ameliyatı yapıldığı takdirde özel hemşire görevlendirmeli midir?
İki ilâ üç gün için evet.
Bir böbrek ameliyatından sonra nekahet devresi ne kadar sürmelidir?
Yaklaşık bir ay.
İDRAR YOLU TÜMÖRLERİ
İdrar yolu tümörleri yaygın bir hastalık mıdır?
Hayır, bu gibi tümörlere çok az rastlanmaktadır.
İdrar yolu tümörleri genellikle ne gibi biçimler alır?
Bunların büyük çoğunluğu habis tümörler olur.
İdrar yolu tümörlerinin belirtileri nedir?
İdrarda kan, sidik torbasına idrar getiren kanalın tıkanması ve sonradan gelen enfeksiyon.
İdrar yolunda tümör nasıl teşhis edilir?
İdrar kanalının röntgenle incelenmesi ve sonda idrar yoluna sokulduğu zaman bir tıkanmaya rastlanmasıyla.
İdrar yolunda tümörün tedavisi nasıl yapılır?
İdrar yolunun böbrek ile birlikte alınmasıyla. Ayrıca idrar yoluna girişte sidik torbasının da bir kısmının alınması gerekecektir.
Bu tip ameliyatlar ciddî sayılır mı?
Evet, ama vakaların büyük çoğunluğunda iyileşme beklenebilir.
İdrar yolundaki tümörler ameliyat yoluyla tedavi edilebilir mi?
Evet, zamanında teşhis konmuşsa ve ameliyat yukarıda gösterildiği şekilde yapılırsa.
Bu tür ameliyatlardan sonra ne kadar zaman hastanede kalınması gerekir?
Yaklaşık iki ilâ üç hafta.
ÜRETEROSEL
Üreterosel nedir?
Sidik torbasına idrar yolunun anormal olan bir açılışından sidik torbasında meydana gelen bir kist teşekkülüdür. Ayrıca idrar yolunun en alt kısmında idrar yolu duvarında da bir zafiyet vardır ve bu, muhtemelen doğuştan var olan bir bozukluktur.
Üreteroselin belirtileri nedir?
Hiçbir belirtisi olmayabilir ve bu hastalık idrar kanalında başka bir rahatsızlık aranırken meydana çıkabilir. Bununla beraber üreterosel, sidik torbasında veya böbrekte kronik bir enfeksiyonunda ve idrarın akmasını engellediğinden idrar yolları ile böbrekte hasarlara neden olabilir.
Üreterosel nasıl nedavi edilir?
Eğer küçükse, sidik torbasına uzanan idrar yolu genişletilerek başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bazı üreteroseller bir sistoskop .kullanmasiyle de tedavi edilebilir. Bu tedavi usulünde kistin bir kısmı ya yakılır ya traş edilerek ufaltılır. Eğer üreterosel çok büyükse, sidik torbasına yapılacak bir cerrahî müdahale ile çıkarılır.
Üreterosele yapılan ameliyatlar başarılı olur mu?
Evet.
Bu tür ameliyatlar tehlikeli midir?
Hayır.
BÖBREK TRANSPLÂNTASYONU
Böbrekler bir insandan başkasına başarılı bir şekilde nakledilebilinir mi?
Evet. Teknik işlem kolaylıkla yapılabilinmektedir. Ancak zorluklar ameliyat sonrası reddetmek tepkileri geldiği zaman başlar. Bu tepkiler ameliyattan birkaç hafta veya birkaç ay sonra kendilerini gösterebilir.
Başarılı bir böbrek transplantasyonundan sonra bir böbreğin ölmesinin sebebi nedir?
Reddetme tepkisi diye anılan bir olay meydana gelir. Her insanın ” yabancı cisimlere karşı koruyucu antikorları (karşıt- cisimleri) bulunmaktadır. Başka hayvanlardan veya insanlardan gelecek doku hücreleri ev sahibi tarafından yabancı olarak görülür ve normal korunma mekanizmaları bunları yok etmek için seferber olurlar. Böylece nakledilen bir böbrek ev sahibinin beyaz, kan hücrelerinin saldırısına uğrayarak öldürülür.
Böbrek transplantasyonu ne zaman gerekli olur?
Bu ameliyat, ancak böbrek yetersizliğinden hayatı tehlikede olan bir kişiye son bir kurtuluş çaresi olarak yapılır. Bu kategoriye şu durumlar girmektedir: Üremi, fazla kistli böbrekler (polikistik), çeşitli taşlardan ve ileri gelen enfeksiyonlardan kronik böbrek iltihapları ve tek böbreği olan bir hastanın bu böbreğinde habis bir tümörün bulunması.
Hangi tür böbrek transplantasyonları en çok başarı şansına sahiptir?
Nakledilmiş bir böbreğin en çok yaşama şansının bu böbreğin ikiz bir kardeşten nakledildiği zaman olduğu görülmüştür.
Reddetme tepkisini önlemek için çareler var mıdır?
Evet. Reddetme tepkisi en şiddetli halinde olduğu dönemde bunu yavaşlatmak için bazı metotlar mevcuttur. Imuran- gibi ilâçlar ve naklin yapıldığı kısma X ışını radyasyonu yararlı olabilmektedir. Bu yolda, ev sahibinin nakledilen böbreği öldürecek antikorları üretme olanağı bazı hallerde önlenebilinecektir.
14 Ekim 2006
BÖBREKÜSTÜ BEZLERİ
Böbreküstü bezleri insan vücudunun neresindedir ve neye benzer?
İnsan vücudunda iki böbreküstü bezi vardır ve her biri vücudun birer tarafında hemen böbreklerin üzerinde bulunur. Biçimleri üçgen şeklindedir ve çapları yaklaşık 5 ilâ 2,5 cm, civarındadır.
Böbreküstü bezleri hangi kısımlardan meydana gelmiştir?
Her biri iki kısımlı olup birer korteks (kabuk) ve medulla (iç bölüm) ya sahiptir.
Böbreküstü bezlerinin bu iki parçasının fonksiyonları aynı mıdır?
Hayır. Gerçekte bunlar iki ayrı organdır.
Böbreküstü bezlerinin iç bölümünün fonksiyonu nedir?
Bezin bu kısmı adrenalin ve noradrenalin diye tanınan kimyasal maddeyi salgılamaktadır. Bunlar kan dolaşımında gizlenen hormonlardır.
Adrenalin ve noradrenalin’in tesirleri nedir?
a. Kalbin gerilme gücünü takviye ederek hareket kudretini artırırlar.
b. Kandaki şeker konsantrasyonunu artırarak dokulara fazla miktarda şeker gitmesini temin ederler.
c. Kan pıhtılaşma oranını artırırlar.
d. Kas yorgunluklarını azaltarak daha canlı ve devamlı fizikî gayret sarfını sağlarlar.
e. Kan damarlarının kasılmasını sağlayıp, vücudun bir tarafından daha fazla kana ihtiyacı olan diğer bir kısmına kan naklini kolaylaştırırlar.
Adrenalin salgılarının genel tesirleri nelerdir?
Vücudu tehlike veya üzüntü anlarında harekete geçmeye, vücudu «çarpışma veya kaçmaya» hazırlar.
Böbreküstü bezlerindeki medulla bazı hastalıklarda rol oynar mı?
Bu gibi bir tümör, artan kan basıncı, aşırı üzüntü nöbetleri, çarpıntı, fazla çalışan metabolizma ve kanda şeker artmasına sebebiyet verebilir.
Pheochromocytoma’nın tedavisi var mıdır?
Evet. Yan taraftan yapılacak cerrahî bir girişim yoluyla bu gibi tümörler genellikle alınabilinir.
Bu tip tümörden arınmak ancak ameliyat yoluyla mı mümkündür?
Evet.
Böbreküstü bezlerinde korteksin (kabuğun) fonksiyonu nedir?
Bu, insan bünyesinde çok önemli bir yapı olan organdır. Korteksin ürettiği hormonlar aşağıda yazılı vücut fonksiyonlarına tesir eder
a. Vücuttaki şekerin, proteinin ve yağların kullanılması, depolanması ve muhafazası.
b. Vücuttaki su ve minerallerin dengesi.
c. Bazı erkek ve kadın hormonlarının salgılanması.
d. Vücudun üzüntüye, zorlanmaya ve yaralanmaya karşı kullandığı kimyasal maddelerin üretimi.
Böbreküstü bezlerindeki korteksin en önemli fonksiyonu nedir?
Büyük üzüntü ve sarsıntılara vücudun kendisini adapte etmesini sağlar.
Böbreküstü bezleri çıkartıldıklarında veya fonksiyonlarını yapamadıkları takdirde ne olur?
Hayatın devamı için böbreküstü bezleri gereklidir. Onların tamamen çıkarılması önce zayıflamaya, sonra anormal derecede halsizliğe ve en son ölüme yol açar.
Böbreküstü bezlerinde korteks tam fonksiyonunu yapmadığı zaman bir hastalık var mıdır?
Evet. Addison hastalığı böbreküstü bezlerindeki korteksin kronik yetersizliği durumudur. Çok nadir bir hastalıktır ve ancak yüz binde bir kişide rastlanır.
Addison hastalığının arazları nedir?
Yorgunluk ve zafiyet devamlı olarak artar, kilo kaybı devam eder, iştahsızlık, bulantı, hassasiyet dengesizliği son haddini bulur. Derinin ve mukoza zarlarının rengi değişir.
Addison hastalığı tedavi edilmezse sonuç ne olur?
Er geç ölümle sonuçlanır.
Bugün Addison hastalığı ne şekilde tedavi ediliyor?
Sentetik hormonlar yoluyla Addison hastalığı günümüzde tedavi edilebilmektedir. Bunlar adrenal eksikliğini düzeltirler.
Böbreküstü bezleri korteksiyle ilgili başka hastalıklar var mıdır?
Evet, Cushing hastalığı. Bu durum korteksin fazla hormon üretmesinden ileri gelir.
Cushing hastalığının özellikleri nedir?
a. Vücut yağları insan gövdesinin üst kısmında, boyunda, omuzlarda, toplanır ve hasta bir «manda» biçimine girer.
b. Yüz yusyuvarlak olur ve ay biçimini alır.
c. Karında, kalçalarda ve kollarda mor renkte acayip çizgiler meydana gelir.
d. Kadınların vücutlarında erkek vücut karakteristikleri belirir.
e. Kan basıncı yükselir.
f. Kanda şeker miktarı artar.
Cushing hastalığı yaygın bir hastalık mıdır?
Hayır.
Cushing hastalığının sebebi nedir?
Bazı vakalarda böbreküstü bezlerindeki kortekste büyüyen bir tümör bu hastalığa neden olabilir. Başka vakalarda ise bu hastalık korteks fonksiyonlarının normalin üstünde çalışmasından ileri gelebilir.
Cushing hastalığı başarıyla tedavi edilir mi?
Evet.
Cushing hastalığının tedavisi nasıl yapılır?
a. Kafatası içerisinde hipofiz bezinin röntgen ışılarıyla tedavisi. Bu böbreküstü bezlerindeki tahriki azaltacak ve adrenal salgısının azalmasına yol açacaktır.
b. Böbreküstü bezlerinin bir kısmının ameliyat yoluyla alınması veya içinde bulunan bir tümörün çıkarılması.
Cushing hastalığı tedavi edilmediği takdirde hastanın durumu ne olur?
Hasta ölür.
Böbreküstü bezleri röntgen ile çekilebilinir mi?
Evet, bazı vakalarda özel tekniklerle bu mümkün olmaktadır.
Böbreküstü bezleri tümörlerin gelişmesine yol açar mı?
Evet, ancak pek nadir vakalarda. Bununla beraber son zamanlarda Connsindromu olarak tanımlanan yeni bir durum tespit edilmiştir. Anlaşıldığına göre, böbreküstü bezlerinde bulunan küçücük tümörlerden ileri gelmektedir. Bunlar vücuttaki sııvıların ve minerallerin normal devam etmesi ile ilgili özel hormonlar üretmektedirler. «Connsindromu» na yakalanmış hastalarda birçok semptomlar göze çarpmaktadır. Bunlar arasında en yaygın olanı yüksek kan basıncıdır. İlgili uzmanlar bu tümörcüklerin tahmin edilebildiğinden çok fazla kişide mevcut olabileceklerini ve bu durumun şimdiye kadar belirlenememiş olduğunu söylemektedirler. Bu uzmanlar, yüksek tansiyon veya adî yüksek kan basıncı olan kişilerin bulundukları gruptaki insanların % 10′unda bu tümörcüklerin mevcut olabileceğini iddia etmektedirler. Yüksek kan basıncından başka bu gibi hastalar genel zafiyet, periyodik felç, aşırı susamak, aşırı idrar ve baş ağrıları belirtileri de gösterebilmektedirler. Bu hastalar «diabet semptomları» da gösterebilirler. Bu durumun teşhisi çok güç ve özel bilgi ister. Varlığı yukarıda anlatılan semptomlardan tahmin edilebilecekse de, tam bir teşhis ancak mevcut birkaç özel araştırma enstitüsünde yapılma imkânı vardır. İleride bu gibi teşhislerin daha kolayca yapılması için gereken tedbirlerin alınacağı umulmaktadır. Basit bir ameliyatla bu tümörcüklerin alınmasıyla yüksek kan basıncından şikâyetçi birçok kişinin bu rahatsızlıklarından kurtulabilecekleri öne sürülmektedir.
Bir hasta tek bir böbreküstü beziyle normal hayatını sürdürebilir mi?
Evet, kalan öteki bez normalse bu mümkündür.
Böbreküstü bezleri hastalıklarını önlemek için bir çare var mıdır?
Şimdiye kadar böyle bir çare bulunmamıştır.
Böbreküstü bezlerinin kanserin yayılmasını önlemek için ameliyatla alındığı olmuş mudur?
Evet. Birçok göğüs kanseri olayında iki böbreküstü bezinin ameliyatla alınmasından sonra kanserin yayılmasının önlendiği görülmüştür. Bu ameliyata ancak ümitsiz durumlarda ve kanserin vücudun çeşitli kısımlarına yayılmış olmasından sonra başvurulur. Bu cins ameliyatın adı «adrenalectomy»dir.
Yayılmış bir kanserde böbreküstü bezlerinin ameliyatla alınması ne derece tesirlidir?
Hastanın hayatı birkaç ay ve bazen de bir veya iki yıl uzar.
Kanserin vücutta yayılmasını önlemek veya yavaşlatmak için böbreküstü bezlerinin bazı kısımları normal anatomik yerlerinden alınarak vücudun başka yerlerine nakledilebilinir mi?
Evet. Her iki böbreküstü bezi göğüs veya başka bir kanserin yayılmasını yavaşlatmak için hastanın vücudundan alınmışsa hastaya devamlı olarak kortizon verilmelidir. Ancak son zamanlarda bulunan bir metotla bezin bir kısmı kalçanın üst tarafına nakledildiği takdirde «adrenalectomy» nin faydalı etkilerini bozmadan yeterli derecede kortizonun kan dolaşımına varması temin edilmiştir. Böylece kan dolaşımının bu kortizona kavuşmasıyla hastanın ömrü uzatılabilmektedir.
14 Ekim 2006