Ağustos 2006 Arşivi
Arama motorları için geliştirilen, sitenin indexlenme hızının artmasını ve arandığında bulunmasını kolaylaştırmak için yapılan değişikliklere arama motoru optimizasyonu (Search Engin Optimization) olarak bilinir. Bir çok site tasarımcısının işi gücü bırakıp uzun çalışmalar ve mesailer harcayarak araştırdığı konudur kendileri. Teknik olarak yetersiz site sahiplerinin kolay kolay tam performanslı bir yöntemi oturtması pek mümkün değildir.
Çünkü arama motorları bir çok parametreyi beraber aktive ederek ve birbirleri ile ilişkilerinin algoritmal anlamda yakınlığı ile sıralamaları yapan sistemler olduklarından yetersiz bilgi ile bu iş yapılmaya kalkılırsa sonuç büyük ihtimalle hüsranla sonuçlanır. İnternetin dev arama motoru googledan örnek verecek olursak, Optimizasyon sistemlerinin çoğu google da sıralamalarda üst kademelere çıkmak için istenen bir durumdur. Site sahipleri bilirler ki google da site çıkıyor ve belli bir sıralama da yer alıyorsa diğer arama motorları içinde işler yolunda ve en önemlisi site kendisinden beklenen verimi sağlıyor demektir.
Buraya kadar anlattıklarımız bir genel bilgi niteliğindedir. Zaten bu yazıya yönldiyseniz sizde muhtenelen site sahibisiniz ve optimizasyonu duymuş ve yapabilmek için bilgi topluyorsunuzdur. Eğer genel bilgi almak için yönlendiyseniz bu son cümleyi dikkate almayınız. Şimdi arama motoru optimizasyonu ne demektir, ne işe yarar, bir site nasıl optimizasyon kurallarına uygun hale getirilir bir göz atalım.SEO İngilizce karşılığı olan Search Engine Optimization veya Search Engine Optimizer kelimesinin karşılığıdır. Türkçe olarak Arama Motoru Optimizasyonu anlamına gelir. Site yada sayfanız için yaptığınız her türlü optimizasyon işlemin genel adıda denile bilir. Site veya sayfalarınızın Arama Motorları tarafından daha kolay bulunup indekslenmesi ve Arama Sonuç Sayfalarında (SERP) üst sıralarda çıkmasını sağlamak amacıyla site veya sayfalarınıza uygulanan işlemlerdir.Sitenizin içeriği ne kadar iyi olursa olsun, insanlara bunu anıtamadıktan sonra yapılan tüm emekler, boşa gitmektedir. Sitenizi insanlara tanıtmanın en kolay yolu arama motorlarıdır.Arama motorlarında da hak ettiğiniz doğru yeri alabilmek için, Search Engine Optimization kurallarını bilmek ve sitemize uygulamak gerekmektedir. Her Arama Motoru kendi sıralama algoritmasını geliştirmekte ve bunu bir sır gibi aklamaktadır.Özellikle Google insanların arama algoritmasını çözmesini istemediğinden dolayı belli aralıklarla algoritmasını değiştirmekte ve bilinen tüm teorileri çürütmektedir.Google webmasterlara yapması gerekenleri ve yapmaması gereken optimizasyonlarını Webmaster Guidelines sayfasında belirtmektedir. Arama motoruların da sıralamayı belirleyen 2 temel faktör vardır.Bunlar; 1- On Page Faktörler : Sayfa üzerinde (Sayfada) yapılacak optimizasyon işlemi ile bizim elimizde olan faktör. 2- Off Page Faktör : Bu da sayfa harici, bizim elimizde olmayan etken. Bu da sayfaya başka sitelerden verilen linklere bağlı etken. Pagerank faktörü dediğimiz etkendir.On Page Faktörlerin en temeli olan meta tagları inceleyelim: <title>SEO (Search Engine Optimization) Nedir ? </title> Açıklaması: title : Sayfanın ana konusu yada temel açıklaması. Arama motorları için en önemli meta <title> etiketidir. 80 karekteri geçmemesi gerekmektedir.80 karekterden sonrası ignore edilir. <meta name=”description” content=”meta değişkenleri”> Açıklaması: description : Sayfanın tanımı .200 karekteri geçmemesi gerekmetedir. <meta name=”keywords” content=”seo optimization, seo tool, search engine optimization, meta tag optimization services”> Keywords : Arama motorları için sayfa içeriğini tanımlayacak sözcükler.Kelimeler arasında mutlaka virgül olması gerekmekte ve 20 kelimeyi geçmemesi gerekmektedir.Çok fazla kelime eklerseniz sitenizi spam yapıyor diye arama motorları aşağı sıralara çeker. Aynı kelimeyi defalarca tekrar etmekte spam sayılmaktadır. “program program program ” gibi yazmak yerine “program, programlar, program download, pırogram, pırogıram, pirogram” şeklinde yazım yanlışlarını yapacak kişileri de düşünüp , bu kişilerinde sitenizi bulmasını sağlayıcı kelimeleri yazmak fayda getirmektedir. insanların %15 kadarlık bir kısmı yazım yanlışı yapıp arama yaptığı, arama motorları tarafından açıklanmıştır. iyelim ki online şemsiye satışı yapan bir sitesiniz. Keyword kısmına şemsiye ile ilişkili kelimelerin yanına mutlaka “şemşiye” kelimesini de eklemek gerekmektedir. Her 100 kişiden 15 kişisi şemşiye yazacaktır. Bu kişileri de elinizden kaçırmamak için yada rakip sitelere kaptırmamak için mutlaka yazılmalıdır.
<meta http-equiv=”content-type” content=”text/html; charset=windows-1254″>
Açıklaması: charset=windows-1254 : tarayıcı Windows’ta
Türkçe karakter seti kullanır.
<meta http-equiv=”content-type” content=”text/html; charset=iso-8859-9″>
Açıklaması: charset=iso-8859-9 : tarayıcı Windows dışı uygulamalarda
Türkçe karakter seti kullanır .
<meta http-equiv=”refresh” content=”10; URL=dosya.html”> Açıklaması: ismi belirtilen dosya 10 saniye sonra otomatik olarak
yüklensin
<meta name=”abstract” content=”SEO (Search Engine Optimization) Nedir”>
Açıklaması: abstract : Arama motorları için sayfa içeriğini tanıtan tek
bir cümle
(description yerine tercih ediliyor)
<meta name=”author” content=”Mert öğüt “> author : sayfayı hazırlayan kişi yada kurum
<meta name=”classification” content=”Internet Marketing”>
classification : Sayfanın kategorisi en fazla 2 kelime
içermesi önerilir.(Politics, Finance, Business, web hosting gibi)
<meta name=”copyright” content= “28 şubat 2005 Gitme.net
“>
copyright : programın yayın hakkının sahibi
<meta name=”distribution” content=”Global / Local”>
distribution : Sayfa içeriği kime hitap ediyor (Yerel,
Genel)
<meta name=”content-language” content=”tr”>
language : Sayfada kullanılan dil
<meta name=”rating” content=”General / Mature / Adult”>
rating : Sayfa içeriği kime yönelik . Eger herkese
yönelikse “All” yapılmalıdır.
<meta name=”resource-type” content=”document”>
resource-type : Sayfa içeriğinin tipi (doküman)
<meta name=”robots” content=”index, follow”>
robots : Robotun nasıl çalışacağını belirtir
index / noindex : sayfayı arşive alır / almaz
follow / nofollow : sayfaya bağlı diğer sayfaları da
tarayıp endeksler / endekslemez
imageindex / noimageindex : resimleri endeksle /
endeksleme
imageclick / noimageclick : resim linklerinin endeksle /
endeksleme archive / noarchive : sayfayı arşivine al / alma (Google için özel)
All : sayfanın her şeyi arşive alınır
<meta name=”revisit-after” content=”7 days”> revisit-after : Robot sayfayı 7 gün sonra tekrar ziyaret eder .
<meta http-equiv=”cache-control” content=”no-cache”> cache-control: sayfa arama motoru tarafından arşivlenmez .
<meta http-equiv=”expires” content=”14 feb 2006″>
<meta http-equiv=”expires” content=”0″>
duyurduğunuz aktivitenin tarihini belirtir. Tarihe
yaklaştıkça arama motorları sayfanızı daha üst sıralarda listeler. Tarih geçtiğinde artık bu sayfa listelenmez.Sitenizin özel birgün için
bölümü varsa örnegin 14 şubat bu kodu kullanmanız fayda sağlar
<meta http-equiv=”pragma” content=”no-cache”> sayfa cache’e atılmaz, her tazelendiğinde kaynağından yeniden okunur .
<meta http-equiv=”reply-to” content=”kal@gitme.net”> sayfayla ilgili e-postaların gönderileceği adresi belirtir .
<meta http-equiv=”window-target” content=”_top”> sayfanın bir frame içinde açılmasını engeller .
Sitenizin standartlara uygun olup olmadığını buradan test
edebilirsiniz. Örümcekler ,sitenizi gezerken sayfa kodlarını yukardan başlayarak
aşağıya doğru satır satır okuyup işlerler. Örümcekler özellikle kaynak
kodunun üst kısmında bulunan satırları daha çok dikkate alırlar.
Gerçek hayatta ki bir komposizyonu düşünürseniz, komposizyonda asıl
anlatılmak istenen konu giriş bölümündedir. gelişme ve sonuç bölümleri
asıl konuyu destekleyici ve daha az öneme sahip bölümlerdir.
Arama motoru programlayıcıları da bunu düşünüp, şu mantığı
geliştirmişlerdir. Bir sayfanın asıl içeriği yada anlatılmak istenen
bölümü üst bölümleridir.Bu sebeble bir sayfada yukarıdan aşağı gittikçe
ve soldan sağa dogru gittikçe içeriğe verilen önemin azaldığını
varsaymaktadırlar. Eger sitenizin en önemli olan bölümü olan üst
taraflarına gereksiz meta tag doldurursanız sitenizin asıl vurgulamak
istediğiniz bölümlerine verdiginiz önemi azaltmış olursunuz.
Google gibi büyük arama motorları zaten pek fazla önemsememektedir (bu
da yine bir teori ) kesin bilinmiyor ama bir sayfa için en iyi
Meta tag SEO Optimization için;
title
description
keyword
charset=iso-8859-9
yeterli meta taglardır. Siz aksini belirtmedikçe zaten sitenizdeki
linkleri index, follow yapmaktadırlar. Sitenizin belli bir pr degeri
yoksa yada çok sık güncellenmiyorsa, siz istediğiniz kadar “revisit-after=1
days” yapın arama motorları gelmiyor.
15 Ağustos 2006
Zaman, iki hareket arasındaki süredir. Hareket ve maddenin nesnel hali zamanla belirir. Zamanın olmadığı yerde , nesnellikte yoktur! Bu nedenle zaman cismin kesinlikle belirleyici faktörüdür. Hareketin hızı zamanın da hızıdır. Görelilik ve kuantum varsayımlarına göre zaman ile uzay birbirleriyle doğrudan ilişkili ve bağlantılıdır. Zaten zaman ile uzay birlikte anlamlıdır. Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir. Bunu şöyle özetleyelim : elektrik yükünün çevresindeki elektrik alanı , o elektrik yükünün bir bağlantısıdır. Tıpkı bunun gibi geometri ile kinamatik ‘den oluşan eğri yada düz uzay-zaman metrik alanı da özdeğin (maddenin) bir bağlantısıdır.
Elektrik yükü olmadıkca, elektrik alanı nasıl olmaz ise ; maddesiz bir ‘’ metrik alan'’, eş anlamıyla ‘’ uzay-zaman ‘’ da varolamaz. uzayla zaman, düşünsel tasarımlar değil , maddesel nesnenin içinde bulunan nesnel zaman-uzay madde somutluğundan oluşmuş bir bütündür. Böylece uzayın boyutları kadar zaman boyutunun kendiside uzay boyutlarının bir devamı niteliğinde bir nesnel uzam boyutu olarak varolmaktadır. Madde özünde ışıma kuatlarından oluşma bir yapıdır. Bu ışıma kuantları kendilerini özde zamansal bir varoluş olarak, bir frekans olarak bir zaman yapısı olarak ortaya koyarlar. Zaten Birleşik Alanlar Teoreminin özündeki ana fikir ‘de ışık kuantları düzeyinde elektrik alanı - manyetik alanı ve gravitasyon alanlarını tek bir alan yapısı altında formüllemekten başka bir şey değildir. Bu ise elektro-gravitasyon alanı denebilecek yeni bir alan anlayışını öngörecektir. Eğer elektrik- manyetik ve gravitik alanlar içerisinden zaman kayması -boyut değişimi hadiselerini açıklayabilirsek bir Birleşik Alan Kuramı anlayışına sahibiz demektir. Einstein izafiyet teorisini ortaya attığından bu yana, fizikçiler dünya üzerinde dört boyut bulunduğunu kabül ediyorlar.(Hatta yerçekiminin kendisi bile üç boyutlu uzayın bir dördüncü boyuta doğru eğim yaparak bükülmesidir.)O zamana kadar bilinen ve kabül gören üç boyut olan uzunluk, yükseklik ve genişliğe ek olan diğer fiziksel boyut ise zaman olarak biliniyor.Matematiksel olarak da kabül gören 4′üncü boyut, diğer üç boyuta eşit değer taşıyor.Ancak insanlar dünya üzerinde üç boyutta, her yönde hareket edebiliyorlar yani, yukarı ve aşağı, sola ve sağa, ileri ve geri. Ancak zamanda sadece ileri doğru hareket edebiliyorlar, zamanda geriye doğru hareket hiçbir zaman gerçekleşmiyor.Fakat fizik kanunlarında, zamanın geriye doğru hareket edemeyeceğini söyleyen bir kural mevcut değil.Zaten Einstein’in bu konuda ispatladığı hareket denklemi de zaman geriye döndürüldüğünde gayet iyi çalışıyor.Ancak henüz hiç kimse zamanda geriye seyahat etmeyi başaramadı.
İzafiyet Teorisi nedir?
Tam Türkçesi ‘’Görecelik Teorisi'’ olan izafiyet teorisi üç bölüme ayrılır.Bir bölümü çeşitli hızlardaki araölar veya maddelerde geçen zamanın, uzay-zaman içinde değişik konumlarda bulunan gözlemcilere göre ‘’göreceli'’ olduğunu varsayan bir teoridir.Ünlü fizikçi Einstein, sonlu ve eğrisel olduğunu düşündüğü evrenin dört boyutlu olduğunu, dördüncü boyutun zaman olduğunu ileri sürmüştü.Mesela ışık hızına yakın bir süratle giden bir uzay gemisini, dünyada ikizi bulunan birinin kullandığını varsayalım.10 yıllık bir seyahate çıkıp dünyaya geri döndüğünde, uzay gemisini kullanan ikiz, dünyada kendisini bekleyen ikizinden daha genç olarak dünyaya ayak basacaktır.Uzay gemisini kullanan ikiz ışık hızına yakın bir süratle hareket ettiği için, onun saatiyle on yıl , dünyadaki kardeşinin saatiyle 15-20 yıl olabilecektir. Zaman, değişmeyen değişimler bütünüdür!
Diğer bir tanıma göre: …Pekala, bakın siz insanlar zamanı doğrusal (lineer) biçimde algılıyorsunuz. Zaman aslında doğrusal değildir.Bilmelisiniz ki zaman, uzay gibi eğrilebilir-katlanabilir-genişleyebilir, daraltılabilir bir yapıdır.Zaman çok esnek ve çok boyutlu olan plastiksi bir akımdır(eğer onu doğrusal bir akış gibi görürsek). Ve zaman üstüste bindirilip katlanabilir bir yapıdır. Bir zaman noktası bir frekans yapısında olup başka zaman frekanslarıyla senkonize biçimde örtüştürülüp çakıştırılabilir.Bir bakıma zaman, toplumumuzun onu ölçtüğü gibi doğrusal biçimden çok daha farklı ve karmaşık olan bir şeydir. ‘’Zaman Makinesi ‘’ romanında bile H.G. Wells, zamanın dördüncü boyut olduğunu ve nasıl balonlarla iki boyutlu yer düzleminden kurtulup bir üçüncüsünde gezebiliyorsak, zaman makinesiyle de dördüncü boyut olan zamanda dolaşılabileceğini söyleyerek zamanın ve yolculuğun esaslarını anlatır.
Zaman kimilerine göre kendi üstüne doğru bir sarmal çizerek geleceğe ve geçmişe uzanan sonsuz bir sarmal yapıdadır(Zaman akımı salyangozun eğri sarmal çizğileri gibi kendi üstüne bükülüp kapanarak sonsuza uzanan çizğilermidir?). Zamanı daha iyi tanımlayabilmek için bir kutu içindeki bir filim rulosunu düşünün. O ruloda birbirinden ayrı kareler(zaman çerçeveleri) içinde görüntüler vardır.Tüm zamanları içine alan ‘’sonsuz şimdi'’ ye bir rula halinde baktığımızda, böyle ayrı ayrı zaman dilimi çerçevelerinin olduğunu görmek kolaydır.Bununla birlikte eğer onlardaki sürekliliği anlamak isterseniz, dördüncü boyutta duran bu üç boyutlu filim rulosunu bir projektörden geçirmek zorundasınız.Böylece dördüncü boyut üstünde hareket eden bilincinizin bir tür projektör olduğunu söyleyebiliriz ve o filim kareleri ister geçmişinize ait olsun, ister bu yaşamınıza ait olsun ister gelecekteki görüntülere ait yaşamlar olsun, o filim rulosundaki karelerden birine her ne zaman bakarsanız, o çerçeve içindeki donmuş resmi görebilirsiniz.Ancak, sürekliliği görmek isterseniz, filim rulosundaki her bir karenin birbiri ardına başından sonuna dek dördüncü boyut doğrultusunda ilerleyen bilincimizin üstüne yansıtılarak göz önünden geçirilmesi lazım.Fakat zaten tüm zaman kareleri(zaman dilimleri)nin hepsi o filim rulosunda mevcuttur. […Bir çok kez ben şimdiden söz ederken, bu ‘’şimdi'’ sizin için çok daha ileri bir tarihte yaşanacaktır. Ben bir dördüncü boyut varlığı olarak üçboyutlu olayları hepsi aynı anda oluyormuş gibi görürüm. Yaşanan olaylar dizisi sizin için bir yol boyunca doğrusal bir yer işgal etmiştir. Sizin bu kavramı hemen kavramanızı bekleyemem, ama size bu konuda basit bir benzetme sunabilirim: Eğer elinize bir sinama filminin rulosunu alırsanız, o bakıldığında doğrusal zamanın bir kronolojisini temsil edecektir. Ancak o sizin elinizdeyken, potansiyel zamanın tümü aynı anda sizin elinizdedir; onun tümü şimdi’ dedir.Filmin yirmibeşinci dakikasında ne olabileceği hakkında konuştuğunuzda, onu görmek için yirmi beş dakika beklemeniz gerekmez. Bir başkasının geçmişinin olduğu gibi, geleceğinin o bölümü de şimdi sizin elinizdedir.Bu bakış açısında ‘’zaman'’ kapalı dairesel bir realite olarak karşımıza çıkar.]
Zaten kendi evrenimizin boyutları içerisinde zaman fenomeninide içerisine alacak bir Birleşik Alan Kuramı sonucunda üst boyutlara geçebilmek ve başka zaman yada uzay noktalarına geçit verebilecek fizik dinamiklerindede değişmeler yaratabilecek bilgiye sahip olmuş oluruz. Zaman yolculuğunun mümkün olması için klasik anlamda lineer olarak düşündüğümüz sürekli /kesintisiz bir zaman çizğisi anlayışı yerine, zaman çizğisini oluşturan her bir noktasal AN ‘ ın birbiri ardına sıralanmasından oluşmuş kesikli bir zaman çizğisi anlayışını kabül etmeliyiz. Yani zaman akışı sürekli bir akış değil kesikli /titreşimli bir akıştır. Her bir AN bir dalga vuruşunu ifade eder. Aslında zaman ‘ ın fizik yapısıyla ışık enerjisinin fizik yapısı arasında doğrudan benzer bir ilişki vardır. Bu gibi zaman akımının kendiside hem dört boyutlu bir bakış açısında kendi içinde kesiksiz bir bütünlüktür. Hemde üçboyutlu bir bakış açısı içerisinde parçacıklı / kesikli bir akıştır. Bu durum ışıgın bir parçacık akımımı yoksa sürekli bir dalga akımımı olduğu sorusuyla benzer bir tartışma sorusudur. Hatta aynı meselenin bir diğer şeklidir desekte yanlış olmaz. çünkü zaman akımı ışık enerjisiyle fiziksel ve matematiksel bir bağa sahiptir. Hareket, zaman ve mekan içinde tanımlanır. Zaman ise mekanı (uzayda bir noktayı) temsil eden enerji dalgasının dördüncü boyut çizğisi boyunca yer alan önceki ve sonraki salınım değerlerinin bir toplamıdır.Geçmiş - gelecek ve şimdi olmak üzere üç zaman dalgası vardır. Bu üç zaman dalgası bir dördüncü boyut uzayında yanyana gelirler. Üç boyutlu uzayda ise farklı zaman boyutları iç-içe geçmiş yada üs-üste binmiş frekanslar manzumesi olarak algılanır. Zamanın bir çok tanımı vardır. Peki ZAMAN ‘ın bir alt sınırı, yani elemanter bir zaman varmı dır? Enerjiyi kuantlaştırabildiğimize göre evrendeki sinyallerin maksimum bir hızı olduğuna göre bu gayet mantıklı bir sorudur. En kısa zaman var mıdır? sorusu, sinyallerin yayılma hızının sınırlı oluşu yüzünden, en kısa mesafenin var olup olmadığı sorusuyla aynı şeydir.
En kısa zamana en yüksek frekans tekabül ettiğinden, en kısa zaman sorusu, aynı zamanda enerji kuantumu için bir tavan değeri olası gerekir. Ve bu en yüksek frekans değeri ışık hızında titreşen bir foton noktasını temsil eder.Ve foton lineer hız olarak(ışık hızı) zamanın akış hızıyla eşdeş bir hıza sahiptir eğer bir foton hız frekansı olarak yaklaşık 12,3 x 10 * üzeri 22 Hz / sn ‘lik bir titreşim hızına erişir ve bu frekansın ötesine geçerse bizim boyutumuzu terk eder. Yani bir üst boyuta bir üst hız frekansı denen başka bir zaman akış hızı içerisine girer. Işığa ait dalga boyunun kısalmasıyla ışığın frekansıyla doğru orantılı olan enerji değeri de büyür.Kısaca dalga uzunlığunun giderek kısalması ile enerji değeride giderek yükselir. Ve ışığın en yüksek titreşim hızı olan ışık hızına karşılık gelen yüksek frekans düzeyinde ışık vibrasyonları en yüksek hızda titreşirler ve en yüksek enerji değerine ulaşırlar. Ve bu enerji düzeyi bizim boyutumuzun kuantum enerji düzeyini simgeler. Bu enerji duvarının bir frekans sıçraması ile aşılması ile bir başka kuantum enerji düzeyini ifade eden bir üst boyutun kuantum enerji havuzuna yani üst evrene geçmiş oluruz. Nasıl ‘ki enerjinin kendi içerisinde frekanslar şeklinde kuantum enerji fazları şeklinde geçişler varsa boyutsal düzlemler arasında da enerji yasalarına dayalı bir geçişten bahsedebiliriz. Ve bu yeni boyutta en kısa zamanın genişliği bizim boyutumuzun iki katıdır.Bir foton yada ışık dalgası ışığın hız duvarını üç boyutlu uzayda lineer bir yayılma hızıyla geçemez. Ama bir dördüncü boyut doğrultusunda açılım gösteren ışığın iç titreşim hızı sayesinde yerinde titreşimler şeklinde bir hızlanmayla ışık titreşimleri kendi yayılma hızını(ışık hızını) aşarak bir üst uzaya sıçrayabilir.Böylece üçboyutlu küresel bir enerji havuzu oluştururcasına yayılan ışık dalgası bir dördüncü boyuta doğru saparak ortadan kaybolur. Ve bir foton bu hızı aşarsa kendini geçmiş ve geleceğe doğru yayarak zamanda sıçramalar yapar. KUANTUM ALAN KURAMI: Bir kaç cümle ile kuantum alan kuramı şöyle anlatılabilir: Kütle ve enerji Einstein ‘ın E= m.c2 formülüne göre birbirine çevrilebilir. Boş uzay gerçekte o kadar da boş değildir( casimir etkisi). Saniyenin 10 milyar kere tirilyonda biri (10* üzeri 22) süresince ortaya çıkıp kaybolan parçacıklarla doludur. İki temel parçacık aralarında kuantum alanını ileten parçacık yani'’ kuantum alanının kuantumu ‘’( Aslında bir parçacıgın alansal yapısını yine bir parçacık cinsinden elemanter parçacık kümeleri etkisi ve dağılımıyla açıklamak bir paradokstur) alış verişi yaparak etkileşirler. Bu yorumla boş uzayda bile parçacık karşıt parçacık çiftlerinin sürgit kendiliklerinden oluşup - yokolmaları (vakum çalkalanmaları) açıklanabilmektedir. Kuantum alan kuramında parçacıkların (proton, nötron,elektron,pozitronlar, mezonlar…) kuantum vakumunda nasıl ortaya çıkıp kayboldukları henüz tam olarak anlaşılmış değildir. Ama Einstein’ ın genel görecelik ve Maxwell ‘in elektromanyetik kuramları çerçevesinde salt uzay-zaman levhasındaki mikroskopik noktalarda meydana gelen bükülmelerin atom altı ölçeklerde yeni parçacıkların oluşmasını sağlayabileceğini biliyoruz. Bu bağlamda kuantum kuramının genel görecelik kuramının ayakları üstünde durduğunu söylemek yanlış olmaz. Peki ama salt uzay-zaman levhası nedir. Işığın içerisinden yayıldığı ortam tam olarak nedir. Işık gerçekten bir şey içinde mi yayılır. Yada zaman ve uzayın çizgileri ışığın elektromanyetik alansal çizğilerinin bir ifadesimidir? kuantum alan kuramı; ışık fotonlarının yada dalgalarının yada elektron, proton, nötron.. gibi atom parçacıklarının ortaya çıkış ve kayboluş süreci hakkında tam bir fikir sahibi olmasada bu iki süreç arasında her tür parçacığın saçınıp dağılması esnasındaki devinim süreci boyunca bu parçacıklara ait davranışların bir dizi olasılık hesapları (kuantum dalga fonksiyonu) cinsinden ifade edilmesine yarayan matematiksel bir teknik dildir.
Eğer Zaman ve Işık üzerine tam bir bilğiye sahip olsaydık uzay/zaman da solucan deliklerini, boyut değiştirmeyi, karşıt yerçekimi dalgalarını, zaman kayması fenomenini, zaman yolculuğunu tam olarak anlayabilirdik. Ve uzay gemilerimizi ışık hızı ve üstü hızlarda zaman akımları boyunca yürütebilirdik. Uzay/zaman’ın düz çizğilerini istediğimiz gibi eğip -bükebilirdik. Boşluk dediğimiz alana hayali mikroskoplarımızı yöneltip baktığımızda orda bir ışık frekansı havuzunu görecektik. Mikroskopun görüş gücünü arttırdığımızda karşımıza salt uzay/zaman çizğilerine bürünmüş elektromanyetik bir köpük çıkacaktı ! Ve bu boşlukta bir var olan bir yok olan parçaçık bulutuyla karşılaşacaktık. Bu durumda kendimize sorarız ‘’bir şeye ne zaman tam olarak parçacık denir ve ne zaman bu parçacıklar boş uzayın bir ögesi olarak ele alınabilir ?'’ İşte fiziğin tüm gizemi bu atom altı ölçekteki dünyada gizlidir. Tam bu noktada ‘alan’ parçacığa, parçacık ‘ta alan ‘a dönüşür. Ve uzay-zaman çizğileri birbirine karışır. Kuantum köpüğünde, kuantum fiziğinin denklemleriyle genel görecelik denklemleri birbiri içerisinde eriyerek tek bir ‘’etki kuantumunun'’ gizli ve derin yapısını anlatan yeni bir denkleme dönüşür.Bu yeni denklemler parçaçıkları; üçboyutlu uzay-zaman kafes çizğilerinin bir dördüncü boyut doğrultusunda kendi üstüne çöküp girdaplaşarak oluşan üçboyutlu küresel ışık vorteksleri olarak tanımlar. Bu durum enerjinin maddesel bir parçacığa dönüşmesidir.Buna göre bir parçacığın yok olması o parçacığı oluşturan ‘kendi üstüne düğümlenen uzay-zaman çizğilerinin’ açılıp serbest kalması anlamına gelir.Bu bir başka anlamda maddenin enerjiye çevrilmesidir. İyi ama bu durum kendi uzay yada zaman boyutumuzun dışına çıkmak anlamına gelmez! Peki bir parçacık orijinal haliyle zaman-uzayın kapalı çizğileri boyunca nasıl yerdeğiştirebilir.Parçacıkla birlikte parçacığı yansıtan uzay-zaman çerçevesini kesip başka bir uzay-zaman çerçevesi ile kaynaştırıp birleştirmek nasıl mümkün olabilir.Belli büyüklükteki bir parçacık için kuantum vakumu dalgalanmaları hissedilmeyecek kadar zayıftır.Böyle bir parçacık kendi çevresindeki uzay-zaman kafesini bozup yönlendirerek kendisini yerçekimsel bir dalga üstünde uzay-zamanın kafes çizğileri boyunca sörf yaparcasına kaydırıp sevk edebilir. Işığın davranışını anlamak için hiperuzaya ve yüksek boyutlara açılmaktan başka çare yoktur. Benim araştırmalarım göstermiştir ‘ki ışık enerjisi uzayda yer işgal eden ve uzay dan ayrı bir dalga formu değildir. Işık enerjisi uzay dokusu yada alanı denebilecek vakum enerjisinin kendisidir. Yani buna göre ışık, uzayda yayılan bir şey değildir. Işık, zaman akımı boyunca uzaysal enerji dokusunun ‘’kaynatılarak köpükleştirilip dalgalar biçiminde'’ geçen zaman içerisinde uzayda yayılıyormuş gibi gösterime sokulan bir zaman dalgalanmasıdır. Işığın yayılması, üç boyutlu enerjinin kendini üst boyuta doğru( kendi boyutunu) açarak kendisini titreşimler biçimde uzatıp-açarak-genişleterek- enerjinin sürdürülen hareketi biçiminde kendisini bir zaman akımı olarak -göstermesinden ibarettir. Zaman akımı ve ışığın yayılması -içsel titreşim döngüsü- arasında bir bağlantı vardır.Bu formüle edilebilirse zaman akımının fiziksel bir gerçek olduğu ortaya konulabilir. Işık enerjisinin iç titreşim modlarına doğrudan bir etki ile fiziksel olarak zaman akımını yavaşlatmak hızlandırmak yada zaman akımının ilerisine ve gerisine doğru uzay/zaman da bükülmeler yaratmak olası hale gelir.
Bu kuramın kuantum biçimindeyse kabaca uzayın her noktasında bir kuantum harmonik osilatörü bulunur. Ve bu ‘’nokta'’ zaman ‘ la özdeşleştirilebilecek bir parametredir. Zamanın akım hızı ve bu harmonik osilatörün temel ışık hızıyla özdeş hız frekansı birbirine senkronizedir. Enerji ile zaman ilişkisine dair zamanın, enerjinin üretilme ‘’ritmi'’ ne daha doğrusu enerjinin kendi değerini aynen-tekrarlama (yani kendini aynen-yeniden- üretme) frekansına bağlı olduğunu bilmeliyiz. Alan, her yere dağılmış fiziksel bir sistem olduğu için, her noktada aynı dalga frekansı ‘’f ‘’ geçerlidir; böylece her noktada (uzay-zaman noktası) enerjileri h x f ‘ nin tam sayı katları olan ‘’alan tanecikleri ‘’ yani fotonlar üretilebilir.Ve alanı yaratanda yada düz uzay/zaman levhasına neden olan şeyde bu her bir nokta arasındaki eşzamanlılık uyumudur. Evrendeki herşey bu ışık titreşimlerinden bu foton noktalarından oluşur. Titreşim frekanslarında milyonlarca değişmeler vardır. Ancak, bilindiği gibi hiç bir şey ışık hızından daha hızlı titreşmez. Işığa ait her bir renk bandı yada frekansı farklı bir hızda titreşir. Bilim adamları ışığı yada evren denen bu elektromanyetik ışık havuzunu birbirinden ayrı bant ve dalga boylarındaki ışıma gamlarından ve hız frekanslarından oluşmuş bir frekans havuzu gibi görüyorlar. Biz bu alana sıfır nokta enerjisi yada kuantum boşluğu adını veriyoruz. Eğer evreni ışık hızı frekansında titreşen tek bir ışık frekansı ve dalga boyu bandı gibi görebilirsek ( tek bir evrensel dalga fonksiyonu= ZAMAN DALGASI = Bir AN ) ve evreni tek bir bütünsel yapı olarak görebilirsek Einstein’ ın salt uzay -zaman alanına ulaşabiliriz.
Böylece zaman ‘ ın akış hızı zaman/uzay salt alanının temel titreşim oranına (frekansına) ve devir adedine bağlı olmuş olur. İşte zaman/uzay salt alanının bu temel titreşim devrindeki harmonik sapmalar salt uzay/zaman geometrisinde boyutsal bir faz değişimi olan uzay/zaman eğriliği olarak karşımıza çıkar bu bağlamda yerçekiminide uzay/zamanla birlikte varolabilen bir fenomen olarak ortaya koymuş oluruz. Bir bakıma yerçekimi zaman içerisinde meydana gelen hafif bir zaman kaymasıdır. Yani yerçekimi denen uzay eğriliği, uzay alanı içerisindeki kuantum vakumuna ait her bir noktanın diğer bir noktayla olan eşzamanlılık uyumunun yitirilerek zamansal bir faz farkınının meydana gelmesi olayıdır.Ve bu da kütleçekiminin kuantum harmonik osilatöründeki titreşimsel bir sapma olarak ortaya çıktığını göstermiş olur. Böylece ‘’uzay/zaman çizğilerine bağlı bir maddeyi'’ oluşturan atom-altı zerrelerin elektromanyetik enerjisini hızlandırarak bir tür zaman kayması etkisi denebilecek boyutsal bir faz değişimi yaratabiliriz. Ve böylelikle PHİLADELPHİA DENEYİ’ nde sözü edilen geminin, ‘’alansal enerjilerin karşılıklı rezonansı ve çatıştırılması ilkesiyle'’ maddenin (geminin) zaman fazında da bir değişme yaratabilmemiz ve geminin ortadan kaybolması olanaklı hale gelmektedir. Bu deney bir yalan yada bir fantezi ürünü olsada bu düşünce bir gerçektir! Zamanın zaman yolculuğuna ilişkin niteliğini açıklarken şu iki soru vardır: Birincisi zaman nelerden oluşur sorusu -birbirine kopmaz zincirlerle bağlı tarih örgüsünden mi ya da üstüste veya yanyana konmuş “AN” lardan mı?
Bir dördüncü boyutta üst-üste binen ya da yanyana gelen iki ayrı zaman dilimindeki- iki ayrı olayı -üç boyutlu zihnimizle hayal edebilmek oldukça güçtür.Zaman’ı fiziksel bir uzunluk olarak görebilmeyi başardığımızda onu eğip-bükerek geçmişin ve geleceğin fiziksel noktalarıyla bitiştirebileceğimiz gerçeği ortaya çıkar. Zaman, çok plastiksi bükülüp-katlanılabilen bir akıştır, bir boyuttur ya da bir uzamdır derken ‘zaman fenomeninin’ enerji alanlarına bağlı bir titreşimsel ritmin yansıması olduğunu bilmeliyiz.Uzaya bağlı bu farklı zaman frekanslarının -birbirine devreden zaman titreşimlerinin- uzayda yaratılacak güçlü elektromanyetik uyaranlar karşısında birbirleriyle senkron hale gelebileceğini ve bu frekansların üstüste binip çatışabileceğini ifade etmek istiyorum.Dev elektromanyetik düzeneklerce ‘uzay-zamanın enerji vakumu’ içerisinde yaratılan çatışma alanlarının ortasına düşen insanlar ve cisimler, gemiler ve uçaklarda uzay-zamanın makroskopik ölçeklerde kendi üstüne bükülüp- eğrilen çizğilerince zamanda ya da mekanda kaymalara uğrayabilirler. Aslında zaman boyutlarının dördüncü boyutta asılı duran elektromanyetik bir frekanslar bütünü olduğunu kavradığımızda, katı sandığımız, gerçek dediğimiz tüm yaşamımızı paylaştığımız herşey tüm binalar, bu gezegen, yıldızlar, hatta uzay boşluğunun kendisi bile ve hatta tüm bunları yansıtan-içine alan ‘Geçmiş-Şimdi-Gelecek’ dediğimiz zaman kalıplarının bile dev bir elektromanyetik seraptan başka bir şey olmadığını idrak ederiz.Bu bilgi bize kendi zaman boyutumuzu nasıl etkileyerek değiştirebileceğimize dair derin bir öngörü sunar! Sonuçta basit bir anlamda zaman makinesi modeli yüksek güç ve frekanslarda elektromanyetik alanlar üreten bir araç olarak karşımıza çıkar. Bu araç kendi alansal enerjisiyle ‘’bir alan frekansı yapısında olan zaman’a'’ doğrudan etki ederek bir tür frekans bandı yapısında olan zaman dalgaları(boyutu) içerisinde ileri ve geri yerdeğiştirebilir. Zaman’ın, maddeyi oluşturan enerjinin titreşimsel bir ritmi oluşu, zaman’ın maddeden ayrılmaz olması anlamına gelir.Zaman burada, maddesel oluşumun yapısına karışan bir öğe durumundadır.Öyleyse enerji denetimi ile zaman’ın akışıda(ritmi) denetlenebilir.Ayrıca konuya şöyle bir yaklaşımda da bulunabiliriz; Evren, doğa, insan ve zamanı ayrı ayrı düşünmek yerine, hepsini içiçe düşünmek ve bir bütünün parçaları gibi algılamak gerekir.Öncesiz ve sonrasız zamanı, evrenin yaratılışına paralel olarak düşündüğümüzde ortaya evrensel zaman çıkmaktadır.Bu zaman kavramı, herşeyi içine alan bir karekterdedir.Zaman deyince, insan aklının sınırlarını zorlayan zaman kavramı budur.Aslında tüm evren tek bir evrensel zaman dalgası kalıbı içerisnde kendini gösterir.Fakat zaman o kadar plastiksi bir yapıdadır ki evrendeki madde ve enerji dağılımına bağlı olarak farklı yerlerde farklı hızlarda akarak zaman/uzay çerçevesini delmeyecek şekilde esneklikler gösterebilmektedir.Yani temel zaman dalgası harmonik sapmalar ve esnemeler yapmaktadır.Ama hiç bir madde ve enerji olağan koşullar zorlamadıkça temel zaman alanının dışına çıkmaz.
Her varlığın yapı ve konumları itibariyle, izafi zamanları vardır.Zaman, evren boyunca ne kadar esneyip kasılsada ‘’zaman’ı'’ heryerde geçerli olmak üzere genel bir an olarak nitelemek yerinde olur.Buradan hareketle, doğası açısından zamanın tekliği ve sabitliği söylenebilir.Zaman boyutlar içinde farklılıklar gösterir.Bizim için çok önemli olan zaman olgusu, farklı bir boyutta belki hiç önemli olmayacaktır.An,evrenin heryerinde şimdi değildir.Her yerin, her sistemin kendine özgü bir zamanı vardır.Bu nedenle, bir olayla ilgili, her sistemin yaşamakta olduğu zamanı, bu sistemin diğer sistemlere olan relatif, yani izafi durumunu belirlemezsek,o olayın şimdi ve bu anda olduğunu söylememiz imkansız olur.Bizim için şimdi ve sonra kavramları, başka bir boyutta, farklı bir şimdi ve sonra kavramı haline dönüşür.O halde bizim için “an” şimdi olmakla birlikte,başka bir boyutta şimdi değildir.Acaba evren insanın bildiği üç boyuttanmı oluşmuştur?Başka boyutlar varmıdır?Ancak zaman, mekan içinde bir dördüncü boyuttur.Evet başka zaman/uzay süreklilikleride vardır.Zaten boyut farkına neden olan şey farklı zaman akış hızları yada farklı zaman fazları denen şeydir. Aslında ne ilginçtirki kendi zaman ve mekanlarına sahip farklı boyutlar burda bizim zamanımızda kesişiyorlar. Yani iç-içe farklı boyutsal realiteler vardır.Ve her boyut bir temel titreşim düzeyini(temel zaman alanını) ifade eder.Buna göre bu boyutlardan birine ait bir maddenin titreşim frekansının bir şekilde diğer boyutlardan etkilenerek bir anda diğerine atlaması anlaşılmaz birşey değil! Cisimler bir anda başka bir boyuta geçiyor ve sonra yeniden kendi boyutunun frekansına dönüyor.Zaman frekansları bizim şu anımızdan geçmiş ve geleceğe doğru açılan bir zaman çizgisini oluşturmakla birlikte, Şu AN’ın zaman frekası dalgasını genişletecek olursak bizim geçmiş ve geleceğimizde yer almayan farklı bir uzay/zaman sürekliliği içerisine doğru kendimizi kaydırmış oluruz.Bu zamanda yolculuk değildir.Sadece farklı bir paralel evrene geçiştir.Oranın kendine göre farklı bir zaman akış hızı vardır. O boyut bizim zaman/uzay sürekliliğimizden ayrı bir maddesel realitedir.
Bilinmelidir ki geçmiş, gelecek ve şimdi, ardardına gelen, devreler halinde birbirini takip eden titreşimler serisidir.Şimdi’ki zaman’ı belirleyen titreşim dalgasının genliği-dalga boyu ve vuruş genişliği üstünde bir sapma yaratarak zaman frekansları arasında karışıklık yaratarak bir zaman diliminden diğerine sıçrayabiliriz. Zaman çizğisinin kendisi üst- üste binen üç boyutlu elektromanyetik frekanslardan kurulu bir hologramlar bütününü temsil eder. Her bir AN bir uzay/zaman hologramı’nı ifade eder. Bu hologramın fiziksel yapısı ‘üç boyutlu elektromanyetik bir ışık havuzu’ olarak görülmeli. Matematiksel olarak nokta hareketle çizğiyi, çizği hareketle yüzeyi meydana getirdiği gibi AN’sal noktalar( biribirine devreden titreşimsel atmalar)da hareketle zaman çizğisini meydana getirir. Ve böylece üstüste binerek, yanyana gelerek birbirini tamamlayan boyutlar silsilesi ortaya çıkar.
Aslında içinde bulunduğumuz gerçeklik zaman yolcuları tarafından binlerce kez değiştirilmiş orijinal gerçekliğin çarpıtılmış bir hali olabilir.İnsan anıları ve belleği de zaman ve uzay matriksinin bir parçası olduğu için zamanın içindeki insan bu değişikliği asla fark edemez! Bize sanki geçmiş hep aynı geçmiş gibi gelir.Ama ‘gerçek’ görmek istemeyeceğiniz kadar esnek, kaotik ve plastiksi bir yapıdır. Sonsuz geçmiş ve gelecek birbiriyle kuvantum vakumu düzeyinde grift bir bağlantı içerisindedir. Geçmiş ve gelecek iç içe frekanslar halinde yaşanır. Geçmiştekiler bizi kendi ‘’şimdi'’ lerinden algılayabilecekleri gibi bizde şimdiden geleceğe ait görüntü, ses ve bilgileri yakalayabiliriz. Tarihin değiştirilebileceği düşüncesi çatallaşan zaman/tarih düşüncesini de beraberinde getirir. Yani geçmişi değiştirirseniz, özgün zaman akışına -ki özgünlügü her zaman bir soru işareti taşır zaman yolculuğu olasılığının kabullenilmesiyle beraber- paralel yeni bir zaman akışı oluşabilir.. Nazi Almanya’sının dünya savaşını kazandığı bir tarih bunun olmadığı bir tarihle yanyana ayrı bir evren olarak var olabilir. Bunlara en iyi örnekler “alternatif tarih” öyküleridir. “Paralel dünyalar” ya da “paralel zamanlar” evrenin ve zamanın, zaman yolculuğuna izin veren yapısını açıklar.Aslında bir gerçeklik ve tek bir dünya vardır.Fakat olası potansiyeller sonsuzdur.Yani belki dünyada ilk söyleyen kişilerden biri olacağım fakat zamanın derin sırrını anlayanlar sanıldığı gibi aynı AN’da bir çok alternatif dünyanın illede bir arada olmasına gerek olmadığını anlayabilirler.Sanıldığı gibi bir yerlerde varolduğu sanılan ‘’alternatif zaman çizğileri'’ sadece matematiksel olarak evrenin olası eğilimleri dizgesinin soyut bir ölçümü olarakta varolabilir. Fakat gerçekte olan tek bir dünyadır, bir çok dünya gerçeği değil..! Söz konusu olan tek bir gerçekliktir.
Çok güçlü elektromanyetik dalgalarla uzay/zamanın bir noktasında yaratılacak elektromanyetik fırtınalar uzay/zaman geometrisini bozarak başka boyutlara doğru yerçekimsel bir tünel etkisi denen uzay/zamansal bükülmeleri yaratabilir.Yoğun elektromanyetik alanlar altında uzay/zamanın düz çizğileri bir dördüncü boyuta doğru ‘’eğrilip sipiralleşerek / bükülerek'’ uzay/zaman çizğilerinin burulmasından oluşmuş yerçekimsel bir girdap etkisi ya da bir çeşit tünel etkisi’ ne (solucan deliği) neden olur. “Zaman’ın var olduğu hangi anlamda söylenebilir?”
Çünkü Aristo’ya göre kaba bir tanımla sadece şekil ve maddenin karışımı olan şeylerin var olduğu söylenebilir.Geri kalan her şey bunlara atfedilen niteliklerdir.Zaman bir cismin (mesela bir saatin ya da yıldızların) hareketleri ile tanımlanır daha doğrusu bu “hareketlerin sayısıdır zaman”.Bununla birlikte hareket cisimlerin bir niteliğidir Öyleyse zaman da cisimlerin bir niteliği olmalıdır.Yani bir uzayda cisim yoksa orada hareketten bahsedilemeyeceği gibi zamandan da bahsedilemez.
Plotinus bu tanıma pek çok bakımdan karşı çıkar.Herşeyden önce ona göre zaman bir sayı sırası değildir ancak sayılarla “numaralanan” şeydir. İkinci olarak ona göre zaman harekete değil,hareket zamana ihtiyaç duyar.Çünkü hareket bir cismin sürekli bir “anlar serisi” içinde sürekli bir noktalar serisinde bulunmasıyla gerçekleşir.Yani Plotinus’a göre cisimler dursa bile zaman akmaya devam eder,hareket de durgunluk da zaman içinde yer alan şeylerdir fakat zaman hiç birşey içinde yer almaz.
Esasında Aristotales de tanımındaki bir eksikliğin farkındadır ve şöyle yazar:”Zamanı hareketle ölçüyoruz ve hareketi de zamanla…”
“Zaman” dediğimiz (Einstein’ın 4. boyut adını taktığı) kavram, tamamen enerji - madde ve mekan üçlüsüne bağlı bir gelişimdir; madde - enerji - mekan sistemleri sabit, değişmez kalırlarsa, zaman diye bir şey oluşmuyor. “Olay” dediğimiz kavram, bir enerji akımı veya aktarımını yansıtır. Sokaktaki insanların ve diğer öğelerin bir an için her türlü enerji dönüşümünü kestiklerini düşünün: Hiçbir insanın hiçbir hücresi enerji alış-verişi yapmayacak; dolayısıyla hiçbir organı hareket etmeyecek ve insanlar bir heykel gibi o anki konumlarında donup kalacaklar; dünya dönmeyecek, sıcaklık değişmeyecek, hava hep aynı aydınlık derecesinde kalacak, rüzgar olmayacak, vs.. Bunun anlamı, her türlü enerji akışının durmuş olması ve hiçbir “olay” olmamasıdır. Düşünün, yukarıda anlatılan film şeridinde sahnelerde hiç bir değişiklik olmasa, her sahne bir diğerinin aynı olsa, “zaman” denilen farklılaşma belirtisi nasıl algılanabilirdi? Bir insan hiç değişmese, çevresindeki hiç bir şey değişmese, güneş hep aynı konumunda kalsa, ağaçlar büyümese, rüzgar esmese, kısacası, her şey bir resim gibi dondurulmuş olsa, zaman kavramıyla neyi kastedecektik? Dolayısıyla, “zaman”, madde -enerji- mekan üçlüsü arasındaki değişim ve dönüşümün göstergesidir. Değişim ve dönüşüm, enerjinin bir yerden başka bir yere akması sonucu oluşan bir olaydır. Bu değişim ve dönüşüm hem canlılar hem de cansızlar aleminde vardır; değişim ve dönüşümün kısa tanımı da “EVRİM” olduğuna göre, evrim hem canlılar aleminde, hem de cansızlar aleminde söz konusudur. Dolayısıyla, evrim(değişim) zaman kavramının eş anlamlısı olmaktadır.Bu anlamda ‘’hareket -enerji ve zaman'’ aynı şeyi ifade eden üç kavramdır.Bu üç kavram tek bir kavramda birleşir bu kavram IŞIK ‘tır.
15 Ağustos 2006
İnsanoğlu hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçirir ki bu da 60 senelik bir ömrün 20 senesi demektir. Eski çağlardan beri insanları ilgilendiren rüyalara ilkel toplumlar da çok önem verilmiştir. Rüyaların, korkulan tanrılar tarafından verilen armağan veya cezalar olabileceğine inanılmıştır. Daha sonra kahinler rüyaları açıklamaya, yorumlamaya başlamışlardır. İlk rüya yorumcularının ne zaman ortaya çıktıkları da belli değildir. Ancak Babil’in kahinlerinin büyük ün yaptıkları bilinmektedir. Kaldeliler, Astroloji vb. nin yanı sıra rüya yorumlarında da başarı kazanmışlardır. Zamanla belirli rüyaların anlamları da kesinleşmiştir. Eski Mısırlılar, eski Yunanlılar ve Araplar rüya yorumlarıyla ilgili kitaplar yazmışlardır.
İnsanoğlu hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçirir ki bu da 60 senelik bir ömrün 20 senesi demektir. Uyku, günlük çalışmalardan yorgun düşen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Ünlü ruhbilimci Sigmund Freud’un da araştırmalarının büyük bölümünü oluşturan uyku sırasında, kişinin bilinç altında düşüncelerinin, özlemlerinin ya da isteklerinin bir film şeridi gibi göz önünden geçtiği varsayılır ki buna Rüya adını verilir.
Freud’a göre bilincin gizlediği, tamamen sakladığı olgular ortaya çıkabilmek için yol aramaktadır. Bunlardan bazıları da rüyalar haline girerek kendilerini gösterir. Freud’un yolunda ilerleyen doktorlar da günümüzde rüyalara önem verip, rüyaları bilimsel olarak açıklayarak hastalarını tedavi etmektedir.
Bazı soyut kavramların açıklamaları bilimsel bir zemine oturtularak ifade edilebildiği halde, rüya kavramını bu şekilde açıklamak pek mümkün görünmüyor. Ancak bunu bilimsel verilerle değil de, dinsel yönden açıklanabildiği de bir başka soyut gerçektir. Bu açıklamaya göre ruh bedenden ayrıldığı zaman, yaşanan olayların tümüne rüya diyebiliriz. Rüyaların Süresi
Rüyalarda yaşananlar inanılmayacak kadar hızlı gelişir. Bir kaç dakikalık rüya esnasında bile çok uzun sürdüğünü sanılan garip, şaşırtıcı ve çok değişik olaylar birbirlerini izler, bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmaz. Ancak zaman kavramını, uyandıktan sonra beyinin öğretileri ve alışkanlıkları doğrultusunda saptadığımız bir anlar toplamıdır sadece.
Bilimadamlari rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varamamışlardır. Bir kısmı rüyaların sadece birkaç saniye sürdüğünü iddia ederken, diğer bir kısmı da saatlerce devam eden rüyaların olduğu fikrindedir. Bu tartışmalar sırasında Dr. B. Klein adında Amerikali bir bilimadamı bir araştırmaya başlamış ve gönüllü olarak seçtiği kişileri hipnotize ederek uyutmaya başlamıştır ve belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinleyerek, bir rüyanın 20 saniyeyi geçmeycek kadar kısa sürdüğünü belirlemiştir. Dr. Klein’ın sürdürdüğü bu araştırmanın sonunda en uzun rüyanın 90 saniyeyi geçirmediği ortaya çıkmıştır.
Rüyaların Türleri
Uzmanlara göre uyku birkaç devreden oluşmaktadır. Uykusu gelen insan yatağına yatar ve gözlerini kapatır. Kısa süre sonra göz kapakları belli belirsiz titremeye başlar. İnsan o sırada uykuya dalmış ve rüya görmeye başlamıştır. Uyumak için alınan bir takım uyku ilaçları rüya da görülmesini engelleyebilir. Ancak ilaç almadan uyuyan herkes mutlaka rüya görür. Rüyalar renkli ya da siyah beyaz olabilir. İnsanların çoğu, siyah beyaz rüya gördüklerini söylemektedir.
- Kafası yorgun, devamlı bir konuyla ilgilenen kimse uyuduğunda rüyasında karmakarışık şeyler ya da ilgilendiği, önem verdiği konuyu görebilir. Bu tür rüyalar yorumlanmazlar. Örneğin, televizyonda veya başka bir yerde heyecanlı bir sinema izleyen kişi rüyasında aynı şeyleri görebilir. Bu durum sadece etkisinde kalmaktır ve gerçek rüya değildir.
- Kabus veya karabasan denilen rüyadır, genellikle iyi başlar. Uyuyan kimse hoş bir olay ile ilgilendiğini görür ve sonra bu rüya birden korkutucu bir hal almaya başlar. Güzel görüntü değişerek insana dehşet verir. Kabusların açıklamasını sinir doktorları ve psikanalistler yapmaktadır. Kabusları, rüyada bir kez görülen korkutucu sahnelerle karıştırmamak gerekir. Karabasan gören insan korkar. Bir ara rüyada olduğunu hissederek uyanmak ister. Bunu başaramaz veya uyandığını zanneder ama bu sırada kabus devam eder. Her insan ömründe birkaç kez kabus görebilir.
- Olduğu gibi çıkan rüyalar, genellikle sezgisi güçlü olan kişlerin rüyalardır. Örneğin rüyasında gördüğü ahbabını kısa bir süre sonra o gerçekte görebilir bu kişiler. Buna “Gerçek Rüya” adı verilir. Böyle rüyalar görenler, dikkatli davranmalıdırlar. Gördükleri şeyleri iyi değerlendirmelidirler.
- Uyuyan kimse rüyasında birçok şey görür ve sabah uyandığında da bunlardan bazılarını anımsar ki bunlar yorumlanabilir. Rüya tabiri denilen şey, dördüncü tür için gereklidir daha çok. Sabah uyanıldığında akılda kalan ve hatta insanı etkileyen rüyalar yorumlanabilir
15 Ağustos 2006
Kolesterol hakkında bilmek istediğiniz tüm bilgilere yazımızın devamından ulaşabilirsiniz.Kolesterol kan dolaşımında yer alan ve yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol vücudun hemen hemen her bölgesinde bulunur. Çünkü kan dolaşımı ile en uç noktalara kadar erişebilmektedir.Vücut kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretebilmektedir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir.
Fazlası vitaminler gibi dışarı atılmadığı için de kullanılamayan ve dışarı atımı olmayan her madde gibi vücuda zarar vermektedir.Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa vücut tarafından kullanılamayan kısmı kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, geçiş yolunun daralmasına (ki buna arteriyoskleroz denilir) yol açabilmektedir. Arteriyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum… gibi maddeler de birikir. Halk arasında, arteriyoskleroz yerine damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır. Damarlar kanın vücutta dolaşımının yapıldığı bir ağ dizisidir.Temiz kanın ardan ve dokulara iletilmesini, kirli kanında toplardamarlar aracılığı ile kalbe ve oradanda akciğerlere ulaşmasını sağlarlar. Bu özellikleri başta gelen damarlar içerisinde kolesterolün birikmesi ve damar çeperine tutunması akışın sekteye uğramasına sebep olmaktadır.Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar belirmektedir. Örneğin, kalbi besleyen atardamarlarda (koroner arterler) kolesterol birikimi olursa, göğüs ağrısı, kalp krizi gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi ise, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Kalp ve damar hastalıkları, Türkiye’de ve diğer ülkelerde ölümlere ve kalıcı sakatlıklara yol açan yaygın sorunlardır. Kalp damar cerahi bölümü hastalarının çoğu yüksek kollesterozise bağlı şikayetlerle ilgilenmektedir.Türkiye’de, 9 milyon kişide kan kolesterol düzeyi sınırda yüksek (198-240 mg/dl) ve 3 milyon kişide yüksektir (260 mg/dl ve üstü). Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında, kalp ve damar hastalıkları ilk sıradadır ve yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık gibi sorunların düzeltilmesi ile bu ölümler önlenebilir veya geciktirilebilir. Bu nedenle, Dünya Sağlık Örgütü, kalp ve damar hastalıklarını 1 numaralı insanlık düşmanı ilan etmiştir. Kalp ve damar hastalıklarını kolaylaştıran faktörlere, kardiyovasküler risk faktörleri adı verilir. Kanda, kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması, hasta için risktir ve kolesterol yüksekliği bir kardiyovasküler risk faktörüdür. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda, kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Kolesterol, yağımsı bir maddedir. Normal koşullarda, yağ suyun içinde çözünmez. Kolesterol de su özelliklerini taşıyan kanda normal koşullarda çözünmez. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Değişik tipte lipoproteinler vardır bunlar;
- LDL (Low Density Lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein): Kötü huylu kolesteroldür.
- HDL (High Density Lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein): İyi huylu kolesteroldür.
- VLDL, IDL ve şilomikronlar.
Yağ metabolizması bozukluğu olan hastaların yaptırdığı diğer bir kan incelemesi de trigliserid ölçümüdür. Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Kan trigliserid düzeyi ile arteriyoskleroz arasındaki ilişki, kolesterol kadar belirgin değildir. Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması, hasta için risk taşır. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda, kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.
20 yaşın üzerinde
Kan kolesterol düzeyi
< 200 mg/dl İstenilen Düzey
200-239 mg/dl arası Sınırda Yüksek
> 240 mg/dl Yüksek
Kan LDL-kolesterol düzeyi
< 130 mg/dl İstenilen Düzey
130-159 mg/dl arası Sınırda Yüksek
> 160 mg/dl Yüksek
Kan HDL-kolesterol düzeyi
< 35 mg/dl Düşük
Kolesterol >200mg/dl veya
LDL-kolesterol >130mg/dl veya
HDL-kolesterol < 35 mg/dl ise RİSK FAZLADIR DENİLEBİLİR.
HDL-kolesterol yükseldikçe risk azalır.
Ortalama HDL-kolesterol düzeyi,
- kadında 55 mg/dl
- erkekte 45 mg/dl’dir.
Yani kadınlar bu yönden daha şanslıdır.
Kan trigliserid düzeyi
200-400 mg/dl arası Normal
400-1000 mg/dl arası Yüksek
> 1000 mg/dl Çok Yüksek
Kanda kolesterolün yüksek olması, yağ metabolizması bozukluğudur. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken işlem, kan alınarak öncelikle kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol ve trigliserid düzeyi ölçülmesidir. Tedaviye karar vermeden önce, bu değerler en az 2 kere ölçülmelidir.
Tedavi düzenlenirken öncelikle LDL-kolesterol düzeyleri temel alınmalıdır. Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları önlenebilir niteliktedir. Bunlardan bazıları şöle sıralanabilir;
- Kalıtımsal faktörler
- Yediğimiz gıdalar
- Şişmanlık
- Stres gibi faktörler kolesterolü ve kötü huylu kolesterolü yükseltir.
Düzenli egzersiz, iyi huylu kolesterolü yükseltir ve kötü huylu kolesterolü azaltır.
60-65 yaşa kadar, yaşla birlikte kolesterol düzeyi artar.
Kadınlarda, menopozdan sonra kolesterol düzeyi artar. Bazı hastalıklarda kolesterol düzeyi yükselir. Bu hastalıkları ikiye ayırarak incelemek mümkündür:
1. Kalıtsal yağ metabolizması hastalıkları
2. Diğer hastalıklar
Hipotiroidi (Tiroid bezinin yetersiz çalışması)
Karaciğer hastalıkları
Nefrit (Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları)
Şeker hastalığı
Ayrıca, şişmanlık ve bazı ilaçlar da, yüksek kolesterole neden olabilir.
Kolesterol Riski Nedir?
Kolesterolü yüksek hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından birisidir. Kolesterolü yüksek hastalarda, kolesterol yüksekliği dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Aşağıda kardiyovasküler risk faktörleri özetlenmiştir:
- Hipertansiyon
- Lipid (yağ) metabolizması bozukluğu, Kolesterol yüksekliği
- Sigara
- Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)
- Şişmanlık
- Fiziksel aktivite azlığı ve sedanter yaşam
- Yüksek hematokrit
- Artmış trombojenik faktörler
- İleri yaş
- Erkek cinsiyet
- Aile öyküsü
- Tip A kişilik yapısı
- Östrojen eksikliği
- Alkol yoksunluğu
- Fibrinojen yüksekliği
- Ürik asit yüksekliği
- Lipoprotein (a)
- Belirgin beyin, kalp, böbrek veya damar hastalığı
Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem büyük hem küçük tansiyonun yükseldikçe kardiyovasküler risk artmaktadır. Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır.
Lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Yapılan tüm büyük çalışmalarda, serum kolesterol düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişki gösterilmiştir. HDL-kolesterolün düşüklüğü de bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Diyetin kolesterol içeriği ile kardiyovasküler risk arasında da doğrudan ilişki vardır.
Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki, birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak şişman hastalarda, hipertansiyon, fiziksel aktivite azlığı, diyabetes mellitus (şeker hastalığı) ve lipid metabolizması gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerine da daha sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörler, şişmanlığın bağımsız etkisini maskeleyebilir.
Günümüzde, şişmanlık tanım ve sınıflandırmasında, beden kitle indeksi kullanılmaktadır.
Yetersiz egzersiz, kardiyovasküler riski arttırır. Öte yandan sedanter yaşam, kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolunu zorlaştırır. Düzenli egzersiz yapanlarda, koroner arter hastalığı riski de azalır.
Diyabetes mellitus (şeker hastalığı), iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizmasi bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır.
Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye’deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir.
Tip A kişiliğine sahip kişiler, mükemmeliyetçi, obsesif, hırslı ve gergin bir özellik sergilerler
Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol, yavaş yavaş (yıllar içinde) damarların duvarında birikir. Bu birikim sonucu damarlarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Bu durum, bir su borusunda pisliklerin birikmesine benzetilebilir. Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar.
Kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular, çoğu zaman ani kolesterol yükselmesine bağlı değildir, uzun süreli kolesterol yüksekliğinin damar duvarında kolesterol birikmesine yol açmasının sonucudur. Yani kolesterolünüz şu andaki değerinin 2-3 katına yükselse ve 3-4 saat yüksek kalsa size bir zararı olmaz. Asıl sorun, sizde daha önce uzun süreli kolesterol yüksekliği olmasıdır.
Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikimi, bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu, göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olur. Bunların sonucu, hasta koroner by-pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) veya anjiyoplasti (balonla daralmış koroner arterin genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyabilir. Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması, felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açar.
Böbrek damarlarında kolesterol birikimi, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Ana atardamarda (aort) kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol birikintileri, daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilirler: Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak kangrene yol açabilirler.
Kolesterol yüksekliğine bağlı sorunlar ortaya çıktığı zaman, hasta geç kalmış olabilir; bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yükselmişse düşürmek çok önemlidir.
Kolesterol ve yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Yani kolesterol yüksekliği yüksek tansiyona, yüksek tansiyon kolesterol yüksekliğine yol açmaz. Ancak ikisinin de hedefi ve zarar verdiği yer aynıdır: Kan damarları.
Yüksek tansiyon, kan damarındaki basıncı yükselterek aşınma, yırtılmalara neden olur. Bu durum su borusu içindeki basıncın artmasına bağlı sorunlara benzetilebilir. Yüksek kolesterol de, damar duvarında kolesterol birikimine yol açarak damarlarda daralma, tıkanmalara yol açar. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği kan damarına diğerinin verdiği zararın şiddetini arttırır ve ortaya çıkmasını çabuklaştırır. Bu nedenle, hem kolesterol yüksekliği hem de yüksek tansiyon tedavi edilmelidir.
Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak gösterilmiştir. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır.
Tedavi 2 aşamada gerçekleştirilir:
1. İlaç dışı tedavi
2. İlaç tedavisi
Her hasta için tedavi farklılıklar taşır. İlaç dışı tedaviler kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaç tedavisi, kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.
Tedavide hedef belirlenirken LDL-kolesterol düzeyinin esas alınması tercih edilir. Hedef LDL-kolesterol düzeyi, hastada kalp ve damar hastalığının olup olmadığına göre değişir.
A. Kişide kalp ve damar hastalığı yoksa, LDL-kolesterol düzeyinin 130 mg/dl’nin altına düşürülmesi yeterlidir.
B. Kişide kalp ve damar hastalığı varsa, hedef LDL-kolesterol düzeyi, 100 mg/dl’nin altı olmalıdır. Yani kalp krizi geçirmişseniz, koroner arter daralmasına bağlı göğüs ağrınız varsa, koroner damar ameliyatı geçirmişseniz, koroner arterler balon ile genişletilmişse, beyine, böbreğe, bacaklara giden damarlarda kolesterol birikimi varsa, hedef LDL-kolesterol düzeyi, 100 mg/dl’nin altıdır.
İlaçsız tedaviler yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da isimlendirilir. Yüksek kolesterol tedavisinde en önemli konu, ilaçsız tedavilerdir, kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaçsız tedavilerde yapılan ihmal, kolesterol düşürmek amacı ile kullanılan ilaçların başarısını da azaltır.İlaçsız tedavilerin başında, beslenme alışkanlığının değiştirilmesi gelir.
Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Sigara da kolesterol yüksekliği gibi bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Sigara ayrıca akciğer kanseri, akciğer hastalığı, beyin kanaması ve birçok kansere de zemin hazırlar.
Hastada yüksek tansiyon varsa, yüksek tansiyon tedavisinde geçerli olan ilaç dışı tedaviler ihmal edilmemelidir. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinde uygulanan ilaç dışı tedaviler birbirine benzerlik gösterir. Yüksek tansiyonlu hastalarda, ilaveten beslenme ile alınan tuzun da azaltılması gerekir.
Şeker hastalığı kontrol altına alınmalıdır. İnsülin kullanmak gerekiyorsa kaçınılmamalıdır.
Şişmanlık kesinlikle kontrol altına alınmalıdır. Şişmanlık tedavisi için bazı ipuçları, varsa da kişi kendisinin doktorudur mantığı ile kendi zayıflama yönteminizi mevcut programlardan yola çıkarak kendi başınıza oluşturmalısınız.
Düzenli egzersiz HDL-kolesterolü (iyi kolesterol) yükseltir, LDL-kolesterolü (kötü kolesterol) düşürür. Hastalar, düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmelidirler. Haftada, en az 3, tercihen 5 kez, 30-45 dakika süre ile yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme gibi sporlar yapılmalıdır.
Alkol, HDL-kolesterolü yükseltir, ancak alkolün insan sağlığı ve sosyal yaşantı üzerine çok sayıda olumsuz etkisi olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, alkol alımı kesinlikle sınırlandırılmalıdır. İzin verilen etil alkol miktarı, erkeklerde günde 30 ml, kadınlarda günde 15 ml’dir.30 ml etil alkol, 720 ml bira, 300 ml şarap, 60 ml 100 derece viski ve 60 ml rakıda bulunur. Yüksek kolesterol tedavisinin olmazsa olmaz koşuludur. Vücut, gereksinimi olan kolesterolü, kendisi üretebilir, bu nedenle, diyetle kolesterol almaya gerek yoktur. Beslenme konusunda tedavi planı, beslenme uzmanı ile birlikte yapılmalıdır. Doymuş yağlardan ve kolesterolden fakir diyet seçilmelidir. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazladır, bu nedenle, sıvı yağlar tercih edilmelidir.
Genel olarak sebze, meyve ve hububat tercih edilmelidir.
Kızartmalardan kaçınınız.
Kırmızı et yerine beyaz eti tercih ediniz.
Yüksek tansiyonunuz varsa kullandığınız tuzu azaltınız.
Karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolü fazla olan etlerden uzak durunuz.
Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine de dikkat edilmelidir. Yağı azaltılmış peynir, sütü tercih ediniz. Diyet peynir, diyet süt kullansanız bile bunları sınırlı miktarda tüketiniz. Fındığın kalp sağlığı üzerine olumlu etkileri olduğu araştırmalarla ispatlanmıştır. 1998 yılında yayınlanan, 86.000 hastayı içeren, 14 yıllık takibi olan bir çalışmada, haftada en az 140 gram fındık yiyenlerde, kalp ve damar hastalıklarına daha az rastlandığı belirtilmiştir. Yapılan başka çalışmalarda da, fındığın iyi kolesterolü yükselttiği ve kötü kolesterolü düşürdüğü gösterilmiştir. Ancak fındığın fazla tüketilmesinin de, kilo alınmasına yol açacağı unutulmamalıdır. Sağlıklı beslenme, zayıflamanın temel noktasıdır. Gün içinde sık ama az miktarda yenmelidir. 1 saatte yarım kilo, 1 haftada 7 kilo, Arjantin diyeti, son şans diyeti vb. reklamlara aldanmamak gerekir. Kısa sürede aşırı kilo vermek sorunlara yol açabilir. Suyun kalorisi sıfırdır ve kilo almada hiçbir etkisi bulunmamaktadır.Kilo verirken acele etmemek gerekir. Unutmayın ki, bu kiloyu 2 haftada almadınız, bu nedenle de, 2 haftada vermeye çalışmayın. Vereceğiniz kilo, haftada 1-1.5 kilogramı geçmemelidir. Bir yılda toplam vücut ağırlığınızın % 10’unu vermeniz yeterlidir. Kilo vermek için beslenme alışkanlığı değiştirilmeli ve egzersiz yapılmalıdır. Kilo vermeyi kolaylaştıran ilaçlar, piyasada mevcuttur. Bu ilaçlar kesinlikle doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Bu ilaçların kullanılması ve sağlıklı beslenme birbirini tamamlayan tedavilerdir. Kilo vermek, verilen kiloyu geri almamaktan daha kolaydır. Zayıflamanın kolesterol, şeker hastalığı, ruhsal durum, hipertansiyon üzerine de olumlu etkisi vardır. Tekrarlayan zayıflama ve şişmanlama, kalp hastalığı ve ani ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Alışkanlıkların değiştirilmesi, kilo vermenin temel çözümüdür. Herkesin mutlaka değiştirmesi gereken ve değiştirmesi de zor olmayan alışkanlıkları vardır. Bu konuda yararlı olabilecek bazı ipuçları:
- Gazete, kitap okurken bir şey yemeyin
- Televizyon seyrederken bir şey yemeyin
- Karnınız açken mutfak alışverişi yapmayın
- Alışverişe çıkarken liste yapın, liste dışında yiyecek almayın
- Öğün atlamayın
- Sadece açken yemek yemeye çalışın
- Diyetinizi bozduğunuz için suçluluk duymayın, önünüzde başka öğünler olduğunu unutmayın
- Gıdaların yağ, tuz, kalori içeriğine dikkat edin
- Egzersiz yapın
- Açık büfe tarzı yemeklerden uzak durun
- Evinize gelen misafirlere yaptığınız ikramı azaltın
- İştahlı arkadaşlarla yemeğe oturmayın
Yağ metabolizması bozukluklarını düzeltmek amacı ile çeşitli ilaçlar geliştirilmiştir.
- Statinler
- Safra asidi bağlayıcı reçineler
- Nikotinik asit
- Fibratlar
Bu ilaçlara ne zaman başlanacağı, ne kadar süre kullanılacağı ve hedef kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid düzeyleri, kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.
1 Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken diyeti önemsememek
2 Doktor randevusuna gitmeden birkaç gün-hafta önce, diyet yapmaya başlamak
3 Doktor veya beslenme uzmanına danışmadan diyet değişiklikleri yapmak
4 Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken şeker hastalığı, yüksek tansiyon, sigara içimi gibi diğer sorunları ihmal etmek
5 Komşunun veya arkadaşın önerisi ile ilaç almak
6 İlacın bitmesi, muayeneye kısa bir zaman kalması gibi nedenlerle ilaç tedavisine kısa süreli bile olsa ara vermek
7 Kullanılan ilacın ismini hatırlamamak ve doktora giderken ilaç kutusunu yanına almamak.
Yüksek kolesterolün çok yaygın bir hastalık olması, kamuoyu ve medyanın da ilgisini çekmektedir. Gerek kamuoyunda gerek medyada, yüksek kolesterol konusu çok konuşulmakta ve bu konuda uzman olmayan kişilerin de fikirleri yansıtılmaktadır. Hastalar, yetkisiz ve bilgisiz kişiler tarafından eksik ve yanlış bilgilendirilebileceklerini unutmamalıdır.
1 Kolesterol düzeylerinizi kaydetmeyi alışkanlık haline getiriniz.
2 Türkiye’de, bilinçsiz ilaç kullanımı yaygın bir sorundur, kolesterol düşürücü ilaçlar, Türkiye’de yeni kabul edilebilir, bu nedenle yanlış ilaç kullanımından kaçınınız.
3 Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur gibi sağlık sigorta güvencesi olanlar, eğer hastalıklarını belirtir bir heyet raporu alırlarsa ilaçlarına hiçbir ücret ödemezler. Bu konuda, doktorları yardımcı olacaktır.
4 Bir seyahate giderken, sağlık karnenizi, heyet raporlarınızı, ilaçlarınızı yanınıza almayı unutmayınız.
5 İlaçlarınızı düzenli kullanın, kullanımını aksatmayın.
6 Doktora giderken, kendinize ait tüm tıbbi dökümanları (filmler, tahlil sonuçları, hastane dosyası, kullandığınız ilaçların kutusu) mutlaka yanınıza alınız.
7 İlaçlarınızın sadece ismine değil dozuna da bakınız, öğreniniz ve kaydediniz
Hangi doktora gideyim? Eğer yüksek kolesterolden başka bir sorununuz yoksa, Sağlık Ocağı hekimi, Aile hekimi, Dahiliye uzmanı, Endokrinoloji uzmanı veya Kalp-Damar hastalıkları uzmanına gidebilirsiniz. Yüksek kolesterolle birlikte kalbinizde de sorun varsa Kalp-Damar hastalıkları uzmanına gidiniz.
Doktor seçiminde en önemli nokta, sağlıklı hasta-hekim ilişkisinin sağlanmasıdır. Gerekli ilaç dışı tedavileri uygulamanıza ve ilaç tedavisine rağmen kolesterolünüz kontrol altına alınamazsa, yüksek kolesterol konusunda deneyimli olduğunu bildiğiniz veya öğrendiğiniz bir merkeze gidiniz.
İlaçlar kolesterol yüksekliğine yol açar mı? Evet. Bu nedenle bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılmalı ve gerekli durumlarda, ilaçlar doktor kontrolü altında kullanılmalıdır.
Yüksek kolesterol tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkisi var mıdır? Her ilaçta olduğu gibi, kolesterol düşürücü ilaçların da yan etkileri olabilir. İlaca bağlı yan etki düşünülen durumlarda, hasta en kısa sürede, doktoruna başvurmalıdır.
Yaşım 70, kolesterol düşürücü ilaç kullanabilir miyim? Evet, tabi doktorunuza danışmak koşulu ile.
Kolesterolüm yüksek, acaba çocuğum risk altında mı? Evet. Çocuğunuzun beslenme alışkanlığının sağlıklı olmasına dikkat edin.
Kolesterolüm ilaç kullanmama rağmen düşmüyor, ne yapmalıyım?
1. Sizde kolesterol yüksekliğine yol açan başka bir hastalık olabilir, bu araştırılmalıdır.
2. İlaç dışı tedavilerinizi ihmal ediyor olabilirsiniz.
İlaç kullanıyorum, kolesterolümü kaça düşürmeliyim? Hedef LDL-kolesterol düzeyi, hastada kalp ve damar hastalığının olup olmadığına göre değişir.
A. Kişide kalp ve damar hastalığı yoksa, LDL-kolesterol düzeyinin 130 mg/dl’nin altına düşürülmesi yeterlidir.
B. Kişide kalp ve damar hastalığı varsa, hedef LDL-kolesterol düzeyi 100 mg/dl’nin altı olmalıdır. Yani kalp krizi geçirmişseniz, koroner arter daralmasına bağlı göğüs ağrınız varsa, koroner damar ameliyatı geçirmişseniz, koroner arterler balon ile genişletilmişse, beyine, böbreğe, bacaklara giden damarlarda kolesterol birikimi varsa, hedef LDL-kolesterol düzeyi 100 mg/dl’nin altıdır.
Kolesterolümün yükselmesini önleyebilir miyim? Hastaların önemli bir kısmı kolesterol yükselmesini önleyebilir. Beslenme değişikliği yaparak, kilo vererek, egzersiz yaparak kolesterol yükselmesi önlenebilir.
Hangi sıklıkta kolesterol düzeyimi ölçtürmeliyim? Eğer kolesterol yüksekliği saptanmışsa bu süreye doktorunuzla birlikte karar vermeniz gerekir. Eğer kolesterolünüz normal sınırlarda ise beş yılda bir ölçtürmeniz yeterlidir. Ailede kolesterol yüksekliği varsa bu süre kısalabilir. Kolesterol ölçümü check up diye de isimlendirilen sağlık kontrolünün çok önemli bir parçasıdır. Check up incelemelerinde ilk yapılması gereken inceleme, kanda kolesterol düzeyi ölçümü olmalıdır.
Tuz ile kolesterol arasında bir ilişki var mı? Hayır. Kolesterol yüksekliği ve yüksek tansiyon kardiyovasküler hastalıklar için bir risk faktörüdür. Tuz, yüksek tansiyon ile yakından ilişkilidir.
Yazı dizimize yeni bölümleri hazırlamaktayız lütfen takipte kalın…
15 Ağustos 2006
Dörtnal ve süratli yaparlar , kişnerler , hayal gücümüzü ve kalplerimizi ele geçirirler. Gerçekten de atların insanlık tarihini değiştirecek pek çok şeyi diğer evcil hayvanlara göre daha fazla yaptıkları söylenir. Bir zamanlar kaşifleri yeni bölgelere ve orduları büyük fetihlere taşımışlardır. Şöhretli günleri geçmişte kalsa da bu toynaklı yaratıklar bizi büyülemeye devam ediyor ; öyle ki doğası gereği atlar kışkırtıcı ayrıntılarıyla kendilerini ispat ediyorlar. Çocukların , kendi boylarının on katı olan aygırların üzerine binerek hızla yarış yaptıkları , mongolya bozkırlarından tekerlekli sandalyeye mahkum insanların eyer üzerinde yeni bir özgürlük yakaladıkları yine atlardır. Atlara fısıldayanların sanatlarına göz attığımızda , usta binicilerin yumuşak dokunuşlarıyla , vahşi şahlanan bir atı heybetli bir gösteri sanatçısı olarak görürüz.
Günümüzde bildiğimiz at , “ equus coballus” diye bilinen oldukça farklı bir atadan evrimleşerek gelişmiştir. 50 milyon yıldan uzun bir süre önce küçük, Tilki boyutlarında meyve ve yapraklarla beslenen bir hayvan kuzey Amerika ormanlarına gitti. Vücudunun kavisli arka tarafı omuzdan sadece yaklaşık bir ayak yüksekliğindeydi. Uzun kuyruğu ile küçük , uzun burunlu başı , köpek benzeri bir hayvan görünümü veriyordu. Yumuşak ayakları ; her ayak parmağının ucundaki tırnak yerine gelişmiş küçük toynaklarının dışında bir köpeğinkine benziyordu. İlginçtir ki , modern atlarda bir ayak parmağı toynak haline gelmiş ve diğeri bacağın üst kısmında tümsek izi olarak kalmıştır. Bir asır önce fosil avcıları , bu yaratığın kemiklerini ilk keşfettiklerinde ona atın ilk görünüşü anlamına gelen “ eohippus” adını verdiler ve onun günümüzdeki ata öncülük eden evrimsel bir zincirin ilk halkası olduğuna inandılar. Gerçekten de birçok müze ve kitap , atların yavaş yavaş daha büyük hale geldiğini , çok tırnaklılardan modern toynaklılara doğru olan değişimini ve sert çayır otlarını öğütebilecek uzun dişleri kazanmasını gösteren sergi ve resimler sunarlar. Bugünlerde , araştırmacılarda atın evriminin daha detaylı bilgi ve resimleri mevcuttur ve ilk At’a daha az renkli bir isim vermişlerdir. Bugünün atlarının , o daha küçük atalarından geliştiği konusuna katılmakla beraber , gelişim yolunun daha farklı olduğunu düşünüyorlar. Diğer yandan, Paleontolojist’ ler atlarının atalarının boyutlarının değiştiğini gösteren fosiller açığa çıkarmışlardır. Yaklaşık bir milyon yıl önce , dünyanın etrafında düzlüklerde , geniş sürüler halinde dolaşan pony boyutlu hayvanlar mevcuttu. Muhtemelen bugünün vahşi atlarının davranışlarına benzer hareketleri vardı. Akıcı kuyruklarını sineklik ve işaret bayrağı olarak kullanıyorlar, havayı düşmanlarını veya yiyecek sezmek için kokluyorlardı. 10 000 yıldan daha kısa bir süre önce , bu at benzeri türlerin çoğunun nesli Mamut gibi diğer hayvanlarla birlikte tükenmiştir. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte , iklim koşulları yada avlanma olabileceği düşünülmektedir. Tek kurtulanlar Asya’daki atlar (Przewalski atları) ile birkaç çeşit zebra olmuştur. Kuzey Amerika da ise bu atlar tamamen silinmiştir.
1500’lü yıllarda İspanyol kaşiflerince Amerika’ya getirilmiş olan atların başıboş dolaşmaları fırsatı sağlanmış ve zaman içerisinde geniş sürüler üretilmiştir. Bugün bile on binlerce vahşi at Batı Amerika da dolaşmaktadır. Sürülerin kendi yerlerini yok etmelerini engellemek için Amerikan hükümeti her yıl yüzlercesini alıkoyar. Bazı at sahiplerine göre , vahşi doğmuş bir ata binme şansını yakalamak bir hayalin gerçekleşmesidir.
Atın en saygı duyulan ve büyüleyici hayvan dostlarımızdan biri olması , çok eski bir ilişkinin devamıdır…
15 Ağustos 2006
Gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız barkodlar, başta alışveriş kolaylığı sağlaması açısından oldukça güzel bir buluştur.Aldığınız iki ürünün barkodlarını karşılaştıracak olursanız tıpkı insan parmak izi gibi olduklarını fark edersiniz. Amaçlanan şey belli bir kategorideki ürünlerin çeşitlerini kolay ayırt etmektir. Ayrıca bu barkodları okumak için geliştirilen cihaza da hafıza özelliği ve fiyat çeşit ilişkisini kurabilecek bir donanım sağlanmıştır. Böylece herhangi yeni bir ürün piyasaya çıktığında barkodlaması sınıfına göre yapılarak diğer benzer ürünlerden ayırılır. Teknik özelliklerine bakacak olursak;Değişik kalınlıktaki dikey yan yana yerleşmiş çizgiler ve aralarındaki boşluklardan oluşan, verinin otomatik olarak ve hatasız bir biçimde barkod okuyucusu aracılığı ile hafızaya aktarılması için kullanılan bir yöntemdir.
Barkodlar ile stok kodu, seri numarası, personel kodu gibi bilgilerin gösterilmesi sağlanabilir. Bu bilgilerin bilgisayara klavye aracılığı ile girilmesi zaman alıcı ve yorucu olmaktadır. Ayrıca elle girilen bu 3 numara birbirlerine çok benzer ve karıştırılması doğaldır.Elle veri girişi bu yüzden hiç sağlıklı değildir. Bu hata oranını, minimuma indirmek ve zamanı etkili kullanabilmek açısından barkodlar oldukça kullanışlıdırlar.
Barkod, ürünün kodu veya ürün ile ilgili açıklamalar içermemelidir.Çünkü ürün çeşitlerinin kodu farklı olabilir fakat özellikleri aynı olabilir.Örneğin, iki şampuan düşünün ikiside yıkamak için ve kepeğe karşı etkili olsun. Eğer barkodda bu bilgiler yer alırsa yine karışıklık olma olasılığı artar.Bu yüzden barkod sadece o ürüne ait bir referans numarası içermelidir. Bu referans numarası bilgisayar tarafından algılanır ve ürüne ait detaylı bilgiler bilgisayarda tutulur. Daha sonra bu referans numarası kullanılarak o ürüne ait bilgilere erişilir.İstenirse yeni özellik girişi de söz konusudur.
Örneğin; bir markette ürünün üzerinde bulunan barkod çizgileri ürünün fiyatı ve ürünün detayı hakkında bilgi içermez. O bir referans numarasıdır. Ürün, marketin bilgisayarına bu referans numarası ile tanıtılmıştır. Ürünle ilgili fiyat ve diğer bilgiler marketin bilgisayarına girilmiştir. Ürüne ait bilgi istendiğinde referans numarası bilgisayara gönderilir. Bilgisayarda ürün hakkındaki detaylı bilgiyi gönderir. Bu yöntemde ürünün fiyatı değiştiğinde sadece bilgisayardaki fiyatı değiştirmek yeterli olacaktır. Sadece fiyat değil az önce açıkladığımız gibi ürünün bir üst versiyonuda farklı referans numarası verilerek bilgisayara tanıtılabilir.
Barkod, barkod alfabesi (barcode symbology) kullanılarak oluşturulurlar. Barkod içerdiği çizgi ve boşlukların neye göre basılacağını belirleyen kurallara göre basılmaktadır. Barkodlar tek haneli rakamları, alfabedeki bütün karakterleri ve bazı özel karakterleri (*, -, / vb.) içerebilirler. Çok çeşitli barkod alfabeleri mevcuttur. Bu alfabelerden bazıları sadece rakamları içerirken bazılarıda hem rakamları hem de özel karakterleri içerirler. Buna göre değişik barkod standartları ortaya çıkmaktadır. Bugün dünyada kullanılan bir çok barkod çeşidi bulunmaktadır. Burada önemli olan ürün çeşitliliğidir. Barkod sayısı ile ürün çeşit sayısı doğru orantılıdır. Küçük işletmelerde ürünsayısına bağlı olarak tek sayılı barkod, yada sadece alfabetik barkod kullanılırken, çoklu ürün seçeneği sunan mağaza ve marketlerde sayı, harf ve özel karakterlerinin kombinasyonlarından oluşan referans numaraları kullanılır.
12 Ağustos 2006
Merhaba internetin araştırma yaparken yaşlanan kullanıcıları…! Gördük ki internette aradığımız şeylerin tanımlarına ulaşmakta bi sıkıntı bulunmakta. Uzun ve çetrefilli bir araştırmadan sonra elde edebildiğiniz tanımlarda sizi pek tatmin edememektedir. Kısa öz, sitelerine ziyaretçi çekebilmek için o nedir, bu nedir gibi kelimeleri yerleştiren tasarımcılar yüzünden normalde maximum iki dakika sürmesi gereken araştırma, bazen saatlerimizi almaktadır. Bizim amacımız aradığınız şeyler için bir nevi türk internet araştırma üssü olmaktır. Şimdiden ilginize teşekkürü bir borç biliriz….
9 Ağustos 2006