Eylül 2006 Arşivi

Deprem Nedir


Bu bölümde deprem hakkında bilgiler vererek, ülkemizde deprem bilincinin oluşması konusunda gerekli yerlerin altını çizeceğiz. Öncelikle deprem dünyanın ilk oluşmasından bu yana, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde birbirini takip eden fay kırılmaları ve yer değiştirmeleri ile oluşan doğal bir afettir. Herkesin bildiği gibi yurdumuzda dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerindedir. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir.

Deprem Bölgeleri Haritası’na bakacak olursak, yurdumuzun %91′inin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %90′ının deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %97’si ve barajlarımızın %89′unun deprem bölgesinde bulunduğunu görebiliriz. Son 60 yıl içerisinde depremlerden, 50.000 inin üzerinde vatandaşımızı depremde kaybetmiş, 120.000 inin üzerinde  yaralı ve yaklaşık 400.000 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Bu kayıplar istatistiki açıdan çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü yurdumuzda en çok ölüme sebep olan trafik kazalarından sonra ikinci sırada depremler gelmektedir. Buda deprem konusunda tıpkı trafik konusunda ki gibi bilinçli yaklaşım gerektirmektedir. Bundan 10 yıl öncesine kadar deprem dersi okullarda bulunmazken (sadece tatbiki uygulamalar), şimdi ders olarak verilmeye ve çocuk yaşta deprem bilincini ve mücadelesini aşılama konusunda epey yol kat edilmiştir. Ülkemizdeki durumdan da bahsettikten sonra şimdi depremi daha detaylı açıklayalım. Deprem, yerkabuğundaki  kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtiği yeryüzünü sarsma olayına denir. Depremin oluşumunu, dalgalarının  yayılış şekillerini, ölçülme yöntemlerini, kayıt edilen verilerin değerlendirmesini yapan bilim dalına da sismoloji denir. Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto’nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır. Taşküre’nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha”lara bölünmektedir. Üst Manto’da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler. Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir. İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır. Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan “Levha”ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik. Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir. İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir. Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve “Elastik Geri Sekme Kuramı” adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır.  Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır. Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır. Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar. FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara “Doğrultu Atımlı Fay”denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir. Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da “Egim Atımlı Fay”denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir.Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle “TEKTONİK” depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90′ı bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler “VOLKANİK” depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar.

Japonya ve İtalya’da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.Bir başka tip depremler de “ÇÖKÜNTÜ” depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir. Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüstür.Herhangibir deprem oluştuğunda, bu depremim tariflenmesi ve anlaşılabilmesi için DEPREM PARAMETRELERİ olarak tanımlanan bazı kavramlardan söz edilmektedir. Aşağıda kısaca bu parametrelerin açıklaması yapılacaktır.HİPOSANTR demek odak noktası yerin içinde depremin enerjisinin ortaya çıktığı noktadır.Bu noktaya odak noktası veya iç merkez de denir.Gerçekte , enerjinin ortaya çıktığı bir nokta olmayıp bir alandır , fakat pratik uygulamalarda nokta olarak kabul edilmektedir. EPİSANTR ise odak noktasına en yakın olan yer üzerindeki noktadır.Burası aynı zamanda depremin en çok hasar yaptığı veya en kuvvetli larak hissedildiği noktadır. Aslında bu , bir noktadan çok bir alandır.Depremin dış merkez alanı depremin şiddetine bağlı olarak çeşitli büyüklüklerde olabilir. Bazen büyük bir depremin odak noktasının boyutları yüzlerce kilometreyle de belirlenebilir.Bu nedenle “Episantr Bölgesi” ya da ‘’Episantr Alanı” olarak tanımlama yapılması gerçeğe daha yakın bir tanımlama olacaktır. ODAK DERİNLİĞİ depremde enerjinin açığa çıktığı noktanınyeryüzünden en kısa uzaklığı, depremin odak derinliği olarak adlandırılır. Depremler odak derinliklerine göre sınıflandırılabilir.Bu sınıflandırma tektonik depremler için geçerlidir.Yerin 0-60 km.derinliğinde olan depremler sığ deprem olarak nitelenir.Yerin 70-300 km.derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir.Derin depremler ise yerin 300 km.den fazla derinliğinde olan depremlerdir.Türkiye’de olan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km.arasındadır.Orta ve derin depremler daha çok bir levhanın bir diğer levhanın altına girdiği bölgelerde olur.Derin depremler çok genis alanlarda hissedilir , buna karşılık yaptıkları hasar azdır.Sığ depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan içinde çok büyük hasar yapabilirler.EŞŞİDDET (İZOSEİT) EĞRİLERİ  de aynı şiddetle sarsılan noktaları birbirine bağlayan noktalara denir. Bunun tamamlanmasıyla eşşıddet haritası ortaya çıkar. Genelde kabul edilmiş duruma göre, eğrilerin oluşturduğu yani iki eğri arasında kalan alan, depremlerden etkilenme yönüyle, şiddet bakımından sınırlandırılmış olur. Bu nedenle depremin şiddeti eş şiddet eğrileri üzerine değil, alan içerisine yazılır. ŞİDDET herhangibir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle depremin şiddeti, onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Bu etki, depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı yapıların depreme karşı gösterdiği dayanıklılık dahi değişik olabilmektedir. Şiddet depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi vermemekle beraber, deprem dolayısıyla oluşan hasarı yukarıda belirtilen etkenlere bağlı olarak yansıtır. Depremin şiddeti, depremlerin gözlenen etkileri sonucunda ve uzun yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak hazırlanmış olan “Şiddet Cetvelleri”ne göre değerlendirilmektedir. Diğer bir deyişle “Deprem Şiddet Cetvelleri” depremin etkisinde kalan canlı ve cansız herşeyin depreme gösterdiği tepkiyi değerlendirmektedir. Önceden hazırlanmış olan bu cetveller, her şiddet derecesindeki depremlerin insanlar, yapılar ve arazi üzerinde meydana getireceği etkileri belirlemektedir. Bir deprem oluştuğunda, bu depremin herhangibir noktadaki şiddetini belirlemek için, o bölgede meydana gelen etkiler gözlenir. Bu izlenimler Şiddet Cetveli’nde hangi şiddet derecesi tanımına uygunsa, depremin şiddeti, o şiddet derecesi olarak değerlendirilir. Örneğin; depremin neden olduğu etkiler, şiddet cetvelinde VIII şiddet olarak tanımlanan bulguları içeriyorsa, o deprem VIII şiddetinde bir deprem olarak tariflenir. Deprem Şiddet Cetvellerinde, şiddetler romen rakamıyla gösterilmektedir. Bugün kullanılan batlıca şiddet cetvelleri değiştirilmiş “Mercalli Cetveli (MM)” ve “Medvedev-Sponheur-Karnik (MSK)” şiddet cetvelidir. Her iki cetvelde de XII şiddet derecesini kapsamaktadır. Bu cetvellere göre,şiddeti V ve daha küçük olan depremler genellikle yapılarda hasar meydana getirmezler ve insanların depremi hissetme şekillerine göre değerlendirilirler. VI-XII arasındaki şiddetler ise, depremlerin yapılarda meydana getirdiği hasar ve arazide oluşturduğu kırılma, yarılma, heyelan gibi bulgulara dayanılarak değerlendirilmektedir. MAGNİTÜD deprem sırasında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Enerjinin doğrudan doğruya ölçülmesi olanağı olmadığından, Amerika Birleşik Devletleri’nden Prof.C.Richter tarafından 1930 yıllarında bulunan bir yöntemle depremlerin aletsel bir ölçüsü olan “Magnitüd” tanımlanmıştır. Prof .Richter, episantrdan 100 km. uzaklıkta ve sert zemine yerlestirilmis özel bir sismografla (2800 büyütmeli, özel periyodu 0.8 saniye ve %80 sönümü olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismografı ile) kaydedilmiş zemin hareketinin mikron cinsinden (1 mikron 1/1000 mm) ölçülen maksimum genliğinin 10 tabanına göre logaritmasını bir depremin “magnitüdü” olarak tanımlamıştır. Bugüne dek olan depremler istatistik olarak incelendiğinde kaydedilen en büyük magnitüd değerinin 8.9 olduğu görülmektedir (31 Ocak 1906 Colombiya-Ekvator ve 2Mart 1933 Sanriku-Japonya depremleri). Magnitüd, aletsel ve gözlemsel magnitüd değerleri olmak üzere iki gruba ayrılabilmektedir. Aletsel magnitüd, yukarıda da belitildiği üzere, standart bir sismografla kaydedilen deprem hareketinin maksimum genlik ve periyod değeri ve alet kalibrasyon fonksiyonlarının kullanılması ile yapılan hesaplamalar sonucunda elde edilmektedir. Aletsel magnitüd değeri, gerek hacim dalgaları ve gerekse yüzey dalgalarından hesaplanılmaktadır. Genel olarak, hacim dalgalarından hesaplanan magnitüdler (m), ile yüzey dalgalarından hesaplanan mağnitüdler de (M) ile gösterilmektedir. Her iki magnitüd değerini birbirine dönüştürecek bazı bağıntılar mevcuttur. Gözlemsel magnitüd değeri ise, gözlemsel inceleme sonucu elde edilen episantr şiddetinden hesaplanmaktadır. Ancak, bu tür hesaplamalarda, magnitüd-şiddet bağıntısının incelenilen bölgeden bölgeye değiştiği de gözönünde tutulmalıdır. Gözlemevleri tarafından bildirilen bu depremin magnitüdü depremin enerjisi hakkında fikir vermez. Çünkü deprem sığ veya derin odaklı olabilir. Magnitüdü aynı olan iki depremden sığ olanı daha çok hasar yaparken, derin olanı daha az hasar yapacağından arada bir fark olacaktır. Yine de Richter ölçeği (magnitüd) depremlerin özelliklerini saptamada çok önemli bir unsur olmaktadır. Depremlerin şiddet ve magnitüdleri arasında birtakım ampirik bağıntılar çıkarılmıştır. Bu bağıntılardan şiddet ve magnitüd değerleri arasındaki dönüşümleri aşağıdaki gibi verilebilir. Depremin diğer özelliklerinden bahsedecek olursak, bazen büyük bir deprem olmadan önce küçük sarsıntılar olur. Bu küçük sarsıntılara “ÖNCÜ DEPREMLER” denilmektedir. Büyük bir depremin oluşundan sonra da belki birkaç yüz adet küçük deprem olmaya devam etmektedir. Bu küçük depremler “ARTÇI DEPREMLER” olarak isimlendirilir ve büyük depremin oluş anına göre bunların şiddetinde ve sayısında azalım görülür.Deprem şiddet cetveli açıklanırken bazı terimler kullanılacak bunlara kısaca değindikten sonra cetveli açıklayalım Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır: A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar. B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif prefabrike yapılar. C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar. Siddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir. Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır : Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır. Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır. Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır. Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır. Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır. Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır. Bunlardan; a) Bölümünde depremin kişi ve çevre, b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar, c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.  MSK şiddet cetveli ise; Duyulmayan (a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.  II- Çok Hafif (a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir. III- Hafif (a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler. IV- Orta Şiddetli (a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler. V- Şiddetli (a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir. (b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir. (c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir. VI- Çok Şiddetli  (a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler. (b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür. (c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir. VII- Hasar Yapıcı  (a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir. (b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür. (c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur. VIII- Yıkıcı  (a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür. (b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır. (c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir. IX- Çok Yıkıcı  (a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar. (b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur. (c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.  X- Ağır Yıkıcı  (b) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.  (c) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir. XI - Çok Ağır Yıkıcı  (b) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır. (c) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.XII- Yok Edici (Manzara Değişir)  (b) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar. (c) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur. Bu bilgilerden sonra birde deprem olmadan önce meydana gelen bi takım belirtilerden bahsedelim. Depremler olmadan önce doğada bir çok sıra dışı olaya neden olmaktadırlar.İyi bir gözlemcinin kolaylıkla atır edebileceği doğa değişiklikleri ve hayvan davranışlarıdır bunlar. Depremler olmadan bazen saniyeler bazen saatler bazen de günler öncesinde manyetik dalgalar yayarlar. Bu manyetik dalgalardan örneğin elektrikli ev aletleri etkilenmektedir.   Diğer örneklere bakacak olursak, radyolarda kanallar karışabilmekte, hayvanların anormal ses çıkarma çabaları huzursuzluk göstebilmekte,  elektrikli ev aletlerinin bozulabilmekte, cep telefonlarında bellek karışıklıkları meydana gelebilmekte,  karıncalar evleri güvenli bir yer olarak seçmekte ve evi istila edebilmekte, bitkiler sarabilmekte yada sulanmasına ramen susuz kalmış gibi görünebilmekte, insanların  başları dönmebilmekte, mideleri bulanabilmekte , kusabilmekte, kadınlarda adet düzensizlikleri olabilmektedir.İnsanlardaki bu etki Charlotte King sendromu olarak bilinmektedir ve duygusal,hissel, iç güdüler insanlarda biimsel olarak kanıtlanmış yukarıda saydığımız tepkileri vermektedirler.

Yorum ekle 30 Eylül 2006

Nokia 7373 Nedir Ne Değildir


Nokia 7373 cep telefonu nokia serilerinin son modellerinden biridir. Teknik özellikleri ile diğer modelleri çok geride bırakacak bir model. Şimdiden sipariş yoğunluğu tüm dünyada hat safada olup piyasaya sürüldüğü ülkelerde şimdiden stokları tükenmiş bulunmaktadır. Muhtemelen türkiyede de durum farklı olmayacak gibi görünüyor. Tasarımı şimdiye kadar nokianın alışılmış klasik modellerinden farklı.Tribal ve etnik şekiller kullanılarak  yapılmış.  Ekranı renkli  262k ve 8x dijital zum özelliğine sahipolmakla birlikte, üzerinde  entegre 2 megapiksel kamerası bulunmakta..

Entegre stereo müzik çalar ve FM radyosu da var. Say say bitmiyor özellikleri. Şimdi biraz teknik donanımından bahsedelim.Genel Özellikleri; Kullanımı kolay Bas konuş ve Nokia Xpress Sesli Mesajlaşma özelliği, Bluetooth özelliği , 2GB’a kadar genişletilmeyi destekleyen 128 microSD hafıza kartı yuvası  var.Çalışma Frekansı, GSM Triband 900/1800/1900 MHz. Boyutları;Hacim: 75 cc,Ağırlık: 104 g,Uzunluk: 88 mm,Kalınlık (azami): 23 mm. Ekranı,262K renkli QVGA 320 x 240 piksel 2″ ekran, ayarlanabilir parlaklık ve kontrast ayarı da bulunmakta.Kullanıcı Arabirimi S40 Kullanıcı Ara yüzü,kamera ve zum için ayrı tuşlar,tam ekran objektif ,3GPP Streaming,görsel Radyo: Müzik ve en sevdiğiniz radyo kanallarını dinleyin Hangi şarkının çaldığını, kimin söylediğini ve sanatçı hakkındaki diğer bilgileri öğreninarışmalara katılın, soruları yanıtlayın, sevdiğiniz şarkılara oy verin Satın aldığınız şarkıları direkt telefonunuza indirin Entegre FM radyo MP3/AAC/M4A/eAAC+/AAC+ formatları için entegre müzik çalar,128 MB entegre hafıza,MicroSD kart yuvası sayesinde hafızayı 2GB’a kadar genişletme imkanı,Multimedya mesajlaşma: AMR videoklip içeren video ve resimler oluşturmak, almak, düzenlemek ve göndermek için MMS,E-posta: SMTP, POP3, IMAP4 ve APOP protokollerini destekler

Şu formatlardaki eklentiler görüntülenebilir: jpeg, 3gp, MP3, .ppt, .doc, excel ve .pdf ,Yazılı mesajlaşma: Zincirleme SMS, resimli mesajlaşma, SMS dağıtım listesini destekler,Presence-enhanced contacts: Aramadan önce arkadaşlarınızın çevrimiçi durumunu kontrol edin. Sesli mesajlaşma: Kendi sesli mesajınızı kaydetme ve uyumlu telefonlara gönderme.oyunlardan Soduku ,Java™ Uygulamalarından Java™ MIDP 2.0,zil seslerinden Desteklenen dosya formatları: MP3, SpMidim AAC, AAC+, enhanced AAC+ MIDI Zil Sesleri Video zil sesleri ve daha birçok destek özellikleri barındıran bir cihaz teknoloji uzmanlarının şiddetle tavsiye ettiği Nokia 7373 yakın bir zamanda Türkiye de de satışa sunulacak. Sizde geç kalmadan istekte bulunsanız iyi olur.

Yorum ekle 29 Eylül 2006

Sohbet , Chat Nedir? Nasıl Kullanılır?


Türkiye’ de ve dünyada internetin en çok kullanılma amaçlarından birisidir sohbet. İngilizce “chat” (okunuşu çet) sohbet anlamına gelmektedir. Bundan 3-4 yıl öncesine kadar alternatifi pek az olan bu konu talebin artmasına bağlı olarak geliştirilmiş ve şu anda inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.Chat yada sohbetin çok farklı kullanımı söz konusudur. İnternet arkadaşlığı, iş icabı kulanım, görüntülü telefon özelliği olan programlarla iletişim gibi bir çok alanda hayatımıza girmiş bulunmaktadır. 


Kısaca bunları sıralayacak olursak; İslami ya da dini sohbet, türkçe sohbet, İngilizce, almanca ve diğer dillerde sohbet,  sesli sohbet, canlı sohbet, kameralı sohbet,  arkadaş sohbet başta olmak üzere spesifik olarak grup sohbetleri ile adult (büyükle göre) sohbetlerde mevcuttur. Bu sohbet ya da chat hizmetini sağlayan en büyük siteler başta google, yahoo, msn gibi büyük yatırımcı şirketlerin siteleridir. İnternette sohbet etmek  gibi bir imkanın olması hayatımıza birçok kolaylıklar getirmiştir. Örneğin bizim ülkemiz gibi yurtdışına çalışmak için gurbetçi olan insanlar, Türkiye’de kalan eş dost akrabaları ile artık görüntülü ve sesli olarak görüşebilmekteler. Şimdi bize bu çok kolay gelebilir fakat düşünün ki insanlar 5 yıl 10 yıl evlatlarından, annelerinden babalarından haber almaksızın çalışıp yaşamışlar. Bunu bir tek yaşayan bilir. Sesini duymak telefonla sağlamaktaydı belki ama görmek insanın işitme isteğinden ağır basar. Web cam sayesinde dünyanın öbür ucundaki birini rahatlıkla istediğiniz kadar görebilirsiniz. Hem de bunun için internet bağlantısının dışında ek bir ücret ödemeden. Sohbet hizmeti iki şekilde sunulmaktadır. Bunlardan birincisi bir program kullanımı  ile hizmet sağlayanlar, bir diğeri de kendi site bünyesine entegre edilmiş sistemler ile olmaktadır. Program vasıtası ile sohbet programlarının başında Msn gelmektedir. MSN massenger programını bilgisayarınıza indirdikten sonra tek sohbet etmek için tek sahip olmanız gereken şey bir msn e-mail hesabıdır. Bu e-mail hesabında alınan xxxxxx@hotmail.com ya da xxxx@msn.com  aynı zamanda msn massenger için de bir kullanıcı adınızdır. Msn massenger için birde parolaya ihtiyacınız vardır ki yine e-mail hesabında aldığınız şifre msn massenger içinde bir parola görevi görür. Bu hesap kullanıcı adı ve parolanızı girdikten sonra artık dünyanın öbür ucuyla bile canlı sohbet edebilirsiniz. Bol bol  sohbet edebilirsiniz çünkü ek bir ücret ödemezsiniz. Bir nevi internet bağlantınıza bedava sohbet etmiş oluyorsunuz. Burada bilinmesi gereken şey bilgisayarınızda olması gereken iki donanımın mevcut olmasıdır. Bir kamera (Web Cam) , diğeri de  mikrofonlu bir kulaklıktır.  Yazarak da sohbet etmek mümkündür msn massenger ile ama en çok tercih edilen web cam sohbet yani görüntülü ve sesli sohbettir. Msn massenger için açıkladığımız tüm özellikler google talk ve yahoo Messenger içinde geçerlidir. Yani Google ve yahoo da bir e-mail adresi alıp o hesabınızla yahoo massenger programını ya da  google talk programını kullanarak yine aynı msn gibi sohbet edebilirsiniz. Diğer bir sohbet yöntemi ise siteye entegre sistemler demiştik. Şimdi bu sistemlerden bahsedelim. Bunu bir örnekten yola çıkarak açıklarsak , mynet sohbet sisteminde site içerisinde sohbet odaları ya da chat odaları tasarlanmıştır. Sohbet odalari kategorilere ayrılmış durumdadır. Kendi mesleğinizle konumunuzla ilgili çok geniş bir chat sohbet muhabbet imkanını sunmaktadır. Sex sohbet, cinsellik sohbet ve gay sohbet gibi sohbet odaları hariç diğer bütün konular mevcuttur. Bu sohbet ortamları diğerleri gibi görüntü imkanı sağlamazlar. Fakat bu sitelerde yapacağınız sohbetlerde yine canlı seviyeli ideal sohbet ortamları hizmetini vermektedirler.

Ayrıca ücretsiz olmaları da ortak noktaları arasındadır.
Burada bir konudan daha bahsetmeliyiz ki oda arkadaşlık sistemleridir. Bu sitelerde mail yolu ile iletişim kurma araçları arasındadırlar. Genelde tanışma kaynaşma amaçlı sohbetlerin yapıldığı bu sitelerde bayan arkadaş, bay arkadaş aramalarınızı gerçekleştirebilir buradan yola çıkarak insanlarla iletişime geçebilirsiniz. Türk siteleri içinde bu işi ciddiyetle yapan esasen birkaç site mevcuttur. Diğerleri,arkadaş arama, arkadaş arıyorum, arkadaş ara, arkadaş bul, kız arkadaş edin, kolay arkadaş, arkadaş bulma bahaneleri ve vaatleri ile çoğu, site yöneticilerinin oluşturduğu uydurma bay bayan profillerinden ibaret para ve zaman tuzaklarıdır. Arkadaş arama sitelerinin çoğu maalesef bu durumdadır. Eğer yanlış bir site ile başlarsanız, saatlerinizi harcayıp amacınızdan çok uzak bir yerde bulabilirsiniz kendinizi.Ciddi arkadaş bulma siteleri ise sayılıdır ve burada birkaç örnek verecek olursak Kalbimde.com, Arkadaş.com, Kolayarkadaş.com gibi sitelerdir. Bu siteler türk
arkadaş en güzel siteleri arasındadır. Bu sitelerde resimli arkadaş bulabilir  arkadaş arama resimli butonlarından yararlanarak kolay erişim sayesinde amacınıza hızlıca erişebilirsiniz. Burada site yönetiminin gizlilik politikası ile güvenli bir şekilde tanışmak istediğiniz kişi ile bir araya gelebilirsiniz.  Umarız bu bilgiler internette chat sohbet kavramları ile ilgili sizlere yardımcı olabilmiştir.

Yorum ekle 29 Eylül 2006

Kene Nedir?

Gündemimizi oluşturan son sağlık problemlerinden kene salgını insanların korkulu rüyası haline gelmiş durumda. Biz burada kene, kene ısırık tedavisi, ve alınması gereken önlemler konusunda bilgi vermeye çalışacağız. Kene Latince tür adı Rhipicephalus sanguineus olan bir omurgasız canlıdır. Tip olarak böceklere benzer ancak sekiz bacaklı oluşu ile böceklerden kolayca ayırt edilebilir.  Boyutları ortalama yetişkin bireylerde 5 mm. Dir. Fakat kan emme işlemini henüz bitirmiş bir dişi kene yaklaşık 1,52 cm kadar olabilmektedir.

Renkleri koyu kahverengi ile kırmızı kahverengi arasında olup, beslenme tipleri dış parazittir. Kanla beslenirler ve her türlü memeli kanı besin kaynağı olarak kullanılabilmektedir.Tek istisnaları köpeklerdir. Köpeklerin kanını besin olarak kullanamazlar. Yazımızın ilerleyen kısmında kene ile mücadele konusunda köpeklere değinilmektedir. Habitatları kan emmedikleri zamanlarda çimenlerin üstü, çalılık alanlar,kümes, ahır gibi hayvanların bulunduğu  yerlerdir.Burada dikkat edilecek olursa besin kaynağına en kolay erişilebilecek yerleri barınak olarak seçmektedirler. İnsanlara ulaşma yolları da ya hayvanların üzerinden  ya da çinem ve çalılık bölgelerden direk olarak olamaktadır.

Yumurta ile çoğaldıkları için çok kısa zamanda sayılarını çok fazla arttırabilirler. Burada kriter besin kaynağıdır. Eğer kan emebilecekleri hayvan insan sayısı fazla ise daha fazla fayda sağlamak için sayılarını arttırırlar. Bir dişi bir seferde ortalama 600 kadar yumurta bırakabilir ve bu yumurtalar bir hafta içerisinde aktif yavru kenelere dönüşmektedirler.Davranışları Başta köpekler olmak üzere birçok diğer hayvan ve insan üzerinde yaşarlar. Köpekleri kanını emmemelerine karşın başka hayvanlara geçmek için aracı konak olarak kullanmaktadırlar.Yetişkin keneler köpeğin kulak bölgesinde ve ayaklarında bulunurlar. Yavru keneler ise hareket ve aktivitenin nisbeten daha düşük olduğu  sırtta bulunurlar. Genel davranış olarak insanları pek tercih etmezler. Fakat çevrelerinde hayvan yerine insan varsa hiç de çekinmezler. Beslenmeksizin 7 ay yaşayabilmektedirler. Burada yanlış bilinen bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Ölümcül keneler genelde kendi ısırıklrı ile bir insanı ya da bir canlıyı öldürmezler. Düşünün bir kenenin kan emmek için kullandığı boru yaklaşık 0.15 mm civarındadır. Bu kadarcık bir yara ile kimse ölemez. Ölümün sebebi kenelerin taşıdığı mikropların canlılarda ve özellikle insanlarda ölümcül olmasıdır. Paraziter özellikleri bit yada pire gibi değildir. Bitler ve pireler konakçı üzerinde sürekli yaşama eğilimindedirler. Keneler  beslendikten sonra konağını terk eder ve yine eski habitatlarına dönerler. Evde eğer bulunuyorsa beslendikten sonra  kapı pencere kenarları ve süpürgeliklerde barınırlar. Evde olduğundan şüpheleniyorsanız ilk kontrol etmeniz gereken yerler önce evde yaşayanlar (hayvanlar dahil) sonrada işte bu kapı süpürgelik gibi yerlerdir. Evde şayet bir kene gördü iseniz ki yukarıda fotoğrafını gördüğünüz şekilde olmalı derhal profesyonel bir ekiple çalışmalısınız kendi başınıza mücadele etmeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Çünkü mücadele çok aşamalı ve sistematik ilerlemesi gereken bir uygulamadır. Önce keneleri evde saklandıkları yerden çıkarmak için uygulanan yöntemler, daha sonrada bu çıkan keneleri toplu olarak yok etmek için uygulanan yöntemlerdir.Kullanılan kimyasallar açısından da haşere mücadelesinden çok farklı bir yöntem izlenmektedir.

Evde kenenin kendisini değil de yine yanda fotoğrafı yer alan yaraya evdeki bireylerden birinde rastlanırsa da yine evde kene olduğu anlaşılabilir. Bu durumda da ilk önce yapılacak şey hemen bir hastaneye evdeki tüm bireyler götürülüp vücut taramasının yapılması ayrıca ısırılan kişilere acil müdahale edilmesi gerekliliği açısından çok büyük önem arz etmektedir.Ayrıca bilinmesi gereken şeylerden biride kenelerin bit pire gibi sıçrayamadıklarıdır. Kenelerin sebep oldukları rahatsızlığa tıpta  Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi denilmektedir. Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken  tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Bu enfeksiyon öldürücü etki yapmaktadır. Vücuttaki bağışıklık sistemini etkileyerek diğer enfeksiyonların da vücuda girişi için zeminde hazırlamaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz köpeklerin kanını emmelerinden yola çıkarak bilim adamları bir takım bilgilere ulaşma çabasındadırlar. Eğer köpeğin kanını emmesini engelleyen madde bulunup aşı gibi bir yolla canlılara verilebilirse kenenin öldürücü etkisi de ortadan kalkmış olacaktır.Türkiye doğal kaynaklar açısından zengindir ve bu yüzdende kenelerin konak canlı bulabilecekleri bir yerdir. Keneler şehir hayatından çok kırsal alanlarda bulunurlar ve bu yüzden de tarım ve hayvancılıkla uğraşan ziraatçiler, çiftçiler,veterinerler, taze et ile uğraşan kasaplar, mezbaha sahibi ve  çalışanları muhtemel risk taşımaktadırlar.Kamp ve piknik yapmak için kırsal bölgeleri seçenlerde yine risk taşımaktadırlar

Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.Yani keneler virüsleri için bir ara konak  konumundadırlar. Kuluçka Süreleri virüsün alınmasından sonra 1-3 gün kadardır. Kuluçka döneminden sonra hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Ki bunlar;Ateş,vücutta kırgınlık, baş ağrısı şeklinde baş gösterir.Kanın pıhtılaşma mekanizmasını etkileyen virüs, vücudun çeşitli yerlerinde  kırmızı döküntülere, gözlerde kızarıklığa, gövde, kol ve bacaklarda morluklara, burun kanamalarına, dışkıda ve idrarda kan görülmesine sebep olmaktadır. Ölüm ise genellikle karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile  olmaktadır.
 

Yorum ekle 18 Eylül 2006

Foroğraf Nedir?

CameraFotoğraf  bir nesnenin ayna görüntüsünün kağıt üzerine aktarılması ile oluşan iki boyutlu bir yapıdır. Mantığı cisimden aldığı ışınların diğer ışınlardan ayırt edilip nesnenin bulunduğu ortamda fark edilmesine dayanır. Bir fotoğrafın kalitesi kullanılan cihaza ortamın ışığına fotoğraf edilen nesnenin şekil, büyüklük ve içerdiği renklere göre değişiklik göstermektedir. Son zamanlarda sıkça duyduğumuz pixel kelimesi fotoğrafçılıkta en önemli unsur haline gelmiştir.


Dijital fotoğraf makinalarında  ya da kameralarda işte bu pixel oranı attırılmıştır. Bu özellik fotoğrafın başta gerçeğe daha yakın olarak çekilmesini sağlamaktadır. Diğer önemli bir özelliği ise yüksel pixellerde çekildiği için herhangi bir resim yada fotoğraf oynatıcısına ve ya bilgisayara aktarıldığında (ki şu anda bütün profesyonel ve amatör fotoğrafçılar bilgisayar üzerinde çalışırlar)   çözünürlüğünün eski sistem cihazlara nazaran çok yüksek olduğudur. Bu sayede örneğin vesikalık bir fotoğraf çektirdiğinizde resim özellikleri değişmeden çok fazla büyütülebilmekte ve üzerinde daha hassas düzeltmeler yapılabilmektedir. Bundan 5 yıl önceki  resimlerinizle yakın bir zamanda tab ettirdiğiniz fotoğrafları karşılaştırırsanız aradaki farkı görebilirsiniz. Kalitenin yükselmesinin yanında işlem hızlılığı da göze çarpar. Eskiden 3 gün sonra alabildiğimiz bir fotoğrafı şimdi 3 saat sonra alabilmekteyiz. Teknolojik gelişmeler diğer gelişmelerden işte bu zaman farkı ile ayrılırlar. Teknolojik araştırmalarda esas olan istenen şeydir ama zamanı da önemlidir. Bir cihaz  geliştirdiniz. Bu cihaz bir seri modellerin sonuncusu olsun. Eğer bu yeni geliştirilen model teknik özellikleri açısından gelişmiş fakat hızı düşükse üretim ve Pazar piyasasına giremez. Mutlaka bir önceki modellerden daha hızlı olması gereklidir. Fotoğraflar iki boyutludur demiştik. Cisimlerin uzayda üç boyu vardır. Genişlik, yükseklik ve derinlik. İşte fotoğraflarda genişlik ve yükseklik bulunmasına karşın derinlik yoktur. Göz nesneleri hep üç boyutlu olarak değerlendirmeye çalışır.

Şaşı bak şaşır fotoğraf ve resimlerinde gözün zayıf olan özelliklerinden faydalanılarak resim ve fotoğraflar üç boyutlu imiş gibi gösterilebilmektedir. Göz saniyede 16 fotoğraf çeken bir fotoğraf makinesi ile eş değer işlev görmektedir. Filmlerde perde arkasında saniyede 32 tane fotoğrafı ekrana yansıtan cihazlarla yapılmaktadır. Yani filmlerde fotoğrafların yan yana getirilip hızlı bir şekilde ekrandan geçirilmesi ile yapılmaktadır. Son zamanlarda görüntü kalitesi yüksek filmler de izlemekteyiz. Burada iki önemli ve bildiğimiz özellik geliştirilip kullanılmaktadır. Bunlar yüksek çözünürlüklü caption (yakalama)  cihazlarıdır. Diğeri ise ekrandan daha hızlı örneğin saniyede 120 adet fotoğraf gösterebilen programlardır.  

Yorum ekle 8 Eylül 2006

Astroloji Nedir?


Astroloji, gezegenleri,yıldızları yorumlayan ve insanlar üzerindeki etkisini araştırıp bilgimize sunan bir bilimdir. Astrolojide aslen her şeyin insanın iradesi altında gerçekleştiği vurgulanmaktadır. Astroloji bilimi tasarlanırken hazırlanan dönemleri insanlara göre analiz eder, karşımıza çıkacak şanslılık ve şanssızlıkları, bu olayların zamanlarını, doğum anından itibaren beliren rotamızda karşımıza çıkacak her türlü ayrıntıyı elde olan mevcut bilgiler ışığında bize göstermeye çalışır.


 Buradan elde edilecek veriler tamamen tahminlerden ibarettir ve kesin doğru olacak emir gibi bir şey söz konusu değildir. Astrolojide temel olan gezegenlerin yorumu da yine size bağlıdır ki doğru zamanlamayı yine siz yapacaksınız demek oluyor bu.Astrolojiden diyelim bu hafta şanslı olduğunuz bilgisine ulaştınız. Siz eğer bu hafta bir bilet almazsanız yada her hangi bir girişimde bulunmaz oturursanız muhtemelen bu şansınız olmayacaktır. İnsan psikolojisi ve motivasyon hayatta kalabilmek için canlıların sahip olması gereken yegane unsurlar arasındadır. Astrolojiyi işte bu motivasyonu sağlamakta hız kazanmak için kullanabilirsiniz. Diğer bir taraftan diyelim ki astrolojik bilgiler önümüzdeki hafta sizin için iyi bir hafta olmayacağına işaret ediyor. Ne yapacağız çaresiz evde mi oturacağız? Tabii ki hayır. Bu sefer motivasyonumuzu sağlamak için diğer alternatif yöntemleri kullanacağız. Bunlar yapmaktan en çok zevk aldığınız şeyleri yaparak güne başlamak yada en başarılı olduğunuzu düşündüğünüz şeyleri yapmak düşünmek gibi şeyler olabilir.   Hurafe de değildir astrolojik bilgiler. Eğer siz astrolojideki bilgileri tamamen gerçek olarak alırsanız zararlı, tamamen yanlış olarak alırsanız da saçmalık olarak gelecektir. İkisi arasındaki dengeyi kurabilen bireyler çok daha barılı ve verimli sonuçlar alabilmektedirler.  

1 yorum 5 Eylül 2006

Sevgi Nedir?

Sevgi hissedilen en güçlü duygulardan biridir.  Benzeri bir duygu en yakın nefrettir. Etkisi çok uzun sürer ömür boyu unutulmayan iki duygudur sevgi ve nefret. Bir şeyi ya da birini sevmek esasında sizinle aynı frekansta olan şeyleri ayıklamaktan ibarettir. Sevginin ölçüsü yoktur ve olamazda. Çünkü gözle görünür çiçek böcek gibi şeyler kadar gözle görünmeyen şeylerde sevilir.


Ölçülemez fakat vücuttaki etkileri ile sınıflandırılabilir. Örneğin bir çiçeği gördüğünüzde çok fazla heyecanlanmazsınız ama gördüğünüze sevinebilirsiniz. Sevgilinizi ya da uzun zamandır görmediğiniz ailenizi gördüğünüzde etkisi hissedilir derecede farklı ve fazla olur. Kimi bu anlarda tepkilerini bastırabilir kimi engel olamaz. Ağlama ve gülme gibi zıt iki eylemdir. Fakat sevinirken tepki olarak aynı şeymiş gibi ortaya çıkabilir. Kimi ağlar sevinçten kimi güler yine sevinçten. Sevgiden yoksun bir canlı uzun ömürlü olamaz. Bir nevi gıda gibidir sevgi. Sevgi verildiğinde de alındığında da aynı etkiyi yapar. Yemek yemez yanınızdakine verirseniz aç kalırsınız. Ama birinin sizi sevmesini beklemeksizin onu severseniz tıpkı sevilmiş gibi vücudunuz tepki verir. Sevinme vücutta mutluluk hormonu (seratonin) salgılanmasını sağlamaktadır. Bu hormon salgılandıkça olaylara bakış açınız hep pozitif yönde olmaktadır.

Ön şart bu hormonun salgılanması için uygun zeminin hazırlanmasıdır ki bu işte kişinin kendi elinde olan bir şey değildir. İçinde bulunulan zaman mekan ruh hali ve konum kendiliğinden mesajlarını verir ve bu mesajlar vücut tarafından algılanarak etki tepki olayı gibi hormonun salgılanması gerçekleşir. Birini ya da bir şeyi  sevmek kendinizi daha yakından tanıma fırsatı da sunmaktadır. Hiç bilmediğiniz yönleriniz ortaya çıkacaktır. Normalde verdiğiniz tepkilerinizde değişecektir. Gerçek sevgi işte bu duygular hissedildiğinde ancak anlaşılabilir. Birini gerçekten seviyor muyum? Sorusunun cevabını bulmak için işte bu konularda kendinizi sınamalı ve daha sonra değerlendirmelisiniz.

Yorum ekle 5 Eylül 2006

Bilim ve Teknoloji Nedir?

(Bölüm 1 Geçmişten Geleceğe Bir Bakış)
               

Çağdaş yaşama geçişin en önemli zemin hazırlayıcısı kuşkusuz bilim ve teknolojidir. Buluşlardan yola çıkarak insan gündelik hayatta karşılaştığı birçok zorluğun üstesinden gelebilmiştir. Bize sıradan gelebilecek pek çok şey aslında tek başına birer devrim niteliğindedir. Örneğin elektriksiz bir hayat düşünülemez.

Fakat bundan çok değil 1000 yıl önce mum ışığı kullanılmakta idi. Sadece aydınlatma olarak değil elektrikle çalışabilen hiçbir cihaz bulunmamaktaydı. Bilimin ve teknolojinin bu yüzden çeşitli engelleri bulunmaktaydı. Elektriğin bulunuşu da bu engellerden birini ortadan kaldırmıştı. Bilimde araştırmak ve gözlem yapmak esastır. Çevresini iyi inceleyen bir araştırmacı incelemelerini daha sağlıklı temeller üzerine oturtabilir.

İlk çağlardan beri insan çevresini hep inceleme ve anlama yoluna gitmiştir. Ancak o devirlerde akla yatkın olan en iyi fikir kabul edilmiş ve doğruluğu bir daha test edilmemiştir. Örneğin dünyanın uzun bir zaman öküzün boynuzları ucunda durduğu inancı hakimmiş. Bugün bir çocuğa söylesek inanmaz ama bir devir böle geçmiş. İşte bu çağ değişimleri sırasında nasıl gelişmişlik ön planda ise bilimde de böle geçişler mevcuttur. Uzay çağı , Bilgisayar çağı vs… İnanlar araştırdıkça yeni bir şeyler bulmuş ve buldukça daha fazlasını istemiştir. Bilimsel araştırmaların yakın konularda bağlantıları mutlak olduğundan bulunan bir şeyin yakın bir projede kullanılıp geliştirilmesi de olasıdır. Keşifler bu yüzden bilimde çok önemli bir yer tutar. Kaşifleri anlamaya çalışırken yeni şeyler bulunup proje geliştiren bir çok araştırmacı zaman zaman uzun sürse de neticeye ulaşabilmişlerdir. Örneğin genetik biliminin mimarı Mendel’ in bezelyeler üzerinde çalışarak elde ettiği bilgileri geliştiren araştırmacılar sayesinde bugün en hızlı ilerleyen bilim kollarından biri olan Moleküler Biyoloji ve Genetik dalının temelleri atılmış oldu.  Devamı yazı dizisinin diğer bölümlerinde….

Yorum ekle 2 Eylül 2006

Sebze ve Meyve Nedir?


Genelde bir çok kişinin yanlış bildiği sebze ve meyve ayırımı temelde çok kolaydır. Herkesin bildiği bir sınıflandırma ile sebzeler; Ispanak, patlıcan, domates, biber, patlıcan, marul, turp, ıspanak, roka, tere, bezelye, bamya, kabak, kavun, karpuz (kabakgiller) , fasülye, nohut, barbunya, gibi sıralanabilir. Meyveler ise; kiraz, elma, armut, dut, şeftali, çilek, üzüm, incir, nar,  erik, muşmula, ayva, yenidünya, muz, kivi, kayısı, vişne, kızılcık, iğde, karayemiş şeklinde sayılabilir.


Burada saydıklarımız hepimizin yakından bildiği ve bilgisinde şüphe edilemeyecek bir konu gibi görünmektedir. Ancak bilimde temel olarak kabul edilen bir gerçekle açıklamaya çalışırsak, “İçinde tohumu barındıran yapıya bitkilerde Meyve adı verilir.” Tohum bir bitkinin çoğalması için ön şarttır. Örnek olarak domates, kavun, karpuz, erik çekirdekleri verilebilir. 

Burada domatesin çekirdeği ile kavunun çekirdeğinin görevleri aynıdır. Bu tohumların dış kısımları da görev olarak aynıdır ve tohumu korumak için etrafını sararlar. Meyveler içinde tohumun bulunduğu bir koruma kapsülü olarak düşünülebilir. Şimdi bir kez daha kendi bildiğimiz sıralamaya geri dönüp bu bilgiler ışığında tekrar değerlendirecek olursak domatesi sebze olarak biliriz fakat aslında yediğimiz şey bir meyvedir. Salatalık, fasülye, nohut ve akla gelecek her türlü çekirdekli besinler birer meyvedirler. Tohumunu ya da tohum kabuğunu değil bitkinin  yaprak, kök, gövde gibi diğer kısımlarını besin kaynağı olarak tükettiğimiz ıspanak, pırasa maydonoz, patates de  sebzedirler. Burada örnekleri çoğaltmak mümkündür. Çevre  bu konuda eleştirel bir gözle incelenmelidir. 

Yorum ekle 1 Eylül 2006


Takvim

Eylül 2006
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağustos   Ekim »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Aylara Göre

Kategorilere Göre